ÇOCUK HAKLARIYLA ÇOCUKTUR !

Ama 33 YIL Sonra Halen Çocuk Hakları Yok Sayılıyor

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 yılında hazırlanan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, 193 ülke tarafından onaylandı ve 20 Kasım “Dünya Çocuk hakları Günü” ilan edildi.  “Ayrım gözetmeme”, “çocuğun yüksek yararı”, “yaşama ve gelişme hakkı” , “katılım hakkı” olmak üzere 4 temel hak üzerine inşa edilen bu Sözleşmeyi 1990 yılında imzalayan Türkiye, anadilde eğitim ve kültürel kimliğin geliştirilmesini  de içeren 17, 29 ve 30. Maddelerine çekince koyarak 1995 yılında yürürlüğe koyarken,  sözleşmenin dayandığı temel hakları daha baştan tartışma konusu yapmış oldu ve devamında da sorumluluklarına uygun davranmadı. 33 yıl sonra bugün ülkeyi yönetenlere; çekinceler kaldırılsın ve Çocuk Hakları Sözleşmesi tam olarak uygulansın, çocuk haklarına yönelik ihlaller önlensin çağrısında bulunuyoruz.  

Sözleşme, uygulamayı takip için kurduğu Çocuk Hakları Komitesi yanında, öncelikle devlete olmak üzere, çocuklarla iletişim halinde olan herkese sorumluluk yüklemekte, çocuk haklarının korunması için alınan önlemlerin ve  sözleşmenin uygulanmasının takibi, çocuklar üzerindeki etkilerinin izlenmesi görevini ise özellikle sivil topluma yüklemektedir.

Çocuk Hakları Komitesi devletlere, çocukların ülkelerinin toplumsal ve siyasal yaşamında etkin ve yaratıcı bir yer alabilmelerine elverişli koşulları hazırlamaları çağrısında bulunmakta, ancak çocuklar halen bireysel yaşamlarına dahi müdahale edecek imkanlardan yoksun ve hak öznesi olarak değer görmemektedir.

2021 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye’de nüfusun %26,u yani 22 milyon 738 bin 300’ü çocuk olup, çocuk nüfusun % 51.3 ü erkek, % 48,7 sini kız çocukları oluşturmaktadır.  Sözleşmenin yüklediği sorumluluklara rağmen;  1.761.821 kayıtlı olmak üzere yaklaşık 2 milyon mülteci (Suriyeli vb.) çocukla birlikte 25 milyonun üzerinde çocuk nüfus halen sözleşmede tanımlanan hakları uzaktan izlemekte,  yaşamsal sorunlarla baş etmek durumunda kalmaktadır.

ILO,  çocuk işçiliğini, çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar verici işlerde istihdam edilmesi olarak ifade etmektedir.  Veriler, Türkiye’de  yoksulluk ve  savaş başta olmak üzere çeşitli nedenlerle çocukların yaşam haklarının dahi korunamadığını, emek sömürüsü ve istismara açık bir yaşam sürdüklerini, yaklaşık en az 2 milyon çocuğun eğitim, sağlık, beslenme , barınma gibi temel gereksinimlerine erişebilmek yani hayatta kalabilmek için çalışmak zorunda kaldığını göstermektedir.

Kız çocukların özellikle eğitim hakkına erişiminde sorunlar devam etmekte, yeterli koruma ve imkan sağlanmaması nedeniyle, istismara uğrayan, insan ticareti mağduru olan, fuhşa itilen,  erken yaşta evliliğe zorlanan ve erken yaşta anne olan kız çocuklarının sayısı  özellikle yoksul yerli nüfus ve mülteci nüfus içerisinde artış göstermektedir.

TÜİK ve Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre engelli çocukların yarıdan fazlası eğitim hakkına erişemiyor, hatta yarıdan fazlası okur yazar dahi değil ve alınan tedbirler yetersiz kalıyor.  

Yoksulluk, göç, koruma mekanizmalarının olmaması, suç çetelerinin önlenememesinin  çocukların suça itilmesine zemin oluşturduğu bilinmektedir. Türkiye’de 4 ü Çocuk Eğitimevi ve 9 u Çocuk Kapalı Cezaevi olmak üzere 13 çocuk cezaevi bulunmakta, 79 u kız çocuğu olmak üzere 18 yaş altı 2448 çocuk cezaevinde tutulmakta ve ayrıca bilindiği kadarıyla 383 çocuk annesi ile hapiste büyümektedir. Hapishanelerde devam eden hak ihlallerinden en çok etkilenen grubu oluşturan çocuklar için;  cezaevlerine değil, etkin bir rehabilitasyon ve koruma mekanizmasına ihtiyaç olduğu bilinmekte ancak bu durum göz ardı edilmektedir.

Çocuk istismarı ve çocuğa yönelik şiddet ciddi bir sorun olmaya devam ederken, Türk Ceza Kanunu’nda istismarcıyı koruyan yasal düzenlemeler ile Türk Medeni Kanunu’nda erken yaşta evlendirmeye imkan veren düzenleme halen yürürlükte bulunmaktadır.

Oluşturulan Çocuk koruma mekanizmaları hedeflenen amaca ulaşamamış ve yetersiz kalmış olup, çocukları istismardan dahi koruyamayan yetkililer,  çocuk istismarını önlemek konusundaki başarısızlıklarını örtmek için, istismar sonrası faile verilecek cezalara dair tartışmalarla toplumu oyalamakla yetinmektedirler. Yapılan araştırmalar faile verilen ağır cezaların suçu önlemediğini göstermesine rağmen, istismar faillerine idam ve hadım tartışması sürdürülmektedir.

Çocuklar bugün; daha dünyaya gelirken ağır bir yükle doğmakta, bu yük sınıfsal konumu, yaşadığı coğrafyanın kültürel, siyasi, sosyal koşulları yanında çocuğun bireysel özelliklerine bağlı olarak artmaktadır. Çocuklar savaşlarda, çatışmalarda, göç yollarında yaşamını yitirmekte, gelecekleri ellerinden alınmaktadır.

İçinde bulunduğumuz durum;  çocukların bombalarla yada açlıktan ve soğuktan öldüğü, kar ve çıkar uğruna kurban edildiği, sağlıklı bireyler olarak yaşama ve kendisini geliştirme imkanına erişemediği bir dünyada gelecekten söz etmenin imkansızlığının, yetişkinlerin dünyasında  yeterince anlaşılamadığını göstermektedir.

Kaygılarımızı ve üzüntümüzü Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilişinin 33. Yılı vesilesi ile bir defa daha paylaşıyor, bu ciddi soruna çözüm için atılması gereken ön adımlara dair önerilerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Öğretmen Mehtap Cengiz’in, Alevilere dönük nefret söylemi Meclis gündeminde Öğretmen Mehtap Cengiz’in, Alevilere dönük nefret söylemi Meclis gündeminde

-          Sözleşmenin dayanağı “ayrım gözetmeme”, “çocuğun yüksek yararı”, “yaşama ve gelişme hakkı”  ve “katılım hakkı” temelinde tanımlanan tüm haklar hayata geçirilmeli, iç hukuk mevzuatı sözleşme ile uyumlu hale getirilmelidir.

-          Çocuklar birer hak öznesi olarak kabul edilmeli, gerek bireysel hayatlarına yön verecek  kararların alınması, gerek yaşadıkları ülkenin  ekonomik, siyasal , sosyal  sorunlarına etkin katılımları , söz sahibi olmaları sağlanmalıdır.

-          Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne konulan çekinceler kaldırılmalı, anadilde eğitim hakkı sağlanmalıdır.

-          Çocuklar, insan ticareti, organ ticareti, fuhuş ve suça itilmeye karşı korunmalı, şiddet ve istismarı önleyici etkin tedbirler alınmalı,  bu durumlara maruz bırakılan çocukların kolay erişebilecekleri destek ağları oluşturulmalı ve etkin çalışması sağlanmalıdır.

-          Çocuk istismarında cezasızlığın önlenmesi için Türk Ceza kanununda ve erken yaşta evliliğe izin veren Türk Medeni Kanununda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.  Çocukları da koruyan İstanbul Sözleşmesine geri dönülmelidir.

-          Genel yoksulluğun önlenmesi yoluyla, çocuk yoksulluğu ve buna bağlı gelişen eğitim ve sağlık hakkından mahrumiyet ve çocuk işçiliği önlenmelidir.

-          Çocukların eğitim, sağlık, barınma , beslenme gibi temel hak ve gereksinimlerden ücretsiz yararlanması sağlanmalıdır.

-          Çocuk cezaevleri kapatılmalı, çocukları suçtan koruyacak etkin önlemler alınmalıdır.

-          Çocukların anneleri ile hapiste büyümemesi ve anne bakımından mahrum kalmaması için 18 yaş altı çocuğu olan  anneler hakkında tutuklamaya alternatif yöntemler geliştirilmelidir.  

-          Çocuklar ve çocuk hakları başta olmak üzere, bütün insanlık adına tehdit oluşturan savaş ve çatışmaların son bulması için barış hakkı savunulmalı,  tam bir barış için ülke, bölge ve dünya ölçeğinde etkin çalışmalar yürütülmelidir.

Çocukların  özgür, mutlu ve güvende oldukları, haklarıyla yaşadıkları barış içinde bir yaşam dileğiyle.