Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Adana’da Kadınlar Şiddete, Savaşa ve Yoksulluğa Karşı Yürüdüler

A+ | A-

Adana Kadın Platformu; Şiddet, Savaş ve Yoksulluk Değil; Eşitlik, Barış Ve Özgürlük İstiyoruz!

Adana Kadın Platformu bileşenleri 5 Ocak Meydanında toplandıktan sonra İnönü Parkına yürüyüş gerçekleştirdiler.

İnönü Parkında yapılan basın açıklamasına HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları’da katıldı.

Adana Kadın Platformu adına basın açıklamasını Avukat Sevil Aracı Bek okudu.

Aracı; “1960 yılı 25 Kasım’ında Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulundu. Bunlar Mirabel kız kardeşlerdi. Mirabel kız kardeşler ülkelerinde diktatörlüğe karşı özgürlük mücadelesi verdikleri için gizli polis tarafından kaçırılarak tecavüze uğrayıp öldürüldüler. 1981 yılında Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi” dedi.

Adana Kadın Platformu adına Aracı konuşmasına şu şekilde devam etti;

Aradan geçen 61 yıla rağmen dünyada ve Türkiye’de kadınlar şiddet görmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletlerin raporlarına göre dünyada her gün 137 kadın öldürülüyor. Türkiye’de 2021 yılı içerisinde 353 kadın katledildi. LGBTİ+’lara yönelik şiddet ve nefret cinayetleri de tüm ağırlığı ile devam ediyor.

AKP’nin yıllardır sistematik olarak gerçekleştirdiği kadın düşmanı söylemler ve politikalar hız kesmek bilmiyor. Öyle ki AKP Sözcüsü Ömer Çelik, kadına yönelik şiddetle mücadelenin bir politik ve toplumsal tartışma alanı olmadığını söylerken Cumhurbaşkanı hâlâ İstanbul Sözleşmesi’ni savunmayı sapkın bir ideolojinin ürünü olarak ifade edebiliyor. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, “Bakanlığımız yargı süreçlerinin daha etkin yürütülmesi için faaliyetlerini sürdürmektedir… Özellikle kadınlara yönelik huzur ve sükun bozucu ya da taciz niteliğindeki ısrarlı takip fiillerinin ayrıca daha ağır cezalandırılmasına ilişkin yeni bir suç ihdası da çalışma başlıklarımız arasındadır” derken herhalde Türkiye’nin imzasını çektiği İstanbul Sözleşmesi’nde tüm bu hakların düzenlenmiş olduğunu unuttuğumuzu sanıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, kadınların kağıt üstündeki en küçük haklarının dahi ortadan kaldırılması için iktidar adeta bir savaş ilan etmiş durumda. 6284 sayılı yasa uygulanmıyor, hatta yasanın sağladığı haklar kısıtlanmaya çalışılıyor. Öte yandan her ay onlarca kadın korunmadığı için öldürülürken, kadınlar artık 6284’ten türlü zorluklarla yararlanamıyorken, uzaklaştırma kararları şiddet faili erkeklere verilmiyorken, Boğaziçi Üniversitesi’nin Kayyum Rektörü Naci İnci ve ona benzer kimi erkeklerin yasayı esneterek 6284’ten kararlar çıkardığını görüyoruz.

Kadınlar yargı önünde eşit değil, canını kurtarmaya çalışırken ölüme neden olan kadınlar çok ağır cezalara çarptırılıyor, meşru müdafaa hakkı tanınmıyor. Kadın katilleri ise her türlü indirim ile adeta ödüllendiriliyor. Kadın katillerine “Takım elbise giydi, kravat taktı” diye yapılan iyi hal, ya da “Beyaz tayt giydi, cilveli saat sordu” diye yapılan haksız tahrik indirimleri, canlarını kurtarabilen kadınlara kolay kolay uygulanmıyor. Daha geçen gün Ankara’da Filiz Yıldırım, çocuklarının önünde boğazını sıkarak onu öldürmeye çalışan eski kocasının elini ısırdığı için yargılandı. Çilem Doğan’ın 15 yıl hapis cezası onaylanarak kendisine “Hayatına neden sahip çıktın” denildi. Adalet yok, hukuk yok, başvurup cevap alabilmemiz, destek bulabilmemiz gereken devlet kurumlarının kapısı yüzümüze çarpıyor. İktidarın kadınların haklarını her gün tırpanlayan hamleleriyle şiddet pervasızlaşıyor, vahşileşiyor.

Bu yıl 25 Kasımı ağır bir ekonomik çöküşün ortasında, yoksulluk ve işsizliğin alabildiğine arttığı bir dönemde karşılıyoruz. En temel ihtiyaç maddelerine her gün zam gelirken geçinebilmek imkansızlaşıyor. Evdeki şiddet, sokaktaki şiddetle, işyerindeki şiddet, siyasetteki şiddetle adeta yarışıyor.

BİZ KADINLAR BİR KEZ DAHA DİYORUZ Kİ:

Şiddet, taciz, tecavüz ve cinayetlerin önlenmesi için kamusal önlemler alınmalı, bu suçlara verilen cezalar ağırlaştırılmalı; tecavüze uğrayan kadınların “psikolojisinin bozulup bozulmadığını” araştırmak, haksız tahrik ve zamanaşımı gibi cezalandırmayı engelleyici hükümler uygulanmamalı, meşru müdafaa hakkı tanınmalı, polis, savcı, hâkim ve diğer devlet görevlilerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlayacak yaptırımlar geliştirilmeli, yargıda eşitlik ve adalet sağlanmalıdır.

Tacize, tecavüze ve her türlü şiddete uğrayan kadınlar için kadınların yönetiminde kadın danışma merkezleri ve kadın sığınma evleri açılmalı, bağımsız konut edinme gibi olanaklar sunulmalıdır.

Şiddete uğrayan kadını korumak ve şiddeti ortadan kaldırmak öncelikle devletin sorumluluğundadır. İstanbul Sözleşmesi yeniden imzalanmalı, sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmeli, acil tedbirler alınmalıdır. Şiddete karşı bütünlüklü yasaların çıkarılabilmesi için, kadınların taleplerine kulak verilmelidir.

Medyanın kadına yönelik cinsel ve fiziksel şiddeti kışkırtan erkek egemen diline karşı hukuki yaptırımlar uygulanmalıdır.

Okullarda cinsiyet eğitimi müfredata alınmalı, kitaplardaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren dil terk edilmelidir.

Kadınları mağdur eden, şiddeti derinleştiren savaş politikalarına son verilmelidir.

Kürt sorununun adil, siyasi ve barışçıl çözümü sağlanmalıdır, Kürt halkının siyasi temsilcilerine yönelik operasyonlar durdurulmalı, TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan’a verilen 30 yıl hapis cezası gibi haksız cezalar kaldırılmalı, başta kadınlar, sendikacılar, seçilmiş Kürt siyasetçiler, akademisyenler, insan hakları ve barış savunucuları olmak üzere tüm siyasi tutuklular serbest bırakılmalıdır.

İsteyen her kadına iş sağlanmalı, tüm iş yerlerine kreş açılmalıdır.

Kadının ev içi emeği görünür kılınmalı; çalışan – çalışmayan her kadına ve herkese sosyal güvence ve emeklilik hakkı sağlanmalı; sağlık hizmetlerine ulaşımda kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.

İşyerinde kadına yönelik şiddet ve cinsel tacizle mücadeleyi amaçlayan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 Sayılı Sözleşmesi onaylanmalı ve hayata geçirilmelidir.

Ekmeğin küçüldüğü, şiddetin büyüdüğü bu düzeni kabul etmiyor ‘artık yeter’ diyoruz. Güvenceli iş, insanca yaşanacak ücret, şiddetsiz bir yaşam talebiyle Mirabel kardeşlerden ve birlikteliğimizden aldığımız güçle alanlardayız. Tüm kadınları şiddetin, yoksulluğun, işsizliğin, eşitsizliğin karşısında taraf olmaya, evlerden sokaklara, işyerlerinden okullara bulunduğumuz her alanda mücadele etmeye çağırıyoruz.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!

EŞİTLİK, BARIŞ, ÖZGÜRLÜK!

25 Kasım 2021

ADANA KADIN PLATFORMU