Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz aldı. Türkiye’de kanunların sermayedarların talepleri doğrultusunda hazırlandığını, halkın taleplerinin ise ancak bedeller ödenerek meclise gelebileceğini ifade eden Kenanoğlu, “Bunların en önemlisi de EYT’dir” dedi.

 HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU ,Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine HDP Grubu adına yapmış olduğu konuşmasında şu ifadelere yer verdi.


Tabii, öncelikle, bu yasa teklifi neyi kapsıyor, ne götürüyor, ne getiriyor diye bir baktığımız zaman, 8 farklı kanunda değişiklik öneren bir torba yasa. Artık alıştık bu tür yasalara yani bir AKP klasiği olarak. Burada da Kooperatifler Kanunu, Serbest Bölgeler Kanunu, Odalar ve Borsalar Kanunu, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu, Esnaf ve Sanâtkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu, Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, Gümrük Personeli ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname üzerine değişiklikler öngörüyor. Tabii, çok temel, çok esaslı birtakım değişiklikler söz konusu değil, bunu da belirtmek lazım. Kimi düzenlemeler var, kimi uyum yasaları var bunları içeriyor ama bunların dışında bir bütün olarak şu an işte seçim sürecine resmen girilmese de fiilen seçim sürecine girilen bir dönemde Meclisin önceliklerinin bunlar mı olması gerekiyor, bunu tabii ki düşünmek gerekiyor ya da sorgulamak gerekiyor. Şimdi, biz bütünüyle bu Komisyonda, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ki teknik bir Komisyon ve ülkenin hem sanayi hem ticaret alanındaki birçok kanunun düzenlemesinin yapıldığı Komisyon. bu Komisyondaki yapılan kanunlara baktığımız zaman, genel alışkanlık sermaye sahiplerinin, sermayedarların siparişleri üzerine oluşturulan kanunlarla karşı karşıya kaldık ve bir bütün olarak, milletvekilliği ya da Komisyon faaliyetimiz alanındaki muhatap olduğumuz kanunlar böyle oldu. şimdi, bu kanun da böyle bir şey, sonuçta “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği” şeklinde geçiyor ama bir bütün olarak işverenlerin neye ihtiyacı varsa son anda onlarla ilgili düzenlemeler getiriyor ve bu düzenlemelerin çıkarılması isteniyor. Bazen şuna da tanık olduk: Tabii, yani aslında bu kanunların yeni yönetim sisteminde milletvekilleri tarafından yapıldığını iddia ediyorlar ama milletvekilleri sadece imzacısı olarak gözüküyor. Çoğu zaman bu sermaye şirketleri kendileri yapıyorlar bu kanunları; yazıyorlar, Bakanlığa veriyorlar; işte Bakanlık onu teknik dile ve benzeri şeye çeviriyor ve ondan sonra milletvekillerinin imzasına açılıyor ve bizim karşımıza geliyor. Yani usul, yöntem bu şekilde işliyor ve esasında Meclis, bir noter görevi dışında başka bir şey yapmıyor.


Şimdi, burada halkın, vatandaşın, emekçinin, onların istediği kanunlar nasıl geliyor? Onların istediği kanunlar, böyle komisyonların ya da milletvekillerinin isteğiyle gelmiyor; gelecekse eğer, bir mücadeleyle, ödenen bedellerle, yapılan direnişlerle geliyor ki işte bunların en önemlisi de EYT’dir. Bugün duyduk yani haberlere yansıdı, AKP grubu imzaya açmış, milletvekilleri imzalıyor, herhâlde imza süreci de bir on beş-yirmi gün sürer, öyle gözüküyor gidişat. Çünkü marttan önce maaş vermek istemiyorlar, buradan kaynaklı olarak da böyle bir yayma süreci içerisinde… Baskılar gelince ilgili muhataplardan çünkü onlara “Bir kanun çıkacak.” denildi. Yani kendileri bir mücadele verdiler. Yani bu EYT kanununu buraya getirecek olan hiçbir şekilde iktidar değildir, tümüyle EYT mağdurlarıdır, onların mücadelesi sonucunda bu kanun gelecek. Ama şu anda bir oyalama sürecine girilince tekrar bastırdılar, tekrar gündem oluşturdular ve bugün o baskıyı durdurmak için bir açıklama yapıldı ve “İmzaya açıldı.” denildi; bakalım kaç günde imza tamamlanacak ve buraya ne zaman gelecek?


Şimdi, bunlardan, buradan, bu örnekten de gördüğümüz gibi; emekçiler, çevreciler; doğasını, yaşamını savunanlar bir bütün olarak kendileriyle ilgili; doğayla, yaşamla, emekleriyle ilgili bir kanun getirmek istiyorlarsa buraya bunun için muazzam bir mücadele vermek zorunda kalıyorlar, muazzam bedeller ödemek zorunda kalıyorlar; her birisi neredeyse terörist ilan edilip terörist muamelesi görmek durumunda kalıyor ki ancak ve ancak sesleri duyulabilsin ve o kanunlar buralara gelebilsin. Ama dediğim gibi, işverenler, büyük sermayedarlar sipariş ediyor, hatta kanunları yazıyorlar; veriyorlar bakanlığa, bakanlık düzenleyip komisyona gönderiyor, milletvekilleri imzalıyor ve geliyor o şekilde. O anlamıyla, bütün bu kanunların yapım sürecinde biz halkın, doğrudan muhatapların bu işlerin dışında tutulduğunu gördük. Bu kanun yapılırken de Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu çağırılanlar arasında olmamasına rağmen son anda Komisyona gelmişti ama onların bağlı kuruluşları, federasyonlar, tüketiciler, tüketici dernekleri, işte, bu konuyla ilgili muhatap olan kurumların, kuruluşların hiçbiri ne görüş bildirebildiler ne de onlardan bu kanun düzenlemesiyle ilgili ne olması gerektiği konusunda görüş alındı. Bunları yapılmadı çünkü sipariş bunun üzerine değildi, verilen sipariş başka türlüydü.


Tabii, bu kanun teklifinde bir de Kooperatifler Kanunu var ve Kooperatifler Kanunu da AKP iktidarı döneminde yani 2002’den bu tarafa 9 kez değiştirilmiş. Şimdi, Kooperatifler Kanunu aslında bir bütün olarak, başından sonuna kadar yeniden ele alınması gereken bir kanun. Bizim HDP Grubu olarak -ilgili arkadaşlarımızın- bu konuda, Kooperatifler Kanunu konusunda verilmiş kanun teklifimiz de var çünkü Kooperatifler Kanunu birçok yasaya tabi, birçok bakanlığa tabi ve aslında Türkiye’de önü açılması gereken, desteklenmesi gereken kooperatifçilik, derli toplu bir yasaya sahip olmadığı için birçok kanunun içerisinden Kooperatifler Kanunu’na atıf olduğu için oldukça zorluk çekiliyor ve sıkıntılar yaşanıyor ama bizim, kooperatifçiliğin önünü açmak açısından, bu dayanışma ruhu içerisindeki üretimi ve tüketiciye doğrudan ulaştırma imkânını sağlayan kooperatiflerin gelişmesini sağlamak için yeni bir kooperatifler kanununu çalışmamız gerekiyor. Bu konuda, dediğim gibi, teklifimiz de mevcuttur.


Değerli arkadaşlar, tabii, halkın gündemi başka ancak Meclisin gündemi başka. Dediğim gibi, halkın gündeminin Meclisin gündemi olabilmesi açısından bir hayli uğraş vermeleri gerekiyor, emek vermeleri gerekiyor ki Meclisin gündemine girebilsinler.
Şimdi, biz geçtiğimiz zamanlarda, daha doğrusu yakın zamanda limanlarla ilgili bir kanun geçirdik burada; limanların kiralama sözleşme sürelerinin kırk dokuz yıllığına uzatılması. Ama bir taraftan bu limanlar büyük sermayedarlara, büyük şirketlere, Katar firmalarına ve benzerlerine peşkeş çekilirken diğer taraftan da limanlarda çalışan emekçilerin, işçilerin de bir sefaret içerisinde, kölelik koşullarında yaşadığını gördük.


“Limanların işletmelerinin kiraya verilmesi” derken… Şimdi, biz geçtiğimiz haftalarda 2 gezi düzenledik Komisyon olarak; bir İspanya, bir de Hollanda gezisi. Burada 2 önemli limanı ziyaret ettik; biri Barcelona Limanı, biri de Rotterdam Limanı. Bu 2 liman dünya genelinde işlem hacmi, kapasitesi oldukça yüksek olan limanlar ama orada gördük ki bu limanlar devlet tarafından işletiliyor yani onlar o limanları kiraya vermemişler. Belli birimlerinde, konteyner alanlarında ve benzeri yerlerde özel şirketler var ama liman bir bütün olarak devlet tarafından işletiliyor. Demek ki bu iş böyle sadece özel şirketlere verildiği zaman gelişmiyor yani devlet kontrolünde disiplinli bir şekilde yürütülmesi de limanların -söylendiğinin, iddianın aksine- onların gelişimini engelleyen bir unsur olarak durmuyor.


Şimdi, tabii, bizim ülkemizde ne durumda liman işçileri? Şimdi, iki hafta önce Mersin Limanı’nda 2 taşeron firma bünyesinde çalışan 200 işçi koşullarının iyileştirilmesi talebiyle iş bıraktılar. Burada çalışan işçilerin sabit bir ücreti yok, hafta tatillerinde, yıllık izinlerinde ve çalışmadıkları herhangi bir günde ücret alamıyorlar. O yüzden, maaşlarının asgari ücret artı prim olması, tamamının banka üzerinden ödenmesi… Yani talebe bakar mısınız? Maaşlarının banka üzerinden ödenmesini talep ediyorlar. Niye? Çünkü eksik ücret ödeniyor ya da eksik sigorta gösteriliyor ve benzeri, o işçinin emeği üzerinden kaçakçılık yapılıyor yani. Bunları talep ediyorlar. Hafta tatillerinde, yıllık izinlerinde ücret kesintisi olmamasını talep ediyorlar. İşçiler konteyner bazında çalışıyorlar, konteyner yoksa para da kazanamıyorlar; bazen tam tersi oluyor, günde on altı saat de çalıştıkları oluyor. İşçiler sekiz saatlik yasal çalışma süresinin güvenceye alınmasını, asgari ücret, maaş artı prim verilmesini, maaşların bankaya yatmasını, ücretli izin hakkının tanınmasını talep ediyorlar. On yıldır bu şekilde çalışan işçiler, izin gününde ücret verilmediği ancak sigortaları ödendiği için 20 lira sigorta parası kesildiğini de ifade ediyorlar çünkü burada görüyoruz ki işçiler kölelik koşulları içerisinde çalıştırılıyor.
Tabii, sadece limanlarda mı böyle? Şu ana kadar hak arama mücadelesine devam eden onlarca grev, direniş ve eylem var. Örneğin, Şanlıurfa TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonunda NAKLİYAT-İŞ Sendikasına üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan işçiler 1.514’üncü direniş günündeler. Eskişehir’de bulunan Atışkan Alçıda Kristal-İş Sendikasında örgütlenen işçiler toplu iş sözleşmesi süresince anlaşmaya varılmaması üzerine başladıkları grevin 193’üncü gününde, Zonguldak Çaycuma ilçesinde faaliyet gösteren Nersoy Tekstilde Öz İplik-İş Sendikasına üye oldukları için işten çıkartılan 25 işçinin fabrika önündeki direnişinin 146’ncı günü, aylar önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hakları gasp edilerek işten çıkartılan işçilere haklarının ödendiği sözü verilmesine rağmen ödenmeyen haklar için başladıkları eylemin 73’üncü günündeler. Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Turkuaz Tekstilde sendikalaştığı için işten atılan Öz İplik-İş üyesi işçinin fabrika önündeki başlattığı direnişin 37’nci gününde, Kocaeli’nde KARTONSAN Fabrikası patronunun TİS görüşmelerini tıkaması üzerine Selüloz-İş örgütlü işçilerin grevi 29’uncu gününde, yine Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Barutçu Tekstildeki 4 işçinin işten çıkarılması üzerine eylem sürüyor. İzmir Kınık’taki Özyeğin-FİBA Holdingin ortağı olduğu Polyak Madencilik tarafından hakkında 4 tutanak tutularak işten çıkarılan Erdoğan Çapaklı 52’nci gününde işe iadesinin eylemini sürdürüyor. Ağaç AŞ’de işkenceye ve işten atılmaya karşı Bilal Atan direnişinin 37’nci gününde direnişini sürdürüyor. Bursa’da bulunan ÇİMTAŞ fabrikasında on yıllık işten tazminatsız bir şekilde çıkarılan Göksel Kaya direnişinin 15’inci gününde, Esenyurt LC Waikiki’de depo işçilerinin direnişinin 7’nci gününde.


Trendyol çalışanları yeniden iş bırakma eylemi yapmak zorunda kaldılar. Bütün bu olanlar aslında işçilerin, emekçilerin durumlarını ortaya koyuyor. Bir Komisyon üyesi arkadaşımız bana takıldı “Bu sermayedarların yasasında mı konuşacaksın?” diye. Ben de dedim ki: “Ya, ben, işçilerin, emekçilerin sorunlarını konuşacağım.” Yani burada konuşsam da bizim gündemimiz tabii ki işçilerden, emekçilerden yana oluyor.

TEKZİP METNİ TEKZİP METNİ


Şüphesiz bununla birlikte, sermaye sahibi, üretimde bulunan işverenlerimizin de sorunları, sıkıntıları var; onlara da değiniyoruz, onları da dile getiriyoruz ve buradan onları da söylüyoruz ki bu konuşmamda onları da ifade edeceğim ayrıca çünkü mesele sadece emekçilerle ilgili değil, bir bütün olarak hem üretimin yapılması ve burada kazanılırken o üretim esnasında, emekçinin faktörünün göz ardı edilmemesi, onun emeğinin göz ardı edilmemesi ve böylelikle ülkenin bir bütün olarak kalkınması. Hani, biz “büyüme” tabirinden çok “kalkınma”yı kullanıyoruz.


Tabii, buradan baktığınız zaman, sanayicilerin, işverenlerin sıkıntıları nedir? Esasında, enerji fiyatlarının yüksekliği, işçi maliyetlerinin yüksekliği, vergilerinin yüksekliği, taşıma-lojistik maliyetlerinin yüksekliği, faiz oranlarının yüksekliği ve krediye ulaşımdaki sorunlar, maliyetlerdeki yükseklikler gibi çok ciddi sorunlarla sanayiciler de karşı karşıyalar. Bunların başında da tabii ki fiyat belirleme sıkıntısı yaşanıyor yani istikrarlı bir ekonominin olmayışı, kurdaki istikrarsızlık gibi birtakım faktörler sanayicinin ürününe fiyat belirlemesi gibi sıkıntılara da yol açıyor. Dediğim gibi, HDP olarak sanayicinin de, üreticinin de emekçiyle birlikte, onun emeğiyle birlikte kazanmasından yana ve üretimin desteklenmesinden yana bir tavır sergilediğimizi ifade etmek isterim.
Şimdi, tabii, ülkede durum buyken iktidarın resmî rakamlarına baktığımız zaman ne oluyor? Oradaki çarpıklık da şu şekilde: Yani bir ülkede bir enflasyon varsa bütün rakamların bu enflasyona göre ayarlanması gerekiyor ama bir bakıyorsunuz; işte, devletin resmî kurumu enflasyonu 64,20 olarak açıklıyor ama devlet kendisinin vermiş olduğu hizmetlerin oranını yüzde 122,93’e çıkartıyor yani zammını. Yeniden güncelleme oranı dediğimiz kendi artışlarını yüzde 123’e çıkartıyor. Yani o zaman ya o yüzde 64 rakamı sahte ya da siz halkı dolandırıyorsunuz. Ve enflasyon yüzde 64 olduğu hâlde siz yüzde 123’le fiyatları güncelleyerek insanları soyuyorsunuz ya da bu, bunun ikisinden başka bir şey yok. Ortada bir yanlışlık olduğu kesin ama hangisi yanlış, tabii bunu vatandaş iyi biliyor. Esasında enflasyonun güncellenen rakamların çok daha üzerinde olduğunu biliyor ama siz işte yine emekçiden, memurdan, işçiden, onların maaş artışlarından, zam artışlarından kesebilmek için enflasyonu da düşük gösterip emekçinin hakkını gasbediyorsunuz.


Değerli arkadaşlar, şimdi bu yasada bir de perakende ticaret düzenlemesi var. Bu perakende ticaret düzenlemesinde esasında bir AVM’ler, zincir marketler ve benzeri konular ele alınıyor, bunlarla ilgili çeşitli düzenlemeler var ama daha önce taslak olarak Komisyona getirilen ve bizim de bu kürsüde defalarca söylediğimiz birtakım düzenlemeler yok. Örneğin daha önce 2021 Şubat ayında Komisyona bir taslak getirilmişti, burada perakende zincir marketlerin üreticiye karşı tazmin yükümlülüğü vardı, şimdi bu yok yani bunda çıkartılmış bu. Niye çıkartıldı, neden çıkartıldı, bunu anlamak mümkün değil. Yani birileri müdahale etmiş ve çıkartmış. Dedim ya sipariş üzerine yasa hazırlanıyor.


Zincir marketler raf alanlarının en az yüzde 1’ini coğrafi işaretli ürünlere yani yöresel ürünlere ayıracaktı yine önceki teklifte; bu da çıkartılmış. Yani esasında biz yerelin desteklenmesini önemsemiyor muyuz yani yerelde üretilen ürünlerin satışı önemli değil mi? Bunların pazara ulaşması önemli değil mi? Yani o anlamıyla bu zincir marketlerde rafının yüzde 1’inin coğrafi işaretli ürünlere ayrılması önerisi vardı; bu kanunda bu da yok, o da çıkartılmış. Daha önceki taslakta yine, zincir marketlerde mobilya, telefon, elektronik, beyaz eşya, inşaat malzemeleri satılmayacaktı; o da yok bunda. Çünkü zincir marketler öyle bir hâl aldı ki yani ne ararsanız hepsi orada var dolayısıyla “küçük esnaf” dediğimiz, işte, “bakkal” dediğimiz insanların, o esnafların ayakta durma imkânları yok çünkü kırtasiye ihtiyacınızı da gidiyorsunuz zincir marketlerden karşılıyorsunuz, hırdavat, efendime söyleyeyim, mobilya, elektronik eşya neye ihtiyacınız varsa zincir marketlerde buluyorsunuz. Bunların yasaklanması gerekiyor, eğer o gıda sektöründeyse gıda ürünlerini satacak, mobilya sektöründeyse mobilya ürünlerini satması gerekiyor. Ancak bu zincir marketlere her türlü şey satışı konulduğu için esnaf da ciddi sıkıntı çekiyor, insanların da kolayına geliyor “Markete girdim, her şeyi oradan aldım, çıktım.” yapıyorlar ama bu tabii, sistemin yürümesinde, esnafın korunmasında, bakkalın korunmasında, küçük esnafın korunmasında onların aleyhine bir durum oluşturuyor. Bu anlamıyla düzenleme yapılması gerekiyorsa mutlaka bu alanlarda yapılması gerekiyor. Yine, 4’üncüsü, zincir marketler pazar günleri saat 11’de açılacaktı önceki taslağa göre burada bu da yok. Bakıyorsunuz, işte, AVM’ler, zincir marketler günün her saati açıklar ve her gün açıklar. Şimdi, bu olmaz yani bunun uluslararası uygulamalarına, Avrupa’daki uygulamalarına baktığın zaman işte, esnafı koruyan, bakkalı koruyan bir tarafı olması gerekiyor, bütünüyle bu işi zincir marketlere ve AVM’lere havale etmemek lazım, küçük esnafı koruyan birtakım tedbirler alınması gerekiyor. Belli saatlerde açılması lazım, haftada bir kapalı olması gerekiyor buraların ama bütün bunlar da bu tekliften çıkarılmış, bu teklifte yok.


Taslakta belediyelerin tedarik ve dağıtım kooperatiflerine ortak olabilmesi sağlanıyordu, önceki, Şubat 2022’deki taslakta, bu kanun teklifinde bu da çıkarılmış. Bu da tabii, kooperatiflerle birlikte çalışan kimi üretici kooperatiflerin belediyeler aracılığıyla kimi üretimlerinin pazara sürülmesi ve bu anlamıyla müşteri bulmasının kolaylaştırılmasının da önüne geçilmiş oluyor yani iyi bir uygulama değil dolayısıyla burada, gelen teklifte küçük esnafı koruyan hiçbir şey, düzenleme yok. Kaldı ki bizim AVM’lerle ilgili söylediklerimiz vardı, AVM’ler bir taraftan da -işte, enerji tasarrufundan bahsediyoruz- ciddi enerji sömüren alanlar, ülkenin ürettiği elektriğin önemli bir kısmı bu AVM’lerde tüketiliyor ve AVM’ler hakikaten Türkiye’de düzenlenmesi gereken ve bu kadar başıboş ve bu kadar mantar gibi çok olmaması gereken yerler. İşte, Avrupa ülkelerine gittiğimizde biz de oralarda AVM’leri, alışveriş yerlerini geziyoruz. Hakikaten Türkiye’deki AVM’ler gibi AVM Avrupa’nın en önemli şehirlerinde bile bulamazsınız yani en gelişmiş şehirlerinde Türkiye’deki AVM’ler gibi AVM’ler yok. Bununla övünmek mi lazım? Asla, hani, bu, övünülecek bir durum değil, aslında üzülmesi gereken bir durum çünkü biz her şeyi abartılı yaşadığımız ve yaşattığımız için bu AVM’ler de abartılı bir şekilde varlığını sürdürüyor.

Dolayısıyla her şeyi abartılı yaşadığımız gibi ya da yaşattığımız gibi Türkiye’de AVM’ler de abartılı bir şekilde hayatın içerisine girmiş durumda. Oysa, bunlarla ilgili kati düzenlemeler olması gerekiyor, bir kere bu kadar çok AVM’nin olmaması lazım, küçük esnafın, sanatçının, zanaatkârın korunması gerekiyor. Bu anlamıyla yasanın tümü açısından bir bütün olarak baktığımız zaman “Bunlar, şunlar niye var?”dan öte bu yasanın öncelik mi olup olmadığının sorgulanması ve esnafın, emekçinin ve Türkiye kamuoyunun beklediği bir yasa olmadığının ifade edilmesi gerekiyor. Bunları söylemek istiyorum.
Teşekkür ederim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)