“Mevlana’nın elinde tahammül

Elvan çeşidinde yaşantının

Mesnevînin ilk hali

İlk tütünü belki de uyuşkanlığın

Alaycı takmayan bir gülüş Hoca Nasettin'den

Ufalanan zulmüne zalimin

Halk dîvanı Yunus dilinde

İniltisi aşkların yâr diye diye...

Bir eski zaman eşkiyası

Yalnız...”

(Enver Enli. Bir Sevda Destanı)

Çocukluğumda asfaltın henüz girmediği dar sokak aralarında “Destancı”lar gezerdi. Trafik kazasında bir ailenin yok oluşu ya da genç yaşta amansız hastalığa yakalanan bir çocuğun yaşam öyküsü gibi trajedileri süsleyip –püsleyip ağıt-türkü formatında okurlardı. O sırada evde olan kadınlar, erkekler, çocuklar Destancı’yı sesinden tanır hemen dışarı çıkar dinlerlerdi. Destan bitince yaşlı gözlerle 5-10 kuruş verip tek sayfaya dökülmüş “destan”ı satın alırlardı. Velhasıl o dönemde tanımadığımız insanlar için gözyaşı dökerdik. Sonra büyüdük Destancı’nın anlattıkları trajedilerin münferit olmadığını, tarihimizin katliamlar tarihi olduğunu, bu coğrafyada zulümle direnişin başat geliştiğini anladık. Sonra da kâh politik dille kâh sanatın kadife sesiyle bu “destanları“ betimlemeye ve “coğafyanın kaderini“ değiştirmeye çalıştık. Ağır bedeller ödediğimiz bu süreçte yeni yeni destanlar da yazıldı.

İşte zindanın ve sürgünün rahle-i tedrisinden geçmiş bir 78’li olan şair ve fotoğrafçı Enver Enli de yeni yayınlanan kitabı “Bir Sevda Destanı“ ile bize bunları anımsatıyor, çağrıştırıyor, sorgulatıyor.

“Çileliydi zindan yolu

Görüş günleri

En sabırsız bekleyiş

Mektuplar en güzel sevi sözleri

Ateş gibi

Mektuplar en güzel yoldaş ezgisi

Bezek bezek

Yarın utkusuna dair

Ve sevdaya dair…“

Redfotoğraf Grubu ile Görülmüştür Kolektifi’nin ortaklaşa hazırladığı birçok toplumsal projede birlikte çalıştığımız “Enver Enli kimdir?“ sorusuna kısa bir yanıt vereyim:

Enver Enli Çukurovada başlamış özgürlük koşusuna. İnatla büyütmüş, korumuş yüreğindeki sevda korunu. Bireysel başkaldırının yetmeyeceğini anlayıp, o zor zamanlarda, 70’li yıllarda toplumsal / kolektif mücadeleye katılmış, tutsak düşmüş, kaçak yaşamış, yeraltı hayatını tanımış, 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra zorunlu sürgün olmuş. O gün bu gündür mülteci. Ama sürgün hayatına da bir anlam katmayı başarmış Enli. Gün olmuş mısra ile gün olmuş fotoğraf ile dışa vurmuş “sakıncalı” imgelerini. Doğup büyüdüğü coğrafyanın kederini işlemiş ak kâğıda.

« Çukurova!...

Gergefti gergin ipeğin şavkında

İşlenmeyi bekleyen

Kardeşliğin ülküsüne dair

Desenlere gebeydi bereketin ocağı

Hüküm giymek!

Bir hiçti...

Bir nakış,

Emeğin bağrında onurla anılan... »

Yol, Yolculuk, Sürgün, Zindan, Emek, Kavga ve Sevda Enver Enli‘de anahtar sözcükler.  Ama onun dizelerinde – fotoğraflarında “umut ” da sık sık başını kaldırıp ses veriyor giz geçitlerinden.

“Ve bir gel-geç mekânın

Sefil talebe katının ürkek hürmeti pay edildi

Kıt lokması

Demlendikçe şenelen şarap kıvamında

Vuruldu ha vuruldu bam teline bağlamanın

Acılar işledi iliğine

Yamurlar izlendi perdesiz camların tozlu yanında...”

Sonuç itibariyle bu şiirleri destan formatında bize sunduğu için teşekkür ediyorum Enver‘e.  Ve kitaptan tadımlık bir parça aktarıp bitiriyorum diyeceklerimi:

“Ve koyaklarında umutsuz sevdaların

Bir yanık kaval sesi

Meleşmelerin yangınında serinleten ezgi

Ve sevda destanlarının kavuşma türküsü…”

Künye: Enver Enli, Bir Sevda Destanı, Ceren yayınları, İstanbul, Mart 2022.

Editör: TE Bilisim