<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Habere Güven</title>
    <link>https://www.habereguven.com</link>
    <description>Habere Güven; Türkiye ve dünyadan son dakika haberler, güncel gelişmeler, analizler ve özel dosyalarla güvenilir, hızlı ve bağımsız habercilik sunar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.habereguven.com/rss/insan-haklari" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 17 Jun 2026 19:57:36 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/rss/insan-haklari"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD’den KHK Çağrısı: “İhraç Edilenler Tüm Özlük Haklarıyla Görevlerine İade Edilmeli”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihdden-khk-cagrisi-ihrac-edilenler-tum-ozluk-haklariyla-gorevlerine-iade-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihdden-khk-cagrisi-ihrac-edilenler-tum-ozluk-haklariyla-gorevlerine-iade-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İHD, Ankara’da gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu ve Şube Eş Başkanları Toplantısı’nın ardından sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<h3>İnsan Hakları Derneği (İHD), 13-14 Haziran tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu ve Şube Eş Başkanları Toplantısı’nın sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, olası bir geçiş dönemi yasasının <strong>KHK’larla kamudan ihraç edilen tüm personelin özlük haklarıyla birlikte kamu görevlerine iadesini sağlaması gerektiği</strong> vurgulanırken, kayyum düzenlemelerinin kaldırılması ve siyasi mahpusları kapsayan genel af çağrısı da yapıldı.</h3>
</blockquote>

<h2><strong>İHD’den kapsamlı sonuç bildirgesi</strong></h2>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD), 13-14 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu ve Şube Eş Başkanları Toplantısı’nın ardından sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı. Bildirgede, insan hakları ihlallerinden demokratikleşme taleplerine, ekonomik sorunlardan barış sürecine kadar çok sayıda başlık ele alındı.</p>

<h3><strong>“KHK mağduriyetleri geçiş dönemi yasasıyla giderilmeli”</strong></h3>

<p>İHD, desteklediğini belirttiği barış sürecinin kalıcı hale gelebilmesi için kapsamlı bir “geçiş dönemi yasası” çıkarılması gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda hazırlanacak yasanın, <strong>Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kamudan ihraç edilen tüm personelin özlük haklarıyla birlikte kamu görevlerine iadesini sağlayacak düzenlemeler içermesi gerektiği</strong> belirtildi.</p>

<p>Bildirgede ayrıca KHK ile belediye mevzuatına eklenen kayyum düzenlemelerinin kaldırılması, yerine kayyum atanan belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi ve süreci denetleyecek siyasi partiler, kamu görevlileri ile sivil toplum temsilcilerinden oluşan bir izleme kurulunun oluşturulması çağrısı yapıldı.</p>

<h3><strong>“Ajanlık dayatmaları araştırılsın”</strong></h3>

<p>Toplantıda şube eş başkanlarının aktardığı bilgilere göre son dönemde çok sayıda kişiye yönelik “ajanlık dayatması” iddialarının arttığı ve uygulamanın yaygınlaştığı ifade edildi. Yapılan suç duyurularının etkili şekilde soruşturulmadığı belirtilirken, mağdurların can güvenliği ile kişi özgürlüğü ve güvenliği açısından ciddi endişeler yaşadığı kaydedildi.</p>

<p>İHD, bu iddialarla ilgili kapsamlı bir rapor hazırlanmasına ve İçişleri ile Adalet bakanlıklarına başvuruda bulunulmasına karar verildiğini açıkladı.</p>

<h3><strong>İşsizlik, yoksulluk ve intiharlar gündemde</strong></h3>

<p>Bildirgede, işsizlik ve yoksullaştırma politikalarının özellikle gençleri yasa dışı sanal bahis ağları ve çeşitli suç örgütlerine ittiği değerlendirmesi yapıldı. Psikososyal ve ekonomik nedenlerle intihar oranlarında artış gözlendiği belirtilirken, gelir dağılımındaki adaletsizlik, hukuk ve adalet endekslerindeki gerileme ile sabit gelirli çalışanların alım gücünün düşmesinin bu tabloyu ağırlaştırdığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İHD, artan güvenlik harcamalarına karşın eğitim, sağlık ve sosyal politika bütçelerinin küçüldüğünü belirterek önümüzdeki dönemde bütçe izleme programlarının hayata geçirilmesini önerdi.</p>

<h3><strong>“Hak ve özgürlüklerde otoriterleşme derinleşiyor”</strong></h3>

<p>İktidarın basın özgürlüğü, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, mahpus hakları ile kadın, çocuk ve LGBTİ+ hakları başta olmak üzere birçok alanda yasaklayıcı ve sınırlayıcı politikalar izlediği savunulan bildirgede, TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026 tarihli raporunda yer alan demokratikleşme önerilerinin hayata geçirilmesi çağrısı yinelendi.</p>

<h3><strong>CHP’ye yönelik yargı süreçlerine tepki</strong></h3>

<p>İHD, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarla devam eden süreci “yargı yoluyla siyasete müdahale” olarak değerlendirdi.</p>

<p>Ana muhalefet partisinin büyük kongresinin iptal edilmesine ilişkin kararın demokrasi açısından kaygı verici olduğu belirtilen bildirgede, CHP’ye yönelik yargı baskısına son verilmesi, tutuklu belediye başkanları ile parti üyelerinin serbest bırakılması ve hukuka aykırı olduğu ifade edilen butlan kararının Yargıtay tarafından kaldırılması talep edildi.</p>

<h3><strong>AİHM kararları uygulanmalı çağrısı</strong></h3>

<p>Bildirgede, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 9-11 Haziran 2026 tarihli toplantısında Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerine de yer verildi.</p>

<p>Komitenin, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkındaki tutukluluk ve mahkûmiyet kararlarının siyasi saiklerle verildiğine yönelik AİHM değerlendirmelerini yinelediği belirtilirken, Osman Kavala için de benzer tespitlerin yapıldığı aktarıldı. İHD, iktidarı AİHM ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararlarını uygulamaya çağırarak ilgili davalarda tutuklu bulunan siyasetçilerin serbest bırakılmasını istedi.</p>

<h3><strong>“Geçiş dönemi yasası genel af ve umut hakkını içermeli”</strong></h3>

<p>İHD, Ekim 2024’ten bu yana silahlı çatışmalardan kaynaklanan yaşam hakkı ihlallerinin yaşanmamasını olumlu bulduğunu ancak örgütün fesih ve silah bırakma açıklamasının üzerinden 13 ay geçmesine rağmen gerekli yasal düzenlemelerin yapılmamasının endişe verici olduğunu ifade etti.</p>

<p>Dernek, çıkarılmasını önerdiği geçiş dönemi yasasının tüm silahlı militanların geri dönüşünü güvence altına almasını, ekonomik ve sosyal yaşama katılım mekanizmaları oluşturmasını, tüm siyasi mahpusları kapsayan genel af düzenlemesi içermesini ve infaz eşitsizliğini giderecek şekilde yeniden düzenlenmesini istedi. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarına uygun biçimde umut hakkının güvence altına alınması ve koruculuk sisteminin kaldırılarak silahsızlandırma ve yeniden istihdam politikalarının uygulanması gerektiği ifade edildi.</p>

<h3><strong>“Kalıcı barış ve demokratikleşme için mücadele sürecek”</strong></h3>

<p>Sonuç bildirgesinin sonunda İHD, hukukun üstünlüğünün, demokratik siyasetin ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, çatışmasızlığın kalıcı barışa dönüştüğü bir coğrafya için mücadelesini sürdüreceğini kamuoyuna duyurdu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihdden-khk-cagrisi-ihrac-edilenler-tum-ozluk-haklariyla-gorevlerine-iade-edilmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 20:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-15-205423.png" type="image/jpeg" length="89589"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adana İHD ve ÖHD raporu: Adana cezaevlerinde hak ihlalleri derinleşiyor]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/adana-ihd-ve-ohd-raporu-adana-cezaevlerinde-hak-ihlalleri-derinlesiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/adana-ihd-ve-ohd-raporu-adana-cezaevlerinde-hak-ihlalleri-derinlesiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi ile Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde sistematik hak ihlalleri devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<h3>İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana Temsilciliği tarafından hazırlanan cezaevleri raporunda, Adana’daki birçok ceza infaz kurumunda sağlık hakkına erişimin engellenmesinden çıplak arama uygulamalarına, infazların keyfi biçimde uzatılmasından tecrit koşullarına kadar çok sayıda sistematik hak ihlalinin sürdüğü belirtildi. Raporda, hukuka aykırı uygulamalara son verilmesi çağrısı yapıldı.</h3>
</blockquote>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana Temsilciliği, Adana’daki cezaevlerinde yaşandığı belirtilen hak ihlallerine ilişkin hazırladığı kapsamlı raporu İHD Adana Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı. Toplantıya çok sayıda avukatın yanı sıra Adana Demokratik Kurumlar Platformu bileşenleri de katılarak destek verdi.</p>

<h2><img alt="Whatsapp Image 2026 06 12 At 15.17.41 (3)" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-12-at-151741-3.jpeg" width="1600" /></h2>

<h2>“Cezaevleri hak ihlallerinin mekânına dönüştü”</h2>

<p>Raporu kamuoyuyla paylaşan ÖHD Adana Temsilciliği Eş Sözcüsü Aziz Sari, özellikle Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi ile Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde sistematik hak ihlallerinin devam ettiğini söyledi. Sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi, infazların yakılması, çıplak arama dayatmaları, Kürtçe yazışmalara yönelik kısıtlamalar ve İdare ve Gözlem Kurulu uygulamalarına dikkat çeken Sari, cezaevlerinin giderek “tecrit ve sessizleştirme mekânlarına dönüştürüldüğünü” ifade etti.</p>

<p>İşkence ve kötü muamelenin derhal son bulması gerektiğini vurgulayan Sari, infaz süreçlerinde yaşanan keyfi uygulamaların kaldırılması ve koşullu salıverme hakkının güvence altına alınması çağrısında bulundu. Hasta ve yaşlı mahpusların durumuna da değinen Sari, Adli Tıp Kurumu’nun tek yetkili merci olarak görülmesinin eleştirilmesi gerektiğini belirterek, bağımsız ve bilimsel sağlık kurullarının esas alınmasının önemine işaret etti.</p>

<h2>Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde çok sayıda ihlal tespit edildi</h2>

<p>Raporda, Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ne ilişkin çok sayıda hak ihlali sıralandı. Buna göre mahpusların mahkeme veya hastane dönüşlerinde hukuka aykırı aramalara maruz kaldığı, çıplak aramaya varan uygulamaların sürdüğü ve oda aramalarının haftada birkaç kez gerçekleştirildiği belirtildi. Gerekçe gösterilmeksizin kişisel eşyalara el konulduğu, oda değişikliklerinin ayda bire indirildiği ve yasaklama kararı bulunmayan kitap ile dergilere el konulduğu aktarıldı.</p>

<p>Raporda ayrıca mahpusların araştırma kaynaklarına erişiminin sınırlandırıldığı, ailelerine ve kurumlara gönderdikleri mektupların sansürlendiği veya teslim edilmediği ifade edildi. Disiplin soruşturmalarında verilen hücre cezalarının orantısız olduğu ve bu cezaların infaz sürelerinin uzamasına neden olduğu kaydedildi.</p>

<p>Mahpusların spor ve sohbet haklarından yararlanamadığı, kurs saatlerinin görüş saatleriyle çakıştırıldığı için eğitim faaliyetlerinden faydalanamadıkları da raporda yer aldı. Ekonomik desteği bulunmayan yabancı uyruklu mahpuslara diğer tutukluların temel ihtiyaç malzemesi vermesine izin verilmediği, ağız içi arama uygulaması nedeniyle uzun süredir hastane sevklerinin gerçekleşmediği veya tedavilerin yarım kaldığı belirtildi. Yemeklerin hijyen koşullarına uygun olmadığı, besin değerinin düşük olduğu ve sıcak hava koşullarına rağmen yeterli soğutma ile hijyen imkanlarının sağlanmadığı da raporda dikkat çeken tespitler arasında yer aldı.</p>

<h2><img alt="Whatsapp Image 2026 06 12 At 15.22.39 (3)-1" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-12-at-152239-3-1.jpeg" width="1600" /></h2>

<h2>Suluca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları</h2>

<p>ÖHD’nin raporunda Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki uygulamalara da geniş yer verildi. Mahpusların yaklaşık 8’e 5 adımlık tek kişilik odalarda tutulduğu, mutfak ve banyo dahil son derece dar alanlarda yaşamlarını sürdürdüğü, pencerelerin ise küçük ve tel örgüler nedeniyle hava ile güneş ışığını yeterince geçirmediği ifade edildi.</p>

<p>Raporda, mahpusların günün 23 saatini tek başlarına geçirdikleri, yalnızca günde bir saat aynı koridordaki sınırlı sayıdaki kişiyle havalandırmaya çıkarıldıkları ve farklı koridorlardaki mahpuslarla bir araya getirilmelerinin engellendiği belirtildi. İçme suyunun kota ile verildiği ve hijyen açısından uygun olmadığı yönündeki şikâyetlere de yer verildi.</p>

<p>Üç kişilik odalar bulunmasına rağmen mahpusların tekli hücrelerde tutulduğu, üç kişilik odalara geçiş taleplerinin ise kamera bulunan odaları kabul etmedikleri gerekçesiyle reddedildiği aktarıldı. Sevk edilen mahpusların eşyalarının eksik teslim edildiği, kitap ve gazete sayısına ciddi sınırlamalar getirildiği, spor ve atölye faaliyetlerinin ise fiilen uygulanmadığı kaydedildi.</p>

<p>Hastane sevklerinde ağız içi arama dayatmasının sürdüğü, bunu kabul etmeyen mahpusların sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığı ve haklarında disiplin soruşturması başlatıldığı ifade edildi. Sevklerin aylarca geciktirildiği, gerçekleştirilen sevklerde ise mahpusların uzun süre ring araçlarında bekletildiği belirtildi.</p>

<p>Raporda ayrıca haftalık oda ve genel aramaların yapıldığı, telefon görüşmelerinin yalnızca 10 dakika ile sınırlandığı, yemeklerin yetersiz ve kalitesiz olduğu, mahpusların birbirleriyle haberleşmelerinin engellendiği ve ailelerinden gelen kargoların gerekçesiz biçimde geciktirildiği ya da teslim edilmediği ifade edildi. İdareye verilen dilekçelerin yanıtsız bırakıldığı, ziyaretçilere kötü muameleye varan ince aramalar uygulandığı ve İdare ve Gözlem Kurullarının “paralel mahkeme gibi hareket ederek” infaz erteleme veya infaz yakma kararları verdiği yönündeki tespitler de raporda yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>“Hak ihlallerine son verilmeli”</h2>

<p>Basın açıklamasının sonunda konuşan Aziz Sari, cezaevlerinde işkence, kötü muamele ve tecrit uygulamalarının sona erdirilmesi gerektiğini belirterek, infaz yakma uygulamaları ile keyfi İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının kaldırılması çağrısı yaptı. Anadilde iletişim hakkının güvence altına alınmasını, ayrımcı ve cinsiyetçi uygulamaların son bulmasını ve ağır hasta mahpusların derhal tahliye edilmesini isteyen Sari, toplumsal barışın ancak halkların eşitliğini tanıyan, geçmişle yüzleşen ve adaleti güvence altına alan bütüncül bir hukuk anlayışıyla mümkün olacağını ifade etti.</p>

<p>Sari, hiçbir baskı ve inkâr politikasının hak arama mücadelesini durduramayacağını vurgulayarak, toplumsal barış için gerekli tüm yüzleşme süreçlerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/adana-ihd-ve-ohd-raporu-adana-cezaevlerinde-hak-ihlalleri-derinlesiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-12-at-151741-4.jpeg" type="image/jpeg" length="52997"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü: İsrail Batı Şeria’da etnik temizliği hızlandırıyor]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/uluslararasi-af-orgutu-israil-bati-seriada-etnik-temizligi-hizlandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/uluslararasi-af-orgutu-israil-bati-seriada-etnik-temizligi-hizlandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırma kapsamında 2023-2025 yılları arasında zorla yerinden edilen veya edilme tehlikesi altında bulunan 27 Bedevi ve çoban topluluğu mercek altına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<h3><strong>Uluslararası Af Örgütü’nün yayımladığı yeni rapor, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’nın C Bölgesi’nde Filistinli Bedevi ve çoban topluluklarına yönelik “devlet destekli etnik temizlik” politikası yürüttüğünü öne sürdü. Raporda, yerleşimci şiddetinin sistematik biçimde teşvik edildiği, zorla yerinden etme uygulamalarının arttığı ve uluslararası topluma yaptırım çağrısı yapıldı.</strong></h3>
</blockquote>

<p>Uluslararası Af Örgütü, bugün kamuoyuyla paylaştığı <strong>“Filistinlilerin izini silmek: İsrail’in Batı Şeria’daki Bedevi ve çoban topluluklarına yönelik etnik temizlik politikası”</strong> başlıklı raporunda, İsrail yönetiminin işgal altındaki Batı Şeria’nın C Bölgesi’nde ilhak sürecini hızlandırmak amacıyla Filistinlilere yönelik sistematik bir zorla yerinden etme politikası izlediğini savundu.</p>

<p>Rapora göre, Filistinli topluluklar yalnızca evlerinden çıkarılmıyor; aynı zamanda geçim kaynaklarından mahrum bırakılıyor, su ve otlak alanlarına erişimleri engelleniyor ve yoğun yerleşimci saldırılarıyla yaşadıkları bölgeleri terk etmeye zorlanıyor.</p>

<h2>27 topluluk incelendi</h2>

<p>Araştırma kapsamında 2023-2025 yılları arasında zorla yerinden edilen veya edilme tehlikesi altında bulunan 27 Bedevi ve çoban topluluğu mercek altına alındı.</p>

<p>Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları, 12 farklı topluluktan 45 Filistinliyle görüşürken, avukatlar, gazeteciler, aktivistler ve İsrailli ile Filistinli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri dahil toplam 19 kişiyle mülakat gerçekleştirdi. Ayrıca 420 fotoğraf ve video doğrulandı; hükümet belgeleri, uydu görüntüleri, mahkeme kayıtları ve Birleşmiş Milletler raporları analiz edildi.</p>

<h2>“Yerleşimci şiddeti devlet politikasının parçası”</h2>

<p>Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, rapora ilişkin değerlendirmesinde yaşananların münferit olaylar olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p>“Yerleşimci şiddeti birkaç kişinin işi değil, devlet destekli etnik temizlik politikasının merkezinde yer alıyor ve İsrail’in apartheid sisteminin sürdürülmesinde temel rol oynuyor.”</p>
</blockquote>

<p>Callamard, özellikle ABD, Almanya, Birleşik Krallık, İtalya ve Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere uluslararası topluma çağrıda bulunarak İsrail’in işgal, ilhak ve yerleşim politikalarına katkı sağlayan tüm ticari ve mali ilişkilerin durdurulmasını istedi.</p>

<p>Ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile hükümette görev yapan bazı bakanlara yönelik seyahat yasağı ve mal varlığı dondurma gibi hedefli yaptırımlar uygulanması gerektiğini savundu.</p>

<h2>Üç yılda 117 Filistinli topluluk yerinden edildi</h2>

<p>Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre Ocak 2023 ile Nisan 2026 arasında çoğunluğu Bedevi ve çoban topluluklarından oluşan en az <strong>117 Filistinli topluluk tamamen ya da kısmen yerinden edildi.</strong></p>

<p>Aynı dönemde İsrail makamlarının C Bölgesi’nde Filistinlilere ait <strong>3 bin 407 ev ve yapıyı yıktığı</strong>, bunun sonucunda <strong>2 bin 996 kişinin yerinden edildiği</strong> belirtildi.</p>

<h2>Yerleşimler rekor hızla büyüyor</h2>

<p>Raporda, sivil toplum kuruluşu Peace Now verilerine de yer verildi.</p>

<p>Buna göre Nisan 2026 sonu itibarıyla Batı Şeria’da <strong>363 İsrail yerleşimci ileri karakolu</strong> bulunuyor. Bunların <strong>212’si yalnızca 2023 yılından sonra kuruldu.</strong></p>

<p>İsrail hükümetinin 2023-2025 döneminde <strong>50 bin 785 yeni yerleşim konutunun planını ilerlettiği</strong>, sadece 2025 yılında ise <strong>27 bin 941 konutun onay aldığı</strong> kaydedildi. Bu rakamın bugüne kadar ulaşılan en yüksek yıllık seviyeyi oluşturduğu ifade edildi.</p>

<h2>Silah ruhsatlarında 15 kat artış</h2>

<p>Rapor, 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından İsrail hükümetinin bireysel silah ruhsatı koşullarını gevşettiğine de dikkat çekti.</p>

<p>Ocak 2026 itibarıyla <strong>240 binden fazla İsrail vatandaşına silah ruhsatı verildiği</strong>, bunun önceki yıllardaki yıllık ortalamanın yaklaşık <strong>15 katına</strong> karşılık geldiği belirtildi.</p>

<p>Uluslararası Af Örgütü, bu değişiklik sonrasında silahlı yerleşimci saldırılarında belirgin artış yaşandığını, Filistinli sivillerin askerlerle silahlı yerleşimcileri ayırt etmekte zorlandığını ve saldırıların çoğunda failler hakkında etkili soruşturma yürütülmediğini ileri sürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>“Yaygın cezasızlık yeni ihlalleri teşvik ediyor”</h2>

<p>Raporun sonuç bölümünde, İsrail makamlarının yerleşimci şiddetini önlemek yerine fiilen kolaylaştırdığı ve faillerin büyük bölümünün cezasız kaldığı iddia edildi.</p>

<p>Uluslararası Af Örgütü, Batı Şeria’daki zorla yerinden etme uygulamalarının durdurulması, uluslararası hukuk kapsamındaki suçlara ilişkin bağımsız soruşturmaların yürütülmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Filistin soruşturmasına tam destek verilmesi çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/uluslararasi-af-orgutu-israil-bati-seriada-etnik-temizligi-hizlandiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-10-152612.png" type="image/jpeg" length="55582"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AİHM’den Kışanak–Tuncel kararında OHAL ve KHK içtihadına açık atıf]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/aihmden-kisanak-tuncel-kararinda-ohal-ve-khk-ictihadina-acik-atif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/aihmden-kisanak-tuncel-kararinda-ohal-ve-khk-ictihadina-acik-atif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mahkeme, hem bireysel sorumluluk ilkesini hem de KHK/OHAL rejiminde dahi geçerli olan insan hakları standartlarını yeniden ve güçlü biçimde vurgulamış oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<h3>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 9 Haziran 2026 tarihli <strong>Kışanak ve Tuncel v. Türkiye kararı</strong> kararında, tutuklamalara ilişkin gerekçelerin yeterli somutluk taşımadığına hükmederek Türkiye açısından kritik bir içtihada daha imza attı.</h3>
</blockquote>

<p>Mahkeme, yalnızca bireysel tutuklamaları değerlendirmekle kalmadı; aynı zamanda OHAL dönemine ilişkin <strong>derogasyon (askıya alma)</strong> rejiminin sınırlarına da dikkat çekti ve daha önce verilen KHK dosyalarına ilişkin kararlara açık biçimde atıf yaptı.</p>

<p><strong>OHAL savunması AİHM’de karşılık bulmadı</strong></p>

<p>Kararda en dikkat çekici başlıklardan biri, Türkiye’nin <strong>OHAL nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni askıya alma bildirimine</strong> yaptığı dayanma oldu.</p>

<p>AİHM, daha önceki içtihadını hatırlatarak:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>OHAL ilanının tek başına tutuklamaları meşrulaştıramayacağını</li>
 <li>Her durumda <strong>somut ve bireysel gerekçelendirme</strong> gerektiğini</li>
 <li>Derogasyonun sınırsız bir yetki alanı yaratmadığını</li>
</ul>

<p>vurguladı.</p>

<p>Bu değerlendirme, Mahkeme’nin daha önce verdiği <strong>Parıldak v. Türkiye kararı</strong> ile doğrudan bağlantılı şekilde yeniden hatırlandı. Söz konusu kararda da AİHM, OHAL bildirimine rağmen uygulanan tutuklamaların Sözleşme standartlarını karşılamadığına hükmetmişti.</p>

<p><strong>“Kişisel sorumluluk kurulmadı” vurgusu</strong></p>

<p>Kışanak–Tuncel kararında Mahkeme, tutuklama gerekçelerinin büyük ölçüde:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Belediye başkanlığı görevi</li>
 <li>Kurumsal sorumluluk varsayımı</li>
 <li>Genel siyasi faaliyetler</li>
</ul>

<p>üzerinden kurulduğunu belirtti.</p>

<p>Ancak AİHM’e göre bu yaklaşım yeterli değil:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Kararlarda <strong>kişisel fiil, talimat veya katkı</strong> gösterilmedi</li>
 <li>Sadece görev pozisyonu üzerinden suç isnadı yapıldı</li>
 <li>Somut nedensellik bağı kurulmadı</li>
</ul>

<p>Mahkeme bu nedenle, makul şüphe standardının oluşmadığını ve tutuklamaların <strong>AİHS’nin 5. maddesini ihlal ettiğini</strong> tespit etti.</p>

<p><strong>KHK içtihadına açık atıf: Parıldak kararı yeniden gündemde</strong></p>

<p>Kararda en önemli hukuki bağlantılardan biri, AİHM’in <strong>KHK dosyalarına ilişkin içtihadı</strong> oldu.</p>

<p>Mahkeme, özellikle <strong>Parıldak v. Türkiye kararı</strong> kararına atıf yaparak şu çizgiyi yeniden teyit etti:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>OHAL kapsamında alınan tedbirler de denetime tabidir</li>
 <li>Bireysel durum analiz edilmeden verilen tutuklama kararları Sözleşme’ye aykırı olabilir</li>
 <li>Genel güvenlik gerekçeleri otomatik meşruiyet sağlamaz</li>
</ul>

<p>Bu atıf, KHK davalarının yalnızca disiplin veya idari süreçlerle sınırlı değil, doğrudan insan hakları yargısının merkezinde değerlendirildiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p><strong>DTK ve siyasi faaliyetler değerlendirmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararda ayrıca, sanıkların Demokratik Toplum Kongresi (DTK) etkinlikleri ve siyasi konuşmalarının tutuklama gerekçesi yapılmasına da değinildi.</p>

<p>AİHM, bu faaliyetlerin:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Tek başına suç bağlantısı oluşturmadığını</li>
 <li>Demokratik ifade ve örgütlenme alanı içinde değerlendirilmesi gerektiğini</li>
 <li>Ceza hukuku ile otomatik ilişkilendirilemeyeceğini</li>
</ul>

<p>belirtti.</p>

<p><strong>“Makul şüphe standardı oluşmadı”</strong></p>

<p>Kararın özünde Mahkeme şu sonuca ulaştı:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Tutuklama kararları somut delile dayanmıyor</li>
 <li>Bireysel sorumluluk gösterilmiyor</li>
 <li>Siyasi faaliyetler suç bağlantısı olarak kabul ediliyor</li>
 <li>Bu nedenle <strong>“objective observer” açısından makul şüphe oluşmuyor</strong></li>
</ul>

<p>Bu gerekçelerle AİHM, <strong>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin ihlal edildiğine</strong> hükmetti.</p>

<p><strong>Hukuk çevreleri için kritik mesaj</strong></p>

<p>Karar, yalnızca iki siyasetçiye ilişkin bir bireysel başvuru olmaktan öte, AİHM’in son yıllarda geliştirdiği çizginin devamı olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Özellikle üç nokta öne çıkıyor:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>OHAL rejimi → sınırsız yetki değil</li>
 <li>KHK uygulamaları → bireysel inceleme zorunlu</li>
 <li>Siyasi faaliyetler → otomatik suçlama konusu olamaz</li>
</ul>

<p><strong>İçtihadın genişleme ihtimali</strong></p>

<p>Hukuk çevrelerine göre bu kararın ardından, AİHM’in benzer dosyalarda:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>suçun manevi unsuru (kast)</strong></li>
 <li>siyasi aidiyetin ceza hukukuna etkisi</li>
 <li>görev nedeniyle sorumluluk tartışmaları</li>
</ul>

<p>gibi alanlarda daha ayrıntılı bir standarda yönelmesi bekleniyor.</p>

<p>Bu kapsamda, özellikle Türkiye’den gelen başvurularda içtihadın <strong>Selahattin Demirtaş (no. 4) çizgisi</strong> ile daha da birleşmesi olasılığı dile getiriliyor.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kışanak–Tuncel kararı, AİHM’in Türkiye’ye yönelik OHAL ve tutuklama dosyalarında geliştirdiği yaklaşımın devamı niteliğinde görülüyor. Mahkeme, hem bireysel sorumluluk ilkesini hem de KHK/OHAL rejiminde dahi geçerli olan insan hakları standartlarını yeniden ve güçlü biçimde vurgulamış oldu.</p>

<p><strong jsaction="" jscontroller="zYmgkd#vvzi1e" jsuid="QKBpqc_f">(Derogasyon</strong>, hukuki ve ticari bağlamda <strong jsaction="" jscontroller="zYmgkd#vvzi1e" jsuid="QKBpqc_g">ayrıklık, istisna veya mevcut kuralların geçici olarak askıya alınması<!--TgQPHd|[]--></strong> anlamına gelir.)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/aihmden-kisanak-tuncel-kararinda-ohal-ve-khk-ictihadina-acik-atif</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-10-110803.png" type="image/jpeg" length="59398"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Af Örgütü Türkiye Türkiye’de hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygı gösterilmeli        Ankara Bölge Adliye Mahkem]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/af-orgutu-turkiye-turkiyede-hukukun-ustunlugune-ve-insan-haklarina-saygi-gosterilmeli-ankara-bolge-adliye-mahkem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/af-orgutu-turkiye-turkiyede-hukukun-ustunlugune-ve-insan-haklarina-saygi-gosterilmeli-ankara-bolge-adliye-mahkem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Uluslararası Af Örgütü: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğüne ve İnsan Haklarına Saygı Gösterilmeli</h2>

<p><strong>Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin endişelerini dile getirerek, siyasi muhalefete yönelik baskıların sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, CHP’ye yönelik yargı süreçleri ile ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin gelişmelerin ciddi kaygı yarattığı belirtildi.</strong></p>

<p>Uluslararası Af Örgütü Türkiye tarafından yapılan açıklamada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin Kasım 2023 kurultayı ve sonrasındaki kurultayları iptal eden ara kararının hukukun üstünlüğü ve insan hakları açısından ciddi sonuçlar doğurduğu savunuldu.</p>

<p>Açıklamada, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart 2025’te tutuklanmasının ardından partiye, seçilmiş temsilcilere ve belediye görevlilerine yönelik baskıların arttığı ileri sürülerek, örgütlenme özgürlüğünün siyasi saiklerle hedef alındığı iddia edildi.</p>

<h2>“Siyasi muhalefete yönelik baskılar sona ermeli”</h2>

<p>Uluslararası Af Örgütü Avrupa Araştırmalar Direktör Yardımcısı Esther Major, yaptığı değerlendirmede son dönemde yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından kritik bir dönüm noktasına işaret ettiğini belirtti.</p>

<p>Major, yetkililerin siyasi muhalefete ve muhaliflere yönelik baskıları sona erdirmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alması gerektiğini ifade ederek, devletin uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerine uygun hareket etmesi çağrısında bulundu.</p>

<p>Açıklamada ayrıca, yalnızca temel hak ve özgürlüklerini barışçıl biçimde kullandıkları gerekçesiyle tutuklandığı belirtilen kişilerin derhal ve koşulsuz serbest bırakılması ve haklarındaki suçlamaların düşürülmesi istendi.</p>

<h2>CHP Genel Merkezi’ne yönelik müdahaleye eleştiri</h2>

<p>Uluslararası Af Örgütü açıklamasında, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin CHP kurultayının iptali istemini reddetmesine rağmen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararı bozarak eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve getirilmesine hükmettiği ifade edildi.</p>

<p>Kararın uygulanması sırasında polis ekiplerinin CHP Genel Merkezi’ne müdahale ettiği öne sürülen açıklamada, bina içerisinde biber gazı kullanıldığı ve genel merkez önünde toplanan kalabalığa tazyikli suyla müdahale edildiği iddia edildi.</p>

<p>Örgüt, kişilerin güvenli şekilde tahliye olamayacağı kapalı alanlarda biber gazı kullanılmasının hukuka aykırı olabileceğini ve işkence ya da kötü muamele kapsamında değerlendirilebileceğini savundu. Tazyikli su kullanımının ise yalnızca zorunlu ve orantılı durumlarla sınırlı olması gerektiği vurgulandı.</p>

<h2>İmamoğlu davasına ilişkin adil yargılanma endişesi</h2>

<p>Açıklamada, Ekrem İmamoğlu ile birlikte çok sayıda belediye yöneticisi, çalışan ve iş insanının yargılandığı davaya ilişkin de değerlendirmelerde bulunuldu.</p>

<p>Suçlamaların önemli ölçüde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin ifadeleri ile kimlikleri savunma tarafına açıklanmayan gizli tanık beyanlarına dayandığı belirtilen açıklamada, kapsamlı iddianame ve soruşturma dosyalarının etkili savunma hakkı bakımından ciddi sorunlar doğurabileceği öne sürüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uluslararası Af Örgütü, ceza adalet sisteminin siyasi muhalefeti bastırmak amacıyla araçsallaştırıldığı yönünde kaygılar bulunduğunu ifade ederek, Türkiye’de yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi çağrısını yineledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/af-orgutu-turkiye-turkiyede-hukukun-ustunlugune-ve-insan-haklarina-saygi-gosterilmeli-ankara-bolge-adliye-mahkem</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2025/05/af-orgutu.jpeg" type="image/jpeg" length="79233"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adana İHD’den açlık grevindeki Seda Baykan için çağrı: “Tecrit kaldırılsın, sevk talebi kabul edilsin”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/adana-ihdden-aclik-grevindeki-seda-baykan-icin-cagri-tecrit-kaldirilsin-sevk-talebi-kabul-edilsin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/adana-ihdden-aclik-grevindeki-seda-baykan-icin-cagri-tecrit-kaldirilsin-sevk-talebi-kabul-edilsin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana İHD'den açlık grevindeki Seda Baykan için acil çağrı: “Tecrit son bulsun, sevk talebi kabul edilsin”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<h3><strong>İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi’nde, İHD Hapishane Komisyonu adına açıklama yapan Av. Nurettin Tanış, Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ve 1 Nisan 2026’dan bu yana açlık grevinde olan Seda Baykan’ın maruz kaldığı tecrit uygulamalarının sonlandırılmasını ve ailesine yakın bir cezaevine sevk edilmesi talebinin karşılanmasını istedi.</strong></h3>
</blockquote>

<h1><img alt="Whatsapp Image 2026 06 08 At 13.24.13 (2)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-08-at-132413-2.jpeg" width="1600" /></h1>

<h1>İHD: “Tecrit uygulamalarından derhal vazgeçilsin”</h1>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında, İHD Hapishane Komisyonu adına açıklamayı Av. Nurettin Tanış okudu. Açıklamada, Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Seda Baykan’ın uzun süredir maruz kaldığı hak ihlalleri nedeniyle 1 Nisan 2026 tarihinde başlattığı açlık grevinin devam ettiği belirtilerek, yetkililere acil harekete geçme çağrısı yapıldı.</p>

<h2>“Yaklaşık dört yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor”</h2>

<p>Açıklamada, Seda Baykan’ın yaklaşık dört yıldır Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla tek kişilik hücrede tutulduğu, diğer mahpuslarla iletişim kurmasına izin verilmediği ve kendi beyanına göre siyasi kimliği nedeniyle adli mahpuslar tarafından hedef gösterildiği ifade edildi.</p>

<p>Baykan’ın Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumlara yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığı belirtilirken, İHD’nin de sorunun çözümü amacıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ve ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunduğu ancak herhangi bir ilerleme sağlanamadığı aktarıldı.</p>

<h2>“12 kilo verdi, sağlık durumu ağırlaşıyor”</h2>

<p>İHD avukatlarının 4 Nisan 2026 tarihinde Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi’nde Seda Baykan ile görüştüğü belirtilen açıklamada, Baykan’ın açlık grevine başladığından bu yana yaklaşık 12 kilo kaybettiğini ve uyku bozukluğu yaşamaya başladığını aktardığı ifade edildi.</p>

<p>Ayrıca Baykan’ın beyanına göre kendisine yönelik tehditlerin sürdüğü, sevk taleplerine yanıt verilmediği ve diğer mahpuslarla hiçbir şekilde iletişim kurmasına izin verilmediği kaydedildi.</p>

<h2>“Uzun süreli tecrit işkence niteliğindedir”</h2>

<p>İHD açıklamasında, Türkiye’deki cezaevlerinde mahpusların tek kişilik hücrelerde tutulmasının, sosyal izolasyona maruz bırakılmasının ve ailelerinden uzak cezaevlerinde kalmaya zorlanmalarının hem fiziksel hem de psikolojik sağlık üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu vurgulandı.</p>

<p>Uzun süreli tecrit uygulamalarının işkence yöntemi niteliğinde olduğu belirtilen açıklamada, bu uygulamaların Türkiye’nin iç hukuku ile taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı olduğu ifade edildi.</p>

<h2>“Açlık grevleri son çare olarak tercih ediliyor”</h2>

<p>Açıklamada, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine karşı mahpusların çoğu zaman son çare olarak açlık grevine başvurdukları belirtilerek, sorunların çözümsüz bırakılmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığına dikkat çekildi.</p>

<p>Geçmişte açlık grevleri nedeniyle çok sayıda mahpusun yaşamını yitirdiği, bazılarında ise tedavisi mümkün olmayan kalıcı sağlık sorunlarının ortaya çıktığı hatırlatıldı.</p>

<h2>Yetkililere çağrı</h2>

<p>İHD, Seda Baykan’ın sağlık ve yaşam hakkının korunabilmesi için bağımsız hekim heyetlerince düzenli sağlık kontrollerinin sağlanması gerektiğini belirterek, yetkililerin sessiz kalmasının telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamanın sonunda, “Seda Baykan başta olmak üzere mahpuslara yönelik tecrit politikalarından vazgeçilmeli, sevk talepleri gecikmeksizin değerlendirilerek kabul edilmelidir” denildi.</p>

<p>İHD, sürecin takipçisi olacağını vurgulayarak insan hakları örgütlerini ve demokratik kamuoyunu konuya duyarlılık göstermeye çağırdı.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/icRyw4uQDhg" title="Adana İHD'de Av. Nurettin Tanış, &quot;Seda Baykan'ın Talepleri Kabul Edilsin&quot; dedi." width="1242"></iframe></p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/adana-ihdden-aclik-grevindeki-seda-baykan-icin-cagri-tecrit-kaldirilsin-sevk-talebi-kabul-edilsin</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-08-at-132413-3.jpeg" type="image/jpeg" length="53968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nevroz Uysal Aslan: “Ahmet Tüneli’nin Özgürlüğünün Gaspı Faşizan İnfaz Rejiminin Son Örneğidir”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/nevroz-uysal-aslan-ahmet-tunelinin-ozgurlugunun-gaspi-fasizan-infaz-rejiminin-son-ornegidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/nevroz-uysal-aslan-ahmet-tunelinin-ozgurlugunun-gaspi-fasizan-infaz-rejiminin-son-ornegidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[30 yıllık infaz süresini tamamladığı 31 Ekim 2024 tarihinde koşullu salıverilmesi gerekirken İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesi sürekli ertelendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<h2>"30 yıl cezaevinde tutulduktan sonra hâlâ “ne düşündüğü”, “pişman olup olmadığı”, “hangi siyasal kanaate sahip olduğu” üzerinden özgürlüğünden mahrum bırakılıyorsa, burada hukuk düzeninden söz edilemez."</h2>
</blockquote>

<h2><strong>30 yıllık cezasını tamamladı, tahliyesi dört kez ertelendi</strong></h2>

<p>DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, 1994 yılından bu yana cezaevinde bulunan Ahmet Tüneli’nin infaz süresini tamamlamasına rağmen tahliye edilmemesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Aslan, İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla dört kez ertelenen tahliye sürecinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, “Ahmet Tüneli’nin özgürlüğünün gaspı faşizan infaz rejiminin son örneğidir” dedi.</p>

<h2><strong>“Koşullu salıverilme tarihi üzerinden 762 gün daha cezaevinde tutulacak”</strong></h2>

<p>Açıklamada, Ahmet Tüneli’nin 30 yıllık infaz süresini tamamladığı ve 31 Ekim 2024 tarihinde koşullu salıverilmesi gerekirken İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesinin sürekli ertelendiği ifade edildi.</p>

<p>En son 20 Mayıs 2026 tarihli kurul kararıyla tahliyenin bir kez daha engellendiğini belirten Aslan, dosyanın 2 Aralık 2026 tarihinden sonra yeniden değerlendirilmek üzere ertelendiğini kaydetti. Bu kararın, Tüneli’nin koşullu salıverilme tarihinden itibaren toplam 762 gün daha cezaevinde tutulması sonucunu doğurduğunu vurguladı.</p>

<h2><strong>“İdare ve Gözlem Kurulları fiilî cezalandırma mekanizmasına dönüştürüldü”</strong></h2>

<p>Nevroz Uysal Aslan, İdare ve Gözlem Kurullarının mahkemelerin yerine geçerek siyasi mahpusları yeniden yargılayan bir yapıya dönüştüğünü savundu.</p>

<p>Açıklamasında, Ahmet Tüneli’nden “pişmanlık”, “suç farkındalığı”, “örgüt hakkında beyan” ve “manevi rehberlik” başlıkları üzerinden ideolojik teslimiyet beklendiğini öne süren Aslan, bunun iyi hâl değerlendirmesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti.</p>

<p>Aslan, “Bu, mahpusun zihnine, kimliğine ve siyasi kanaatine yönelen açık bir zorlamadır” ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>“Özgürlüğün pişmanlık beyanına bağlanması kabul edilemez”</strong></h2>

<p>Açıklamada, bir kişinin 30 yıl cezaevinde kaldıktan sonra hâlâ düşünceleri, siyasi görüşü veya pişman olup olmadığı üzerinden özgürlüğünden mahrum bırakılmasının hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı savunuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ahmet Tüneli hakkında verilen kararın yalnızca bireysel bir uygulama olmadığını ifade eden Aslan, bunun siyasi mahpuslara yönelik daha geniş kapsamlı bir politikanın parçası olduğunu ileri sürdü. Tahliye hakkının idarenin takdirine ve pişmanlık beyanına bağlanmasının kabul edilemeyeceğini söyleyen Aslan, İdare ve Gözlem Kurullarının cezaevlerinde “faşizan bir denetim ve itaat rejiminin aracı hâline getirildiğini” iddia etti.</p>

<h2><strong>Derhal tahliye çağrısı</strong></h2>

<p>DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, açıklamasında şu talepleri sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Ahmet Tüneli’nin derhal tahliye edilmesi,</li>
 <li>İdare ve Gözlem Kurullarının siyasi mahpuslar üzerinde pişmanlık, itiraf ve ideolojik beyan dayatmasına son verilmesi,</li>
 <li>Cezasını tamamlamış mahpusların özgürlüğünün idari kurul kararlarıyla engellenmemesi,</li>
 <li>Hukukun infaz süreçlerinde keyfî uygulamaların gerekçesi hâline getirilmemesi.</li>
</ul>

<p>Aslan, söz konusu süreci hem Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu nezdinde hem de kamuoyu önünde takip edeceklerini belirterek, benzer durumda bulunan tüm siyasi mahpuslar için adalet, özgürlük ve insan onuru mücadelesini sürdüreceklerini ifade etti.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/nevroz-uysal-aslan-ahmet-tunelinin-ozgurlugunun-gaspi-fasizan-infaz-rejiminin-son-ornegidir</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 06:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/e-l-i-f2672.JPG" type="image/jpeg" length="56624"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü: Gazetecilik suç değildir, İsmail Arı derhal ve koşulsuz serbest bırakılmalı]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/uluslararasi-af-orgutu-gazetecilik-suc-degildir-ismail-ari-derhal-ve-kosulsuz-serbest-birakilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/uluslararasi-af-orgutu-gazetecilik-suc-degildir-ismail-ari-derhal-ve-kosulsuz-serbest-birakilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>BirGün gazetesi muhabiri <strong>İsmail Ar</strong>ı’nın, yaptığı haberler nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “gizliliğin ihlali” suçlamalarıyla toplam 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşması, <strong>5 Haziran</strong>’da saat 14.00’te Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülecek.</p>

<p>Araştırmacı gazeteci Arı, bazı vakıflarla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aile üyeleri arasındaki iddia edilen bağlantıları ve yeni hâkimlerle savcıların mülakat süreçlerini içeren dört ayrı haber videosu nedeniyle Mart 2026’dan bu yana tutuklu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uluslararası Af Örgütü, aşırı geniş ve muğlak yasalarla ceza adalet sisteminin gazetecileri susturmak için araçsallaştırılmasına acilen son verilmesi gerektiğini belirterek, yetkilileri, İsmail Arı’yı derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaya çağırdı.</p>

<p><strong>Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü Ruhat Sena Akşener, </strong>“<i>İsmail Arı’nın ve onun gibi onlarca gazetecinin sadece gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanması ve yargılanması Türkiye’de ifade özgürlüğünün kabul edilemez bir baskı altında olduğunun güncel örneklerinden biridir. Arı, derhal ve koşulsuz serbest bırakılmalı ve hakkında açılan tüm mesnetsiz soruşturmalar ve davalar düşürülmeli.</i></p>
<script async src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js?client=ca-pub-1054637805538501"
     crossorigin="anonymous"></script>
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:block; text-align:center;"
     data-ad-layout="in-article"
     data-ad-format="fluid"
     data-ad-client="ca-pub-1054637805538501"
     data-ad-slot="2291727237"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>
<p><i>Yetkililer, yalnızca mesleklerini icra ettikleri için gazetecileri yargı önüne çıkararak bilgi edinme hakkını da içeren ifade özgürlüğü hakkını uluslararası hukukun belirlediği standartlara uygun olmayan bir şekilde kısıtlıyor. Adalet sistemi gazetecileri ve muhalefeti sindirmek, cezalandırmak ya da susturmak amacıyla kullanılmamalı. TCK’nın 217/A, 299. ve 301. maddeleri, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddeleri uyarınca korunan ifade özgürlüğü hakkının kullanımına aykırı. Bu maddeler yürürlükten kaldırılmalı</i>” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Haberleri nedeniyle yargılanıyor</strong></p>

<p></p>

<p>Gazeteci<strong> İsmail Arı</strong>, 21 Mart akşamı, Ramazan Bayramı tatilinde ailesini ziyaret etmek için bulunduğu Tokat’ta gözaltına alındı. 22 Mart’ta Ankara’ya götürüldü ve Ankara Valiliği Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde “dezenformasyon yasası” olarak bilinen, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A Maddesi uyarınca “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddialarıyla ilgili sorgulandı. Arı, aynı gün tutuklandı.</p>

<p>İsmail Arı, YouTube’da yayımlanan ve sonra sosyal medya platformu X’te paylaşılan üç video dahil dört haber içeriğiyle ilgili TCK Madde 217/A ile düzenlenen “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve TCK Madde 285/1 “gizliliğin ihlali” suçlamalarıyla yargılanıyor.</p>

<p>Yargılanmasına konu olan haberlerin içeriği ise şöyle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aile üyeleriyle bağlantılı veya bu kişilerce yönetilen vakıflar ve bu vakıflara, AKP yönetimindeki belediyeler gibi kamu kaynaklarından bina tahsis edildiğine veya diğer giderlerinin karşılandığına ilişkin iddialarla ilgili bir araştırma haber. Video, gözaltından üç ay önce yayımlanmıştı.</li>
</ul>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mezunu olduğu İmam Hatip Lisesi’nde, korunması gereken kültür varlığı olarak belirlenen parsellerin taşınmasına karar verildiği ve bu alandaki tarihi yapıların yerine yurt inşa edileceği haberi.</li>
 <li>Hâkim ve savcıların, AKP’yi destekleyen adaylar lehine sonuçlandığı iddia edilen mülakat süreçleri sonucunda mesleğe alınmalarıyla ilgili bir haber.</li>
 <li>Yunus Emre Vakfı’ndaki geniş kapsamlı yolsuzluk iddialarıyla ilgili haber. Arı, naylon fatura kullanılarak vakfın milyonlarca lira dolandırıldığını ortaya çıkaran ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından suç duyurusunda bulunulmasını ve dava açılmasını sağlayan haberi nedeniyle 2025 AB Araştırmacı Gazetecilik Ödülleri’nde ikincilik de dahil olmak üzere çeşitli ödüller aldı.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/uluslararasi-af-orgutu-gazetecilik-suc-degildir-ismail-ari-derhal-ve-kosulsuz-serbest-birakilmali</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2025/05/af-orgutu.jpeg" type="image/jpeg" length="61169"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM Partili Ali Bozan’dan Adalet Bakanlığı’na Tahliye Ertelemeleri Tepkisi: “İnfaz Rejimine Dönüştü”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/dem-partili-ali-bozandan-adalet-bakanligina-tahliye-ertelemeleri-tepkisi-infaz-rejimine-donustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/dem-partili-ali-bozandan-adalet-bakanligina-tahliye-ertelemeleri-tepkisi-infaz-rejimine-donustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Partili milletvekili, Adalet Bakanlığı’ndan Nurettin Ataman hakkında verilen dokuz ayrı tahliye erteleme kararının gerekçelerinin açıklanmasını istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, koşullu salıverilme hakkını elde etmelerine rağmen tahliyeleri defalarca ertelenen mahpusların durumunu Meclis gündemine taşıdı. Bozan, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği iki ayrı soru önergesinde, İdare ve Gözlem Kurullarının tahliye erteleme kararlarının “keyfi ve sistematik bir infaz rejimine dönüştüğü” eleştirisinde bulundu.</strong></p>
</blockquote>

<h2>Ataman ve Yaklav’ın Durumunu Gündeme Taşıdı</h2>

<p>Bozan, Nurettin Ataman ve Nedime Yaklav hakkında verilen tahliye erteleme kararlarına dikkat çekti.</p>

<p>Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Ataman’ın koşullu salıverilme hakkını kazanmasına rağmen tahliyesinin dokuz kez ertelendiğini belirten Bozan, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Yaklav’ın da yedi kez tahliye ertelemesiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Bozan, son erteleme kararının ardından Yaklav’ın cezaevinde kalış süresinin 35 yılı aşacağına dikkat çekti.</p>

<h2>“İstisna Değil, Sistematik Uygulama Haline Geldi”</h2>

<p>Bozan, son yıllarda İdare ve Gözlem Kurullarının özellikle siyasi mahpuslar hakkında verdiği tahliye erteleme kararlarının istisnai olmaktan çıkarak yaygın ve sistematik bir uygulamaya dönüştüğünü savundu.</p>

<p>Kurul kararlarında sıkça kullanılan “pişmanlık göstermeme”, “örgütten ayrıldığına dair kanaat oluşmaması” ve “iyi halli olmama” gibi gerekçelerin öznel değerlendirmelere dayandığını belirten Bozan, bu uygulamaların mahkemeler tarafından belirlenen infaz sürelerini fiilen uzattığı yönündeki eleştirilerin giderek arttığını kaydetti.</p>

<h2>“Koşullu Salıverme Hakkı Fiilen Ortadan Kaldırılıyor”</h2>

<p>Soru önergelerinde, koşullu salıverme hakkını elde etmiş kişilerin tahliyelerinin peş peşe alınan kurul kararlarıyla engellenmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığını soran Bozan, aynı gerekçelerin tekrar edilerek mahpusların özgürlüklerine kavuşmalarının önüne geçildiğini ifade etti.</p>

<p>Bozan, Nurettin Ataman’ın avukatıyla yaptığı son görüşmede, yıllardır süren tahliye ertelemeleri nedeniyle hukukun askıya alındığını düşündüğünü ve artık kurul kararlarına itiraz etmeyeceğini söylediğinin kamuoyuna yansıdığını hatırlattı. Bu durumun yalnızca bireysel bir mağduriyet olmadığını belirten Bozan, infaz sisteminin işleyişi açısından da ciddi kaygılar yarattığını vurguladı.</p>

<h2>Bakanlığa 14 Soru Yöneltti</h2>

<p>DEM Partili milletvekili, Adalet Bakanlığı’ndan Nurettin Ataman hakkında verilen dokuz ayrı tahliye erteleme kararının gerekçelerinin açıklanmasını istedi.</p>

<p>Bozan ayrıca son beş yıl içerisinde İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesi birden fazla kez ertelenen mahpus sayısının kamuoyuyla paylaşılmasını talep etti. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne ilişkin önergesinde ise 2021 yılından bu yana tahliyesi ertelenen mahpusların sayısını ve bunlardan kaçının birden fazla erteleme kararıyla karşılaştığını sordu.</p>

<p>Önergelerde, İdare ve Gözlem Kurullarının kararlarının insan hakları standartlarına ve infaz hukukunun temel ilkelerine uygunluğunun hangi mekanizmalarla denetlendiği, kurul üyeleri hakkında herhangi bir idari inceleme veya soruşturma yürütülüp yürütülmediği soruları da yer aldı.</p>

<h2>“Keyfi Ertelemeleri Önleyecek Düzenleme Yapılacak mı?”</h2>

<p>Bozan, koşullu salıverme hakkını kazanmış mahpusların tahliyelerinin “keyfi ve süresiz” biçimde ertelenmesini engelleyecek yasal ya da idari düzenlemelerin gündemde olup olmadığını da Adalet Bakanlığı’na sordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, infaz sisteminde giderek yaygınlaştığını belirttiği tahliye erteleme uygulamalarının hukuk devleti ilkesi, infaz hukukunun temel esasları ve mahpus hakları bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/dem-partili-ali-bozandan-adalet-bakanligina-tahliye-ertelemeleri-tepkisi-infaz-rejimine-donustu</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/dem-parti-mersin-milletvekili-av-ali-bozan-03062026.jpeg" type="image/jpeg" length="28668"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beritan Güneş; Sincan Hapishanesi’nde etik ve hukuki ilkeler her gün ayaklar altına alınıyor]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/beritan-gunes-sincan-hapishanesinde-etik-ve-hukuki-ilkeler-her-gun-ayaklar-altina-aliniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/beritan-gunes-sincan-hapishanesinde-etik-ve-hukuki-ilkeler-her-gun-ayaklar-altina-aliniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti'den Sincan Cezaevi Tepkisi: “Tahliyeler Keyfi Biçimde Engelleniyor, Hastaların Tedavisi Geciktiriliyor”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<h3>DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, Sincan Cezaevi'nde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek, mahpusların tahliye süreçlerinin keyfi biçimde engellendiğini ve hasta tutukluların sağlık hakkına erişemediğini söyledi. Güneş, özellikle Nedime Yaklav, Ayşe Gökkan ve Yücel Kaya'nın durumlarının cezaevlerindeki hukuki ve insani sorunları gözler önüne serdiğini belirtti.</h3>
</blockquote>

<h2>“Nedime Yaklav'ın Tahliyesi Yedinci Kez Ertelendi”</h2>

<p>Beritan Güneş, Sincan Cezaevi'nde etik ve hukuki ilkelerin sistematik biçimde ihlal edildiğini ifade ederek, mahpus Nedime Yaklav hakkında verilen son karara tepki gösterdi.</p>

<p>Yaklav'ın tahliyesinin yedinci kez ertelendiğini belirten Güneş, bu kararın uygulanması halinde Yaklav'ın toplam 35 yıl cezaevinde tutulacağını söyledi. Güneş, bunun Türkiye hukuk tarihinde benzeri görülmemiş bir durum oluşturacağını savunarak, "Sincan Cezaevi etik ve hukuki ilkelerin sistematik olarak çiğnendiği ibretlik bir merkeze dönüşmüş durumda" dedi.</p>

<p>Nedime Yaklav'ın da bu duruma itiraz ettiğini aktaran Güneş, Yaklav'ın, “Benim kahramanlığım veya kurbanlığım üzerinden Türkiye'nin hukuksal tarihine geçecek bu ihlali kabul etmediği mesajını iletmek isterim” sözleriyle yaşanan sürece tepki gösterdiğini ifade etti.</p>

<h2>Ayşe Gökkan'ın Tahliyesi Talep Edildi</h2>

<p>Güneş, Nusaybin'in önceki dönem belediye eş başkanlarından Ayşe Gökkan hakkında da değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Savcılığın iki kez tahliye talebinde bulunmasına rağmen Gökkan'ın halen cezaevinde tutulduğunu belirten Güneş, 19 Haziran'da görülecek duruşmada tahliye kararının verilmesini beklediklerini söyledi. DEM Parti olarak Gökkan'ın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını talep ettiklerini ifade etti.</p>

<h2>“Yücel Kaya Tedaviye Erişemiyor”</h2>

<p>Açıklamada hasta mahpus Yücel Kaya'nın sağlık durumuna da dikkat çekildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güneş, birçok sağlık sorunu bulunan Kaya'nın nitelikli sağlık hizmetine erişemediğini belirterek, kendisine reçete edilen ilacın uzun süre temin edilmemesi nedeniyle bir gözünde yüzde 90 oranında görme kaybı oluştuğunu söyledi. Kaya'nın diğer gözünün tedavisi için gerekli ilaca da aylardır ulaşamadığını kaydeden Güneş, cezaevi yönetiminin sağlık hakkı konusunda gerekli adımları atmadığını savundu.</p>

<h2>“Hak İhlalleri Son Bulmalı”</h2>

<p>DEM Partili Beritan Güneş, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin son bulması gerektiğini belirterek, tahliye süreçlerinin hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesini ve hasta mahpusların sağlık hizmetlerine eksiksiz erişiminin sağlanmasını istedi.</p>

<p>Güneş'in açıklaması, cezaevlerinde hasta mahpusların durumu ve infaz erteleme uygulamalarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Özellikle Nedime Yaklav'ın yedinci kez ertelenen tahliyesi ve Yücel Kaya'nın sağlık durumuna ilişkin iddialar, insan hakları örgütleri ve hukuk çevrelerinde uzun süredir dile getirilen cezaevi koşulları tartışmalarını bir kez daha öne çıkardı.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/se9QzRCvTqM" title="Beritan Güneş, Nedime Yaklav’ın tahliyesi yedinci kez ertelendi." width="1242"></iframe></p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/beritan-gunes-sincan-hapishanesinde-etik-ve-hukuki-ilkeler-her-gun-ayaklar-altina-aliniyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-03-131937.png" type="image/jpeg" length="52856"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Haziran Ayı Pride Month “Onur Ayı” Olarak Kutlanıyor: Eşitlik ve İnsan Hakları Vurgusu]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/haziran-ayi-pride-month-onur-ayi-olarak-kutlaniyor-esitlik-ve-insan-haklari-vurgusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/haziran-ayi-pride-month-onur-ayi-olarak-kutlaniyor-esitlik-ve-insan-haklari-vurgusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BM kuruluşları, insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları bu yıl da ayrımcılık, nefret suçları ve şiddete karşı dayanışma çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<p><strong>Dünyanın birçok ülkesinde Haziran ayı, LGBTİ+ bireylerin eşitlik, özgürlük ve insan hakları mücadelesine dikkat çekmek amacıyla “Pride Month” (Onur Ayı) olarak anılıyor. Birleşmiş Milletler kuruluşları, insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları bu yıl da ayrımcılık, nefret suçları ve şiddete karşı dayanışma çağrısında bulundu. Ancak ülkelerin LGBTİ+ haklarına yaklaşımı konusunda dünya genelinde önemli farklılıklar bulunuyor.</strong></p>
</blockquote>

<h2>Pride Month nedir?</h2>

<p>Pride Month (Onur Ayı), kökenini 1969 yılında ABD'nin New York kentindeki Stonewall Ayaklanmaları'ndan alıyor. Polis baskınlarına karşı LGBTİ+ bireylerin başlattığı direniş, modern LGBTİ+ hakları hareketinin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Her yıl Haziran ayında düzenlenen etkinlikler, yalnızca bir kutlama değil; aynı zamanda eşit yurttaşlık, ayrımcılığa karşı mücadele ve insan hakları talebinin görünür kılındığı bir toplumsal hareket olarak değerlendiriliyor. Dünyanın pek çok kentinde yürüyüşler, paneller, kültürel etkinlikler ve anma programları düzenleniyor.</p>

<p>Aktivistler, Onur Ayı'nın yalnızca renkli etkinliklerden ibaret olmadığını, tarihsel olarak baskı ve dışlanmaya karşı verilen mücadelenin devamı olduğunu vurguluyor.</p>

<h2>Birleşmiş Milletler'den eşitlik çağrısı</h2>

<p>Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşları, 2026 Onur Ayı dolayısıyla yaptıkları açıklamalarda insan haklarının evrenselliğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamalarda, "İnsan hakları herkes içindir. Kim olduğunuzun, kimi sevdiğinizin ya da cinsiyet kimliğinizi nasıl ifade ettiğinizin önemi olmaksızın herkes eşit haklara sahiptir" mesajı öne çıktı.</p>

<p>Birleşmiş Milletler kuruluşları, LGBTİ+ bireylerin dünyanın birçok bölgesinde hâlâ ayrımcılık, şiddet, dışlanma ve nefret suçlarıyla karşı karşıya kaldığını belirterek, ayrımcılıktan arınmış bir dünya için mücadele çağrısında bulundu.</p>

<p>UN Women, "İnsan hakları herkese aittir" vurgusuyla şiddet, ayrımcılık, adaletsizlik ve nefrete karşı dayanışma çağrısı yaptı.</p>

<h2>"Pride yalnızca kutlama değil, aynı zamanda protestodur"</h2>

<p>LGBTİ+ hakları savunucuları, Onur Ayı'nın yalnızca elde edilen kazanımları kutlamak için değil, devam eden eşitsizliklere dikkat çekmek için de önemli olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yapılan açıklamalarda, "Pride bir kutlamadan çok daha fazlasıdır; aynı zamanda bir protestodur" denilerek, LGBTİ+ bireylerin birçok ülkede hâlâ tam anlamıyla kabul görmediğine dikkat çekildi.</p>

<p>Aktivistler, eşitlik mücadelesinin yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı olmadığını; güvenlik, sosyal kabul, eğitim, sağlık hizmetlerine erişim ve çalışma yaşamında eşit fırsatlar gibi alanlarda da devam ettiğini ifade ediyor.</p>

<h2>Ülkelerin LGBTİ+ haklarına yaklaşımı farklılık gösteriyor</h2>

<p>Dünya genelinde LGBTİ+ hakları konusunda ortak bir yaklaşım bulunmuyor.</p>

<p>Bazı ülkelerde eşcinsel evlilik yasal olarak tanınırken, ayrımcılık karşıtı yasalar ve cinsiyet kimliğini koruyan düzenlemeler yürürlükte bulunuyor. Özellikle birçok Batı Avrupa ülkesi, Kanada, Avustralya ve bazı Latin Amerika ülkeleri LGBTİ+ hakları konusunda daha kapsayıcı politikalar uyguluyor.</p>

<p>Buna karşılık bazı ülkelerde eşcinsellik hâlâ suç sayılıyor. Bazı devletlerde ise LGBTİ+ bireylerin örgütlenme ve ifade özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamalar bulunuyor. İnsan hakları kuruluşları, birçok bölgede nefret suçları, toplumsal dışlanma ve hukuki ayrımcılığın devam ettiğini raporluyor.</p>

<p>Uzmanlar, LGBTİ+ hakları konusunda son yıllarda hem ilerlemelerin hem de geriye gidişlerin yaşandığını; bu nedenle insan hakları mücadelesinin küresel ölçekte önemini koruduğunu belirtiyor.</p>

<h2>Walter Lübcke anması da Haziran ayında yapılıyor</h2>

<p>Almanya'da 1 Haziran tarihi aynı zamanda 2019 yılında aşırı sağcı bir saldırgan tarafından öldürülen Walter Lübcke için anma günü olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Göçmenlere yönelik kapsayıcı tutumu ve demokratik değerleri savunmasıyla tanınan Lübcke'nin öldürülmesi, Avrupa'da aşırı sağcı şiddet tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştı.</p>

<p>Almanya'daki birçok kurum, Onur Ayı mesajlarıyla birlikte Lübcke'yi de anarak "Aşırı sağ öldürür" ve "Demokratik değerler savunulmalıdır" vurgusu yaptı.</p>

<h2>Eşitlik, özgürlük ve insan onuru talebi</h2>

<p>Onur Ayı kapsamında yapılan uluslararası açıklamalarda ortak mesaj ise şu oldu:</p>

<p><i>"İnsan hakları herkes içindir; her yerde, herkes için."</i></p>

<p>LGBTİ+ örgütleri ve insan hakları savunucuları, şiddete, ayrımcılığa, adaletsizliğe ve nefrete karşı mücadelenin yalnızca Haziran ayında değil, yılın her günü sürdürülmesi gerektiğini vurgularken; herkesin güvenli, özgür ve eşit bir yaşam hakkına sahip olduğunu hatırlatıyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/haziran-ayi-pride-month-onur-ayi-olarak-kutlaniyor-esitlik-ve-insan-haklari-vurgusu</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-02-071717.png" type="image/jpeg" length="15705"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[77 Yaşındaki Hasta Mahpus Hatice Yıldız İçin Çağrı: “Sağlık ve Yaşam Hakkı Korunsun”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/77-yasindaki-hasta-mahpus-hatice-yildiz-icin-cagri-saglik-ve-yasam-hakki-korunsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/77-yasindaki-hasta-mahpus-hatice-yildiz-icin-cagri-saglik-ve-yasam-hakki-korunsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, kamuoyunu 30 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirilecek 740. F Oturması eylemine katılmaya çağırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 740’ıncı “F Oturması” eyleminde, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan 77 yaşındaki ağır hasta mahpus Hatice Yıldız’ın serbest bırakılması talebiyle basın açıklaması düzenleyecek.</p>
</blockquote>

<p>İHD tarafından yapılan çağrıda, Hatice Yıldız’ın hapishanedeki kızına ve kızının koğuş arkadaşına para gönderdiği gerekçesiyle hakkında açılan davada 4 yıl 2 ay hapis cezası aldığı, cezanın kesinleşmesinin ardından 22 Mart 2024 tarihinde evinden sedyeyle alınarak tutuklandığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Sağlık durumu her geçen gün ağırlaşıyor”</h3>

<p>Açıklamada, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Hatice Yıldız’ın yaşlılığa bağlı sağlık sorunlarının yanı sıra demans, yüksek tansiyon, kemik erimesi, bel fıtığı, omurga eğriliği, mide rahatsızlığı ve görme bozukluğu gibi ciddi hastalıklarla mücadele ettiği ifade edildi.</p>

<p>İHD, Yıldız’ın sık sık baygınlık geçirdiğini ve sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle hastaneye kaldırıldığını belirterek, tutukluluğun yaşamı açısından ciddi risk oluşturduğuna dikkat çekti.</p>

<h3>“Serbest bırakılsın” çağrısı</h3>

<p>İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, kamuoyunu 30 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirilecek 740. F Oturması eylemine katılmaya çağırdı. Açıklamada, “Hasta Mahpus Hatice Yıldız serbest bırakılsın, sağlık ve yaşam hakkı korunsun” talebi yinelendi.</p>

<h3>Basın açıklaması bilgileri</h3>

<ul>
 <li>Tarih: 30 Mayıs 2026 Cumartesi</li>
 <li>Saat: 13.30</li>
 <li>Yer: İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önü</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/77-yasindaki-hasta-mahpus-hatice-yildiz-icin-cagri-saglik-ve-yasam-hakki-korunsun</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/740-f-gorsel-hatice-yildiz.png" type="image/jpeg" length="22014"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM Partili Ayten Kordu’dan TBMM’ye “Zorla Kaybetmeler Araştırılsın” Başvurusu]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/dem-partili-ayten-kordudan-tbmmye-zorla-kaybetmeler-arastirilsin-basvurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/dem-partili-ayten-kordudan-tbmmye-zorla-kaybetmeler-arastirilsin-basvurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği verilerine göre çoğunluğu gözaltında kaybedilenlere ait 253 toplu mezarın tespit edildiği belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Ayten Kordu, Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda yoğunlaşan zorla kaybettirme vakalarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na Meclis Araştırması açılması için başvuruda bulundu. Başvuruda, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar ve cezasızlık politikalarının araştırılması talep edildi.</p>
</blockquote>

<p>Araştırma önergesinde, mağdur ailelerinin “hakikat, adalet ve yas tutma hakkının” güvence altına alınması, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybettirilmeye Karşı Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından imzalanması ve Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetmenin zamanaşımına tabi olmayan müstakil bir “insanlığa karşı suç” olarak düzenlenmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<h2>“Zorla kaybetmeler insanlığa karşı suçtur”</h2>

<p>Önergenin gerekçesinde, 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın önemine dikkat çekilerek, zorla kaybetmelerin yalnızca yaşam hakkının ihlali olmadığı, aynı zamanda aileleri ve toplumu bitmeyen bir belirsizlik ve yas süreciyle cezalandırdığı ifade edildi.</p>

<p>Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllardaki OHAL döneminde sistematik hale geldiği belirtilen zorla kaybetmelerin; kişilerin güvenlik güçlerince evlerinden, işyerlerinden veya gözaltı merkezlerinden alınarak akıbetlerinin karanlıkta bırakılmasıyla sonuçlandığı kaydedildi. İnsan Hakları Derneği verilerine göre çoğunluğu gözaltında kaybedilenlere ait 253 toplu mezarın tespit edildiği belirtildi.</p>

<h2>JİTEM, faili meçhuller ve cezasızlık vurgusu</h2>

<p>Başvuruda, kamuoyunda JİTEM olarak bilinen yapılanmanın işkence, faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlarla anıldığı ifade edilerek, TBMM’nin geçmiş dönem araştırma komisyonu raporlarında bu ihlallerin ayrıntılı şekilde yer aldığı hatırlatıldı.</p>

<p>Ankara JİTEM, Cizre, Kızıltepe, Dargeçit, Kulp (Alaca) ve Yüksekova Çetesi davalarının büyük bölümünün etkin soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle cezasızlıkla sonuçlandığı belirtilen metinde, Dersim’de gözaltında veya sorgu sürecinde öldürüldüğü ya da kaybedildiği belirtilen Ayten Öztürk ve Nazım Gülmez dosyaları örnek gösterildi.</p>

<p>Başvuruda ayrıca, Cemil Kırbayır, Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç gibi isimlerin de Türkiye’deki sistematik kaybetme politikalarının sembol isimleri arasında yer aldığı ifade edildi.</p>

<h2>Gülistan Doku dosyasına dikkat çekildi</h2>

<p>Önergede, uzun süredir akıbeti bilinmeyen üniversite öğrencisi Gülistan Doku dosyasına da yer verildi. Gülistan Doku soruşturmasının, “kamu gücünü arkasına alan yapıların yarattığı cezasızlık pratiğinin günümüzdeki en çarpıcı örneklerinden biri” olduğu savunuldu.</p>

<h2>Latin Amerika örnekleri hatırlatıldı</h2>

<p>Metinde, Arjantin’de askeri cunta döneminde yaklaşık 30 bin kişinin zorla kaybedildiği, Şili’de ise Pinochet diktatörlüğü döneminde binlerce muhalifin gözaltında kaybedildiği anımsatıldı. Bu süreçlerin “Plaza de Mayo Anneleri” gibi uluslararası ölçekte sembolleşen hakikat ve adalet mücadelelerini ortaya çıkardığı ifade edildi.</p>

<h2>“Cumartesi Anneleri’nin talebi karşılanmalı”</h2>

<p>Başvuruda, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler bünyesinde kabul edilen “Herkesin Zorla Kaybettirilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”yi halen imzalamayan ülkeler arasında olduğuna dikkat çekildi.</p>

<p>1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine de işaret edilen önergede, kayıp yakınlarının adalete erişiminin önündeki engellerin kaldırılması ve geçmişle yüzleşilmesi çağrısı yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önergenin sonuç bölümünde ise Türkiye’de zorla kaybetme vakalarının tüm yönleriyle araştırılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve toplumsal barışın sağlanması amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu kurulması talep edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/dem-partili-ayten-kordudan-tbmmye-zorla-kaybetmeler-arastirilsin-basvurusu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-20-172700.png" type="image/jpeg" length="24188"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nevroz Uysal Aslan ve Cengiz Çiçek’ten TBMM’ye faili meçhuller, zorla kaybetmeler ve cezasızlık için araştırma başvurusu]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/nevroz-uysal-aslan-ve-cengiz-cicekten-tbmmye-faili-mechuller-zorla-kaybetmeler-ve-cezasizlik-icin-arastirma-basvurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/nevroz-uysal-aslan-ve-cengiz-cicekten-tbmmye-faili-mechuller-zorla-kaybetmeler-ve-cezasizlik-icin-arastirma-basvurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başvurularda, geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesi, devlet arşivlerinin açılması ve hakikat mekanizmalarının oluşturulması talep edildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<h1>DEM Partili İki Vekilden TBMM’ye “Hakikat ve Yüzleşme” Başvurusu</h1>
</blockquote>

<p>DEM Parti milletvekilleri Nevroz Uysal Aslan ile Cengiz Çiçek, Türkiye’de faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler, yargısız infazlar ve cezasızlık politikalarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iki ayrı Meclis Araştırması başvurusu yaptı. Başvurularda, geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesi, devlet arşivlerinin açılması ve hakikat mekanizmalarının oluşturulması talep edildi.</p>

<h2>Nevroz Uysal Aslan: “Türkiye’nin yakın tarihi ağır yaşam hakkı ihlalleriyle doludur”</h2>

<p>Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde; faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, zorla kaybetmeler, toplu mezarlar, şüpheli ölümler, sınır hattında yaşanan sivil ölümleri ve kadınların “intihar” denilerek kapatılan ölüm dosyalarının araştırılması istendi.</p>

<p>Önergede, özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun gündeme geldiği dosyalarda cezasızlık politikalarının sistematik hale geldiği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:</p>

<blockquote>
<p>“Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal hafızaya kazınmış ağır yaşam hakkı ihlalleriyle doludur.”</p>
</blockquote>

<p>Aslan, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul dosyalarına ilişkin yeni inceleme birimi kurulduğu yönündeki açıklamalarını da hatırlatarak, yalnızca dosyaların yeniden incelenmesinin yeterli olmayacağını belirtti. Açıklamada, hangi dosyaların hangi kriterlere göre seçildiğinin, kamu görevlileri hakkında nasıl soruşturma yürütüleceğinin ve devlet arşivlerinin açılıp açılmayacağının kamuoyuna açıklanmadığı kaydedildi.</p>

<h2>Gülistan Doku’dan Roboskî’ye kadar çok sayıda dosya hatırlatıldı</h2>

<p>Araştırma önergesinde, Gülistan Doku dosyasındaki delil kayıpları ve soruşturma süreçlerine dikkat çekilerek, benzer karartma ve cezasızlık pratiklerinin birçok olayda yaşandığı ifade edildi.</p>

<p>Önergede ayrıca; Roboskî Katliamı, Tahir Elçi cinayeti, Kemal Kurkut olayı, sokağa çıkma yasakları dönemindeki ölümler, zırhlı araç çarpmaları sonucu yaşamını yitiren çocuklar ve sınır hattında öldürülen sivillerin de aynı cezasızlık zincirinin parçaları olduğu belirtildi.</p>

<p>1990’lı yıllarda Kürt illerinde yoğunlaşan faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve JİTEM bağlantılı davalara da dikkat çekilen başvuruda; Musa Anter, Vedat Aydın, Nezir Tekçi, Vartinis ve JİTEM Ana Davası gibi dosyalarda hakikatin ortaya çıkarılamadığı ifade edildi.</p>

<h2>“Meclis halk adına denetim yetkisini kullanmalı”</h2>

<p>Başvuruda, TBMM’nin geçmişte hazırlanan faili meçhul cinayetler raporlarını etkili biçimde ele almadığı belirtilerek, sorunun yalnızca adli değil aynı zamanda siyasal ve tarihsel bir yüzleşme meselesi olduğu kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurulması talep edilen komisyonun;</p>

<ul>
 <li>cezasızlıkla kapatılan dosyaların dökümünü çıkarması,</li>
 <li>soruşturma eksikliklerini belirlemesi,</li>
 <li>toplu mezar iddialarını araştırması,</li>
 <li>kamu görevlilerinin sorumluluk zincirini ortaya koyması,</li>
 <li>mağdur aileleri, insan hakları örgütleri ve Cumartesi İnsanları’nın beyanlarını dinlemesi gerektiği ifade edildi.</li>
</ul>

<h2>Cengiz Çiçek: “Zorla kaybetmeler tüm boyutlarıyla araştırılsın”</h2>

<p>İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek’in TBMM’ye sunduğu ikinci araştırma önergesinde ise özellikle 1990’lı yıllarda sistematik hale gelen gözaltında kaybetmelerin araştırılması istendi.</p>

<p>Çiçek, zorla kaybetmelerin yalnızca münferit olaylar olmadığını belirterek, İnsan Hakları Derneği verilerine göre Türkiye’de kayıplara ait olduğu belirtilen 253 toplu mezarın bulunduğunu hatırlattı.</p>

<p>Önergede, JİTEM yapılanması etrafında şekillenen yasa dışı yapıların işkence, gözaltında kayıp ve yargısız infazlarda rol aldığına ilişkin çok sayıda bilgi ve belgenin daha önce TBMM komisyon raporlarına da yansıdığı ifade edildi.</p>

<h2>Cumartesi Anneleri ve Galatasaray Meydanı vurgusu</h2>

<p>Başvuruda, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yıllardır sürdürdüğü hakikat mücadelesine dikkat çekildi. 700. hafta eyleminin yasaklanması, Galatasaray Meydanı’ndaki polis müdahaleleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarının tam uygulanmaması da önergenin önemli başlıkları arasında yer aldı.</p>

<p>Çiçek’in önergesinde, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Herkesin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ne taraf olması ve zorla kaybetme suçunun Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak düzenlenmesi çağrısı yapıldı.</p>

<h2>“Toplumsal barış için hakikat mekanizmaları kurulmalı”</h2>

<p>Cengiz Çiçek, başvurusunda geçmişle yüzleşmenin demokratikleşme ve toplumsal barış açısından zorunlu olduğunu belirterek, özellikle Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrasında başlayan tartışmaların bu ihtiyacı yeniden görünür hale getirdiğini ifade etti.</p>

<p>Önergede, hakikat komisyonları kurulması, devlet arşivlerinin açılması, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve cezasızlık politikalarının sonlandırılması gerektiği vurgulanarak Meclis’in bu konuda sorumluluk üstlenmesi çağrısı yapıldı.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/nevroz-uysal-aslan-ve-cengiz-cicekten-tbmmye-faili-mechuller-zorla-kaybetmeler-ve-cezasizlik-icin-arastirma-basvurusu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-20-121032.png" type="image/jpeg" length="67886"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adana'da “Barış Hakkı” Panelinde Ortak Vurgu: Kalıcı Barış Demokrasi, Hakikat ve Toplumsal Katılımla Mümkün]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/adanada-baris-hakki-panelinde-ortak-vurgu-kalici-baris-demokrasi-hakikat-ve-toplumsal-katilimla-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/adanada-baris-hakki-panelinde-ortak-vurgu-kalici-baris-demokrasi-hakikat-ve-toplumsal-katilimla-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Demokratikleşme, hakikatle yüzleşme, toplumsal katılım ve insan haklarının güvence altına alınması kalıcı barışın temel koşullarıdır."]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<p><strong>İHD Adana Şubesi’nin düzenlediği “Barış Hakkı” panelinde konuşan insan hakları savunucuları, barışın yalnızca çatışmasızlık anlamına gelmediğini vurgulayarak; demokratikleşme, hakikatle yüzleşme, toplumsal katılım ve insan haklarının güvence altına alınmasının kalıcı barışın temel koşulları olduğunu ifade etti.</strong></p>
</blockquote>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (29)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-29.jpeg" width="1600" /></p>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi tarafından 2026 Çukurova İnsan Hakları Akademisi kapsamında düzenlenen “Barış Hakkı” paneli, Adana Büyükşehir Belediyesi Salonu’nda gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü Yasemin Dora Şeker üstlenirken, konuşmacılar arasında İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, TİHV Kurucular Kurulu Üyesi Şebnem Korur Fincancı ve Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostancı Ünsal yer aldı.</p>

<p>Panelde barış hakkının insan hakları mücadelesindeki yeri, demokratikleşme süreçleri, çatışmalı dönemlerin toplumsal etkileri ve hak ihlallerine karşı ortak mücadele başlıkları ele alındı.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (26)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-26.jpeg" width="1600" /></h3>

<h3><strong>“Barış insan haklarının temel koşuludur”</strong></h3>

<p>Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostancı Ünsal, savaş ortamlarında insanların en temel haklarının ortadan kalktığını belirterek, barış hakkının insan haklarının temelini oluşturduğunu söyledi. İnsan hakları mücadelesinin, insanın “insan kalabilmesi” için evrensel bir zorunluluk olduğunu ifade eden Ünsal, barışın yalnızca bir talep değil, yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli temel koşullardan biri olduğunu dile getirdi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/ngUzKcjRroA" title="Fatma Bostan Ünsal, İHD Adana Şubesinin &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. " width="1242"></iframe></p>

<p>Filistin’de yaşananlara dikkat çeken Ünsal, evrensel ölçekte barışın sağlanabilmesi için hukukun ve vicdanın güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Barışı kalıcı hale getirecek mekanizmaları çok geç olmadan inşa etmek zorundayız” dedi.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (27)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-27.jpeg" width="1600" /></h3>

<h3><strong>“Barış yalnızca silahların susması değildir”</strong></h3>

<p>İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın ise Türkiye’de yürütülen barış tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dünyada artan çatışma ortamının ve otoriter politikaların toplumlar üzerinde ağır sonuçlar yarattığını belirten Aydın, hak ve özgürlüklerin tarih boyunca toplumsal mücadelelerle kazanıldığını söyledi.</p>

<p>Türkiye’de henüz resmi olarak adı konulmamış bir barış sürecinin yaşandığını ifade eden Aydın, yaklaşık bir buçuk yıldır çatışmaların azalmasının önemli olduğunu ancak bunun tek başına kalıcı barış için yeterli olmayacağını vurguladı.</p>

<p>Birleşmiş Milletler’in barış tanımına atıfta bulunan Aydın, “Barış yalnızca silahların susması anlamına gelmiyor. Barış; diyalog mekanizmalarının kurulduğu, sorunların müzakere yoluyla çözüldüğü, katılımcı ve demokratik bir süreçtir” diye konuştu.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/SNvPT-wu-78" title="Av. Cihan Aydın, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. " width="1242"></iframe></p>

<h3><strong>“Toplumun tüm kesimleri sürece dahil edilmeli”</strong></h3>

<p>Barışın toplumsallaşması için toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade eden Aydın, kadınların, gençlerin, çocukların, farklı inanç gruplarının, meslek örgütlerinin ve sivil toplumun katılımını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>İHD’nin 40 yıllık deneyimine dikkat çeken Aydın, derneğin çatışmalı süreçlerde yaşanan hak ihlallerini belgelediğini, faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler ve cezasızlık politikalarına karşı mücadele yürüttüğünü belirtti. Aydın, “Bu konuda güçlü bir hafızamız ve arşivimiz var. Kalıcı bir barışın inşası için bu deneyim değerlendirilmeli” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülen tartışmaları önemli bulduklarını söyleyen Aydın, Kürt sorununun ve barış meselesinin siyasal zeminde ele alınmasının değerli olduğunu kaydetti. Silahlı çatışma ortamından siyasi çözüm arayışına geçilmesinin önemli bir eşik olduğunu belirten Aydın, mevcut girişimlerin eksik yönleri bulunsa da önemli bir başlangıç olduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“Toplum barışı görmek istiyor”</strong></h3>

<p>Uzun yıllardır devam eden çatışmalı sürecin toplum üzerinde ağır travmalar yarattığını söyleyen Aydın, yaklaşık 50 bine yakın insanın yaşamını yitirdiğini, binlerce köyün boşaltıldığını ve ağır sosyal, ekonomik, psikolojik sonuçların ortaya çıktığını ifade etti.</p>

<p>Toplumun artık barışı görmek istediğini belirten Aydın, çatışma çözüm süreçlerinin kısa vadede sonuçlanmadığını vurgulayarak, “Bu süreçler uzun zamana yayılan süreçlerdir” dedi.</p>

<p>Türkiye’deki mevcut siyasal atmosferin barışın inşasını zorlaştırdığını ifade eden Aydın, “Bu kadar otoriterleşmiş ve kutuplaşmış bir toplumda barışı tesis etmek kolay değil. Ancak dünyada bunun örnekleri var. Güney Afrika gibi deneyimler bize umut veriyor” diye konuştu.</p>

<p>2013-2015 çözüm sürecinin ardından yaşanan ağır çatışmalı dönemi hatırlatan Aydın, benzer acıların yeniden yaşanmaması gerektiğini belirterek, “Umarım bu süreç başarıyla sonuçlanır ve herkesin içinde yaşayabileceği demokratik bir barış ortamı oluşur” dedi.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (30)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-30.jpeg" width="1600" /></h3>

<h3><strong>“Dünyada insan hakları alanında ciddi gerileme yaşanıyor”</strong></h3>

<p>TİHV Kurucular Kurulu Üyesi Şebnem Korur Fincancı ise dünyada demokrasi ve insan hakları alanında ciddi bir gerileme yaşandığını söyledi. Neoliberal kapitalist sistemin savaşlardan büyük rant elde ettiğini belirten Fincancı, 2024 yılında dünya gayrisafi hasılasından silahlanmaya ayrılan payın tarihsel olarak en yüksek seviyeye ulaştığını, bu oranın 2035’e kadar iki katına çıkarılmasının planlandığını ifade etti.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/G38DSexiaAg" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 1" width="1242"></iframe></p>

<p>Sağlık ve eğitim gibi kamusal alanlara ayrılan payın yıllardır düşük tutulduğunu belirten Fincancı, artan askeri harcamaların toplumların geleceğini tehdit ettiğini söyledi.</p>

<p>Filistin’de çocukların yalnızca bombalarla değil, açlık ve ambargolarla da öldüğünü ifade eden Fincancı, Türkiye’de yeniden gündeme gelen çözüm süreci tartışmalarını ise “kırılgan bir umut” olarak değerlendirdi.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (28)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-28.jpeg" width="1600" /></h3>

<h3><strong>“Demokratikleşme olmadan kalıcı barış kurulamaz”</strong></h3>

<p>Kırk yılı aşkın çatışmalı sürecin ağır toplumsal tahribat yarattığını belirten Fincancı, demokratikleşme yönünde hâlâ somut adımlar atılmadığını ifade etti. Buna rağmen barış ihtimalinin toplumsal olarak önemini koruduğunu söyleyen Fincancı, silah bırakma töreninin ekolojik duyarlılıkla gerçekleştirilmesini ve kadınların görünürlüğünü “toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşım” olarak değerlendirdiğini, bunun kendisinde umut yarattığını belirtti.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/UtdhzkKbgXs" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 2" width="1242"></iframe></p>

<p>Savaş hukukunun büyük ölçüde ortadan kalktığını söyleyen Fincancı, sağlık kurumlarının dahi hedef haline geldiğini ifade etti. İşkence ve polis şiddetinin toplumda giderek daha fazla meşrulaştırıldığını belirten Fincancı, İHD ve KONDA araştırmalarının da bu kötüleşmeyi ortaya koyduğunu dile getirdi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/aVXZZccl77I" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 3" width="1242"></iframe></p>

<p>Türkiye’de demokrasi endeksinin ciddi biçimde gerilediğini ifade eden Fincancı, “1980 askeri cuntasından çok daha geride bir noktadayız” dedi.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (22)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-22.jpeg" width="1600" /></h3>

<h3><strong>“Hakikat ve yüzleşme olmadan güven oluşmaz”</strong></h3>

<p>Adalet mekanizmalarının işlemediğini, ifade özgürlüğünün ortadan kaldırıldığını ve olağanüstü hal uygulamalarının ülkenin büyük bölümüne yayıldığını söyleyen Fincancı, tüm bu koşullara rağmen barışı konuşmanın zorunlu olduğunu ifade etti.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/TP-yIg2Gg-k" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 4" width="1242"></iframe></p>

<p>Hakikat ve yüzleşmenin barışın temel koşullarından biri olduğunu vurgulayan Fincancı, Dargeçit davasında verilen zaman aşımı kararını hatırlatarak, cezasızlık politikalarının Türkiye’nin en temel sorunlarından biri olduğunu söyledi.</p>

<p>Hakikatin açığa çıkarılmadığı ve hesap verebilirliğin sağlanmadığı koşullarda toplumun barış süreçlerine güven duymadığını belirten Fincancı, barış talebinin yalnızca belirli siyasi çevrelerin meselesi olmadığını ifade etti.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/VYSbM45Mhlk" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 5" width="1242"></iframe></p>

<h3><strong>“Askeri harcamalara değil, sağlığa ve eğitime bütçe”</strong></h3>

<p>Konuşmasının devamında emek ve meslek örgütlerinin sorumluluklarına dikkat çeken Fincancı, askeri harcamalara karşı sağlık ve eğitim bütçelerinin artırılması gerektiğini belirterek, “Bütün bu askeri harcamalara karşı ‘Biz harcamayı sağlığa istiyoruz’ demek gerekiyor. Eğitimcilerin de bunu eğitim için talep etmesi gerekiyor” dedi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/gNpjNGra0-I" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 6" width="1242"></iframe></p>

<p>Güvenli yaşamın yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklanamayacağını ifade eden Fincancı; barınma, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim hakkı ve anadilinde eğitim imkanının da bunun parçası olduğunu söyledi.</p>

<p>Esra Işık’ın bir ağaca sarıldığı için tutuklanmaması, Mehmet Türkmen’in çalışma hakkı mücadelesi nedeniyle hapse atılmaması gerektiğini belirten Fincancı, insan haklarının mücadeleyle kazanıldığını vurgulayarak, “Bütün bildirgeler ve sözleşmeler uzun soluklu insan hakları mücadelesinin sonucudur. Bunu korumak zorundayız” ifadelerini kullandı.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (23)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-23.jpeg" width="1600" /></h3>

<h3><strong>“Gerçek barış eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün”</strong></h3>

<p>Şiddetin yalnızca fiziksel çatışmalardan ibaret olmadığını söyleyen Fincancı, açlık, yoksulluk ve eşitsizliklerin de yapısal şiddetin parçası olduğunu belirtti. “Fiziksel çatışmanın yokluğu, şiddetin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor” diyen Fincancı, gerçek barışın ancak toplumsal eşitsizliklerin giderilmesiyle mümkün olacağını ifade etti.</p>

<p>TMK’nın kaldırılması gerektiğini savunan Fincancı, örgütlenme özgürlüğünün büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını, sendikalı işçi sayısının düştüğünü ve örgütlenmenin suç haline getirildiğini söyledi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/E17S3RBkykw" title="Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İHD Adana Şubesinin Düzenlediği &quot;Barış Hakkı&quot; Panelinde Konuştu. 7" width="1242"></iframe></p>

<p>Barış talebini dile getiren akademisyenlerin ihraç edildiğini hatırlatan Fincancı, benzer baskıların dünya genelinde yaşandığını ifade etti. Kadınların barış süreçlerine katılımının barış ihtimalini yüzde 35 artırdığına ilişkin araştırmaları hatırlatan Fincancı, kadınların empati ve dayanışma kurma becerilerinin toplumsal barış açısından belirleyici olduğunu söyledi.</p>

<p>İnsan hakları mücadelesinin uzun soluklu bir mücadele olduğunu vurgulayan Fincancı, “Hak bize ait ama bunu inşa etme yükümlülüğü devletlere ait” diyerek devletlerin barış ve insan hakları konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/adanada-baris-hakki-panelinde-ortak-vurgu-kalici-baris-demokrasi-hakikat-ve-toplumsal-katilimla-mumkun</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 23:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-24.jpeg" type="image/jpeg" length="28652"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adana İHD’den Gözaltında Kayıplar Haftası Açıklaması: “Hakikat Ortaya Çıkarılsın, Cezasızlık Son Bulsun”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/adana-ihdden-gozaltinda-kayiplar-haftasi-aciklamasi-hakikat-ortaya-cikarilsin-cezasizlik-son-bulsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/adana-ihdden-gozaltinda-kayiplar-haftasi-aciklamasi-hakikat-ortaya-cikarilsin-cezasizlik-son-bulsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında Adana Heykelli Park’ta basın açıklaması gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<blockquote>
<h3>İHD Adana Şubesi’nin 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, zorla kaybetmelerin insanlığa karşı suç olduğu vurgulandı. İHD MYK Üyesi Nurettin Tanış, Türkiye’de etkin soruşturmaların yürütülmediğini ve cezasızlık politikalarının sürdürüldüğünü belirtirken, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Mehmet Kamaç da devletin kayıplar konusunda hesap vermesi gerektiğini söyledi.</h3>
</blockquote>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (15)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-15.jpeg" width="1600" /></p>

<p>İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında Adana Heykelli Park’ta basın açıklaması gerçekleştirdi. Saygı duruşuyla başlayan açıklamada, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin ortaya çıkarılması, faillerin yargılanması ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısı yapıldı.</p>

<p>Basın açıklamasında konuşan İHD MYK Üyesi Nurettin Tanış, gözaltında kaybetmelerin Türkiye’nin yüzleşmesi gereken en ağır insan hakları ihlallerinden biri olduğunu söyledi. Tanış, 1990’lı yıllarda sistematik hale gelen zorla kaybettirmelerin yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını etkileyen bir devlet şiddeti biçimi olarak hafızalara kazındığını ifade etti.</p>

<h2><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (17)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-17.jpeg" width="1600" /></h2>

<h2>“Hakikat ve Adalet Mücadelesinden Vazgeçmeyeceğiz”</h2>

<p>Tanış, İHD’nin kurulduğu günden bu yana gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesinin temel öznelerinden biri olduğunu belirterek, kayıp başvurularının belgelenmesi, dava süreçlerinin takip edilmesi ve kayıp yakınlarının sesinin duyurulması için yıllardır mücadele yürüttüklerini söyledi.</p>

<p>İstanbul, Diyarbakır, Batman, İzmir, Urfa ve Yüksekova başta olmak üzere birçok kentte kayıp yakınlarıyla birlikte sürdürülen Cumartesi oturma eylemlerinin yalnızca kayıpların bulunması için değil, toplumsal hafızanın korunması ve benzer ihlallerin tekrar yaşanmaması açısından da büyük önem taşıdığını kaydeden Tanış, “Hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizi bir kez daha yeniliyoruz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><img alt="Whatsapp Image 2026 05 17 At 18.06.36 (20)" class="detail-photo img-fluid" height="1063" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-20.jpeg" width="1600" /></h2>

<h2><strong>“Türkiye Hakikatle Yüzleşmekten Kaçınıyor”</strong></h2>

<p>Zorla kaybettirme iddialarının hukuk devletlerinde bağımsız ve etkin biçimde soruşturulması gerektiğini vurgulayan Tanış, Türkiye’de ise binlerce kayıp dosyasına rağmen etkin soruşturmaların yürütülmediğini söyledi. Tanış, “Birçok delil ve tanık olmasına rağmen gerçekleri araştıracak bağımsız komisyonlar kurulmadı. Aradan geçen yıllara rağmen hakikat ortaya çıkarılmadı, sorumlular korunarak cezasızlık politikaları sürdürüldü” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tanış, zorla kaybettirmelerin, Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’nin 5. maddesine göre insanlığa karşı suç sayıldığını hatırlatarak, bu suçlarda zaman aşımının uygulanamayacağını dile getirdi.</p>

<p>Türkiye’nin hâlâ söz konusu uluslararası sözleşmeyi imzalamadığını belirten Tanış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye hakkında verdiği çok sayıdaki ihlal kararında da gözaltında kaybetmeler ve etkin soruşturma yürütülmemesinin ağır hak ihlali olarak değerlendirildiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Dargeçit ve Vartinis Davalarına Dikkat Çekildi</strong></h2>

<p>Açıklamada, gözaltında kaybetme davalarında cezasızlık politikalarının sürdüğüne dikkat çekilerek, Dargeçit dosyasının da Vartinis ve Kulp davaları gibi zaman aşımına uğratıldığı belirtildi. Tanış, ailelerin ve insan hakları savunucularının yıllara yayılan mücadelesine rağmen adaletin sağlanmadığını ifade etti.</p>

<p>Gerçek bir toplumsal barışın ancak geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesi halinde mümkün olacağını belirten Tanış, “Hakikatin açığa çıkmadığı, adaletin sağlanmadığı ve cezasızlığın sürdüğü bir yerde kalıcı barış kurulamaz” dedi.</p>

<h2><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/05L7MoKQoEE" title="Nurettin Tanış, Adana'da &quot;Kayıplar Bulunsun Failleri Yargılansın&quot; Başlıklı İHD Açıklamasını Okudu." width="1242"></iframe></h2>

<h2><strong>İHD’nin Talepleri Sıralandı</strong></h2>

<p>Basın açıklamasında şu talepler dile getirildi:</p>

<ul>
 <li>Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın.</li>
 <li>Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak açık biçimde düzenlensin.</li>
 <li>Tüm kayıp dosyalarında cezasızlık uygulamalarına son verilsin.</li>
 <li>Sorumlular bağımsız ve etkin soruşturmalar sonucunda yargı önüne çıkarılsın.</li>
 <li>Galatasaray Meydanı’ndaki yasak ve sayı sınırlamaları kaldırılsın, Cumartesi Anneleri özgürce açıklama yapabilsin.</li>
 <li>Türkiye, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalayıp etkin biçimde uygulasın.</li>
 <li>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorla kaybetmelere ilişkin kararları eksiksiz yerine getirilsin.</li>
</ul>

<p>Açıklama, “Kaybedilen tüm insanların anısı önünde saygıyla eğiliyor, hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi ilan ediyoruz” sözleriyle sona erdi.</p>

<h2><strong>Mehmet Kamaç: “Devlet Kayıpların Sorumluluğunu Üstlenmeli”</strong></h2>

<p>Basın açıklamasında konuşan Mehmet Kamaç ise, gözaltında kayıpların toplumun ortak acısı olduğunu söyledi.</p>

<p>Kamaç, “Eğer bir yerde insanlar kayboluyor ve akıbetleri bilinmiyorsa orada ciddi bir sorun vardır. Devlet kayıpların sorumluluğunu üstlenmeli, ailelerin sorularına cevap vermeli” dedi.</p>

<p>Kayıpların akıbetinin açıklanmasının hukuki ve vicdani bir sorumluluk olduğunu belirten Kamaç, devletin cevap veremediği durumlarda en azından kayıp yakınlarından özür dilemesi gerektiğini ifade etti. “Bu ülkede çok derin acılar yaşandı. Gözaltında kayıplar, sokakta kaybedilenler ve kendilerinden bir daha haber alınamayan insanlar bu toplumun hafızasında büyük yaralar bıraktı” diye konuştu.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/aptVV-pLCGM" title="İHD'nin Adana'da &quot;Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın&quot; Açıklamasında Mehmet Kamaç Konuştu." width="1242"></iframe></p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/adana-ihdden-gozaltinda-kayiplar-haftasi-aciklamasi-hakikat-ortaya-cikarilsin-cezasizlik-son-bulsun</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-17-at-180636-18.jpeg" type="image/jpeg" length="70291"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[LGBTİ+ hak mücadelesi demokrasi mücadelesinden ayrı düşünülemez]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/lgbti-hak-mucadelesi-demokrasi-mucadelesinden-ayri-dusunulemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/lgbti-hak-mucadelesi-demokrasi-mucadelesinden-ayri-dusunulemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Açıklamada, LGBTİ+ hakları mücadelesinin demokrasi, eşitlik ve sosyal adalet mücadelesinden ayrı ele alınamayacağı vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün (IDAHOBIT) kapsamında açıklama yapan International Federation of Journalists ile Council of Global Unions, dünya genelinde LGBTİ+ haklarına yönelik saldırıların demokratik gerilemenin en görünür işaretlerinden biri haline geldiğine dikkat çekti. Açıklamada, aşırı sağ hareketlerin “LGBTİ ideolojisi” söylemi üzerinden korku siyaseti yürüttüğü, toplumsal eşitsizlikleri perdeleyerek demokratik kurumları hedef aldığı vurgulandı.</p>

<p>Uluslararası sendikal örgütler, LGBTİ+ bireylere yönelik nefret söylemlerinin yalnızca cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelindeki ayrımcılığı değil, aynı zamanda demokratik değerleri de tehdit ettiğini belirtti.</p>

<h3>“Demokrasi, evrensel insan hakları olmadan yaşayamaz”</h3>

<p>2025 yılı IDAHOBIT temasının “toplulukların gücü” olduğuna dikkat çekilen açıklamada, 2026 yılı için bu yaklaşımın daha da ileri taşındığı ifade edildi. Küresel Sendikalar Konseyi LGBTİ Komitesi, güçlü ve kapsayıcı demokrasilerin toplumların gelişebilmesi için temel koşul olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<blockquote>
<p><strong>“Demokrasi, istisnasız herkes için evrensel insan haklarının tam anlamıyla korunmadığı koşullarda işleyemez.”</strong></p>
</blockquote>

<p>Açıklamada, son yıllarda birçok ülkede demokratik alanların daraltılmasıyla birlikte LGBTİ+ topluluklarına yönelik baskıların arttığına dikkat çekildi. Özellikle aşırı sağ ve otoriter siyasal hareketlerin LGBTİ+ bireyleri hedef göstererek toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiği ifade edildi.</p>

<h3><strong>Sendikaların rolüne dikkat çekildi</strong></h3>

<p>Metinde, sendikaların yalnızca emek mücadelesinin değil, aynı zamanda demokratik yaşamın da temel aktörlerinden biri olduğu vurgulandı. Dayanışma ve demokratik katılım temelinde örgütlenen sendikaların; cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsiyet özellikleri nedeniyle ayrımcılığa uğrayan çalışanların haklarını korumada kritik rol üstlendiği belirtildi.</p>

<p>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<blockquote>
<p>“Sendikalar kapsayıcılığı teşvik ederek, kolektif örgütlenmeyi güçlendirerek ve savunuculuk faaliyetleri yürüterek yalnızca kırılgan çalışanları korumakla kalmıyor; aynı zamanda demokratik değerleri savunuyor, otoriterleşmeye direniyor ve azınlık gruplarını günah keçisi ilan etmeye çalışan gerici girişimlere karşı mücadele ediyor.”</p>
</blockquote>

<p>LGBTİ+ çalışanların haklarının korunmasının, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve kamusal yaşama katılım hakkı gibi temel demokratik ilkelerin güvence altında olmasıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtildi.</p>

<h3><strong>“İşyerleri güvenli alanlar olmalı”</strong></h3>

<p>Uluslararası sendikal hareket, işyerlerinin her türlü şiddet, ayrımcılık ve tacizden arındırılmış güvenli alanlar olması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, sendikaların yalnızca kapsayıcı politikalar üretmekle yetinmemesi gerektiği, aynı zamanda LGBTİ+ bireylerin maruz kaldığı baskı, kriminalizasyon ve nefret politikalarına karşı açık tutum almasının zorunlu olduğu ifade edildi.</p>

<p>Toplu iş sözleşmelerinin de LGBTİ+ çalışanların haklarını güvence altına alacak maddeler içermesi gerektiği belirtilirken, insana yakışır çalışma koşulları ve güvenli çalışma ortamlarının demokratik toplumun temel unsurlarından biri olduğu kaydedildi.</p>

<h3><strong>“LGBTİ+ hak mücadelesi demokrasi mücadelesinden ayrı düşünülemez”</strong></h3>

<p>Açıklamada, LGBTİ+ bireylerin çoklu ayrımcılık biçimleriyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekilerek, LGBTİ+ hakları mücadelesinin demokrasi, eşitlik ve sosyal adalet mücadelesinden ayrı ele alınamayacağı vurgulandı.</p>

<p>Uluslararası örgütler, toplumsal kesimleri bölmeye çalışan gerici hükümetlere karşı dayanışmanın büyütülmesi gerektiğini ifade ederek şu çağrıda bulundu:</p>

<blockquote>
<p>“Çeşitliliğin bizi güçlendirdiğini kabul ederek ortak iyilik için birlikte mücadele etmeye devam etmeliyiz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<h3><strong>“Herkes için daha demokratik bir gelecek”</strong></h3>

<p>Darienne Flemington ve Jeffrey Boyd imzasıyla yapılan açıklamada, Küresel Sendikalar Konseyi LGBTİ Komitesi’nin dünya genelinde daha kapsayıcı işyerleri yaratma hedefini sürdürdüğü belirtildi.</p>

<p>Komite eş başkanları açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p>“IDAHOBIT 2026 kapsamında, küresel sendikaların LGBTİ çalışanlarla dayanışma içinde olma ve tüm çalışanlar için demokrasiyi koruma yönündeki çabalarını selamlıyoruz.”</p>
</blockquote>

<p>Açıklama, “Herkes için daha demokratik ve daha iyi bir geleceğin temellerini güçlendirmek için şimdi harekete geçmeliyiz” çağrısıyla sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/lgbti-hak-mucadelesi-demokrasi-mucadelesinden-ayri-dusunulemez</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 13:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-17-134436.png" type="image/jpeg" length="20024"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD Batman Şubesi: “KHK’lerle Süren Hukuksuzluk Kamu Emekçilerini Sivil Ölüme Mahkûm Ediyor”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihd-batman-subesi-khklerle-suren-hukuksuzluk-kamu-emekcilerini-sivil-olume-mahkum-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihd-batman-subesi-khklerle-suren-hukuksuzluk-kamu-emekcilerini-sivil-olume-mahkum-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; OHAL döneminde çıkarılan KHK'ler ile yaratılan kalıcı hak ihlalleri sona erdirilmeli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi, KHK ile ihraç edilen eğitimci Ruşen Güneş’in yeniden görevden uzaklaştırılmasına tepki göstererek, OHAL döneminde başlayan hak ihlallerinin yargı kararlarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Açıklamada, çalışma hakkı, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının sistematik biçimde ihlal edildiği vurgulandı.</p>
</blockquote>

<p>2016 yılında çıkarılan 675 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edilen eğitimci Ruşen Güneş hakkında verilen son yargı kararına tepki gösteren İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi, OHAL sürecinde başlayan hukuksuz uygulamaların halen devam ettiğini açıkladı. İlk derece mahkemesinin göreve iade kararına rağmen, istinaf mahkemesinin davayı reddetmesi sonucu Güneş’in Nisan 2026’da yeniden görevden çıkarıldığı belirtilen açıklamada, KHK ihraçlarının yalnızca mesleki değil; ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan da ağır sonuçlar yarattığı ifade edildi.</p>

<p>Açıklama şu şekilde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KHK Mağduriyetlerine ve Süregelen Hak İhlallerine Son Verin!</p>

<p>29 Ekim 2016 tarihinde 675 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edilen Ruşen Güneş, yürüttüğü hukuki mücadele sonucunda 2023 yılı Ağustos ayında idare mahkemesi kararıyla görevine iade edilmiştir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından söz konusu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş, devam eden süreçte Şubat 2026 tarihinde yeniden ret kararı verilmiştir. Bu karar doğrultusunda Ruşen Güneş'in görevine Nisan 2026 tarihinde yeniden son verilmiştir. Yaşanan bu süreç; çalışma hakkı, hukuki güvenlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı bakımından ciddi hak ihlalleri tartışmalarını beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Ankara Bölge İdare Mahkemesi 15. İdari Dava Dairesi'nin, KHK ile kamu görevinden çıkarılan eğitimci Ruşen Güneş hakkında verdiği karar; OHAL döneminde tesis edilen hukuksuz işlemlerin yargı eliyle sürdürülmeye devam edildiğini bir kez daha göstermiştir. İlk derece mahkemesinin iptal kararının kaldırılarak davanın reddedilmesi, adil yargılanma hakkı ile çalışma hakkı başta olmak üzere birçok temel hakkın ihlalinin devamı niteliğindedir.</p>

<p>OHAL KHK'leri ile gerçekleştirilen ihraç işlemleri, uzun yıllardır etkili yargısal denetimden uzak, soyut ve gerekçesiz iddialara dayalı biçimde uygulanmaktadır. OHAL Komisyonu'nun etkili bir başvuru yolu olmaktan uzak yapısı ve mahkemelerin büyük ölçüde idarenin değerlendirmelerini esas alan yaklaşımı, hukuk devleti ilkesini zedelemektedir.</p>

<p>Mahkemenin kararında "ölçülülük" ve "uluslararası hukuk sınırları" vurgusu yapılmasına rağmen; kişinin çalışma hakkı, masumiyet karinesi, özel hayata ve sosyal yaşama etkileri ile ihraçların yarattığı ağır toplumsal sonuçlar göz ardı edilmiştir. İhraçların yalnızca mesleki değil, ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan da ağır sonuçlar doğurduğu açıktır.</p>

<p>Anayasa'nın 15. maddesi ile Türkiye'nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi uyarınca olağanüstü hallerde dahi bazı temel haklara dokunulması mümkün değildir. Yaşam hakkı, işkence yasağı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkına ilişkin temel güvenceler çekirdek haklar kapsamında değerlendirilmekte olup bu haklara yönelik müdahaleler hiçbir koşulda meşrulaştırılamaz. İhraçlar hakkında verilen kararlarda çekirdek haklar ile ilgili değerlendirme yapılmasına rağmen ihraç edilen kişilerin başta çekirdek hakları olmak üzere tüm hak haklarını gözardı ederek adeta bireyi yok sayaracasına hüküm tesis edilmesi ulusal ve uluslararası sözleşmeleri hiçe saymaktır.</p>

<p>Ancak OHAL sürecinde çıkarılan KHK'ler ile yürütülen ihraç uygulamalarında; somut delil yerine soyut değerlendirmelerin esas alınması, savunma hakkının etkili biçimde kullandırılmaması, kişilerin fiilen sivil ölüme terk edilmesi ve yargısal süreçlerin etkisiz bırakılması ciddi hukuka aykırılıklar yaratmıştır. Suç isnadı niteliği taşıyan değerlendirmelerin herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın idari İşlemlerle kesin sonuçlar doğurması, masumiyet karinesinin açık ihlali niteliğindedir.</p>

<p>Yine ihraç işlemlerinin yalnızca kamu görevine son verme ile sınırlı kalmayıp kişilerin çalışma, seyahat, sosyal güvenlik ve toplumsal yaşama katılım haklarını uzun yıllar boyunca etkileyen sonuçlar yaratması; ölçülülük ilkesine, hukuk devleti ilkesine ve temel hakların korunmasına ilişkin evrensel hukuk normlarına aykırıdır.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; OHAL döneminde çıkarılan KHK'ler ile yaratılan kalıcı hak ihlalleri sona erdirilmeli, etkili ve bağımsız bir yargısal denetim mekanizması işletilmeli, ihraç edilen kamu emekçilerinin adalet talepleri karşılanmalıdır.</p>

<p>Hukukun temel ilkelerine aykırı biçimde sürdürülen bu uygulamaların takipçisi olmaya ve hak ihlallerine karşı dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.</p>

<p>İNSAN HAKLARI DERNEĞİ BATMAN ŞUBESİ</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihd-batman-subesi-khklerle-suren-hukuksuzluk-kamu-emekcilerini-sivil-olume-mahkum-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-14-at-112932.jpeg" type="image/jpeg" length="84222"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD’den Dargeçit Kararına Tepki: “Zamanaşımı Kararı Cezasızlığın Kurumsallaşmasıdır”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihdden-dargecit-kararina-tepki-zamanasimi-karari-cezasizligin-kurumsallasmasidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihdden-dargecit-kararina-tepki-zamanasimi-karari-cezasizligin-kurumsallasmasidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği, 1995 yılında Dargeçit’te gözaltında zorla kaybedilen 3’ü çocuk 8 kişiye ilişkin davada verilen zamanaşımı kararına sert tepki gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>İnsan Hakları Derneği, 1995 yılında Dargeçit’te gözaltında zorla kaybedilen 3’ü çocuk 8 kişiye ilişkin davada verilen zamanaşımı kararına sert tepki gösterdi. İHD, kararın hakikat ve adalet arayışını engelleyemeyeceğini vurgulayarak, “Bu karar cezasızlık politikalarının bir sonucudur” dedi.</p>
</blockquote>

<p>İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Merkezi Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra zorla kaybedilen Davut Altunkaynak, Seyhan Doğan, Nedim Akyön, Mehmet Emin Aslan, Abdurrahman Coşkun, Abdullah Olcay, Süleyman Seyhan ve aynı dosya kapsamında kaybedilen Uzman Çavuş Bilal Batırır’a ilişkin davada verilen düşme kararının, Türkiye’de yıllardır sürdürülen cezasızlık anlayışının bir devamı olduğu belirtildi.</p>

<h3><strong>“Etkili soruşturma yürütülmedi”</strong></h3>

<p>Açıklamada, ailelerin yıllarca yaptığı başvurulara rağmen olayla ilgili bağımsız, tarafsız ve etkili bir soruşturma yürütülmediği ifade edilerek, devletin yaşam hakkını koruma ve gerçeği ortaya çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmediği kaydedildi.</p>

<p>İHD, kayıpların gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamadığını hatırlatarak, olayın yalnızca bir “kayıp vakası” değil, devlet gözetiminde gerçekleşen bir zorla kaybetme suçu olduğunu vurguladı.</p>

<h3><strong>Kemikler kuyularda bulundu</strong></h3>

<p>Açıklamada, 2012 yılında başlatılan kazılar ve ardından yapılan Adli Tıp incelemeleri sonucunda Davut Altunkaynak, Seyhan Doğan, Nedim Akyön ve Mehmet Emin Aslan’a ait kemiklere ulaşıldığı belirtildi. Kuyular ve gizli alanlarda bulunan insan kemiklerinin, olayın niteliğini açık biçimde ortaya koyduğu ifade edildi.</p>

<p>İHD, zorla kaybetmelerin uluslararası hukuk kapsamında insanlığa karşı suç niteliği taşıdığına dikkat çekerek, bu suçların zamanaşımına tabi tutulamayacağını vurguladı.</p>

<h3><strong>“Uluslararası hukuk açık”</strong></h3>

<p>Dernek açıklamasında, Birleşmiş Milletler’in “Herkesin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi”, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve uluslararası insan hakları hukukuna göre zorla kaybetmelerin yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile etkili başvuru hakkının ağır ihlali olduğu kaydedildi.</p>

<p>Özellikle çocukların zorla kaybedilmesinin, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi tarafından da çocuğun yaşam, korunma ve gelişim hakkının ağır ihlali olarak değerlendirildiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“Sorumlular korundu”</strong></h3>

<p>İHD açıklamasında, dosyada adı geçen kamu görevlileri hakkında etkili bir yargılama yürütülmediği, bazı isimlerin ilerleyen yıllarda kamusal görevlerini sürdürdüğü belirtildi. Açıklamada, dosyada adı geçen komutanlardan Mehmet Tire’nin Demokrat Parti’den Bodrum Gümüşlük’te, Hurşit İmren’in ise Sivas Çepni’de belediye başkanlığı yaptığı bilgisine yer verilerek, bunun cezasızlık politikalarının somut göstergesi olduğu ifade edildi.</p>

<h3><strong>“Hakikat mücadelesi sürecek”</strong></h3>

<p>İHD, verilen zamanaşımı kararının hakikatin üzerini örtemeyeceğini belirterek şu vurguyu yaptı:</p>

<blockquote>
<p>“Devletin gözetiminde kaybedilen insanların akıbetini gizlemek yalnızca mağdurlara değil, toplumun hafızasına ve insanlık onuruna karşı işlenmiş ağır bir suçtur.”</p>
</blockquote>

<p>Açıklamanın sonunda, kayıp yakınlarının adalet mücadelesinin ve insan hakları savunucularının hakikat arayışının süreceği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihdden-dargecit-kararina-tepki-zamanasimi-karari-cezasizligin-kurumsallasmasidir</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-08-155815.png" type="image/jpeg" length="36750"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD’den AİHM Yasak Kararı Sonrası Çağrı: “Türkiye Ceza Adaletinde Hukuk Devletine Dönmeli”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihdden-aihm-yasak-karari-sonrasi-cagri-turkiye-ceza-adaletinde-hukuk-devletine-donmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihdden-aihm-yasak-karari-sonrasi-cagri-turkiye-ceza-adaletinde-hukuk-devletine-donmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği, AİHM kararlarının derhal uygulanmasını ve TCK 314’ün yeniden düzenlenmesini istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>AİHM’den Türkiye’ye Sert Uyarı: “Örgüt Üyeliği” Yargılamaları Hukuk Devletini Aşındırıyor</p>
</blockquote>

<p>İnsan Hakları Derneği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yasak/Türkiye kararının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’de özellikle 15 Temmuz sonrası yürütülen ceza yargılamalarının evrensel hukuk ilkelerinden uzaklaştığını belirtti. İHD, AİHM kararlarının derhal uygulanmasını ve TCK 314’ün yeniden düzenlenmesini istedi.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararına ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Türkiye’de “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yürütülen yargılamalarda bireysel sorumluluk yerine soyut aidiyet ve ilişki iddialarının cezalandırma gerekçesine dönüştürüldüğü vurgulandı. AİHM’in, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine hükmettiğini hatırlatan İHD, cezaevlerindeki insanlık dışı koşulların da uluslararası yargı tarafından bir kez daha tescillendiğini belirterek, Türkiye’nin Demirtaş, Kavala, Yalçınkaya ve Yasak kararları başta olmak üzere tüm AİHM kararlarını eksiksiz uygulaması çağrısında bulundu.</p>

<blockquote>
<p><strong>Türkiye’nin Ceza Adalet Sistemi Her Geçen Gün Evrensel Standartlardan Uzaklaşıyor</strong></p>
</blockquote>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Yasak/Türkiye kararında, Türkiye’de özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürütülen çok sayıda ceza yargılaması bakımından son derece önemli ve yapısal nitelikte tespitlerde bulundu. Mahkeme, ulusal yargı mercilerinin “örgüt üyeliği” suçundan verdikleri mahkumiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin; ayrıca cezaevindeki tutulma koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi.</p>

<p>AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında altını çizdiği temel husus, bir kişinin yalnızca belli çevrelerle irtibatlı olduğu, belli kurumlarda bulunduğu, belli kişilerle temas ettiği ya da geçmişte yasal faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle otomatik biçimde ağır ceza sorumluluğu altına sokulamayacağıdır. Ceza sorumluluğu, her birey bakımından somut, hukuka uygun ve şüpheden uzak delillerle ortaya konulmalıdır. Özellikle örgüt üyeliği gibi ağır yaptırımlar doğuran suçlarda, kişinin örgütün cebir ve şiddete dayalı nihai amacını bildiği, benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek dahil olduğu yargı makamlarınca açıkça gösterilmelidir.</p>

<p>Bir mahkumiyet kararı, yalnızca maddi birtakım temasların veya soyut aidiyet iddialarının sıralanmasıyla kurulamaz. Suçun manevi unsuru, yani kast, her kişi bakımından ayrı ayrı ve olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Aksi halde ceza yargılaması, bireysel sorumluluğu araştıran bir adalet mekanizması olmaktan çıkar; kimlik, ilişki, çevre veya varsayıma dayalı bir cezalandırma aracına dönüşür.</p>

<p>Yasak/Türkiye kararı, TCK’nın 314. maddesinin belirsiz, geniş ve öngörülemez biçimde uygulanmasının yarattığı ağır insan hakları sorunlarını da yeniden gündeme getirmiştir. “Örgüt üyeliği” suçunun kapsamının yargı pratiğinde son derece geniş yorumlanması; yasal faaliyetlerin, sosyal ilişkilerin, mesleki geçmişin, sendika, dernek, okul, banka veya iletişim kayıtları gibi unsurların çoğu zaman bağlamından koparılarak cezalandırma gerekçesine dönüştürülmesi, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. TCK 314’te “silahlı örgüt” veya “silahlı grup” kavramlarının açık bir kanuni tanımının bulunmaması, uygulamada keyfi ve genişletici yorumlara elverişli bir alan yaratmaktadır. Bu nedenle, TCK 314’ün hem lafzı hem de uygulaması, AİHS standartlarına uygun biçimde yeniden ele alınmalı; suçun unsurları açık, dar, öngörülebilir ve temel hakları koruyacak şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p>AİHM Yasak kararında, aynı zamanda Türkiye’de cezaevlerinde uzun süredir devam eden aşırı kalabalık, kötü fiziki koşullar, yetersiz hijyen, mahpusların yatak ve yaşam alanına erişim sorunları gibi yapısal sorunlar hakkında da değerlendirme yapmıştır. AİHM, başvurucunun tutulma koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığını ve kötü muamele yasağı kapsamında ihlal oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu tespit, yalnızca bir başvurucunun kişisel durumuna ilişkin değildir; Türkiye’de mahpus hakları alanında yıllardır dile getirilen yapısal sorunların uluslararası yargı düzeyinde bir kez daha teyididir.</p>

<p>İHD olarak, cezaevlerinde tutulan herkesin insan onuruna uygun koşullarda tutulması gerektiğini vurguluyoruz. Mahpusların kişi başına düşen yaşam alanı, yatak, temizlik, havalandırma, sağlık hizmetlerine erişim, açık hava hakkı ve sosyal faaliyetlere katılım imkânları uluslararası standartlara uygun hale getirilmelidir. Hiçbir suç isnadı ve hiçbir mahkumiyet, kötü muameleyi meşrulaştıramaz.</p>

<p>AİHM’in Yasak kararı, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararıyla ortaya konulan ilkelerin münferit olmadığını, Türkiye’deki çok sayıda yargılamayı ilgilendiren yapısal bir soruna işaret ettiğini göstermektedir. Bu nedenle kararın gereği yalnızca başvurucu özelinde değil, benzer hukuki sorunları taşıyan tüm dosyalar bakımından yerine getirilmelidir.</p>

<p>Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulama yükümlülüğü, siyasi takdire bağlı bir tercih değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden ve Anayasa’nın 90. maddesinden doğan açık bir hukuki zorunluluktur. Buna rağmen Türkiye’nin, başta Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararları olmak üzere, AİHM’in bağlayıcı kararlarını uzun süredir yerine getirmemesi, hukuk devleti ilkesini, yargı bağımsızlığını ve uluslararası insan hakları koruma sistemine duyulan güveni derinden zedelemektedir. Bu tutumdan derhal vazgeçilmeli; AİHM kararları gecikmeksizin, eksiksiz ve iyi niyetle uygulanmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda çağrımız şudur:</p>

<ol>
 <li>Yargı makamları, AİHM’in Yasak ve Yalçınkaya kararlarında ortaya koyduğu ilkeleri derhal dikkate almalı; suçun manevi unsurunun bireyselleştirilmiş ve somut delillere dayalı olarak ispatlanmadığı dosyalarda mahkumiyet pratiğine son vermelidir.</li>
 <li>Devam eden yargılamalarda, rutin ve yasal faaliyetlerin veya soyut irtibat iddialarının suçun unsurları yerine ikame edilmesinden vazgeçilmelidir.</li>
 <li>TCK’nın 314. maddesi, kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmeli; “örgüt üyeliği” suçunun kapsamı, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı ile masumiyet karinesini ihlal etmeyecek şekilde dar ve açık biçimde tanımlanmalıdır.</li>
 <li>TCK 314. Maddesi gereğince ihdas edilen ve kesinleşen mahkumiyet hükümleri bakımından, AİHM içtihadına aykırı kararların sonuçlarını giderecek etkili, hızlı ve erişilebilir yeniden yargılama yolları işletilmelidir.</li>
 <li>Benzer durumda olan kişilerin infaz süreçleri, telafisi imkânsız zararlar doğurmadan yeniden değerlendirilmelidir.</li>
 <li>Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHS ve AİHM içtihadı, iç hukuk uygulamasında bağlayıcı biçimde esas alınmalıdır.</li>
 <li>Türkiye, AİHM kararlarını seçici biçimde uygulama veya uygulamama pratiğinden vazgeçmeli; başta Demirtaş, Kavala, Yalçınkaya ve Yasak kararları olmak üzere tüm ihlal kararlarının gereğini eksiksiz yerine getirmelidir.</li>
 <li>Cezaevlerindeki aşırı kalabalık ve insan onuruna aykırı koşulların giderilmesi için acil, etkili ve denetlenebilir tedbirler alınmalıdır.</li>
</ol>

<p>Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, insan haklarını ve hukuk devletini olağanüstü dönemlerin istisnası olarak görmek değil, her koşulda korunması gereken kurucu ilkeler olarak kabul etmektir. Yasak/Türkiye kararı, yalnızca geçmişte yapılmış yargısal hataların tespiti değil, aynı zamanda bugünden itibaren izlenmesi gereken ilkeleri ve alınması gereken tedbirleri de ortaya koyan yol gösterici bir karardır.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha tüm yargı organlarını, yasama ve yürütme makamlarını AİHM ve AYM kararlarının gereğini yerine getirmeye; ceza yargılamasında bireysel sorumluluk, kanunilik, belirlilik, öngörülebilirlik, masumiyet karinesi ve insan onuru ilkelerine uygun hareket etmeye çağırıyoruz.</p>

<p><strong>İnsan Hakları Derneği</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihdden-aihm-yasak-karari-sonrasi-cagri-turkiye-ceza-adaletinde-hukuk-devletine-donmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 07:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-08-at-073900-1.jpeg" type="image/jpeg" length="10351"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
