Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Her şeyi yenebiliriz. ‘İşimi geri istiyorum’

A+ | A-

Röportaj: Berna Kavaklı – Acun Karadağ

Her şeyi yenebiliriz.

‘İşimi geri istiyorum’

Eğer Peygamber Müslümansa Bunlar Müslüman Değil

Bu benim yaşam biçimim. Haksızlık kime karşı yapılırsa yapılsın karşısında dururum.

Benim emeğimi, ailemin emeğini çaldılar. Ömrümü çaldılar. Nasıl susabilirdim? Hangi bedel bunu susturabilir?

15 Temmuz OHAL KHK’ları ile işten çıkarılan ve akabinde kendisi gibi KHKlı arkadaşları ile beraber ‘işimi geri istiyorum’ talebiyle Yüksel Caddesi’nde  eylem yapan Acun Karadağ, 27 Ocak tarihinde tahliye edilmişti. Tutuklanması ve cezaevi sürecini Habere Güven Editörlerinden Berna Kavaklı’ya anlattı.

Hangi Bedel Bunu Susturabilir?

Çocukluğundan bu yana haksızlık, hukuksuzluk karşısında sessiz kalmadığını, yapılan haksızlığın sadece kendisine yapılmış olmasının da gerekmediğinin altını çizen Acun Hoca ‘’Acabayı hiç düşünmedim, aklıma bile gelmedi. Mutlaka bir şeyler söylemeliydim bu haksızlık karşısında. Bu kadar büyük bir direniş aklıma gelmemişti. Hayatımızın en önemli şeyini elimizden almışlar. 20 yıllık öğretmendim ama bunun bir de ilkokulu, ortaokulu, lisesi, üniversitesi var, ailemin ve benim emeğim var. Bunların hepsini kattığınızda ömrümü çalmışlar. Nasıl susabilirdim? Hangi bedel bunu susturabilir?’’ diyerek söze başladı.

Sende Silah Var, Sende Güç Var Ama Teslim Olmayan Benim

Berna Kavaklı’nın korkmadınız mı sorusu üzerine Acun Hoca tutuklanma anını şöyle anlattı; ‘’Belinde silahlarla adamlar sizi almaya geliyorlar. Güç onlarda, alıp sizi götürecekler, başka çaresi yok. Buna direnirsiniz, gitmek istemezsiniz ama gideceğiniz belli. En iyisi onların karşısında onurlu ve dik durmak. Biraz onlara şunu söylüyorsun ‘sende silah var, sende güç var ama teslim olmayan benim’ diyorsunuz aslında’’ diyerek tutuklandığı günden 2 gün sonra kızının nişanı olduğunu, bunun için bir takım hazırlıklar yaptıklarını ama kızının en önemli ve mutlu gününde yanında bulunamadığını söyledi ve gazeteye çıkan haberi gülümseyerek anlattı ‘’Eylem hazırlığındayken yakalandılar diye haber yapmışlar. Zaten her gün eylem yapıyoruz, eylem hazırlığımız her gün var da sanki böyle silahlı eylem hazırlığıymış gibi bir algı oluşturmaya çalışmışlar. Halbuki kuaföre gideceğiz, saçımızı falan boyatacağız, nişan hazırlığı yapıyorduk. Böyle trajikomik haller’’.

Bu Direniş Nereye Evrilir?

‘İşimi geri istiyorum’ eylemlerinin sürekli terörize edilmeye çalışıldığını belirten Acun Hoca ‘’Bizim eylemlerimiz terörize edilmese, polis saldırısı olmasa, illegal ilan edilmese acaba bu direniş nereye evrilir? Bu direniş yayılır, büyür, ülkeyi kapsar. Yüz kırk bin kamu emekçisi sokağa çıkar. Bu bir gerçek. Haliyle bu direnişi engellemenin onlarca en iyi yolu örgütlerle irtibatlı, iltisaklıymış gibi göstermek. Bıraksınlar bu direniş ne oluyor? Halk bize terörist diyor mu? Bizim halkımız son derece akıllıdır, görür. Belki korktuğu için gerçeği ifade etmekten çekinir ama içindeki gerçek durur. Bunu engelleyemezsiniz. Güneş balçıkla sıvanmaz’’ dedi.

Taciz, Tecavüz Gibi Bir Şey

Gözaltı ve cezaevi sürecine de değinen Acun Karadağ bulundukları ortamların oldukça kirli yerler olduğunu, kendisinin ayrıca astım hastası olduğunu, ortamdaki tozlardan çok etkilendiğini, ilaçlarını istediğinde önce verilmediğini, sonrasında da kendisinin almadığını ve savcıyla görüşmek istediğini söylediğini ifade etti. Birçok haklarını mücadele ederek elde ettiklerine değinen Karadağ ‘’Çıplak aramadan da bahsetmek istiyorum. Hani feveran ediyorlar ‘yok böyle bir şey, yalan söylüyorlar’ diye. Başkalarının başına gelmiş olsa acaba olmayabilir mi diye düşünürsün, çünkü o kadar iddia ediyorlar ki olmadığına. Ama bunu ben yaşadım. Gözümle birebir, etimle kanımla ben yaşadım. Dolayısıyla herkese yalan söylüyor diyebilirsin ama bana diyemezsin. Ben bunu bizzat yaşadım. Üstelik son derece hukuksuz bir biçimde. Polis hapishanenin içine giremez, sizi kapıdan teslim eder, içerde artık polisin işi biter, orada gardiyanlar vardır. Bir kadın polis arama odasına girdi benimle birlikte. Ve gardiyanlara talimat verdi’’ dedi. Çıplak aramayı taciz, tecavüz gibi değerlendirdiğini ve asıl amacın insanları yıldırmak olduğunu söyleyen Acun Hoca ‘’Biz zaten gözaltından çıkarılmışız, ellerimiz kelepçeli bir şekilde getirilmişiz. Çıplak aramayı gerektirecek bir durum yok ortada. Ama 3 kadın sizi zorla soyuyor. Bu noktada karşı çıkıyorum. Bu zorla yapılıyor. Onursuzca, taciz tecavüz gibi bir şey’’ dedi.

Taban Tabana Zıt

‘’Cezaevindeki koğuşumda Hz. Muhammed’in hayatını anlatan bir kitap vardı. Ben tarih öğretmeniyim. Öğrencilerime İslam Tarihi’ni anlattığım için zaten bildiğim şeyler. Kitapta Hz. Muhammed’in ne kadar mütevazı bir yaşamı, giyiminin, yaşam şeklinin sade, gösterişten uzak olduğu yazıyor. Bir O’na bakıyorsunuz bir de diğerlerine. Eğer peygamber müslümansa bunların hiçbiri müslüman değil. Hiçbir biçimde hayat tarzları kitapta anlatılan islam anlayışına uymuyor. Taban tabana zıt. Yine Hz. Muhammed’in yaşamından da kesitler vardı kitapta. Birisi gelip O’na bir şey sorduğunda son derece makul, mantıklı, mütevazı cevaplar veriyor. ‘Eyy’ diye hönkürmüyor. O’nun tevazu içindeki hayatıyla bu müslümanım iddiasındaki iktidarın hiçbir elemanının hayatı uyuşmuyor, taban tabana zıt. Bunları anladım o kitaptan da.’’

Tekli Rink…

Kayseri Cezaevi’ne sevk edilirken yaşadığı koşulların da altını çizen Acun Hoca ‘’Tekli rink diyorlar buna. Aslında şöyle düşünün, sirk hayvanlarını ya da hayvanat bahçesi hayvanlarını böyle küçük küçük kafeslere kapatıp aynı arabada bir yere götürdüklerini düşünün. Tipik öyle bir arabaya bindirildik. 50 eni 70 boyu olan, yolcu otobüs koltuklarının küçük bir versiyonu olan ve kollukları olmayan bir koltuk, her tarafınız demir. Yüksekliği 1 metreden az, kalktığınızda kafanızı çarpıyorsunuz. Ve 20×30 boyutunda, yukarıda göremeyeceğiniz bir yerde demir parmaklıklı bir penceresi var. Düşünün, kapıyı kapatıyorlar, ellerinizde kelepçe ile sizi götürüyorlar. Hava alamıyorsunuz, havalandırması var ama çalışmıyor. Gittiğimiz güzergahta kum fırtınası olmuş, yolları kum kaplamıştı. Oturduğunuz yerin altında 1 santim çapında delikler var. Bütün o yolun tozu içeri giriyor. Astım hastası için düşünün, aynı şunun gibi oldum, çimentoyu kuruyken içinize çekmişsiniz ve o orda katılaşmış, sıvıyla beraber betonlaşmış gibi düşünün. Nefes almakta zorlandım. Ama kesinlikle bir kere lavaboya çıkmak dışında kelepçelerimizi açmadılar. Ankilozan spondilit hastasıyım. Bu bir omurga romatizması rahatsızlığı. 10 dakika hareketsiz duramam. Hareket etmeyip esnemezsem yarım saatte bir omurgamdan alttan yukarı doğru bir ağrı, omuz kaslarıma oradan da kollarıma yayılan şiddetli bir ağrı duyuyorum. Bir kutuda 8 saat böyle getirildim. Bu zulmü aklım almıyor. Kim kime böyle bir zulüm yapar?’’ dedi.

Yaşadığı bu kadar güç koşullardan sonra dahi cezaevlerinin yaşanmaz mekanlar olması karşısında, akıllı olan insanların buraları yaşanabilir yerlere çevirebileceğini söyleyerek ‘’Her şeyi yenebiliriz. Tutuklanmaktan korkmayın. Evet, çıplak aranıyorsunuz, bir sürü şey oluyor, eziyete de uğruyorsunuz. Ama neticede bunlar bir gün bitiyor. Dolayısıyla her zulmün bir sonu var’’ sözlerini noktaladı.

Link: https://youtu.be/wAOezsxeauU

deneme