Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Muratcan IŞILDAK : Türkiye’de kentsel yönetim

A+ | A-

Yerel yönetimsel politikalara yön veren ve bir adam temsili yerine “halkçı temsil”, “devrimci belediye” veya “sosyal belediye” hareketi

Sosyal Demokrat Belediyeciliğin kökü ve 31.Mart seçimlerinin temelinde bulunan bir belediyecilik anlayışı olan 73 Belediyeciliği ve 89 Belediyeciliğine dayanmaktadır. Yerel yönetimsel politikalara yön veren ve bir adam temsili yerine “halkçı temsil”, “devrimci belediye” veya “sosyal belediye” hareketi olarak adlandırılan belediyecilik anlayışını oluşturan yaklaşımdır. Her şeyden önce, kentli profesyonellerin, işçi sınıflarının henüz formüle edilmemiş taleplerine yanıt olarak politikalar icat etmek için bir görev üstlendiği bir örnek sunmuştur, Belediyecilik tarihinde ilk kez kentsel yönetimin özerklik talebini artırmıştır. Bu politikalar sosyal bir aktör olarak “kentsel işçi sınıfları” nın oluşturulmasına katkıda bulundukları için gerekliydi. Kent Kültürünü inşa etmek ve kentte katılımı güçlendirmek adına sınıfsal katılımın önemini benimseyen bir anlayıştır 73 Belediyeciliği. Bu makale kentin arka planı üzerine kısa bir tartışmanın ardından Türkiye’de kentsel yönetimi, 1973–1977 döneminin belediye uygulamalarını analiz etmekte ve “yeni belediye hareketini” halkçı ve halkın katılımına açık bir belediye model olarak yerel yönetimler tarihimize geçtiğini göstermektedir.Bu bağlamda 1960’ların yerel seçimlerini ve Devlet başkanlarının doğrudan seçimi, muhalefetin yerel siyasette artan gücü dengelemek için müdahalesi olarak yorumlanabilir (Güler, 1992: 181). Aynı zamanda aynı belediyelere aktarılan kamu fonlarının azaltılması da aynı konuşmanın bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır. Yerel Yönetimlerin temel gelirlerinin azaltılması sadece şehir yönetimini etkilemez aynı zamanda yerel dinamikler ve yerel dengelerinde güç kaybına sebep olur. Bölgesel ekonomik kalkınma için yerinde karar ve yerinde harcama anlayışı küçülmeyi engellemek noktasında değer taşımaktadır. Bu anlayış hem bir iş bölümü hem de bir güç dengesi kurulmasının önünü açmaktadır, yerelleşmenin de önemini vurgulamıştır. Bu durumun gelişmesi kentleşme ve yerelin güçlü kentleşme nitelikleri açısından da model oluşturmaktadır. Güçlü merkeziyetçi sisteminde bu nokta da daha yerelleştiği bir yapıya geçiş için adımlar niteliğindedir. 60’lar sonrasında geçerli bu model belediye hareketi ile tersine çevrilecek ve bu hizmetlerin garantisi savunulacaktır. Temel unsurların yerellere bırakılmasının ilk adımı olarak tanımlamak mümkündür.

Cumhuriyet Halk Partisi otuz üç ilde belediyeleri kazanmıştır.

1973’te gerçekleşen seçimlerde işçi hareketi büyük bir rol oynamıştır. Özelikle büyükşehirler de bulunan işçi hareketinin mensubu olarak tanımlanmış olan gecekondu mahalleri rey tercihini sol’dan yana kullanmış ve askeri rejimin sonlandırılmasına yönelik net bir mesaj vermiştir. 1973 yılının Aralık ayında Hükümet kurma çabalarının gölgesinde gerçekleşen genel seçimlerin sonucu ekim ayında yapılmış olan yerel seçimlerin bir yansıması olmuştur. Bu durum ile beraber Cumhuriyet Halk Partisi otuz üç ilde belediyeleri kazanmıştır. Hayır, genel seçimlere çok yakın yapıldığı için (Ulusal Kurtuluş Partisi hariç). Partinin bir seçim broşürü bile hazırlamadığı yerel seçimlerin ana teması, mevcut yöneticilere yönelik yolsuzluk iddialarıdır (Tekeli, 1976b). Cumhuriyet Halk Partisi genel seçimler öncesi propagandasını yaptığı ve yurttaşlar ile paylaştığı meşhur Ak Günlere bildirgesinde yer alan “kamu sektörü” ve “köy kentleri” gibi projeleri halk tarafında karşılık bulmuş ve sosyal demokratlar özelikle işçi sınıfının desteği ile hem yerel de hem de genel de iktidar olmuşlardır. Cumhuriyet Halk Partisinin kentleşme sürecinin siyasi etkisine bağlı olarak çeşitli çalışmalar hayata geçirdiler. Kentsel sorunların ve belediye hizmetlerinin 1973–77 politikalarının toplumsal bir mücadele olduğunu net olarak görmekteyiz. 1973 yerel seçimlerine giderken ne siyasi partilerin ne de ticaret birliklerinin kentsel sorunlara ilişkin önemli bir önerisinin olmadığı açıkça görülmektedir. Solun hala toparlanma sürecinde olduğu dönemde, gecekondular henüz belirli talepleri olmayan bir siyasallaşma hareketinin aslında sol’a verdiği bir mesaj ve taleptir. İşte bu koşullarda ortaya çıkacak 1973–77 belediye deneyimi hem Türk Sosyal Demokrasi hem de Yerel Yönetimler açısından bir mihenk taşı niteliği taşımaktadır. Gecekondu mahallelerinin yerel taleplerini, en önemlisi barınma ve kentsel temsil olduğunu görmekteyiz.

1986’da kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti ( SHP) , tam bir sosyal demokrat partiydi. Doğru yönetilerek 5 yıllık sürede yerel ve genelde iktidar olabilmeyi başardı. Laik demokratik Cumhuriyetin temel ilkelerine, eşitliğe, evrensel insan hak ve özgürlüklerine ve de sosyal hukuk devletine inandı. Kürtleri ve Alevileri inkâr eden politikalara karşı durdu. Bu nedenle SHP, siyasi tarihimizde en başarılı sol parti unvanını aldı.

Bu anlayış Türk Sosyal Demokrasi ve sol kadrolar açısından ciddi bir deneyim ve tecrübe olmuştur. Sosyal Demokratların bu işi yapamazlar zannı, melankolisi ve öğrenilmiş çaresizliğini kırarak aslında sosyal demokrasinin temel çare olduğunu toplumsal çalışmaları ile kanıtlamışlardır. Bu kırılma noktası da iktidar kadrolarının ve hâkim ideolojileri tarafından sürekli bir gelişme ve politika üretme süreci ile entegre olması gerekmektedir. Geçmiş deneyimler bize bugün dahi kullanılacak bir geleneğin ve öğretinin temel anahtarı olduğunu göstermektedir.

Sosyal Demokrasi anlayışının ülkemizde seçmenler tarafından temsilcilisi olarak tanımlanan Cumhuriyet Halk Partisi‘nin geçmişten bugüne karşılaştığı çok sayıda sorunun sorgulanmasının gerekliliği aşikârdır. SH dönemine yakından baktığımızda 03.Kasım 1985 tarihinde kurulmuş bir parti olarak tanımlamak doğru değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin özelikle 1980 öncesi örgütsel pratik ve teorilerine sahip bir kadro ile Türk Politik hayatına dâhil olması geleneksel refleksleri de beraberinde getirdi. Bu sürece ve döneme baktığımız zaman, 1923 ve 1980 yılları arasında yapılan siyasi çalışmalar çerçevesinde dönemin birçok parti yetkilisi ve destekçisi için birincil referans noktası olmaya devam ediyor Sosyal Demokrat Halkçı Parti döneminin Sosyal Demokrat yaklaşımları. CHP’nin 1992’de çoğunlukla SHP’nin siyasi, ideolojik ve kurumsal mirasına yerleşmiş olarak ortaya çıktığı gerçeğini gizlemiyor Yerel Yönetimsel açıdan baktığımızda yeni model olarak tanımlanan 89 Belediyeciliğinin tanıtmış olduğu husus ise yerel yönetimlerin hizmet odaklı bir anlayış çerçevesinde gelişmesi ve toplumsal muhalefetin temel ihtiyacı olan temsil ve katılımcılıktır. Dolayısıyla yerel yönetimler açısından Sosyal Demokrat yaklaşımları tartışırken Sosyal Demokrat Halkçı Parti dönemi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti politikalarını ihmal etmek mümkün değildir.

Sosyal Demokrat anlayış çerçevesinde belediye başkanları ve yönetim anlayışı düzene eleştirel yaklaşan, sorgulayan ve çözüm üreten insanlardan oluşmuştur. Bugünün tanımı ile aktif yurttaşlar yönetime gelmiştir. Eğer ilgili döneme bakmak gerekirse Ankara Büyükşehir Başkanı Vedat Dalokay kentin hava kirliliği için yaptığı bir açıklamada “Hava Kirliliği Düzenin Gereğidir” ifadesini kullanmış ve o dönemde yakılan kömürde dönen yolsuzlukları doğru bir şekilde ifade etmiştir. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet İsvan ise sosyal demokrat bir yerel yönetici olarak damgasını vurmuştur. Kendi döneminde kamusal alanların gaspını sonlandırmak için çeşitli çalışmalara imza atmıştır. Bu kamusal alanların bir zümrenin değil, halka açılarak toplumsal fayda için kullanılmasını vurgulamıştır. En büyük örneklerinden biri ise, dönemin “ gazinocular kralı” olarak tanınan bir kişiye ait olan bir kaçak yapının İstanbul’un göbeğinde, Taksim’de yıkılmasıdır. Bu yıkıma İsvan kendisi de katılmıştır ve hatta ilk kazmayı vuran da o olmuştur. Bu haberi haberleştirmeye gelen basın şu manşetleri atmıştır;

“İstanbul’da bu kadar yıkılması gereken kaçak bina varken bu binanın yıkılmasına özel önem vererek katılmamın nedenlerini açıklamak istiyorum.

Bugün yıkacağımız, sadece bir kaçak binadan ibaret değildir.

Bu binayla birlikte para bağışlayarak belediye yasaları karşısında dokunulmazlık kazanılabileceği inancını yıkıyoruz.

Bu binayla birlikte paranın belediyemizde her kapıyı açabileceği görüşünü de yıkıyoruz.

Bu binayı yıkmakla halka gösteriyoruz ki belediyede halktan yana ciddi ve dürüst bir yönetim ve Ankara’da yargıçlar var.” (sayfa 247, Başkent Gölgesinde İstanbul)

Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin Sosyal Demokrasinin gerçek manada uygulanması açısından bir dönüşüm noktası olduğunu görmezden gelmek Türk Sosyal Demokrasisi için doğru değildir. Türk sosyal demokrasisinin kendine özgü ideolojik ve kurumsal gelişimi SHP döneminden sonra bir boşluk sürecine girmiş ve cuntacı dönemde kapatılan Cumhuriyet Halk Partisinin tekrar kurulması ile SHP, kısa bir dönem sonra Sosyal Demokratik değerlerin ve yeni dönemsel politik süreçlerin arasında ciddi bir gel git süreci yaşamıştır. Bu çerçeve de SHP dönemi, Türkiye sosyal demokrasisinin son dönemdeki krizine ışık tutacak anahtar politikaları barındırmaktadır.

Seçimlerdeki gerileme konusuna bakacak olur isek, SHP’nin siyasi hayata gerçekten umut verici bir başlangıç yaptığını, ilk günlerinden beri aldığı yükselen halk desteğinin kanıtladığı gibi, 1989’a zemin hazırladığını belirtmek bir zorunluluk gibi görünüyor. Halk destekli bu anlayış hem dönemin bir politik zaferi hem de halk hareketlerinin tekrar umutlanmasının bir simgesidir. Bu bakımdan SHP, daha önce özellikle sosyo-ekonomik gruplar üzerinde bir kaleye sahip olmayı başardı. Özelikle İşçi sınıfı ve şehirli kent yoksulları gibi 1980 öncesi CHP ile uyumlu bir anlayışa sahip olması süreci hızlandırmıştır.

SHP, örgütsel gücünü baltalayan rakip sosyal demokrat partilerle devam eden çatışmalara çok daha fazla dâhil olmak durumunda kaldı. Bu sürece ek olarak parti içi sorunlarında artması ile beraber partinin örgütsel ağları etrafındaki iç dinamiksel sorunlar oluştu. Örgütsel odak açısından baktığımızda odağın ideolojik / politik meselelerden daha maddi veya günlük meselelere kaydığını görmekteyiz. Sosyal Demokrat anlayış çerçevesinde ülke sorunlara çözüm üreten ve kalkınma odaklı çalışmalara odaklanma sorunu yaşayan SHP yönetimleri, her zorluğa rağmen SHP’nin lokomotif olarak kalması zora düşmüştür. Hem geleneksel olarak anlayışı açısından hem de kadrosal noktada farklı zorluklarla karşı karşıya kalınmıştır.

Başka bir perspektiften bakıldığında, Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin bu döneminde çeşitli alınan hatalı siyasi kararlar ve yanlış hesaplanmış adımlar hem Türk Sosyal Demokrasisine ciddi zarar vermiş hem de örgütsel kopmaların önünü açmıştır. Bu iki nokta bile SHP deneyinin yalnızca basit bir tarihsel ‘parantez’ olarak tarihte noktalamaya yetmez. Türkiye’deki sosyal demokrasi tarihinin en önemli köşe taşlarından biri olduğu aşikârdır ve bunun için yeterlidir. Sosyal demokrat bir canlanma arayışı hala CHP içinde devam ettiğinden, ‘SHP yıllarını hatırlamak ve doğru yorumlamak bir önem taşımaktadır. Bu durum, özellikle günümüzün ihtiyaçlarına ve sorunlarına duyarlı demokratik anlayış oluşturmak adına verilen çalışmalarda halkçı ve katılımın önemini daha ön plana çıkaran politikalar ile mümkün olduğunu Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin dönemi ve Cumhuriyet Halk Partisinin 1973 Belediyecilik modellerinden görmekteyiz.

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri AKP’nin 1994’lere dayanan ve Refah Partisi çatısı altında başlayan belediyecilik ve 2002’de başlayan iktidar süreci açısından bir dönüm noktası oldu. 24 Haziran 2018’deki genel seçimlerde ise devletin bütün imkânlarını kullanmasına rağmen sönük bir zafer elde etmiş, HDP’nin mecliste olmasından dolayı aldığı oydan çok daha fazla sayıda koltuğa sahip olduğu günler geride kalmıştı. Her ne kadar 24 Haziran 2015 seçimlerinde azalan oylarını 7 Kasım seçim süreci ile telafi etse bile mecliste fazladan koltuğa sahip olma günleri geride kalmıştı. Nitekim 24 Haziran seçimlerinde oy oranları düşmeye devam etti ve iktidar meclisteki varlığını MHP ile sürdürmek zorunda kaldı

“Her şey Çok Güzel Olacak “

Bu anlayış açıkça bize bir belediyenin temel gücünün halk olduğunu ve halktan alınan gücün hem katılımcılık noktasında hem de tutarlı, ciddi ve saydamlığın egemen olduğu bir yerel yönetim anlayışının oluşmasının temel taşı olduğunu vurgulamaktadır. Hem Ahmet İsvan yönetim anlayışı, hem Vedat Dalokay’ın ve Murat Karayalçın belediyeciliğinin ülkemizde gelmiş geçmiş en başarılı kalkınma modeli oluşumları olduğunu hem halk hem de yapılanlar açıkça sunmaktadır. Bu modeller çerçevesinde “Her şey Çok Güzel Olacak “ sloganlarımız hem geleneğin güzelliklerini sunmaktadır hem de yarınlarımızı daha yaşanır kılmaktadır.

31.Mart yerel seçimlerine geldiğinde, 1973 seçimleri ve 1989 seçimleri gibi halk Sosyal Demokrasinin tekrar yönetime gelmesine müsaade etmiştir. AKP’nin 1994 seçimlerinden bu yana kalesi olarak nitelendirilen Ankara ve İstanbul büyükşehir belediyeleri 1.Nisan günü Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine geçmiştir. Topluma sunulmuş olan projeler ve katılımcı anlayışın ön plana çıkarılmış olması özellikle bu iki ilin siyasi olarak değişiminin mümkün olmasında temel taşımıştır.

31.Mart seçimleri sonrasında verilen en büyük çağrı aslında 1973 seçimlerinde ile eş değerdir. Orta sınıf ve işçi sınıfı Cumhuriyet Halk Partisi’ni, kentsel kalkınma ve yeniden kent işçiliğini tanımlaması için görevlendirmiştir. Bu ölçüde söz konusu sosyal grupların kentte katılımı ve politik faktörlerin aşılması için önemli bir dönem çalışması gerekmektedir. Yerel Yönetimlerin kentsel siyaset gündemine getirdiği siyasi ve politik önerileri daha üst ölçekte halk katılımı ile değerlendirmek ve halk faydasına bunları kullanmak kent siyasetinde sosyal yerel yönetim modeli için temel unsurdur.

AKP hükümetinin popüler anlatıya hâkim yeteneği 31 Mart seçimlerinde başarı olmamıştır. Sosyal Demokratik anlayışın özelikle 1980 sonrası bağlamdaki kültürel yaklaşımları ve halk temelinde oluşturulan politik söylem ve modelleri kabul görmüştür. Dahası, Türkiye’nin kendine özgü siyasi sınıf dinamiklerini hatırlatmıştır Cumhuriyet Halk Partisi 31 Mart seçimlerinde. Türkiye’deki ana akım “sol” un şemsiye olarak kabul etmiş olduğu CHP, bütünleştirici anlayışı ile çatı olmuştur. Ülkemizdeki durum batı Avrupa sosyal demokrasinin kabul ettiği bir model anlayışına sahip olmadığından ötürü alt-orta sınıf ayırımından fazlası ile bu çatı çalışma hayata geçmiştir. Özelikle 1980’den itibaren Türkiye’deki sol partiler sınıflara başarı ile hitap ederken, Ecevit’in bir zamanlar yaptığı gibi kültürel ve sınıf ayrımını aşmak bugünün politikası ile pek mümkün görülmektedir. Bu açıdan farklı kucaklayıcı modeller sunulmuştur.