BM Raportörleri Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın Serbest Bırakılması ve Adli Baskılara Son Verilmesi Çağrısında Bulundu

Birleşmiş Milletler (BM) raportörleri, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanması üzerine 8 Kasım 2022 tarihinde bir çağrı yazısı kaleme aldı.

Korur Fincancı’nın BM İstanbul Protokolü’nün hazırlanmasına da katkı sunduğunu anımsatan raportörler “Korur Fincancı’nın tutuklanması, insan hakları savunucularının ve örgütlerinin itibarsızlaştırılması ve insan hakları ve tıp ile ilgili hayati önemdeki işlerinin sekteye uğratılması amacıyla terörle mücadele yasalarının özel bir şekilde uygulaması planının bir parçası gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de sivil alanın daraltıldığını, hukukun üstünlüğünün altının oyulduğunu, temel özgürlüklerin ve demokratik değerlerin çiğnendiğini belirten raportörler; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri anımsattı. Raportörler; Korur Fincancı’nın psikolojik ve fiziksel bütünlüğünü korumak için derhal tedbir alınmasını, ötekilerin haklarını savunanlara dönük yargı eliyle yürütülen tacizlere son verilmesini istedi.

CENEVRE (8 Kasım 2022) – BM raportörleri* tanınmış bir adli tıpçı ve işkence karşıtı bir uzman olan ve yakın tarihte tutuklanmış bulunan Şebnem Korur Fincancı’nın derhal serbest bırakılması ve terörle mücadele kanununun insan hakları savunucularını sindirmek amaçlı kullanımına son vermesi için Türkiye’ye bugün çağrıda bulundu.

2 milyon doz oral kolera aşısı Suriye'ye ulaştı 2 milyon doz oral kolera aşısı Suriye'ye ulaştı

İşkence vakalarının soruşturulması ve belgelenmesi üzerine Birleşmiş Milletler temel belgesinin (İstanbul Protokolü) hazırlanmasına katkı sunmuş olan Fincancı, Türk ordusu tarafından kullanıldığı ve sonucunda ölümlere yol açtığı iddia edilen kimyasal silahlarla ilgili soruşturma başlatılmasına yönelik yaptığı çağrıya misilleme olarak 26 Ekim tarihinde somut kanıtlar bulunmaksızın evinden göz altına alındı.

Raportörlere göre: “Dr. Fincancı’nın tutuklanması, insan hakları savunucularının ve örgütlerinin itibarsızlaştırılması ve insan hakları ve tıp ile ilgili hayati önemdeki işlerinin sekteye uğratılması amacıyla terörle mücadele yasalarının özel bir şekilde uygulaması planının bir parçası gibi görünüyor.”

“Dr. Fincancı da dahil olmak üzere Türkiye’deki sivil toplum çalışanlarını yapay gerekçelerle taciz etmek, göz altına almak, tutuklamak ve mahkum etmek için terörle mücadele kanununun ve diğer cezai hükümlerin kullanıldığı pek çok vakayı belgeledik.”

Raportörler, güvenli sivil alanı daraltmayı amaçlayan bu saldırıların hukukun üstünlüğünün altını oyduğunu ve temel özgürlüklerle demokratik değerleri çiğnediğini belirttiler.

Raportörlere göre “İlk ifade sürecinin ötesindeki soruşturma esnasında tutuklama istisnai bir tedbirdir ve süreç boyu hukuka uygunluk ile orantılılık yönünden yargı iznine tabi olmalıdır.”

“İnsan hakları savunucularının ve hekimlerin iktidara karşı doğruları söyleme hakları korunmalıdır. Onların insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmaktaki rolleri demokratik toplumların köşe taşlarından biridir ve zaten ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kullanmak uluslararası insan hakları hukuku kapsamında korunan haklardandır.”

Raportörler, Türk makamlarına siyasi nedenlerle tutuklanan Fincancı ve diğer tüm sivil toplum çalışanlarını derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaları, temel güvencelere erişimlerinin sağlanması ve gözetim altındayken de dışındayken de zihinsel ve fiziksel bütünlüklerinin korunması için çağrıda bulundu.

Türkiye, diğer anlaşmalarla birlikte, 1988 yılında onayladığı BM İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele ve Cezaya Karşı Sözleşme’ye taraftır. Söz konusu Sözleşme, taraf devletleri işkence ve benzeri kötü muamele ve cezayı önlemek için her türlü tedbiri almakla ve ilgili suçları soruşturmak ve kovuşturmakla yükümlü kılmaktadır.

Tutuklama ve mahkumiyet tehditleri ve yargı eliyle gözdağı verilmesi yüksek seviyede stres ve kaygı bozukluğuna sebep olmaktadır, bu da psikolojik yönden insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya sebebiyet verebileceğinden uluslararası hukukun çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Türkiye, ayrıca 2003 yılında onayladığı keyfi tutuklama veya gözaltına almayı yasaklayan Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesine taraftır.

BM raportörleri bu olaya ilişkin görüşlerini Türkiye hükümetine bildirmiş ve yetkililerden Dr. Fincancı’nın psikolojik ve fiziksel bütünlüğünü korumak için derhal tedbir almalarını ve ötekilerin haklarını savunanlara dönük yargı eliyle yürütülen tacizlere son vermelerini talep etmiştir.