Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Dolly’den Nerelere..

A+ | A-

Hepimizin ilkokul ya da ortaokul yıllarında tanışmış olduğu koyun, Dolly. Nüklear transfer süreci kullanılarak yetişkin somatik bir hücreden klonlanmış olan ilk memeli hayvandı. 3 ana kaynak kullanılarak ve her bir kaynaktan istenilen ya da gerekli olan gen alınarak klonlama yapılmıştı.

Bilim de bir şeyleri çağrıştırıyor mu? Bana, IVF’i, yani in vitro fertilizasyon halk arasında tüp bebek olarak geçiyor, çağrıştırıyor. (Mühendis oluşuma – yani cahilliğime verin) Günümüzde tüp bebek yapımında, gen terapisinde ve kök hücre konularında etik ile bağdaşmayan fazlasıyla durum mevcuttur.

Ben teknik insanım; ilk aklım kestiği zamandan beri yapay zekâ, 3 boyutlu insan basımı gibi şeyleri düşündüğüm doğrudur. Dolly’de yapmışlarsa insan da neden olmasın. Kısmen de olsa IVF teknikleriyle bu günümüzde var fakat çoğu ülkede ya IVF yasaklanmış ya da sınır getirilmiş durumda. Teknik olarak bir harita, takvim çizilerek, DNA ve genlere bakarak istenilen ya da istenilmeyen özellikler seçilip elenebiliyor. IVF’in ilk ihtiyaç olduğu zamanları düşünürsek, hiç kimse hastalıklı bir çocuk dünyaya gelsin istemez ve IVF sayesinde hastalıklı genleri, DNA’ları aza indirgemek gibi çözümler düşünülmüştür.

Aynı zamanda gen terapisinde de embriyo üzerinde ya da hasta olan kişideki hastalıkları tedavi edecek ya da hastalığı önleyecek olan bir ilaç enjeksiyonu yapılarak bunları önlemeyi ve önüne geçmeyi hedef eder. Düşünüldüğünde çok mantıklı ve ihtiyaç olunan bir şey. Günümüzde binlerce hastalık mevcut. Bunların çoğu belki de genetik, belki de vücudumuza sonradan giren kimyasallar yoluyla DNA’mızı etkileyen virüsler, bakteriler. Gen terapisi ile mutasyona uğramış olan genetik düzensizlikleri değiştirmek ya da protein fonksiyonu ekleyerek düzeltmek gibi opsiyonları vardır. [1] Bunları yapmak henüz canlı embriyo iken mevcut. Yani embriyonun DNA’sı ile oynanarak önceden görülebilen hastalıkları iyileştirmek mümkün.

Etik mevzusuna gelince; gen terapisi ile insanın DNA’sını sağlık için olsa bile değiştirmek sorgulanacak bir yerdedir. Ben bilim insanlarına inanan biriyimdir, somut olaylara ve kanıtlara dayalı olduğu sürece desteklediğim sağlık yöntemleridir diyebilirim. Fakat etik açısından çoğu ülkede gerek hükümetler gerekse halk tarafından hoş karşılanmadığı bir gerçektir. Çoğu dindar inanışları olan kişilerinde karşı çıktığını söylememe gerek bile yok.

Kök hücre mevzusunda ki etiğe gelecek olursam; kesinlikle faydaları olduğu kaçınılamaz bir gerçektir. Özellikle kansere tedavi sürecinde kullanılan ilik nakli yöntemi ile birçok kişinin hayatı kurtarılmıştır.

Kök hücre ikiye ayrılır; birincisi yetişkin kök hücreleri (adult stem cells) ikincisi ise embriyonik kök hücrelerdir (embryonic stem cells). Her ikisinde de kendi kendini yenileme özelliği vardır. [2] Fakat bunlara ek olarak embriyonik kök hücrelerin herhangi bir hücreye dönüşme imkanı vardır, yetişkin kök hücresinde ise bu mevcut değildir, sadece geldikleri tür hücreyi oluşturabilirler. [1] Bu nedenlerden ötürüdür ki embriyonik kök hücre kullanımı isteği başarı açısından mantıklı bir orandadır.

Etik yönü açısından ise, embriyonik kök hücreyi kullanabilmek için embriyo halindeki bir canlı gerekiyor. Gerek donmuş gerekse rahimde iken. Donmuş olan embriyo üzerinde deney yapmak cinayet olarak algılanıyor. Bir diğer açıdan da kürtaja benzetilebilir. Bence, embriyo bağışlanmış ya da bu amaçlar doğrultusunda verilmiş ise cinayet olarak sayılmamalıdır. Her ne kadar hasta olan embriyoyu iyileştirse de bu sağlık ve teknoloji aynı zamanda da öncelikle hastalıklı geni bulaştırarak üzerinde deneyler yapılıyor. Konu üzerinde 20 kusur senedir yapılan araştırmalar henüz tam olarak olumlu ve iyileştirici sonuçlar üretememiştir. [1]

Yapılan mutasyonlar, gen ve DNA’larla henüz daha embriyo halinde iken yapılan oynamalar bana ilaç firmalarının, kapitalizmin ve dünyayı gizliden gizliye yönetenlerin oyunlarına alet olmak gibi geliyor. Kim bilir kaç çeşit çocuk oynanmış hücrelerle, hastalıklarla doğuyor ve ölüyor ya da hayatı boyunca zorluklarla mücadele edilmeye zorlanıyor. Hem de hiç kimsenin ruhu bile sezmeden.

Sağlığın, bilimin şeffaf olması gerektiği ve aynı zamanda etik olması gerektiği çok doğrudur. Etik mesleki ahlak olduğuna göre; hastalıklı birini dünyaya getirmeye alet olmak bence yanlıştır. Bilimde deneyler olmadan, gerçek dünya da test edilmeden insan üzerine sunulmaz hiçbir şey fakat bu zorluklarla yaşayacak bir canlıyı dünyaya getirmek demek mi? Tartışılır. IVF, kök hücre ya da başka herhangi bir şekilde hastalığı önlenmeden doğmuş kişilerin antikorlarını o gen hayatta olmadan bulmak mümkün değil tabii ki. Teknik bir örnek verecek olursam, deprem olmadan depreme dayanıklı binalar yapmayı kimse hesap edemezdi. Antivirüs programını satmak için virüs üretilmesi de ayrı bir dilemması tabii ki.

Belki de ileride bilim için klonlanmış insanlar üretilir ve ne hayvanlar ne de insanlar, ya da insan oluşumunda olanlar, üzerinde testler yapılır.

Belki de ben fazla bilim kurgu filmleri izliyorumdur..

Referanslar:

  1. https://www.nature.com/scitable/topicpage/controversies-in-treatment-approaches-gene-therapy-ivf-792/
  2. Prochazkova, M., Chavez, M., Prochazka, J., Felfy, H., Mushegyan, V., & Klein, O. (2015). Embryonic Versus Adult Stem Cells. Stem Cell Biology And Tissue Engineering In Dental Sciences, 249-262. https://doi.org/10.1016/b978-0-12-397157-9.00020-5