Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Leyla SERİN KIRIK: “#HepimizÇözümünBirParçasıyızSöyleşileri”

A+ | A-

#HepimizÇözümünBirParçasıyızSöyleşileri

Merhaba Habere Güven’in Değerli Okuyucuları;

            Bu sayı itibariyle; “#HepimizÇözümünBirParçasıyızSöyleşileri” ile sizlerle buluşacağız. Birbirinden farklı konularda, kıymetli konuklarla, kalemimiz ve bilgimiz yettiğince bir araya gelmeyi umut ediyorum. İlk konuğum; eğitim emekçisi, edebiyatçı ve köşe yazarı Sn. Ahmet Ümit ALOĞLU. Kendisi öğretmenim olmadı ama hayatta hep öğrenci olduğunu düşünen bana çok şey öğretmiş olmasından hareketle, bir öğrencisi olarak; siyaset ve sanatı konuştuk.

Leyla SERİN KIRIK: Değerli Öğretmenim, bir edebiyatçıdan daha iyi onu anlatamayacağım kanaatindeyim, sizin tarifinizle Sn. Ahmet Ümit ALOĞLU kimdir?

Ahmet Ümit ALOĞLU: Aziz Nesin, herkes Güneş, Ay, Yıldız, Aslan Kaplan, Yiğit, Kahraman gibi bir soyadı alırken kendine sormuş, “nesin sen?”. Sonra, “sahi sen nesin?” diye tekrarlayınca soruyu, kulağına hoş gelmiş, “nesin” soyadını almış. Pekiyi ben neyim? Kimim?

            Ekmeğimi öğretmenlikle kazanmış, emekli olmuş bir eğitim emekçisiyim.

            Eşim, beni “okur” diye tanıtır. Kütüphanemi gören bir otogalerisi sahibi “bu kadar kitabın parasıyla kim bilir kaç araba alırdın” dedi, güldüm; ben bunları almayı seçtim, dedim; o da bana güldü.

            Emekli olduktan sonra işsizlikten sıkıldım, yerel bir iki gazetede köşe yazıları yazdım. Bir internet gazetesinde devam ediyorum o yazılara. Kimi dostlarım bunlar artık sayıca çok oldu, bir seçki yapıp kitaplaştırsan ya diyor, düşünmüyorum.  Ama bir kitabım var:

            “Nazım’ın Şiirinin Biçimsel Özellikleri Üstüne Bir Deneme”
              Bir arkadaşım, “Böyle kitap adı mı olur, bir metre” dedi. Bir çalışmam daha var dedim, adı, “16-17. Yüzyıllarda Devlet Düzeninde Bozulmaların Şiire- Sanata Yansımaları”.

            Bu yüzyılın sanata yansımalarını da görmek isteyen gözler görüyor. Metastaz, Cendere, Şeheviye Tarikatı vs…

            Siyaseti değil, siyaset  yapmayı sevmedim.. Eğer 70- 80 arasını yaşamasaydım, siyaset yapmak isterdim. Çünkü ülkemde bir tek kurum, bir tek kuruluş kalmamış yolsuzluğa batmamış; Sayıştay kararları, açıkça bir iddianame. Bunları gören “Y” ve “Z” kuşağının hakkımızda ne düşündüğünü merak ediyorum. Onların geleceği için endişeliyim.

Leyla SERİN KIRIK: Siyasetin dışında değilsiniz. Ama içinde de olmadınız benim kuşağımın bildiği şekliyle diyelim. 1970-80 arasını en kısa haliyle sizin tecrübeniz ve gözünüzle nasıl değerlendirirsiniz?

Ahmet Ümit ALOĞLU: Bugünden baktığımızda farklı görünüyor o yıllar. 70’lerde bir ihtilalden çıkmış, kendimiz devrim yapabiliriz sanmıştık. İlginçtir, nasıl yürüneceğini bilmediğimiz bir yola girmiştik. Pardon, biz girdiğimizi sanmıştık, halkımızı zulümden, kandan, yoksulluktan, acılarından, adaletsiz gelir dağılımından;  çağın teknolojisinden ve çağdaş kültürden geri kalmışlığından kurtaracaktık. Ancak hangi bilgiyle, hangi bilinçle? Hangi pratikle? Bir arkadaş bir cinayete adı karışmış, 7-8 sene yatmıştı. Çıktığında ne düşündüğünü sordum, biraz düşündü, bir cümle kuracağım, başka şey sorma, dedi. Cümlesi şuydu: Ben, “Felsefenin Temel ilkelerini içeride okudum” Sonra o arkadaş da hepimiz de gördük ve öğrendik ki bizi emperyal güçler, uzaktan kumandayla hareket eden oyuncaklar gibi kullanmış. MİT aramıza bizden çok ajan provokatör yerleştirmiş. Mahir Kaymak vs.. Okuduğumuz sol yayınların, çevirtirken içeriği ile oynamışlar, bizi parça parça etmişler; şaka değil seksenden fazla fraksiyona bölmüşler.  Üstümüzden silindir gibi geçtiler; acılar yaşattılar bize, halkımıza… İlginçtir, seksenden bu güne kadar aradan geçen 40 yıl, hiçbir şeyi tedavi edemedi. Dahası politikacılarımıza baskı, şiddet, zulüm metotlarını öğretti. Şimdi hepsi birbirine bağırıyor, kim daha çok bağırırsa daha çok oy alacağını sanıyor. Bir aşağılama, hakaret, kabalık aldı başını gidiyor.  İktidarımız da 80’lerin yaralarını saracağına, yani o darbe hukukunu temizleyeceğine -ki o savlarla ve AB vaatleriyle gelmişlerdi- şimdi o hukuktan da ötesine geçtiler, atasözümüzün doğruluğunu ispat etmeye çalışıyorlar: Gelen gideni aratırmış… Muhalefet de galiba birilerinin, kendilerine “Bunlar iyi yönetemiyor, bu seçimde size oy verelim, bir de sizi deneyelim.” demesini bekliyor. Salı toplantılarıyla, o toplantılarda da iktidarın belirlediği gündemi konuşmakla politika yapılacağını sanıyor. Alın kamuoyu araştırmalarını, gündem belirleyebildikleri dönemlerde, örneğin şu “Adalet Yürüyüşü”nü kastediyorum; CHP oyları %28’lere dayanmıştı, yürüyüş unutuldu oylar yeniden klasik seviyesine düştü. Bakın, bir otobüs vekille 81 ili dolaşacağız, ekonomi otobüsü bu, dediler, sadece bir ile gittiler, unuttular. Fikri takip yok, kararlılık yok, halkta güven duygusu yaratılamıyor. Dahası bütün muhalefet partilerinin örgütlerinde akıl almaz bir dedikodu, birbirinin ayağını kaydırma yarışı var. Bunlar üzücü, umut kırıcı; hele de benim yaşımdaki insanlar için…
Leyla SERİN KIRIK:
Siyaset ve sanat üzerine söyleşeceğiz dedik.“Nazım’ın Şiirinin Biçimsel Özellikleri Üstüne Bir Deneme” isimli kitabınızdan bahsedelim. Nazım ve yurttaşlık başkadır. Kitap da ne bulacak okuyucuları ve yine başka bir hayaliniz diğer kitabınızla ilgili küçük bir ipucu verir misiniz?

Ahmet Ümit ALOĞLU: Kitap bir sorudan doğdu. Bir ressam arkadaş, bir Nazım’ı anma gecesinde bana, “Biz, bir resmin sanat değeri olduğunu veya sanat değeri olmadığını biliriz, ölçütlerimiz vardır, Nazım hep övülür; ama kimse neden büyük şair olduğunu yazmaz, söylemez, neden?” dedi. Ben, söylerim sana dedim. Söyle dedi, burası gürültülü sonra ya anlatırım ya yazarım, dedim. Yazdım 134 sayfa tuttu. Bir arkadaşım da bu bir kitap olsun, dedi. Benim bir suçum günahım yok. Bu da geldi başıma. Ne bulacak okur bu kitapta: Nazım neden büyük şair olabilmiş, yetenekleri var ama birçok yetenekli insan şair olsa bile büyük şair olamıyor.  Yani Nazım Sosyalist olmasaydı da büyük şair olur muydu, oraya girm3dim; ama yetenekleri yanında şiir geleneğimizi çok iyi bildiği için büyük şair olurdu. Kimilerinin sandığı gibi şu akımın, bu akımın şairi değildir; Mayokovsky’nin etkisi vs gibi entelektüel tezler doğru değildir. O dilini, halkının şiir ve sanat geleneğini çok iyi bilen bir şair olduğu için büyük şair oldu.  Kitap bir oldu bitiyle yayınlanmasaydı da adı “Türk Şiir Geleneği ve Nazım Hikmet Şiiri”  olsaydı, daha anlamlı olurdu, okuyucu kitapta ne bulacağını bilirdi.
Yeni kitap: Biraz tembelleştim, bir öykü,  bir gazete yazılarımdan seçmeler, bir de Şiirli Mektuplarım var; yüz kadar, ondan seçmeler yapabilirsem…
Leyla SERİN KIRIK:
Gelelim günümüze, mücadele ruhundan bir şey kaybetmemiş Ahmet Ümit ALOĞLU içinde bulunduğumuz dönemi değerlendirse, neye altını kalın bir çizgiyle çizerek dikkat çeker.

Ahmet Ümit ALOĞLU: Leyla kardeşim, ülke harabeye dönmüş. Gerçekten ülke içinden fil geçmiş zücaciye dükkanı gibi. Ben sizin dikkatinizi sadece iki noktaya çekmek isterim: 1- Şu son birkaç yılda yayımlanan kitaplara bakın, sağda da solda da ortada da olsa her kitap ülkenin bir fotoğrafı gibi. Unutmayalım ki sanat da siyaset de toplumun bir aynasıdır. Sanatçının da siyasetçinin de eserine bakarsanız toplumu, topluma iyi bakarsanız onunla nasıl bir siyaset yapacağınızı görebilirsiniz. TBMM kürsüsünde sokağın, köprü altının dilini kullanırsanız buna siyaset denmez.  2- Sayıştay raporunu açın bilgisayarınızdan ve inceleyin; ülkede rüşvete, yolsuzluğa, kayırmacılığa bulaşmamış;  suiistimal yapılmamış bir tek, Allah için bir tek kurum kalmamış. Koca Sayıştay raporu bir dava iddianamesi gibi… Bu çok kötü bir durum. Ne var ki bu işin daha kötü bir yanı var: Şu “Y” ve “Z” kuşağı denilen gençlerimiz. İnanın onları görünce utancımdan saklanasım geliyor. Onlara yaşanacak bir ülke bırakamadık; zaten %70’inin tek bir rüyası var: Ülkeden kaçmak. Bir ülke gençliğinin, çocuklarının rüyalarını bile çalar mıymış, biz çaldık… Belki şu iki durum umut verici olabilir. Boğaziçi gençliği dolmuş, patladı. İstanbul’da bu ulu’l emre inanmış, itaat kültürünün en yaygın olduğu esnaf kesimi sokağa indi… Bunlar dikkate değer işler, sahibi olsa…

Leyla SERİN KIRIK: İlk söyleşide yanımda olmanız ve paylaştıklarınız için sağ olunuz Kıymetli Öğretmenim. Keyifli ve öğretici oldu.

Ahmet Ümit ALOĞLU: Estağfurullah. Benim için çok keyifli oldu. Sayenizde pandemi günlerinin boğucu havasından, maskeli de olsak, biraz uzaklaşma olanağı buldum. Sağ olun.

Leyla SERİN KIRIK: Yeni konuk ve söyleşilerde buluşmak üzere. Umutla kalın.