KESK Kadın Meclisi, 25 Kasım etkinliklerinin startını 620 gündür Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti tutan Emine Şenyaşar’ı ziyaret ederek başlattı.

KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, “Mirabal kardeşlerin sesini Emine Şenyaşar’ın çığlığıyla birleştiriyoruz” dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında yapacakları etkinliklerinin startını Urfa Adliyesi önünde 620 gündür Adalet Nöbeti’ni sürdüren Emine Şenyaşar’ı ziyaret ederek verdi.

Açıklamaya, KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Kadın Sekreteri Döne Gevher, MYK üyesi Zeynep Erkan Korkmaz, işkolu sendikalarının kadın MYK üyeleri, KESK’li kadınlar ile emek ve demokrasi güçleri  katılım sağladı.

“Saçımızın teline, haklarımıza, özgürlüğümüze sahip çıkıyor direnişimizi büyütüyoruz” pankartı açılan açıklamada konuşan KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadele edeceklerini söyledi.

Ekran görüntüsü 2022-11-19 173219

Emine Şenyaşar’ın 620 gündür “erkek devlet” şiddetine karşı mücadele ettiğini belirten Yeşil, şunları ifade etti:

Önümüzdeki hafta boyunca bütün dünyada kadınlar sokaklarda, alanlarda olarak şiddete karşı sesini, çığlığını yükseltecek. Biz de bugün Urfa Adliyesi önünde Emine Şenyaşar şahsında aylardır devam eden vicdanlara sığmayan bir hukuksuzluk, adaletsizlik örneği olarak karşımızda duran bu davaya sahip çıktığımızı belirtmek için buradayız. Yeryüzünün bütün parçalarında kadına yönelik şiddetle mücadele edeceğimizi, savaşlar başta olmak üzere militarizme, homofobiye karşı sesimizi yükselteceğimizi belirtmek için Urfa Adliyesi önündeyiz.

Mirabal kardeşlerin sesini Emine Şenyaşar’ın çığlığıyla birleştiriyoruz

BİRLEŞİN! Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Aktivizmi BİRLEŞİN! Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Aktivizmi

Bugün aynı zamanda 25 Kasım’a kaynaklık eden, 62 yıl önce faşist diktatörlüğe karşı mücadelede simgeleşen faşizm tarafından katledilen Mirabal kardeşlerin sesi ve çığlığını Emine Şenyaşar annenin çığlığıyla birleştirme gayesidir. Kadınlar asla susmadı, asla teslim olmadı, boyun eğmedi. Adaletsizliğinize, hukuksuzluğunuza, şiddete, tacize karşı birleşerek güçlü bir şekilde mücadeleyi yükseltti. Emine annenin deyimiyle ‘Edi Bese’ diyoruz. Bu adaletsizliğe, şiddete, bizlere dayattığınız yaşama ‘Edi Bese’. Bu topraklarda eşitlik, adalet, özgürlük  mücadelesini yılmadan, vazgeçmeden büyütmeye devam edeceğiz. Dün Mirabal kardeşlerin sesi, bugün bütün dünyaya İran’dan yayılan ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganlarıyla birleştirerek, Urfa’dan Emine Şenyaşar’ın sesi ve çığlığı olarak büyüyor.”

Yeşil’in konuşmasının ardından KESK Kadın Meclisi’nin 25 Kasım metni, KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher tarafından okundu. Son olarak konuşan Adalet Nöbeti’ndeki Emine Şenyaşar da zulmün sona ermesini istedi.

Ekran görüntüsü 2022-11-19 173146

Açıklama, “Jin, Jiyan, Azadi”, “Yaşasın kadın mücadelesi” sloganlarıyla son buldu.

KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher’in okuduğu Basın Açıklaması metni:

Ekran görüntüsü 2022-11-19 173129

“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”

1960 yılı 25 Kasım’ında Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulundu. Bunlar Mirabel kız kardeşlerdi. Mirabel kız kardeşler ülkelerinde diktatörlüğe karşı özgürlük mücadelesi verdikleri için gizli polis tarafından kaçırılarak tecavüze uğrayıp öldürüldüler. 1981 yılında Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi.

62 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde faşist diktatör Trujillo’ya karşı demokrasi, özgürlük talebiyle direniş bayrağını yükselten Mirabel Kardeşlerin mirasını devralan kadınlar olarak bugün her türden baskıcı, faşizan yönetimlere karşı direniş geleneğine sahip çıkıyoruz. Türkiye’nin dört bir yanından, Arjantin’e, Şili’ye, Polonya’dan, Afganistan’a, Rojava’ya dünyanın her yerinden yükselen kadın direnişleri İran’da katledilen Jina Amini’nin ardından diktatörlüğe, otoriter rejimlere, ataerkilliğe karşı bir başkaldırıya dönüştü. Kadınlar olarak 25 Kasım’da; şiddete, cinsiyetçiliğe, savaşa, yoksulluğa karşı; eşitlik, adalet, barış ve özgürlük için isyanı büyüterek alanlardayız!

Geçtiğimiz 25 Kasım’dan bugüne erkek şiddeti hız kesmeden devam etti. Son on ay içerisinde 337 kadın katledildi, 190 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Katliam boyutuna varan kadın cinayetleri iktidarın politikalarından bağımsız değil. AKP- MHP iktidar bloku tekçi, gerici, militarist, cinsiyetçi ve homofobik temelde oluşturmayı tasarladığı yeni toplumsal düzenin inşası için kadın kazanımlarını hedefe alan düzenlemelere hız vererek erkek devlet şiddetini her gün yeniden üreten politikaları hızla hayata geçiriyor. “Kadın cinayetleri münferit değil, politiktir” demek için alanlardayız.

İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda. Her ay onlarca kadın koruma kararına rağmen katledilirken, 6284 sayılı yasa uygulanmıyor, hatta yasanın sağladığı haklar kısıtlanmaya çalışılıyor. 6284 sayılı yasanın hedefe konulması ile eril yargının cezasızlık politikaları kadına yönelik şiddeti, tacizi, tecavüzü ve kadın cinayetlerini arttırıyor. 2022 yılında öldürülen kadınların yüzde on yedisi failler hakkında uzaklaştırma kararı olmasına rağmen katledildiler. İktidar bu saldırılarla biz kadınların hayatına kastederek, bedenimizi, emeğimizi ve kimliğimizi tahakküm altına almaya çalışıyor. Erkek yargı her fırsatta kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimi için gerekçe bulmaktan geri durmuyor. “ Erkek adalet değil, gerçek adalet!” demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

Ataerkil kapitalizm, yaşamımız ve kazanımlarımıza dönük saldırıları arttırarak muhafazakâr toplumu bedenimiz üzerinden inşa etmek istiyor. Bizleri eve, aileye, kocaya, babaya ait ‘makbul’ kadınlar olmaya, bedenimizi kuluçka makinası, kariyerimizi annelik olarak tanımlamaya çalışıyor. Sosyal destek adı altında kadınlara yapılacak barınma yardımını en az üç çocuk doğurma koşuluna bağlıyor. Bakım sorumluluklarıyla birlikte ev içinde artan iş yükümüz cinsiyetçi iş bölümünü derinleştirirken kadınları koruyan ve güçlendiren uygulamalar yerine esnek çalışma modeliyle bizleri düşük ücretlerle güvencesiz, örgütsüz çalıştırmaya mahkum etmenin ücretli-ücretsiz emeğimizi daha da değersizleştirmenin yolları aranıyor. İktidar desteğiyle her gün bir kentte örgütlenen ‘aile yürüyüşleri’ adı altında LGBTİ+ karşıtı gösterilerle homofobi ve nefret söylemleri körükleniyor. Kimliğimizi yok sayanlara, bizleri erkeğe, sermayeye ve devlete daha da bağımlı hale getirmek için her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlara karşı emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen denetimine son vermek ve ‘Aileye köle olmayacağız!’ ‘Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz’ demek için 25 Kasım’da alanlardayız!

Ataerkil kapitalizm krizde! Savaşlar çıkarıyor, doğayı talan ediyor, kadınları, çocukları, emekçileri, halkları her geçen gün artan sömürü çarkının içine çekerek krizden çıkmaya çalışıyor. Toplumu kutuplaştırıcı söylemlerle savaş politikalarına hız veren AKP iktidarı ırkçılıktan besleniyor. Kuzey Irak ve Rojava’ya dönük saldırıları bu politikalarının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. İşsizliğin, yoksulluğun bu kadar arttığı, ekonomik krizin derinleştiği koşullarda ülke kaynakları ve bütçe, güvenlikçi politikalara, savaşa aktarılıyor. Kadınlar olarak daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaşların son bulması, eşit ve özgürce bir arada yaşamamızın sağlanacağı demokratik koşulların oluşması için ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi!’ demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

Artan işsizlik, yoksulluk, güvencesiz, kayıt dışı çalışma ile birlikte krizin yarattığı ekonomik şiddeti de en ağır biçimde biz kadınlar yaşıyoruz. Temel tüketim maddelerine, elektrik, doğal gaz, akaryakıta ard arda yapılan zamlardan ve ücretlerin giderek erimesinden en fazla etkilenen kesim yine güvencesiz, esnek, enformel işgücü piyasası içerisinde, örgütlenme hakkından yoksun, emek sömürüsüne daha yoğun maruz kalan, biz kadınlar oluyoruz. Ekonomik krizin derinleştiği, işsizliğin arttığı koşullarında kadınlar olarak daha da yoksullaştık, yoksunlaştık. Türkiye OECD ülkeleri içerisinde istihdamda cinsiyet açığının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Ücretsiz ev içi bakım emeğinin kadınlar tarafından karşılandığı ülkemizde 13,3 milyon kadın, bakım emeği verdiği için çalışma hayatına katılamıyor. İstihdamdaki her 10 kadından üçü emeklilik ve sosyal güvenceden yoksun bir şekilde kayıt dışı çalıştırılıyor. Erkekler kadınlardan %27,4 oranında daha fazla kazanıyor. Kadınlar olarak cinsiyet eşitsizliğine ve yoksulluğa karşı mücadele ederken bir yandan da göçmen kadınların bu kötü çalışma ve yaşam koşullarına ek olarak karşılaştıkları ırkçı, ayrımcı politikalara, sınır dışı edilme kaygısıyla daha fazla mobing ve tacize maruz kalmalarına karşı dayanışmayı örüyoruz. Emeğimizin yok sayılmasına, işsizliğe, yoksulluğa, güvencesiz, kayıt dışı sömürü koşullarında çalışmaya karşı, güvenceli çalışma, güvenli gelecek talebimizi haykırmak için 25 Kasım’da alanlardayız.

AKP/MHP iktidar bloğu seçime doğru giderken anti-demokratik uygulamalarını arttırıyor. Temel hak ve özgürlüklere, sendikal eylem ve etkinliklere dönük saldırılarla toplumsal muhalefeti hedef alıyor. Meclisten çıkardığı sansür yasası ile bir yandan muhalif basını susturmayı, öte yandan sosyal medya paylaşımları üzerinden tüm topluma gözdağı vermeyi amaçlıyor. Üniversite öğrencileri, siyasetçiler, sanatçılar, özgür basın emekçileri, sendikal mücadele yürüten ve hakları için direnen kadınlar keyfi, hukuksuz gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalıyor. Demokratik eylem ve etkinlikler yasaklanıyor, kolluk kuvvetlerinin sert müdahalesi ile engellenmeye çalışılıyor, eylemlere katılanlara yönelik gözaltı ve tutuklamalar oluyor, davalar açılıyor. Pandemi dönemini yönetemeyen iktidar sağlık emekçilerin yürüttüğü etkin mücadeleyi kriminalize ederek sendikamız SES’in önceki dönem MYK üyesi Gönül Erden ve şimdiki MYK üyemiz Selma Atabey’i hukuksuz bir şekilde tutuklu yargılamada ısrar ediyor. Gezi’ye öfkesi bitmeyen iktidar hukuksuz yargılamalarla Mücella Yapıcı, Mine Özerden, Çiğdem Mater’in de içinde bulunduğu dosya da uzun hapis cezaları veriyor. Son olarak Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullanıldığına dair iddiaların bağımsız heyetlerce incelenmesini talep ettiği açıklamalarından dolayı TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında önce linç kampanyası başlatıldı, ardından hukuksuza gözaltına alınıp, tutuklandı. Şebnem Hoca’yı tutuklayarak bir taraftan insan hakları, barış ve kadın mücadelesi yürütenlere gözdağı verilmek istenirken diğer taraftan da TTB ve TMMOB gibi emek-meslek örgütlerinin muhalif yapısına müdahale edilerek bu örgütler kontrol altına alınmak isteniyor. ‘Örgütlülüğümüze, demokratik haklarımıza, emeğimize sahip çıkıyoruz! ‘ demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken elbette erkek egemen düzeninin politikalarını söylem ve uygulamalarını teşhir edecek, tacizin, mobbingin, şiddetin tüm biçimlerine karşı evde, sokakta, işyerlerimizde mücadeleyi daha da yükselteceğiz. “İstanbul Sözleşmesi yaşatır!” İLO 190 İş Yaşamında Şiddet ve Taciz Sözleşmesi “imzalansın demek için alanlardayız.”

Tüm bu saldırılara rağmen dünden bugüne dayanışmanın gücüyle çoğalarak güçlenen, örgütlülüğe dönüşen ve iktidarları sarsan kadın mücadelesi inancımızı büyütüyor. İran’da “Bizi zorla kendi cennetinize götüremezsiniz” diyerek sokakları isyan alanlarına çeviren, Rojava’da DAİŞ karanlığına direnen, Arjantin’de “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” diyerek adliye binasını ateşe verenleriz. Kürtaj yasaklarına karşı Polonya’da, ABD’de ‘benim bedenim benim kararım’ diyen milyonlarız. “İstanbul Sözleşmesi bizimdir!” diyerek Türkiye’nin tüm kentlerinde sokakları terk etmeyenleriz. ‘İtaat et, rahat et!’ diyenlere inat, isyan ediyoruz, örgütleniyoruz ve mücadele ediyoruz. Baskılara boyun eğmiyor, kadın katliamlarına, savaşlara, yoksulluğa, militarizme, homofobiye, doğa ve yaşam alanlarımızın talanına karşı direnişlerde en önde yer alıyoruz. Bir kişi daha eksilmemek için, bize sınırlar çizmeye çalışanlara ‘fıtratımızda özgürlük var!’ demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

62 yıl önce diktatörlüğe karşı direnişte simgeleşen Mirabel kardeşlerden bugüne dünyanın dört bir yanında kadınlar olarak Jin, Jıyan, Azadi sloganıyla işyerlerimizde, evlerimizde, sokaklarda ve yaşamın her alanında birlikteliğimizden ve dayanışmamızdan aldığımız gücün kararlılığıyla “Saçımızın teline, haklarımıza, özgürlüğümüze sahip çıkıyor, direnişi büyütüyoruz!” demek için 25 Kasım’da alanlardayız!