<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Habere Güven</title>
    <link>https://www.habereguven.com</link>
    <description>Habere Güven, tarafsız ve güncel habercilik anlayışıyla Türkiye ve dünyadan güvenilir bilgileri okurlarına sunar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.habereguven.com/rss/insan-haklari" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 08:02:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/rss/insan-haklari"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Cezaevinde Şüpheli Ölüm: Mehmet Çeviren İntihar mı Etti? İHD’den Soruşturma Çağrısı]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/cezaevinde-supheli-olum-mehmet-ceviren-intihar-mi-etti-ihdden-sorusturma-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/cezaevinde-supheli-olum-mehmet-ceviren-intihar-mi-etti-ihdden-sorusturma-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İHD, tarafından yapılan açıklamada, söz konusu ölümün “şüpheli” olduğuna dikkat çekilerek etkili bir soruşturma yürütülmesi çağrısı yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>“Devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü vardır”</strong></h2>

<p>Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tek kişilik hücrede tutulan mahpus Mehmet Çeviren’in intihar ederek yaşamına son verdiğine ilişkin iddialar kamuoyuna yansıdı. Olay, cezaevlerindeki koşullar ve devletin sorumluluğu tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, söz konusu ölümün “şüpheli” olduğuna dikkat çekilerek etkili bir soruşturma yürütülmesi çağrısı yapıldı.</p>

<h3><strong>Anayasa ve AİHS vurgusu</strong></h3>

<p>Açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 17 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 2 hükümlerine işaret edilerek, devletin gözetimi altındaki bireylerin yaşam hakkını koruma konusunda “pozitif yükümlülük” altında olduğu vurgulandı.</p>

<p>İHD, bu yükümlülüğün yalnızca müdahale etmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda riskleri önceden tespit etme ve gerekli önleyici tedbirleri alma sorumluluğunu da içerdiğini belirtti.</p>

<h3><strong>“İhmal varsa bu doğrudan hak ihlalidir”</strong></h3>

<p>Açıklamada, cezaevi yönetiminin gerekli denetim mekanizmalarını işletmemesi ve olası riskleri ortadan kaldırmamasının, doğrudan yaşam hakkı ihlali anlamına geleceği ifade edildi.</p>

<p>Mahpusların tutulma koşullarının insan onuruna aykırı olması durumunda bunun da temel hak ihlali olduğuna dikkat çekilerek, hukuk devleti ilkesiyle çeliştiği vurgulandı.</p>

<h3><strong>Bağımsız ve şeffaf soruşturma talebi</strong></h3>

<p>İHD, Mehmet Çeviren’in ölümüne ilişkin:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Etkili, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesini</li>
 <li>İhmali ya da sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında idari ve adli süreçlerin başlatılmasını</li>
</ul>

<p>talep etti.</p>

<p>Açıklamada, “insan onuruna yaraşır bir infaz rejimi inşa edilene kadar mücadelenin süreceği” belirtilerek sürecin takipçisi olunacağı ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/cezaevinde-supheli-olum-mehmet-ceviren-intihar-mi-etti-ihdden-sorusturma-cagrisi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-14-171459.png" type="image/jpeg" length="29170"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD Adana, Mersin, Hatay, İskenderun, Antalya Şubeleri: Hasta mahpuslar serbest bırakılsın!]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihd-adana-mersin-hatay-iskenderun-antalya-subeleri-hasta-mahpuslar-serbest-birakilsin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihd-adana-mersin-hatay-iskenderun-antalya-subeleri-hasta-mahpuslar-serbest-birakilsin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği Akdeniz Bölge Şubeleri Adana'da İnönü Parkında, "Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın" Başlıklı Açıklama Yaptılar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>İNSAN HAKLARI DERNEĞİ AKDENİZ BÖLGESİ ŞUBELERİ (İHD ADANA- MERSİN -HATAY- İSKENDERUN - ANTALYA ŞUBELERİ): HASTA MAHPUSLAR SERBEST BIRAKILSIN!</strong></p>
</blockquote>

<p>İnsan Hakları Derneği Akdeniz Bölge Şubeleri Adana'da İnönü Parkında, "Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın" Başlıklı Basın Açıklaması Yaptılar.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 04 11 At 14.02.39" class="detail-photo img-fluid" height="1365" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-11-at-140239.jpeg" width="2048" /></h3>

<h3><strong>İHD’den Adana’da İnsan Hakları ve Hasta Mahpuslar Çağrısı</strong></h3>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Demir, Adana’da yaptığı açıklamada hasta tutsakların serbest bırakılması çağrısında bulundu. Demir, dünyada ve Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerine dikkat çekerek cezaevlerindeki ağır tabloya vurgu yaptı.</p>

<p>Adana’da insan hakları savunucuları ve kurum temsilcilerinin katıldığı açıklamada konuşan Demir, özellikle hasta mahpusların durumunun acil bir sorun olduğunu belirtti.</p>

<h3><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/DCIW00njiEg" title="İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Demir Adana'da &quot;Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın&quot; dedi. " width="1242"></iframe></h3>

<h3><strong>“Dünya ağır bir insan hakları kriziyle karşı karşıya”</strong></h3>

<p>Hakkı Demir konuşmasında, küresel ölçekte yaşanan çatışmaların insan hakları ihlallerini derinleştirdiğini ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>“Dünya ağır bir insan hakları kriziyle karşı karşıya ve coğrafyamız neredeyse bir ateş çemberine dönüşmüş durumda. Savaşların ve çatışmaların yaşandığı ortamlarda hak ihlalleri de en yoğun şekilde yaşanıyor.”</p>

<h3><strong>“Türkiye’de barış süreci adımları atılmalı”</strong></h3>

<p>Türkiye’de de zorlu bir süreçten geçildiğini belirten Demir, farklı adlandırmalar yapılsa da bu dönemin “barış süreci” olarak tanımlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Demir, sürecin ilerleyebilmesi için karşılıklı adımların önemine işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Sürecin bir tarafı üzerine düşen adımları atmasına rağmen diğer tarafın neredeyse hiçbir adım atmadığını görüyoruz. Halkın barışa inanabilmesi için bazı basit ama önemli adımların atılması gerekir.”</p>

<h3><strong>“Hasta mahpuslar içeride tutulmaya devam ediyor”</strong></h3>

<p>Demir, cezaevlerindeki hasta mahpusların durumuna dikkat çekerek uygulamaları eleştirdi:</p>

<p>“Niçin halen hasta mahpuslar içeride tutuluyor? Ağır hasta mahpuslar yaşamını yitirerek dışarı çıkabiliyor. Bazılarının ise insan hakları örgütlerinin mücadelesiyle serbest bırakılması ancak çok sınırlı şekilde mümkün oluyor.”</p>

<h3><strong>“AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutukluluk sürüyor”</strong></h3>

<p>Siyasi mahpuslara da değinen Demir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen bazı kişilerin hâlâ cezaevinde tutulduğunu belirterek bunun ciddi bir güvensizlik yarattığını söyledi.</p>

<h3><strong>“Mücadelemizi sürdüreceğiz”</strong></h3>

<p>Demir, tüm olumsuzluklara rağmen hak ve adalet mücadelesini sürdüreceklerini vurgulayarak konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Biz ne olursa olsun bu hükümetten, bu devletten bağımsız olarak inatla barış mücadelesini sürdüreceğiz. İnatla hak ve hakikat mücadelesini sürdüreceğiz.”</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 04 11 At 14.02.30" class="detail-photo img-fluid" height="1365" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-11-at-140230.jpeg" width="2048" /></p>

<p>Konuşmanın ardından, hasta mahpuslara ilişkin hazırlanan metni okumak üzere İHD Adana Şube Eş Başkanı ve MYK üyesi Yasemin Dora Şeker’e söz verildi.</p>

<blockquote>
<p><strong>İHD Akdeniz Bölge Şubeleri adına Av. Yasemin Dora Şeker; "Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın"</strong></p>
</blockquote>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/8uyZoDX4Vyw" title="İHD Akdeniz Bölge Şubeleri adına Av. Yasemin Dora Şeker; &quot;Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın&quot;" width="1242"></iframe></p>

<p>Bugün burada, hapishanelerde her geçen gün ağırlaşan insan hakları ihlallerine karşı sesimizi yükseltmek; “Hasta mahpuslar meselesi çözülene kadar susmuyoruz!” demek için; İnsan Hakları Derneği Adana, Mersin, Hatay, İskenderun ve Antalya şubelerimizin yönetim kurullarının katılımıyla, İHD Akdeniz Bölgesi şubeleri olarak Adana’daki üyelerimiz ve duyarlı hak savunucularıyla bir aradayız.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği kurulduğu günden bu yana, hapishanelerde yaşatılan hak ihlallerine dair</p>

<p>çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmaların başında da hapishanelerde yaşam hakkının korunması, sağlığa erişim hakkının kesintisiz sağlanması ve sağlık hakkı gelmektedir. <strong>Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpuslar her geçen gün eksilerek artmakta, yaşamını yitiren her hasta mahpusu tabutlarla çıkarmanın acısını yaşarken yeni birçok hasta mahpusun ismini listelere yazmak zorunda kalıyoruz.</strong></p>

<p>Derneğimize gelen bilgiler, avukat müvekkil görüşmeleri, mektuplar, aile ve yakınlarının başvuruları, hapishane ziyaretlerinde yapılan görüşmeler sonucunda mahpusların yaşadığı sağlık sorunlarına dair tespitler yapılmaktadır. Bu tespitler doğrultusunda hasta mahpuslara dair takip listesi hazırlanmaktadır.</p>

<p>Ağır hasta olmasına rağmen ısrarla hapsedilen insanların hayatlarından ve sağlıklarından başta devlet kurumları ve yetkililer olmak üzere toplum olarak hepimiz sorumluyuz.</p>

<p><strong>Bu nedenle suç türü ne olursa olsun, tedavi hakkı engellenen hasta mahpusların yaşam ve sağlık hakkını savunmak; kamuoyunu ve yetkilileri bu hak ihlallerine son vermeye çağırmak için buradayız.</strong></p>

<p>Bilindiği üzere devletlerin baskı ve şiddet politikalarının kendini en hızlı hissettirdiği ve yapısı gereği de en kolay uygulandığı mekanların başında hapishaneler gelmektedir.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği’nin 28 Nisan 2025 tarihli Hasta Mahpuslar Raporu’na göre, Türkiye hapishanelerinde 395 hapishanede toplam 403.060 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Tespit edilebildiği kadarıyla 161’i kadın, 1251’i erkek olmak üzere en az 1412 hasta mahpus vardır. Bunların 335’i ağır hasta olup, 230’u yaşamını tek başına sürdürememekte, 105’i sürekli bakıma ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca 188 mahpusun düzenli tıbbi kontrol altında tutulması gerekmektedir.</p>

<p>Rapora göre hasta mahpusların önemli bir bölümü kanser, kalp hastalıkları, KOAH, böbrek yetmezliği, diyabet, nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarla mücadele etmektedir. Hastane sevklerinin geciktirilmesi, ring araçlarında uzun süre bekletilme<strong>, kelepçeli muayene ve ağız içi arama</strong> dayatması nedeniyle tedaviye erişim ciddi biçimde engellenmektedir.</p>

<p><strong>Türkiye’de hapishaneler giderek birer “ölüm bekleme odasına” dönüşmektedir</strong>.</p>

<p>Derneğimizin tespitleri, sağlık hakkının sistematik biçimde ihlal edildiğini ve ağır hasta mahpusların serbest bırakılmamasının doğrudan yaşam hakkı ihlali anlamına geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Tedaviye erişemeyen mahpusların durumu her geçen gün ağırlaşmakta, bir kısmı ise yaşamını yitirmektedir.</p>

<p><strong>TEDAVİYE ERİŞİMDE SİSTEMATİK ENGELLER</strong></p>

<p>İHD 2025 raporunda da belirtildiği üzere, hastane sevkleri geciktirilmekte; sevk gerçekleşse dahi ağız içi arama dayatması nedeniyle birçok mahpus tedaviden mahrum bırakılmaktadır. Bu uygulamayı kabul etmeyen mahpuslar aylarca tedaviye erişememekte, hastalıkları ilerlemektedir.</p>

<p>Ağız içi arama uygulaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, BM Mandela Kuralları ve Evrensel Beyannamede ifinsan onuru ilkeleriyle açıkça çelişmektedir.</p>

<p>Sevk sürecinde ise mahpuslar, insan onuruna aykırı ring araçlarında, dar bölmelerde, kelepçeli şekilde saatlerce bekletilmektedir. Yazın klimasız, kışın ısıtmasız bu araçlar; epilepsi, astım ve kronik hastalığı olan mahpuslar için hayati risk oluşturmaktadır.</p>

<p>Hastanelerde ise mahpuslar çoğu zaman hijyen koşullarından yoksun ortamlarda, refakatsiz şekilde ve yatağa kelepçeli olarak tutulmaktadır. Muayene sırasında kelepçelerin çıkarılmaması ve infaz koruma personelinin jandarmanın muayene odasında bulunması, hasta–hekim mahremiyetini ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p>Aşırı kalabalık koğuşlar, yetersiz hijyen, ısınma ve kişisel alan eksikliği sağlık sorunlarını derinleştirmektedir. Yüksek güvenlikli hapishanelerde tek kişilik hücrelerde tutulma uygulaması da özellikle hasta ve engelli mahpuslar açısından yaşam hakkı ihlaline dönüşmektedir.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu ve hastane raporlarıyla “cezaevinde kalamaz” denilen ağır hasta mahpuslar serbest bırakılmamakta, infaz ertelemesi yapılmamakta ve bu durum sistematik bir hak ihlaline dönüşmektedir.</p>

<p><strong>HUKUKİ ÇERÇEVE AÇIKTIR</strong></p>

<p>Anayasa’nın 17. maddesi yaşam hakkını ve işkence yasağını güvence altına almaktadır. 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 16. maddesi hastalık nedeniyle infazın ertelenmesini, 110. maddesi konutta infazı, 105/A maddesi ise denetimli serbestliği düzenlemektedir.</p>

<p>Bu hükümler açıkça göstermektedir ki ağır hasta mahpusların cezaevinde tutulması hukuka aykırıdır.</p>

<p><strong>BARIŞ VE TOPLUMSAL SORUMLULUK BAĞLAMI</strong></p>

<p><strong>Hasta mahpusların serbest bırakılmaması, insan onuruna aykırı bir muamele, işkence ve sürece yayılmış bir idam cezasıdır. Türkiye hapishanelerinde bulunan ve hapiste kalamayacak düzeyde hasta olan, gerekli tedavilere ulaşmak için dışarıda olması gereken ya da hastalığı ağırlaşan insanlar derhal serbest bırakılmalıdır.</strong></p>

<p><strong>Türkiye’de barışın tesisine ve güçlendirilmesine dair çalışmaların sürdüğü bu dönemde, hapishanelerde yaşanan ağır hak ihlallerinin görmezden gelinmesi mümkün değildir. </strong></p>

<p><strong>Hasta mahpuslar meselesi yalnızca bir sağlık hakkı sorunu değil,</strong> <strong><u>aynı zamanda barışın, adaletin ve toplumsal güvenin inşasıyla doğrudan bağlantılı temel bir insan hakları meselesidir.</u></strong> Yaşam hakkının ihlal edildiği, tedaviye erişimin engellendiği ve insanların hapislerde ağır koşullar altında ölüme sürüklendiği bir infaz sistemi<u>, oluşturulmaya çalışılan toplumsal barışın da zeminini zayıflatmaktadır</u>.</p>

<p>Hasta mahpuslar meselesi hiçbir şekilde siyasi tartışmalara, idari takdirlere ya da farklı alanlardaki pazarlıklara konu edilmemelidir. Yaşam hakkı, insan onuru ve sağlık hakkı devredilemez, ertelenemez ve koşullara bağlanamaz temel haklardır. Ağır hasta mahpusların serbest bırakılması bir “iyi niyet” ya da “taviz” meselesi değil, doğrudan hukukun ve insan haklarının zorunlu sonucudur.</p>

<p>Hasta mahpusların durumu sürecin, müzakerenin ya da politik hesabın parçası haline getirilemez; derhal ve koşulsuz biçimde çözülmesi gereken bir insanlık sorunudur.</p>

<p>Bu nedenle hasta mahpusların serbest bırakılması, yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, <strong>aynı zamanda barışın ve toplumsal vicdanın gereğidir.</strong></p>

<p><strong>ÇAĞRIMIZ VE ÖNERİLERİMİZ :</strong></p>

<p>• Acil şekilde ağır hasta mahpusların yaşam hakkını korumak ve tedaviye erişimlerini hızlandırmak için infazları derhal durdurulmalı ve serbest bırakılmalıdır<strong>.</strong></p>

<p>• Tam teşekküllü ve Üniversite Hastanelerinin raporları esas alınarak tahliyeler sağlanmalıdır.</p>

<p>• Ağız içi arama, kelepçeli muayene ve ring araçlarıyla sevk uygulamaları sonlandırılmalıdır.</p>

<p>• Hastaneye sevkler hızlandırılmalı, uzman hekim erişimi güvence altına alınmalıdır.</p>

<p>• Hapishanelerdeki sağlık personeli artırılmalı; hijyen, beslenme ve temiz suya erişim sağlanmalıdır. Hastaların revire çıkarılmaları, hastaneye sevkleri hızlandırılmalıdır.</p>

<p>• Adli Tıp Kurumu tek ve son belirleyici merci olmaktan çıkarılmalıdır.</p>

<p>• Savcılıkların takdir yetkisi sınırlandırılmalı, tıbbi raporlar bağlayıcı olmalıdır.</p>

<p>• İnfaz rejimi BM Mandela Kuralları’na uygun hale getirilmelidir. TMK bakımından infazda ayrımcılığa son verilmelidir.</p>

<p>• Mahpusların insan onuruna uygun koşullarda yaşamaları sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç olarak t</strong>üm yetkililere sesleniyoruz;</p>

<p><strong>En temel insan hakkı olan yaşam hakkının, hasta bedenlerin hapsedilmesi yoluyla ihlal edilmesi kabul edilemez. Bir hikâye daha bitmeden, bir hayat daha eksilmeden, bir hasta mahpus daha ölmeden tüm hasta mahpuslar serbest bırakılsın…</strong></p>

<p>Hasta mahpuslar serbest bırakılsın!</p>

<p>Hapishanelerde ölümler dursun!</p>

<p>Ağız içi arama işkencedir bu uygulamaya derhal son verilsin!</p>

<p>Tedavi hakkı engellenemez!</p>

<p>İNSANLIK ONURU İŞKENCEYİ YENECEK!</p>

<p><strong>ADANA-11 NİSAN 2026</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihd-adana-mersin-hatay-iskenderun-antalya-subeleri-hasta-mahpuslar-serbest-birakilsin</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-11-at-140253.jpeg" type="image/jpeg" length="70467"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İran’da infazlar artarken, halk 1000 saattir dijital karartmada yaşıyor]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/iranda-infazlar-artarken-halk-1000-saattir-dijital-karartmada-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/iranda-infazlar-artarken-halk-1000-saattir-dijital-karartmada-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İran, 28 Şubat’tan bu yana 90+ milyon kişiyi dış dünyadan kopararak, hayati önemdeki bilgilere erişimlerini ve yakınlarıyla iletişim kurmalarını engelliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>İran halkının 1000 saattir dijital karartma koşullarında yaşadığına dikkat çeken Uluslararası Af Örgütü, internete erişimin temel bir insan hakkı ve çatışma dönemlerinde vazgeçilmez olduğunu hatırlatarak, İran yetkililerine, derhal internet erişimini açmaları çağrısında bulundu.</strong></p>
</blockquote>

<p>Öte yandan İran’da 30 Mart’tan bu yana 10 gün içinde 10 muhalif ve protestocu, işkenceye dayalı ve hiçbir şekilde adil olmayan yargılamaların ardından keyfi olarak infaz edildi. Uluslararası Af Örgütü, infazlardaki bu korkunç artışın, uluslararası tepki gerektirdiğine dikkat çekerek, uluslararası toplumu, İran yetkilileri üzerinde baskı kurarak yeni infazların durdurulması ve ölüm cezalarının kaldırılması için gerekli tüm adımları atmaya çağırdı. Uluslararası Af Örgütü’nün, İran’da çocuklar da dahil ölüm cezası riskiyle karşı karşıya olan protestocular için dünya çapında başlattığı Acil Eylem ise sürüyor.</p>

<p><strong>Ebulfazl Salihi Siyavuşhani de her an infaz edilebilir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnfaz edilenler arasında, Ocak 2026’da gözaltına alınmalarının ardından yalnızca birkaç hafta içinde ölüme mahkum edilen dört protestocu Amirhüseyin Hatemi, Muhammed Emin Biglari, Ali Fehim ve Şahin Vahidparast Kulur da var. Onlarla aynı davada yargılanan Ebulfazl Salihi Siyavuşhani de her an infaz edilebilir.</p>

<p>Altı muhalif, Vahid Bani Ameryan, Ebulhasan Muntazer, Babek Alipur, Puya Gobadi, Ekber Danişverker ve Muhammed Tagavi Sangdehi de İran’da yasaklı bir muhalif grup olan Halkın Mücahitleri Örgütü’yle bağlantılı oldukları iddiasıyla gizlice infaz edildi.</p>

<p>İran’da korku yaymayı ve köklü değişim talep eden bir halkın moralini yerle bir etmeyi amaçlayan yetkililer, artan bir biçimde ölüm cezası verilmesi ve cezanın gözaltıdan sonraki birkaç hafta içinde uygulanması çağrısı yapıyor. Bu bağlamda mahkeme sistemi de infazlar için bir ara mekanizma olarak kullanılıyor. İran’da infazları durdurmak için uluslararası kamuoyu oluşturmayı hedefleyen Acil Eylem’e buradan ulaşabilirsiniz: https://www.amnesty.org.tr/icerik/iranda-cocuklar-da-dahil-30-kisi-protestolar-baglaminda-olum-cezasi-riski-altinda</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/iranda-infazlar-artarken-halk-1000-saattir-dijital-karartmada-yasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-10-172333.png" type="image/jpeg" length="87091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM Parti’li Ayten Kordu: “KHK mağduriyeti 10 yıldır sürüyor, hukuk devleti askıda”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/dem-partili-ayten-kordu-khk-magduriyeti-10-yildir-suruyor-hukuk-devleti-askida</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/dem-partili-ayten-kordu-khk-magduriyeti-10-yildir-suruyor-hukuk-devleti-askida" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kordu, “On binlerce kamu emekçisi işinden, ekmeğinden ve yaşamından koparıldı. Anayasal güvenceler yok sayıldı, eşit yurttaşlık hakkı ihlal edildi” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin durumuna ilişkin yaptığı konuşmada, aradan geçen 10 yıla rağmen mağduriyetlerin giderilmediğini vurguladı. Kordu, “On binlerce kamu emekçisi işinden, ekmeğinden ve yaşamından koparıldı. Anayasal güvenceler yok sayıldı, eşit yurttaşlık hakkı ihlal edildi” dedi.</strong></p>
</blockquote>

<p><strong>“Mahkeme kararları uygulanmıyor”</strong></p>

<p>Kordu, bazı kamu emekçileri hakkında mahkemeler tarafından iade kararları verilmesine rağmen bu kararların hayata geçirilmediğine dikkat çekerek, bunun hukuk devleti ilkesinin açık ihlali olduğunu ifade etti.</p>

<p>“Mahkeme kararlarına rağmen iade süreçlerinin işletilmemesi, hukuk devletinin hâlâ askıda olduğunu göstermektedir” diyen Kordu, yüzlerce emekçinin hâlâ görevine dönemediğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Derin sosyal adaletsizlik ve yoksulluk yaratıldı”</strong></p>

<p>KHK’lerle gerçekleştirilen ihraçların yalnızca bir idari işlem olmadığını, geniş çaplı bir toplumsal yıkıma yol açtığını vurgulayan Kordu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>• Binlerce emekçinin bir gecede işsiz bırakıldığını</p>

<p>• Sosyal güvencelerinin ortadan kaldırıldığını</p>

<p>• Aileleriyle birlikte derin bir yoksulluğa sürüklendiklerini</p>

<p>Kordu, bu sürecin “siyasi iktidarın kendi tercihleri doğrultusunda şekillendirdiği bir cezalandırma mekanizması” haline geldiğini ifade etti.</p>

<p><strong>“Toplumsal barış için iade şart”</strong></p>

<p>Konuşmasında toplumsal adalet ve barış vurgusu yapan Kordu, KHK ile ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesi gerektiğini belirterek şu çağrıyı yaptı:</p>

<p>“Hukuksuzca ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilmeli, uğradıkları maddi ve manevi zararlar telafi edilmelidir. Bu aynı zamanda demokrasinin gereğidir.”</p>

<p><strong>10 yıl geçti, mağduriyet sürüyor</strong></p>

<p>KHK uygulamalarının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini hatırlatan Kordu, buna rağmen yüzlerce kişinin hâlâ görevine iade edilmediğini söyledi. Kordu, “Toplumsal adaleti tesis etmek hepimizin görevidir. Bu zulme son verilmelidir” ifadeleriyle çağrısını yineledi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="699" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/qlqsTzAEZNs" title="Ayten Kordu, Hukuksuzca ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilmeli." width="1242"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/dem-partili-ayten-kordu-khk-magduriyeti-10-yildir-suruyor-hukuk-devleti-askida</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 19:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-07-at-141410.jpeg" type="image/jpeg" length="27974"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinan Üstev İçin Adalet Çağrısı: “Ölümü Önlenebilirdi”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/sinan-ustev-icin-adalet-cagrisi-olumu-onlenebilirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/sinan-ustev-icin-adalet-cagrisi-olumu-onlenebilirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tüm delillerin eksiksiz toplanması ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli işlemlerin başlatılması talep edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>Romani Godi, CİSST ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Tekirdağ 2 No’lu T Tipi Hapishanesi’nde yaşamını yitiren 26 yaşındaki Roman mahpus Sinan Üstev’in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğunu belirterek, etkin ve bağımsız bir inceleme çağrısında bulundu.</strong></p>
</blockquote>

<p>Bugün saat 13.00’te İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde, Romani Godi ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) tarafından, Tekirdağ 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde hayatını kaybeden Sinan Üstev için ortak bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamada, Üstev’in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmanın maddi gerçeği ortaya çıkarmaktan uzak olduğu vurgulandı.</p>

<p><strong>“İntihar riski biliniyordu, önlem alınmadı”</strong></p>

<p>Açıklamada, 26 yaşında ve üç çocuk babası olan Sinan Üstev’in cezaevi sürecinde psikolojik olarak kırılgan bir durumda olduğunun resmi kayıtlarla sabit olduğu ifade edildi. Üstev’in 27 Ekim 2025’te bulunduğu koğuşta jilet yutarak kendine zarar verdiği, bu durumun ise açık bir intihar riski göstergesi olduğu belirtildi.</p>

<p>Buna rağmen Üstev hakkında disiplin soruşturmaları yürütüldüğü ve 6 Kasım 2025’te 11 günlük hücre cezası verildiği aktarıldı. Açıklamada, intihar riski taşıyan bir mahpusa hücre cezası verilmesinin uluslararası insan hakları standartlarına aykırı olduğu kaydedildi.</p>

<p><strong>“Hücre cezası ölüm riskini artırdı”</strong></p>

<p>Basın metninde, Üstev’in hücre cezasının infazı sırasında, 25 Aralık 2025 tarihinde intihar ettiği ve hayatını kaybettiğinin iddia edildiği belirtildi. Daha önce kendine zarar verme geçmişi bulunan bir mahpusun izolasyon koşullarında tutulmasının ölüm riskini doğrudan artırdığı vurgulandı.</p>

<p>Ayrıca, Üstev hakkında verilen “hücrede kalabilir” raporunun da tıbbi özen yükümlülüğüne aykırı olduğu ifade edilerek, ilgili sağlık personelinin sorumluluğunun hem idari hem de cezai boyutlarıyla incelenmesi gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>Soruşturmada ciddi eksiklikler</strong></p>

<p>Açıklamada, soruşturma dosyasında önemli eksikliklerin bulunduğuna dikkat çekildi. Üstev’in infaz ve sağlık dosyalarının tamamının, kamera kayıtlarının ham hâlinin, sosyal gözlem raporlarının ve tanık ifadelerinin dosyada yer almadığı ifade edildi.</p>

<p>Ayrıca, Üstev’in ölümünden önce yazdığı iddia edilen mektupların da eksik olduğu ve bilirkişi incelemesine rağmen yazarlığının henüz kesinleşmediği aktarıldı.</p>

<p><strong>“Ölüm öngörülebilir ve önlenebilirdi”</strong></p>

<p>Romani Godi ve CİSST temsilcileri, Üstev’in ölümünün öngörülebilir ve önlenebilir olduğunu belirterek, kamu makamlarının risk altındaki bir mahpusu cezalandırmak yerine koruma yükümlülüğü bulunduğunu vurguladı.</p>

<p>Açıklamada, hapishane yönetiminin ve ilgili kamu görevlilerinin sorumluluğunun etkili bir şekilde araştırılması gerektiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yetkililere çağrı</strong></p>

<p>Açıklamanın sonunda başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunularak, soruşturmanın bağımsız, tarafsız ve etkin şekilde yürütülmesi istendi. Tüm delillerin eksiksiz toplanması ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli işlemlerin başlatılması talep edildi.</p>

<p>Açıklamada, “Sinan Üstev’in ailesi ve kamuoyu için adalet sağlanana kadar sürecin takipçisi olacağız” denildi.</p>

<h3></h3>

<h3></h3></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/sinan-ustev-icin-adalet-cagrisi-olumu-onlenebilirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/04/aciklama-gorselleri-0304-1.JPG" type="image/jpeg" length="75529"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD’den İran’a Sert Çağrı: “İdam Politikasından Vazgeçin”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihdden-irana-sert-cagri-idam-politikasindan-vazgecin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihdden-irana-sert-cagri-idam-politikasindan-vazgecin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İHD, siyasi mahpuslara yönelik idam politikasından derhal vazgeçilmesini ve mevcut idam kararlarının durdurulmasını talep etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<h3>İnsan Hakları Derneği, İran’da özellikle siyasi mahpuslara yönelik idam uygulamalarının son dönemde arttığını belirterek, idamların derhal durdurulması çağrısında bulundu. Dernek, uluslararası insan hakları örgütlerini de sürece müdahil olmaya davet etti.</h3>
</blockquote>

<p><strong>İdamlarda Artış Uyarısı</strong></p>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD), İran İslam Cumhuriyeti’nde uzun süredir devam eden idam uygulamalarına ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, özellikle siyasi mahpuslara yönelik idamların son dönemde artış gösterdiğine dikkat çekildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İHD, 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail silahlı kuvvetlerinin İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından, ülkede idam uygulamalarında artış yaşandığına dair raporların kamuoyuna yansıdığını belirtti.</p>

<p><strong>Kerec’teki İnfazlar Gündemde</strong></p>

<p>Açıklamada, İran’ın Kerec kentinde bulunan Qêzêlhêsar Hapishanesi’nde tutulan iki mahpusun idam edildiğinin, İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Haber Ajansı tarafından duyurulduğu hatırlatıldı.</p>

<p>Bununla birlikte, insan hakları örgütleri ve çeşitli haber ajanslarının; çok sayıda mahpusun hapishanelerden alınarak askeri birimlerin bulunduğu noktalara götürüldüğünü ve bu kişilerin akıbetine dair bilgi alınamadığını aktardığı ifade edildi.</p>

<p><strong>“İdamlar Derhal Durdurulmalı”</strong></p>

<p>İHD, açıklamasında İran devletine açık çağrıda bulunarak, siyasi mahpuslara yönelik idam politikasından derhal vazgeçilmesini ve mevcut idam kararlarının durdurulmasını talep etti.</p>

<p>Dernek ayrıca, uluslararası insan hakları örgütlerine de çağrıda bulunarak, yaşanan süreçte daha aktif rol alınması ve gerekli girişimlerin başlatılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Uluslararası Topluma Çağrı</strong></p>

<p>İHD Merkezi Hapishane Komisyonu imzasıyla yayımlanan açıklamada, idam cezalarının geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurduğu hatırlatılarak, insan haklarının korunması için uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çekildi.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 04 02 115443" class="detail-photo img-fluid" height="1336" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-02-115443.png" width="1384" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihdden-irana-sert-cagri-idam-politikasindan-vazgecin</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-02-120330.png" type="image/jpeg" length="50631"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İsrail’in ayrımcı yasası, kasıtlı öldürmeden mahkûm edilen Filistinlilere ölüm cezası verecek]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/israilin-ayrimci-yasasi-kasitli-oldurmeden-mahkum-edilen-filistinlilere-olum-cezasi-verecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/israilin-ayrimci-yasasi-kasitli-oldurmeden-mahkum-edilen-filistinlilere-olum-cezasi-verecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Failler cezasız kalırken, İsrail yetkililerinin ölüm cezası kullanımını genişleten yasa değişikliği, devlet destekli infazlara izin verecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>İsrail’in yeni ölüm yasası, Filistinlilerin devlet destekli infazına izin verecek</strong></p>
</blockquote>

<p><strong>Filistinlilere karşı yargısız infazlar yıllardır sürüyor. Failler cezasız kalırken, İsrail yetkililerinin ölüm cezası kullanımını genişleten yasa değişikliği, devlet destekli infazlara izin verecek. Af hakkının olmaması, yasayı dünyanın en aşırı uçtaki ölüm cezası yasası haline getiriyor. Uluslararası Af Örgütü, bunun Filistinlilere karşı onlarca ayrımcı yasayla sürdürülen apartheid sistemini daha da güçlendireceği uyarısında bulunarak, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor.</strong></p>

<p>Uluslararası Af Örgütü, İsrail yetkililerinin ölüm cezası kullanımını genişleten ve 30 Mart’ta Knesset’te 48’e karşı 62 milletvekilinin oyuyla kabul edilen yasa değişikliklerini derhal iptal etmesi gerektiğini belirtti. <strong>Uluslararası Af Örgütü Araştırma, Savunuculuk, Politika ve Kampanyalar Kıdemli Direktörü Erika Guevara-Rosas</strong>, “<em>İsrail parlamentosu Knesset, aleni bir acımasızlık, ayrımcılık ve insan haklarının mutlak surette hiçe sayılmasının göstergesi olarak ölüm cezası kullanımını kolaylaştıran bir dizi yasanın ilkini onayladı. İsrail Ceza Kanunu’na eklenen ve ‘Teröristler İçin Ölüm Cezası’ adıyla bilinen yasa değişikliği, ölüm cezasının kaldırılması yönünde küresel eğilimin olduğu bir dönemde, en ağır cezanın kapsamını genişletiyor ve kullanımını kolaylaştırıyor. Yasa aynı zamanda yaşam hakkından keyfi olarak yoksun bırakmanın önlenmesine ve adil yargılanma hakkının korunmasına ilişkin güvenceleri ortadan kaldırıyor ve İsrail’in Filistinlilere karşı onlarca ayrımcı yasayla sürdürdüğü apartheid sistemini daha da güçlendiriyor</em>” dedi. <strong>Guevara-Rosas</strong>, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“<em>Bu yasanın, Başbakan ve birçok bakan tarafından kutlanan bir kararla, İsrail askeri savcısının, Filistinli bir mahkûma cinsel saldırıda bulunmakla suçlanan İsrail askerleri hakkındaki tüm suçlamaları düşürdüğü ayda çıkarılması, İsrail’in Filistinlileri insanlık dışına çıkarmasının boyutlarını gözler önüne seriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan hakkında yakalama kararı çıkardığı Başbakan Binyamin Netanyahu, yasa lehine oy kullananlar arasındaydı. Yıllardır, Filistinlilere karşı açıkça yargısız infazların ve hukuk dışı öldürmelerin gerçekleştiği, faillerin neredeyse tamamen cezasız kaldığı kaygı verici eğilimi izliyoruz. Devlet destekli infazlara izin veren bu yasa, bu tür politikaların geldiği son noktadır.</em>”</p>

<p><strong>Ölüme mahkûm edilenlerin af hakkı olmayacak</strong></p>

<p>Yeni yasa, yasadışı olarak ilhak edilen Doğu Kudüs hariç işgal altındaki Batı Şeria’da ve İsrail’de ölüm cezasının kullanımı için iki yasal çerçeve kuruyor. İşgal altındaki Batı Şeria’da askeri mahkemeler, İsrail’in ayrımcı terörle mücadele yasası uyarınca terör suçları olarak tanımlanan eylemlerle kasıtlı öldürmeden mahkûm edilen Filistinlilere ölüm cezası verecek. Mahkemeler, yalnızca yasanın belirleyemediği özel koşullarda müebbet hapis (ve yalnızca müebbet hapis) cezası verebilecek. Batı Şeria’dan sanıkların askeri ya da sivil mahkemelerde yargılanacağına Savunma Bakanı karar verecek. Ölüme mahkûm edilenlerin af hakkı olmayacak; bu da yasayı, dünyanın en aşırı uçtaki ölüm cezası yasası haline getiriyor.</p>

<p><strong>Erika Guevara-Rosas</strong>, “<em>İsrail, Filistinli sanıklar hakkında yüzde 99’un üzerinde mahkûmiyet oranı olan, kanuna dayalı yargı sürecini ve adil yargılanma güvencelerini hiçe saydığı bilinen askeri mahkemelere, fiilen zorunlu ölüm cezası verme ve nihai kararın açıklanmasından sonraki 90 gün içinde infazın gerçekleştirilmesini isteme yetkisi veriyor. Böylece Filistinlileri en temel adil yargılanma güvencelerinden yoksun bırakarak askeri mahkemelere infaz konusunda açık çek veriyor</em>” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>“İsrail devletinin varlığını reddetmek amacıyla” kasten öldürmek…</strong></p>

<p>İsrail’de ve yasadışı olarak ilhak edilen Doğu Kudüs’te geçerli ikinci çerçeve uyarınca, sivil mahkemelerin ölüm cezasına hükmetme yetkisi, “İsrail devletinin varlığını reddetmek amacıyla” kasten öldürmekten suçlu bulunan herkesi kapsayacak şekilde genişletiliyor. Kastın belirlenmesinde bu tür bir ideolojik kıstas, yasanın Filistinlileri hedef almak için tasarlandığı anlamına geliyor.</p>

<p><strong>Erika Guevara-Rosas</strong>, “<em>Önceki taslaklarda yapılan birkaç değişikliğe rağmen bu yasa uyarınca verilen tüm ölüm cezaları yaşam hakkının ihlali olacak ve İşgal Altındaki Filistin Toprağı’ndan Filistinliler hakkında verildiğinde aynı zamanda savaş suçu da teşkil edebilecektir. Uluslararası toplum, İsrail yetkililerine bu yasayı iptal etmeleri, ölüm cezasını tamamen kaldırmaları ve Filistinlilere yönelik apartheid sistemini güçlendiren tüm yasa ve uygulamalara son vermeleri için azami baskı yapmalı</em>” dedi.</p>

<p><strong>Arka Plan</strong></p>

<p>Ölüm cezası yasasında yapılan değişikliğe ek olarak, Knesset’in Anayasa, Hukuk ve Adalet Komisyonu 24 Mart’ta, 7 Ekim saldırılarına katılmakla suçlanan kişileri yargılamak için fiilen askeri bir mahkeme gibi işleyecek olan geçici bir mahkemenin kurulmasını öngören Mahkemeler Yasası (“7 Ekim Katliamı Olaylarına Karışanların Yargılanması”) teklifini ikinci ve üçüncü kez görüştü. Teklif, mahkemeye suçlu bulunanlar hakkında ölüm cezasına hükmetme yetkisi veriyor ve “hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin tesisi için gerekli görüldüğü” takdirde mahkemenin standart usul kurallarından ve kanıta dayalı hukuktan önemli ölçüde uzaklaşmasını mümkün kılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uluslararası Af Örgütü istisnasız her koşulda ölüm cezasına karşı çıkmaktadır. İsrail’in taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 6(1) Maddesi, uluslararası teamül hukuku, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk uyarınca mutlak surette yasaklanan işkence ve diğer türde kötü muamele ile yaşam hakkından keyfi olarak yoksun bırakmaya karşı koruma sağlamaktadır.</p>

<p>Yargı sisteminin, özellikle de askeri yargı sisteminin Filistinlilere karşı yapısal olarak ayrımcı niteliğiyle bilindiği ve mahkumiyetlerin genellikle rutin şekilde işkence ve diğer türde kötü muamele altında elde edilen kanıtlara dayandığı İsrail bağlamında, ölüm cezasının bu tür yasalar kapsamında kullanılması, yaşam hakkının ve işkence ile diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ve cezalandırma yasağının ihlali olacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/israilin-ayrimci-yasasi-kasitli-oldurmeden-mahkum-edilen-filistinlilere-olum-cezasi-verecek</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-31-152406.png" type="image/jpeg" length="56028"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KHK’lılar Adalet ve İade Talebiyle Yeniden Ses Yükseltti: "KHK'lıyız Haklıyız"]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/khklilar-adalet-ve-iade-talebiyle-yeniden-ses-yukseltti-khkliyiz-hakliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/khklilar-adalet-ve-iade-talebiyle-yeniden-ses-yukseltti-khkliyiz-hakliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KHK ile ihraç edilen yüz binlerce kişi, “#KHKlıyızHaklıyız” diyerek 10 yıllık mücadelelerini yeniden gündeme taşıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>2016 sonrası çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilen yüz binlerce kişi, “#KHKlıyızHaklıyız” diyerek 10 yıllık mücadelelerini yeniden gündeme taşıdı. KHK’lılar, <strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)</strong>’ni somut adımlar atmaya çağırırken, <strong>Anayasa Mahkemesi (AYM)</strong> ve <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)</strong> kararlarının uygulanmasını talep etti.</p>
</blockquote>

<p><strong>“Yüzyılın En Büyük Hukuksuzluklarından Biri”</strong></p>

<p>KHK’lılar tarafından yapılan açıklamada, 10 yılı aşkın süredir devam eden mağduriyetler “yüzyılın en büyük hukuksuzluklarından biri” olarak tanımlandı.</p>

<p>Açıklamada şu ifadeler öne çıktı:</p>

<p>“Bizler 10 yıldır #KHKlıyızHaklıyız diyerek sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bu hukuksuzluğa karşı susmadık, susmayacağız.”</p>

<p>İhraç edilen kamu çalışanları, yaşadıkları sürecin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir vicdan meselesi olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“Bu Mücadele Toplumun Vicdan Mücadelesidir”</strong></p>

<p>KHK’lılar, yürüttükleri mücadelenin sadece kendi haklarını değil, hukuk devletinin temel ilkelerini de ilgilendirdiğini belirtti.</p>

<p>Açıklamada, yaşananların yalnızca işten çıkarılma ile sınırlı olmadığına dikkat çekilerek şu değerlendirmeye yer verildi:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>“En temel haklarımız gasp edildi”</li>
 <li>“Yargısız infaza maruz bırakıldık”</li>
 <li>“Sivil ölüm bize reva görüldü”</li>
</ul>

<p>Bu ifadeler, KHK sürecinin sosyal, ekonomik ve psikolojik boyutlarına işaret etti.</p>

<p><strong>TBMM’ye Açık Çağrı: “İnisiyatif Alın, Bu Zulüm Bitsin”</strong></p>

<p>KHK’lılar, çözümün adresi olarak <strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi</strong>’ni işaret etti. Açıklamada, Meclis’in sorumluluk alması gerektiği vurgulanarak şu çağrı yapıldı:</p>

<p>“TBMM çözüm için inisiyatif almalı, bu zulüm bitmeli.”</p>

<p>Ayrıca siyasi partilerin zaman zaman yaptığı ortak çağrılara atıf yapılarak, bu çağrıların somut düzenlemelere dönüşmesi gerektiği ifade edildi.</p>

<p><strong>AYM ve AİHM Kararlarının Uygulanması Talebi</strong></p>

<p>Açıklamada, hukukun üstünlüğü ilkesine vurgu yapılarak, bağlayıcı nitelikteki yüksek yargı kararlarının uygulanmadığı eleştirisi dile getirildi.</p>

<p>KHK’lıların talepleri şu başlıklarda özetlendi:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması</li>
 <li>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının dikkate alınması</li>
 <li>Adil yargılanma hakkının güvence altına alınması</li>
 <li>Masumiyet karinesinin esas alınması</li>
 <li>Mağduriyetlerin gecikmeden giderilmesi</li>
</ul>

<p><strong>“10 Yıldır Onlarca Türlü Zulüm Yaşıyoruz”</strong></p>

<p>KHK’lılar, geçen 10 yıl boyunca çok yönlü mağduriyetler yaşadıklarını belirterek, sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insani bir kriz haline geldiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada şu ifadeler dikkat çekti:</p>

<p>“10 yıldır zulmün onlarca çeşidini yaşıyoruz. Hak, hukuk, adalet kimin umurunda?”</p>

<p>Bu sözler, kamuoyuna yönelik güçlü bir eleştiri olarak değerlendirildi.</p>

<p><strong>“KHK’lar Gidecek, Biz Kalacağız”</strong></p>

<p>Açıklamanın sonunda mücadele kararlılığı vurgulanarak şu mesaj verildi:</p>

<p>“KHK’lar gidecek, biz kalacağız. Çünkü haklıyız.”</p>

<p>KHK’lılar, adalet taleplerini yineleyerek sürecin daha fazla uzatılmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Toplumsal Beklenti: Gecikmeyen Adalet</strong></p>

<p>KHK’lıların açıklaması, kamuoyunda uzun süredir tartışılan bir sorunu yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>“#KHKlıAdaletİstiyor” etiketiyle yapılan çağrıda, adaletin gecikmemesi gerektiği vurgulanırken, çözümün hukuki ve siyasi iradeyle mümkün olduğu ifade edildi.</p>

<p>“Adalet gecikmemelidir. Gerçekler susturulamaz.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/khklilar-adalet-ve-iade-talebiyle-yeniden-ses-yukseltti-khkliyiz-hakliyiz</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 22:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-30-220547.png" type="image/jpeg" length="69975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[FIFA ve Dünya Kupası ev sahibi ülkeleri, herkesin güvende olduğu bir turnuva için acil eyleme geçmeli]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/fifa-ve-dunya-kupasi-ev-sahibi-ulkeleri-herkesin-guvende-oldugu-bir-turnuva-icin-acil-eyleme-gecmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/fifa-ve-dunya-kupasi-ev-sahibi-ulkeleri-herkesin-guvende-oldugu-bir-turnuva-icin-acil-eyleme-gecmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FIFA, 2026 Dünya Kupası’ndan rekor gelirler elde ederken bunun bedeli taraftarlara, topluluklara, futbolculara, gazetecilere ve işçilere ödetilemez.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Uluslararası Af Örgütü bugün yayımladığı açıklamada, Kanada, Meksika ve ABD’nin ev sahipliğindeki 2026 FIFA Erkekler Dünya Kupası’na katılacak milyonlarca futbol taraftarının, başta ABD’nin suistimaller içeren ölümcül göç politikalarından kaynaklanan saldırılar olmak üzere insan haklarına yönelik kaygı verici saldırılarla karşılaşma riski altında olduğunu belirtti. Örgüt, Dünya Kupası’nın başlamasına 10 haftadan biraz fazla bir süre kala, FIFA’nın herkesin “güvende olduğunu, kapsandığını ve haklarını kullanmak konusunda özgür hissettiği” bir turnuva için acil eyleme geçme çağrısında bulundu.</p>
</blockquote>

<p>Uluslararası Af Örgütü’nün <a href="https://www.amnesty.org/en/documents/ior10/0837/2026/en/" rel="nofollow" target="_blank"><em>İnsanlık Kazanmalı: 2026 FIFA Dünya Kupası’nda hakları savunmak, baskılarla başa çıkmak</em></a> başlıklı yeni raporu, turnuvaya ev sahipliği yapan üç ülkede taraftarların, futbolcuların, gazetecilerin, işçilerin ve yerel toplulukların karşı karşıya olduğu ciddi riskleri ve etkileri inceliyor. Dünya Kupası maçlarının dörtte üçünün oynanacağı ABD, Trump yönetiminde ayrımcı göç politikalarının, toplu halde gözetim altında tutmanın, Göç ve Gümrük Muhafaza Kurumu (ICE), Gümrük ve Sınır Koruma Kurumu (CBP) ile diğer kolluk kuvvetlerinden maskeli ve silahlı görevliler tarafından gerçekleştirilen keyfi gözaltıların damga vurduğu bir <a href="https://www.amnestyusa.org/reports/ringing-the-alarm-bells-rising-authoritarian-practices-and-erosion-of-human-rights-in-the-united-states/" rel="nofollow" target="_blank">insan hakları acil durumu</a> yaşıyor.</p>

<p><strong>Kupa finalini, MetLife Stadyumu’nda izleyecek kişi sayısının altı katı 2025’te sınırdışı edildi</strong></p>

<p><strong>Uluslararası Af Örgütü Ekonomik ve Sosyal Adalet Birimi Direktörü Steve Cockburn</strong>, ABD hükümetinin 2025’te 500 binden fazla kişiyi sınırdışı ettiğine ve bunun, MetLife Stadyumu’nda Dünya Kupası finalini izleyecek kişi sayısının altı katından fazla olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>

<p>“<em>Hukuka aykırı gözaltı ve sınırdışı işlemlerindeki bu rekor seviyedeki artış, yargı süreci güvencelerinin aşınmasıyla mümkün oldu ve yüz binlerce göçmenin, mültecinin özgürlük ve güvenlik haklarını zayıflattı. Bu politikalar, aileleri birbirinden kopardı ve ABD genelinde bir korku iklimi oluşturdu. ABD’de son derece kaygı verici bir dönem yaşanıyor. Muhakkak ki bu, Dünya Kupası kutlamalarına katılmak isteyen taraftarları da etkileyecek</em>.</p>

<p><em>Dudak uçuklatan sayıdaki gözaltı ve sınırdışılara rağmen ne FIFA ne de ABD yetkilileri taraftarların ve yerel toplulukların etnik ve ırksal profillemeden, ayrımcı baskınlardan, hukuka aykırı gözaltı ve sınırdışı işlemlerinden korunacağı garantisini veriyor.</em></p>

<p><em>Bu Dünya Kupası artık FIFA’nın daha önce değerlendirdiği gibi ‘orta riskli’ bir turnuva değildir. İster insanların ICE’tan korunması olsun, isterse protesto hakkının güvence altına alınması veya evsizliğin engellenmesi olsun, bu Dünya Kupası’nın gerçekliğinin özgün vaadiyle örtüşmesini sağlamak için acilen adım atılmalı</em>.</p>

<p><em>FIFA, 2026 Dünya Kupası’ndan rekor gelirler elde ederken bunun bedeli taraftarlara, topluluklara, futbolculara, gazetecilere ve işçilere ödetilemez. Futbol hükümetlere, sponsorlara ve FIFA’ya değil, bu insanlara aittir ve onların hakları turnuvanın merkezinde olmalı.”</em></p>

<p><strong>ABD’de göçmenler, Meksika’da protestocular, Kanada’da evsizler hedefte…</strong></p>

<p>Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak kentler, ABD hükümetinin haklar üzerindeki baskısından olumsuz etkileniyor. Başkan Trump Haziran 2025’te, göçmenlere yönelik baskınlara karşı düzenlenen protestoların ardından Los Angeles’ta yaklaşık 4 bin Kaliforniya Ulusal Muhafız askeri görevlendirerek, birliklerin kontrolünü eyalet valisine verdi. Dünya Kupası maçlarının oynanacağı Dallas, Houston ve Miami kentlerinin üçü de, yerel kolluk kuvvetlerinin, ırksal profillemeyi ve göçmenlerin hedef alınmasını artıran, topluluklarla kolluk kuvvetleri arasındaki güveni aşındırarak kamu güvenliğini azaltan ICE ile işbirliği yapmalarını içeren sorunlu anlaşmalar imzaladı. Öte yandan Ocak 2025 ile 18 Mart 2026 arasında ICE gözaltı merkezlerinde 43 kişi hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diğer ev sahibi ülkelerden Meksika, yüksek şiddet seviyeleri nedeniyle ordu da dahil 100 bin güvenlik personelini seferber ederek, protestoculara yönelik riskleri artırdı. Meksiko’daki Aztek Stadyumu’nda oynanacak açılış maçı öncesinde, zorla kaybedilen yakınları için hakikat, adalet ve tazminat talebiyle barışçıl bir protesto gerçekleştirmeyi planlayan kadın aktivistler de buna dahil. Kanada’da, Vancouver’daki 2010 Kış Olimpiyatları’nın etkisi ve giderek büyüyen barınma krizi, evsizlerin bir kez daha yerinden edileceği ve daha da toplum dışına itileceği kaygılarına yol açtı. 15 Mart’ta Toronto’daki yetkililer, evsizlere barınma sağlayan kış ısınma merkezini FIFA önceden rezerve ettiği için kapattı.</p>

<p><strong>ABD’nin seyahat kısıtlamaları ve göç politikaları etkinliğe gölge düşürüyor</strong></p>

<p>ABD’deki birçok göçmen topluluğun Dünya Kupası’nı izlemek için bir araya gelmek isteyeceği ve dünyanın dört yanından milyonlarca taraftarın ABD’ye geleceği düşünüldüğünde, ICE ve diğer kolluk kuvvetleri ABD’de yaşayanlar, maç izlemeye gelenler ve bizzat futbolcular için ciddi tehdit oluşturuyor.</p>

<p>Trump yönetiminin seyahat yasakları nedeniyle Fildişi Sahili, Haiti, İran ve Senegal vatandaşı futbolseverler, 1 Ocak 2026’dan önce alınmış vizeleri yoksa takımlarını desteklemek için ABD’ye giremeyecek. Diğer taraftarlar da, ziyaretçilerin sosyal medya hesaplarının incelenmesine ve “Amerikan karşıtlığı” taramasından geçmesine izin vermeye zorlanmaları gibi teklifler nedeniyle müdahaleci gözetime maruz kalabilir.<br />
Dünya Kupaları genellikle protestoların gerçekleştirildiği etkinliklerdir. Bu yıl, protestoların bastırılabileceği yönünde ciddi riskler söz konusu. ABD, Kanada ve Meksika genelinde ifade ve barışçıl toplanma özgürlüğü hakları kısıtlanıyor. Trump yönetimi, İsrail hükümetinin Gazze’de devam eden soykırımını protesto eden yabancı uyruklu öğrencileri özel olarak hedef alırken, göçmenlere yönelik saldırgan kolluk operasyonlarını protesto eden ve takip eden ABD vatandaşları, federal kolluk görevlileri tarafından öldürüldü. Kanada’da, Gazze’deki soykırıma karşı geniş çaplı barışçıl gösteriler ve öğrenci kampları da dahil bir protesto dalgası yaşandı. Protestocular, polis tarafından haksız şekilde dağıtıldı veya uzaklaştırıldı. Meksika’da da ev sahibi kentlerdeki altyapı geliştirme projeleriyle bağlantılı su kesintileri, arazilere erişimin aksaması, artan maliyetler ve kentsel dönüşüm nedeniyle öfkeli vatandaşlar Dünya Kupası odaklı bir dizi protesto gerçekleştirdi. Meksika’nın turnuva için başlattığı güvenlik seferberliğinin askeri niteliği, diğer protestoların da bastırılabileceği konusunda risk oluşturuyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/fifa-ve-dunya-kupasi-ev-sahibi-ulkeleri-herkesin-guvende-oldugu-bir-turnuva-icin-acil-eyleme-gecmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/graphic-03.jpg" type="image/jpeg" length="92691"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD Urfa Şubesi, 70. Haftada Kayıp Ramazan Keskin İçin Basın Açıklaması Yaptı]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihd-urfa-subesi-70-haftada-kayip-ramazan-keskin-icin-basin-aciklamasi-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihd-urfa-subesi-70-haftada-kayip-ramazan-keskin-icin-basin-aciklamasi-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seydi Keskin, aile olarak avukata başvurduklarını ve avukatın Ramazan’ın üzerine atılı bir suç olmadığını, serbest bırakılabileceğini söylediğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Urfa Şubesi, kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması talebiyle 70. haftadır sürdürdüğü eylemler kapsamında, 1994 yılında gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Ramazan Keskin’in anısına Novada Park’ta basın açıklaması yaptı.</p>
</blockquote>

<p><strong>Ramazan Keskin’in Hikayesi</strong></p>

<p>İHD Urfa Şubesi ve kayıp yakınları, bu haftaki eylemde Ramazan Keskin’in kaybını gündeme taşıdı. 1994 yılında gözaltına alınan Ramazan Keskin’den bir daha haber alınamadı. Kardeşi Seydi Keskin, Ramazan’ın eğitim hayatını anlatarak, Viranşehir’de ilkokul, ortaokul ve liseyi tamamladıktan sonra Dicle Üniversitesi Tarih Bölümü’nde okumaya başladığını belirtti.</p>

<p><strong>Seydi Keskin, Ramazan’ın gözaltına alınmasını şöyle aktardı:</strong></p>

<p>“Okulun ikinci yarısında bir arkadaşının telefon etmesi üzerine kardeşimin gözaltına alındığını öğrendik. Üniversite çıkışı arkadaşları ile birlikte gözaltına alınan Ramazan’ı sormak için Terörle Mücadele Şubesi’ne gittik. Görevliler, ‘Ramazan burada gözlem altında sorgudadır’ dediler ve mahkemeye ne zaman çıkarılacağını bilmediklerini söylediler.”</p>

<p><strong>Adalet Arayışının Başlangıcı</strong></p>

<p>Seydi Keskin, aile olarak avukata başvurduklarını ve avukatın Ramazan’ın üzerine atılı bir suç olmadığını, serbest bırakılabileceğini söylediğini ifade etti. Bu bilgiyle bir nebze rahatlayan aile, Viranşehir’e döndü. Ancak pazartesi günü Diyarbakır’a tekrar gittiklerinde Devlet Güvenlik Mahkemesi sürecinde Ramazan’ın mahkemeye çıkarılanlar arasında olmadığını öğrendiler.</p>

<p>“Çok korkmuş ve endişelenmiştik çünkü o dönemde gözaltında kayıplar oldukça fazlaydı. Terörle Mücadele Şubesi’ndeki görevliler bize Ramazan’ın sorguda olduğunu söyledikleri için bir nebze rahatlamıştık.”</p>

<p><strong>Cenaze ve Kaybedilen Adalet</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir hafta sonra aileye, Diyarbakır’ın Silvan ilçesi kırsalında bir köprünün altında iki ceset bulunduğu ve birinin Ramazan’a ait olabileceği bildirildi. Aile teşhis için çağrıldı ve Ramazan Keskin’in cenazesi teslim alındı.</p>

<p>Seydi Keskin, gözaltında kaybedilen kardeşinin katillerinin belli olduğunu ancak hiçbir işlem yapılmadığını vurgulayarak şöyle dedi:</p>

<p>“Bizler İnsan Hakları Savunucuları olarak, kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet arayışından vazgeçmeyeceğiz.”</p>

<p>İHD Urfa Şubesi, her hafta olduğu gibi bu haftaki eylemle de kayıpların bulunması ve sorumluların yargılanması çağrısını yineledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihd-urfa-subesi-70-haftada-kayip-ramazan-keskin-icin-basin-aciklamasi-yapti</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-28-at-124453.jpeg" type="image/jpeg" length="59803"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adana İHD’den Acil Çağrı: 74 Yaşındaki Hasta Mahpus Mehmet Emin Çam’ın Durumu Ağırlaşıyor]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/adana-ihdden-acil-cagri-74-yasindaki-hasta-mahpus-mehmet-emin-camin-durumu-agirlasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/adana-ihdden-acil-cagri-74-yasindaki-hasta-mahpus-mehmet-emin-camin-durumu-agirlasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batman T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Mehmet Emin Çam’ın sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine geçtiğimiz hafta hastaneye kaldırıldığı bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>Adana’da İnsan Hakları Derneği (İHD) Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, 74 yaşındaki hasta mahpus Mehmet Emin Çam’ın sağlık durumunun kritik olduğu belirtilerek tahliyesi için acil çağrı yapıldı. Açıklamayı İHD adına Av. Dilan Genç Ataş okudu.</strong></p>
</blockquote>

<p><strong>Hastaneye Sevk Edildi, Ailesine Bilgi Verilmedi</strong></p>

<p>İHD’nin hasta mahpuslar listesinde yer alan ve Batman T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Mehmet Emin Çam’ın sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine geçtiğimiz hafta hastaneye kaldırıldığı bildirildi.</p>

<p>18 Mart 2026’da Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen Çam, ertesi gün “tüberküloz (verem) şüphesiyle” Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi. Ancak tedavi sürecinin ardından yeniden hapishaneye götürüldüğü, ailesine ise sağlık durumu hakkında net bir bilgilendirme yapılmadığı ifade edildi.</p>

<p>Aile görüşlerine göre Çam’ın 25 Mart’ta yeniden hastaneye kaldırıldığı ve sağlık durumunun daha da ağırlaştığı belirtildi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 03 26 At 13.08.45" class="detail-photo img-fluid" height="1540" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-26-at-130845.jpeg" width="2048" /></p>

<p><strong>“Hayati Risk Altında”</strong></p>

<p>Açıklamada, Mehmet Emin Çam’ın ayakta duramadığı, konuşmakta zorlandığı ve zaman zaman hafıza kaybı yaşadığı aktarıldı. Yakınlarını tanıyamadığı belirtilen Çam’ın çoklu ve ağır sağlık sorunları bulunduğu vurgulandı.</p>

<p>Çam’ın sağlık durumuna ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Beyninin sağ tarafında tümör bulunuyor</li>
 <li>Beyin damarlarında ciddi tıkanıklık var, inme ve beyin kanaması riski taşıyor</li>
 <li>İleri düzey kalp hastası, daha önce kalp krizi geçirdi</li>
 <li>5 damarının tıkalı olduğu tespit edildi, sadece 2’sine müdahale edilebildi</li>
 <li>Böbrek hastası, iki kez ameliyat geçirdi</li>
 <li>Sol tarafında felç ve kas zayıflığı bulunuyor</li>
 <li>Görme ve işitme kaybı mevcut</li>
 <li>Prostat hastası</li>
 <li>Son haftalarda öksürükle birlikte ağızdan kan geldiği bildirildi</li>
</ul>

<p>İHD, bu tablonun “ciddi ve acil bir risk” oluşturduğuna dikkat çekti.</p>

<p><strong>Adli Tıp “Cezaevinde Kalabilir” Raporu Verdi</strong></p>

<p>Tüm bu sağlık sorunlarına rağmen Adli Tıp Kurumu’nun 3 Aralık 2025 tarihinde “cezaevinde kalabilir” raporu verdiği, infaz erteleme talebinin ise 10 Mart 2026’da reddedildiği açıklandı.</p>

<p>İHD, bu kararın mevcut sağlık durumu ile çeliştiğini belirtti.</p>

<p><strong>“Hapishane Koşullarında Yaşaması Mümkün Değil”</strong></p>

<p>Açıklamada, Mehmet Emin Çam’ın ileri yaşı ve kronik hastalıkları nedeniyle cezaevi koşullarında yaşamını sürdüremeyeceği vurgulandı.</p>

<p>5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesine dikkat çekilerek, ağır hastalık durumunda infazın ertelenmesinin mümkün olduğu hatırlatıldı.</p>

<p>Ayrıca Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkı ve insan onuruna uygun muamele yükümlülüğüne işaret edildi.</p>

<p><strong>AİHM İçtihatlarına Vurgu</strong></p>

<p>İHD, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da dikkat çekerek, ağır hasta mahpusların cezaevinde tutulmasının yaşam hakkı ihlali anlamına gelebileceğini belirtti.</p>

<p>Gerekli ve sürekli sağlık hizmetine erişimin sağlanmamasının, işkence ve insanlık dışı muamele yasağının ihlali sonucunu doğurabileceği ifade edildi.</p>

<p><strong>İHD’den Yetkililere Çağrı</strong></p>

<p>İnsan Hakları Derneği, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm ilgili kurumlara çağrıda bulunarak, Mehmet Emin Çam ve diğer hasta mahpusların serbest bırakılması için acil adım atılmasını istedi.</p>

<p>Açıklama şu sloganlarla son buldu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Mehmet Emin Çam’a özgürlük!”</strong><br />
<strong>“Hasta mahpuslara özgürlük!”</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/adana-ihdden-acil-cagri-74-yasindaki-hasta-mahpus-mehmet-emin-camin-durumu-agirlasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-26-at-130846.jpeg" type="image/jpeg" length="16498"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antik Köleliğin “O Kadar da Kötü Olmadığı” Efsanesi]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/antik-koleligin-o-kadar-da-kotu-olmadigi-efsanesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/antik-koleligin-o-kadar-da-kotu-olmadigi-efsanesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarih boyunca var olmuş tüm kölelik biçimleri, kendi bağlamları içinde son derece gerçek, yaygın ve çoğu zaman son derece acımasız sistemlerdir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>Antik Akdeniz dünyasında, özellikle de İncil’de köleliği araştıran biri olarak, sık sık şu tür yorumlarla karşılaşıyorum: “O zamanlar kölelik tamamen farklıydı, değil mi?”, “O kadar da kötü olamazdı” ya da “Köleler özgürlüklerini satın alamaz mıydı?”</strong></p>
</blockquote>

<ol start="21" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa’da yaşayan birçok insan, transatlantik köle ticareti hakkında daha fazla bilgiye sahiptir ve bu ticaretten derinden etkilenmiş toplumlarda yaşamaktadır. İnsanlar, kitlesel hapis cezalarından konut ayrımcılığına, oy verme davranışlarından toplumsal eşitsizliklere kadar modern köleliğin etkilerini farklı alanlarda gözlemleyebilmektedir.</li>
</ol>

<p>Buna karşılık, antik çağlardaki köleliğin etkileri bugün aynı ölçüde somut değildir. Bu nedenle birçok kişi, antik köleliğin nasıl bir deneyim olduğuna dair yalnızca belirsiz bir fikre sahiptir. Kimi insanlar İncil’deki anlatılardan, örneğin Yusuf’un kardeşleri tarafından köle olarak satılmasından söz ederken; kimileri “Spartacus” gibi filmleri ya da Mısır piramitlerinin köleler tarafından inşa edildiği yönündeki yaygın efsaneleri hatırlamaktadır.</p>

<p>Bu tarihsel mesafe ve antik köleliğin modern ırkçılığa dayanmaması, bazı kişilerde bu sistemlerin daha az sert ya da daha az şiddet içeren yapılar olduğu izlenimini yaratmaktadır. Nitekim bu algı, Hristiyan ilahiyatçı ve analitik filozof William Lane Craig gibi kamuoyunda tanınan bazı isimlerin, eski köleliğin köleleştirilen insanlar için kimi açılardan faydalı olabileceğini savunmasına da zemin hazırlamaktadır.</p>

<p>Kapitalizm ve ırkçı sözde bilim gibi modern faktörler, transatlantik köle ticaretini benzersiz derecede acı verici ve kalıcı sonuçlar doğuran bir sistem haline getirmiştir. Örneğin köle emeği, ekonomistlerin “serbest piyasa” ve küresel ticaret üzerine geliştirdikleri teorileri doğrudan etkilemiştir.</p>

<p>Ancak köleliği anlamak — ister geçmişteki ister günümüzdeki biçimleriyle — yalnızca modern örneklere bakılarak mümkün değildir. Gönülsüz emeğin uzun tarihsel gelişimini kavramak gerekir. Antik kölelik ve erken Hristiyanlık tarihi üzerine çalışan bir akademisyen olarak, bu alandaki tartışmaları zorlaştıran üç temel efsaneyle sıklıkla karşılaşıyorum.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 03 24 070101" class="detail-photo img-fluid" height="916" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-24-070101.png" width="1161" /></p>

<p><strong>1. Efsane: “İncil’e Göre Köleliğin Tek Bir Türü Vardır”</strong></p>

<p>İncil metinleri, Akdeniz ve Mezopotamya’nın farklı bölgelerinde, farklı dönemlerde ve farklı toplumsal koşullarda yaşamış yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Bu nedenle “İncil toplumlarında kölelik” hakkında tek tip bir genelleme yapmak mümkün değildir.</p>

<p>Hristiyanların “Eski Ahit” olarak adlandırdığı İbranice İncil, esas olarak eski Yakın Doğu bağlamında ortaya çıkarken; Yeni Ahit, erken Roma İmparatorluğu döneminin ürünüdür.</p>

<p>Örneğin Mısır, Suriye ve İran gibi bölgelerde görülen bazı köleleştirme biçimleri, her zaman insanların mal olarak kabul edildiği bir “mal mülk köleliği” değildi. Bazı durumlarda insanlar borçlarını ödemek amacıyla geçici olarak köleleştiriliyordu.</p>

<p>Ancak bu durum, tüm antik toplumlar için geçerli değildir. Özellikle geç Roma Cumhuriyeti ve erken Roma İmparatorluğu döneminde, milyonlarca insan insan ticareti yoluyla köleleştirilmiş; ev içi hizmetlerde, kentlerde ve tarım alanlarında zorla çalıştırılmıştır.</p>

<p>Bu çeşitlilik nedeniyle tek bir “İncilsel kölelik”ten söz etmek mümkün değildir. Aynı şekilde kölelik konusunda tek bir “İncil bakış açısı” da yoktur. Bununla birlikte, İncil metinlerinde kölelik kurumunun ya da mal mülk köleliğinin açık bir biçimde kınandığına dair net bir ifade bulunmamaktadır.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 03 24 070155" class="detail-photo img-fluid" height="898" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-24-070155.png" width="1173" /></p>

<p>Hristiyan düşüncesinde köleliğe yönelik daha güçlü eleştiriler, ancak MS 4. yüzyılda, Kapadokya’da yaşamış teolog Nyssalı Gregory gibi isimlerle birlikte belirginleşmeye başlamıştır.</p>

<p><strong>2. Efsane: Antik Kölelik O Kadar da Acımasız Değildi</strong></p>

<p>Bu efsane, çoğunlukla Yakın Doğu’daki borç köleliği gibi sınırlı ve geçici uygulamaların, Yunan ve Roma dünyasındaki yaygın “mal mülk köleliği” ile karıştırılmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Antik Akdeniz dünyasında köleleştirilmiş insanların maruz kaldığı şiddet oldukça çeşitlidir ve ağırdır: damgalama, kırbaçlama, bedensel sakat bırakma, cinsel saldırı, yargı süreçlerinde işkence, hapis ve çarmıha germe bunlardan yalnızca bazılarıdır. Örneğin İtalya’daki antik Puteoli kentinden bir yazıt, köle sahiplerinin köleleştirilmiş kişileri kırbaçlatmak ya da çarmıha gerdirmek için ne kadar ödeme yaptıklarını göstermektedir.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 03 24 070248" class="detail-photo img-fluid" height="1350" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-24-070248.png" width="1069" /></p>

<p>Hristiyan köle sahipleri de bu uygulamalardan muaf değildir. İtalya ve Kuzey Afrika’da bulunan arkeolojik buluntular arasında, kölelerin kaçmaları halinde geri getirilmeleri için ödül vaat eden tasmalar yer almaktadır. Bu tasmalardan bazılarında Hristiyan sembolleri de bulunmaktadır. Hatta bir örnekte, kölenin “Başdiyakoz Felix’e” iade edilmesi gerektiği açıkça yazılıdır.</p>

<p>Her ne kadar modern ahlaki ölçütleri antik dünyaya doğrudan uygulamak zor olsa da, köleliğin yaygın olduğu bir çağda bile bu düzenin herkes tarafından kabul edilmediği açıktır. Yunanistan ve İtalya’da çok sayıda köle isyanı kaydedilmiştir. Bunların en bilineni ise gladyatör Spartacus önderliğinde gerçekleşen isyandır.</p>

<p><strong>3. Efsane: Antik Kölelik Ayrımcı Değildi</strong></p>

<p>Antik Akdeniz dünyasında kölelik, transatlantik köle ticaretinde olduğu gibi doğrudan ırk veya ten rengine dayanmıyordu. Ancak bu durum, sistemin ayrımcı olmadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Aksine, köleleştirme pratiği büyük ölçüde “öteki” olarak görülen topluluklara yönelmiştir. Atinalılar Atinalı olmayanları, Spartalılar Spartalı olmayanları, Romalılar ise Romalı olmayanları köleleştirmiştir. Bu kişiler çoğu zaman savaş esiri olarak ele geçirilmiş, zorla başka bölgelere götürülmüş ya da kendi topraklarında kalmaya zorlanarak fatihler için çalıştırılmıştır.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 03 24 070518" class="detail-photo img-fluid" height="1474" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-24-070518.png" width="1022" /></p>

<p>Roma hukukunda kölelerin “natio”su, yani kökeni, açık artırmalar sırasında belirtilmek zorundaydı. Bu durum, köleleştirilen insanların kimliklerinin ve kökenlerinin sistematik biçimde ayrımcılığa tabi tutulduğunu göstermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca antik köle sahipleri, farklı halklara ilişkin kalıplaşmış yargılar üzerinden seçim yapmaktaydı. Tarım üzerine yazılar yazan Marcus Terentius Varro, bir köle sahibinin aynı dili konuşan çok sayıda köleye sahip olmaması gerektiğini, çünkü bu durumun örgütlenme ve isyan riskini artıracağını savunmuştur.</p>

<p>Bu örnekler, antik köleliğin de belirli insan gruplarını “ötekileştirme” ve onları farklı, aşağı ve denetlenmesi gereken varlıklar olarak görme üzerine kurulu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Günümüzde yaygın olan kölelik algısı, büyük ölçüde modern ırkçılık ve kapitalizmin etkisiyle şekillenmiştir. Ancak bu durum, antik kölelik biçimlerinin daha hafif ya da daha az gerçek olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tarih boyunca var olmuş tüm kölelik biçimleri, kendi bağlamları içinde son derece gerçek, yaygın ve çoğu zaman son derece acımasız sistemlerdir. Bu sistemleri ve arkasındaki dinamikleri anlamak, özellikle günümüzde bazı siyasal söylemlerde köleliğin “faydalı” olduğuna dair iddiaların yeniden gündeme geldiği bir dönemde, hem geçmişle yüzleşmek hem de gelecekte benzer yapılarla mücadele edebilmek açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Chance Bonar</strong></p>

<p>Postdoctoral Fellow, Center for the Humanities, Tufts University</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/antik-koleligin-o-kadar-da-kotu-olmadigi-efsanesi</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 06:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-24-070936.png" type="image/jpeg" length="72323"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[15 yaşındaki çocuğun “Kürdistan” yazılı tişört giydiği gerekçesiyle şiddete maruz kalması Meclis’e taşındı]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/15-yasindaki-cocugun-kurdistan-yazili-tisort-giydigi-gerekcesiyle-siddete-maruz-kalmasi-meclise-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/15-yasindaki-cocugun-kurdistan-yazili-tisort-giydigi-gerekcesiyle-siddete-maruz-kalmasi-meclise-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başvuruda, çocuğun darp edildiği, yerde sürüklendiği, ters kelepçeyle gözaltına alındığı ve ayakkabısız şekilde emniyete götürüldüğü belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Şırnak’ın Cizre ilçesinde 17 Mart 2026 tarihinde 15 yaşındaki bir çocuğun “Kürdistan” yazılı tişört giydiği gerekçesiyle polis şiddetine maruz bırakılması Meclis’e taşındı. DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın ile Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na (İHİK) başvuruda bulunarak olayın araştırılmasını istedi.</p>
</blockquote>

<p>Başvuruda, çocuğun darp edildiği, yerde sürüklendiği, ters kelepçeyle gözaltına alındığı ve ayakkabısız şekilde emniyete götürüldüğü belirtildi. Kamuoyuna yansıyan görüntülerde çocuğun herhangi bir şiddet eylemine karışmadığının görüldüğü vurgulandı.</p>

<p>Milletvekillerinin emniyet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, çocuğun ailesine gözaltı sürecine ilişkin zamanında bilgi verilmediği, çocuğun emniyette yalnız bırakıldığı ve avukat ile sosyal hizmet desteği gibi çocuklara özgü koruma mekanizmalarının işletilmediğinin tespit edildiği aktarıldı.</p>

<p>Başvuruda, çocuğun ellerinde kelepçe izleri, yüzünde kızarıklık ve şişlik bulunduğu, buna rağmen darp bulgularının resmi kayıtlara geçirilmediği ifade edildi. Ayrıca çocuğun telefonundaki kayıtların zorla sildirildiğine dair beyanların, delil karartma şüphesi doğurduğu kaydedildi.</p>

<p>Olayın, herhangi bir suç isnadından ziyade çocuğun giydiği tişört nedeniyle gerçekleştiğine dikkat çekilen başvuruda, tişörte el konulmasının da bunu doğruladığı belirtildi. Bu durumun kötü muamele yasağının yanı sıra ifade özgürlüğü ve ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geldiği vurgulandı.</p>

<p>Başvuruda ayrıca, gözaltı sürecinde çocuk savcısı ve sosyal hizmet mekanizmalarının devreye sokulmadığı, sağlık kontrollerinin usulüne uygun yapılmadığı ve kötü muamele beyanlarının kayıt altına alınmadığı ifade edilerek, yaşananların münferit değil sistematik bir sorun olduğuna işaret edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DEM Parti milletvekilleri, İHİK bünyesinde Çocuk Hakları Alt Komisyonu ile Ayrımcılıkla Mücadele Alt Komisyonu’nun birlikte inceleme başlatmasını talep etti. Başvuruda, olayda görev alan polisler hakkında soruşturma açılıp açılmadığının araştırılması, kamera kayıtlarının incelenmesi, çocuğun gözaltı sürecinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması ve son iki yılda Şırnak’ta çocuklara yönelik polis şiddeti iddialarına dair verilerin açıklanması istendi.</p>

<p>Milletvekilleri ayrıca, çocukların gözaltı süreçlerinde maruz kaldığı ihlallerin önlenmesine yönelik yapısal önerileri içeren bir rapor hazırlanması çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/15-yasindaki-cocugun-kurdistan-yazili-tisort-giydigi-gerekcesiyle-siddete-maruz-kalmasi-meclise-tasindi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 07:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-19-075027.png" type="image/jpeg" length="58568"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BM Raportörü’nden Türkiye’ye Çağrı: “Dr. Ayşe Uğurlu’ya Yönelik Tüm Suçlamalar Düşürülmeli”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/bm-raportorunden-turkiyeye-cagri-dr-ayse-ugurluya-yonelik-tum-suclamalar-dusurulmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/bm-raportorunden-turkiyeye-cagri-dr-ayse-ugurluya-yonelik-tum-suclamalar-dusurulmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[18 Mart 2026 tarihinde Ankara Adliyesi 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10.20’de yapılacak duruşmada olacağız.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor, Türkiye’de kadın hakları savunucusu ve adli tıp uzmanı Ayşe Uğurlu hakkında açılan davayı yakından takip edeceğini açıkladı. Lawlor, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, Uğurlu’ya yöneltilen tüm suçlamaların düşürülmesi ve kamu görevinden çıkarılmasının derhal geri alınması çağrısında bulundu.</p>
</blockquote>

<p><strong>35 Yıllık Hekimlik Kariyerine İhraç Darbesi</strong></p>

<p>Dr. Ayşe Uğurlu, 35 yıl boyunca kamuda hekim ve adli tıp uzmanı olarak görev yaptı. Ancak 14 Mayıs 2025 tarihinde devlet memurluğundan çıkarıldı. Uğurlu, meslek yaşamı boyunca Ankara Tabip Odası başta olmak üzere birçok meslek örgütünde aktif görev üstlendi.</p>

<p>Uğurlu; Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, kadın hekimlik ve insan hakları komisyonlarında çalışmalar, Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu yürütme kurulu üyeliği ile Adli Tıp Uzmanları Derneği yönetim kurulu üyeliği gibi görevlerde bulundu. Aynı zamanda Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesi olan Uğurlu, halen TTB İnsan Hakları Kolu ve Tıp Dünyası Yayın Kurulu’nda görev alıyor.</p>

<p><strong>Disiplin Soruşturması ve “Hakaret” İddiası</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından 7 Nisan 2025’te başlatılan disiplin soruşturması kapsamında, Uğurlu’dan “memurlukla bağdaşmayacak yüz kızartıcı ve utanç verici davranış” iddiasıyla savunma istendi. Soruşturmanın temelini, 24 Mayıs 2023’te Ankara Kadın Platformu tarafından düzenlenen bir basın toplantısında Uğurlu’nun okuduğu metin oluşturdu.</p>

<p>Söz konusu metnin, “Cumhurbaşkanlığı makamının şeref ve saygınlığını zedelediği” iddia edildi. Bakanlık, idari soruşturmayla yetinmeyerek “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ayrıca suç duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>“İfade Özgürlüğü Yargılanıyor”</strong></p>

<p>Uğurlu’ya destek veren kurumlar, davanın yalnızca bir disiplin süreci olmadığını, doğrudan ifade özgürlüğünü hedef aldığını belirtti. Açıklamada, demokratik toplumlarda kamu makamlarının eleştirilmesinin ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>

<p>Türkiye’de “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasının giderek daha fazla ifade özgürlüğünü sınırlayan bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekilerek, Uğurlu’ya yönelik işlemlerin hukuksuz olduğu ifade edildi.</p>

<p><strong>Duruşma 18 Mart’ta Ankara’da</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Ayşe Uğurlu hakkında açılan davanın ilk duruşması 18 Mart 2026 tarihinde Ankara Adliyesi 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10.20’de görülecek.</p>

<p>Başta Türk Tabipleri Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve Ankara Kadın Platformu olmak üzere çok sayıda kurum, duruşmada hazır bulunacaklarını açıkladı.</p>

<p><strong>Uluslararası Gözler Türkiye’de</strong></p>

<p>BM Özel Raportörü Mary Lawlor’un davayı yakından takip edeceğini açıklamasıyla birlikte, dava uluslararası insan hakları çevrelerinin de gündemine girdi. Lawlor’un çağrısı, Türkiye’de insan hakları savunucularına yönelik yargı süreçlerine ilişkin uluslararası kaygıları bir kez daha gündeme taşıdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/bm-raportorunden-turkiyeye-cagri-dr-ayse-ugurluya-yonelik-tum-suclamalar-dusurulmeli</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/maxresdefault-3.jpg" type="image/jpeg" length="41332"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD Urfa Şubesi’nden 69. Hafta Eylemi: “Nazım Babaoğlu İçin Adalet İstiyoruz”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihd-urfa-subesinden-69-hafta-eylemi-nazim-babaoglu-icin-adalet-istiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihd-urfa-subesinden-69-hafta-eylemi-nazim-babaoglu-icin-adalet-istiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan hakları savunucuları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması için mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p><strong>İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi, “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” talebiyle düzenlediği basın açıklaması ve oturma eylemini Urfa’daki NOVA Park’ta gerçekleştirdi. Eylemde, gözaltında kaybedilen kişilerin akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanması talebi yinelendi.</strong></p>
</blockquote>

<p>Açıklamada, 69 haftadır gözaltında kayıplar gerçeğine ve bu suçla birlikte sürdürülen inkâr ile cezasızlık politikalarına dikkat çekmek amacıyla bir araya gelindiği vurgulandı. İnsan hakları savunucuları, “Bu toprakların en uzun hakikat ve adalet arayışını sürdürüyoruz” mesajını verdi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 03 14 At 13.19.22" class="detail-photo img-fluid" height="1500" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-14-at-131922.jpeg" width="2000" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Nazım Babaoğlu’nu unutmadık”</strong></p>

<p>Açıklamada, bundan tam 32 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun unutulmadığı ve adalet talebinin sürdüğü belirtildi.</p>

<p>İHD Urfa Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:<br />
“Bugün tam 32 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nu unutmadığımızı, unutmayacağımızı; Nazım için adalet arayışından vazgeçmeyeceğimizi, tüm kayıplarımızın ve Nazım’ın akıbeti ortaya çıkarılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğimizi bir kez daha söylemek için toplandık.”</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 03 14 At 13.19.21" class="detail-photo img-fluid" height="1500" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-14-at-131921.jpeg" width="2000" /></p>

<p><strong>Gazetecilik yaparken kaybedildi</strong></p>

<p>1975 yılında Urfa’nın Siverek ilçesinde doğan Nazım Babaoğlu’nun Urfa Ticaret Lisesi’nden mezun olduktan sonra gazeteciliğe başladığı aktarıldı. Bir süre İstanbul’da kalan Babaoğlu’nun daha sonra muhabir olarak Urfa’ya döndüğü ve görevini sürdürürken aynı zamanda üniversite sınavlarına hazırlandığı belirtildi.</p>

<p>Haber peşinde koşan bir muhabir olduğu ifade edilen Babaoğlu’nun, 12 Mart 1994 tarihinde gazeteye gelen bir telefon üzerine Siverek’e gitmek için yola çıktığı kaydedildi. Gazetenin irtibatlı olduğu Murat Yoğunlu tarafından çağrıldığı belirtilen Babaoğlu’nun bu yolculuktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadığı ifade edildi.</p>

<p><strong>Aile ve gazeteciler yetkililere başvurdu</strong></p>

<p>Babaoğlu’nun kaybolmasının ardından gazetenin temsilcilerinden Bayram Balcı ile Babaoğlu’nun babası İbrahim Babaoğlu’nun dönemin valisine başvurduğu, daha sonra Siverek Emniyet Amirliği, Siverek Kaymakamlığı ve savcılığa giderek durumu bildirdiği aktarıldı. Ancak yapılan başvurulara rağmen yetkililerden “bilmiyoruz, haberimiz yok” yanıtının alındığı ifade edildi.</p>

<p><strong>Aile adına Cemal Babaoğlu konuştu</strong></p>

<p>Basın açıklamasında daha sonra söz, Nazım Babaoğlu’nun abisi Cemal Babaoğlu’na bırakıldı.</p>

<p>İnsan hakları savunucuları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması için mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.</p>

<p><strong>1 dakikalık oturma eylemi</strong></p>

<p>Açıklamanın ardından katılımcılar, kaybedilenler için 1 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi.</p>

<p>İHD Urfa Şubesi, hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması için “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebini yineleyerek eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="703" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/BEMeUEQCBmw" title="Urfa İHD, 32 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nu unutmadık, unutmayacağız." width="1242"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihd-urfa-subesinden-69-hafta-eylemi-nazim-babaoglu-icin-adalet-istiyoruz</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-14-at-131922-1.jpeg" type="image/jpeg" length="65394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Meclis’in Öncelikle Çözmesi Gereken Mağduriyet Hangisi?” Anketinde KHK Yüzde 58 ile İlk Sırada]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/meclisin-oncelikle-cozmesi-gereken-magduriyet-hangisi-anketinde-khk-yuzde-58-ile-ilk-sirada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/meclisin-oncelikle-cozmesi-gereken-magduriyet-hangisi-anketinde-khk-yuzde-58-ile-ilk-sirada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[12 bin 848 kişinin katıldığı anket, özellikle KHK mağduriyetlerinin çözümüne yönelik beklenti geniş bir kesimde güçlü şekilde dile getirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<h2><strong>Melih Güner açıkladı: Ankette KHK mağduriyeti açık ara ilk sırada</strong></h2>
</blockquote>

<p>Yeniden Refah Partisi MKYK Üyesi Melih Güner’in 12 bin 848 kişiyle gerçekleştirdiği ankete göre, katılımcıların yüzde 58’i Meclis’in öncelikle KHK mağduriyetini çözmesi gerektiğini düşünüyor. Ankette kademeli emeklilik yüzde 30 ile ikinci sırada yer aldı.</p>

<p>Yeniden Refah Partisi MKYK Üyesi Melih Güner, kamuoyunun Meclis’ten öncelikli beklentilerini ortaya koymayı amaçlayan bir anketin sonuçlarını açıkladı. Toplam <strong>12 bin 848 kişinin katıldığı ankette</strong>, “Sizce Meclis'in öncelikli çözmesi gereken mağduriyet hangisidir?” sorusu yöneltildi.</p>

<p>Güner’in paylaştığı kesin sonuçlara göre, <strong>Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) kapsamında yaşanan mağduriyetler açık ara ilk sırada yer aldı.</strong></p>

<p><strong>KHK Mağduriyeti İlk Sırada</strong></p>

<p>Anket sonuçlarına göre katılımcıların <strong>yüzde 58’i</strong>, Meclis’in öncelikli gündeminin <strong>KHK mağduriyetlerinin çözümü</strong> olması gerektiğini ifade etti. Bu oran, diğer başlıklara verilen destekten oldukça yüksek çıktı.</p>

<p>2016 sonrası çıkarılan KHK’larla kamu görevinden ihraç edilen on binlerce kişinin yaşadığı hak kayıpları ve sosyal sorunlar, uzun süredir Türkiye’de siyaset ve hukuk tartışmalarının önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Anket sonuçları da bu konunun kamuoyunda güçlü bir beklenti olarak varlığını koruduğunu gösterdi.</p>

<p><strong>Kademeli Emeklilik İkinci Sırada</strong></p>

<p>Ankette <strong>yüzde 30</strong> oranında destek alan <strong>kademeli emeklilik talebi</strong>, katılımcıların ikinci önceliği oldu. Özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesinin ardından kapsam dışında kalan grupların gündeme getirdiği kademeli emeklilik talebi, kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>Diğer Başlıklar</strong></p>

<p>Anket sonuçlarına göre diğer seçeneklere verilen destek oranları ise şöyle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Kışlasız Bedelli Askerlik:</strong> %8</li>
 <li><strong>Vergi ve SGK Affı:</strong> %4</li>
</ul>

<p><strong>“Toplumsal Beklentiyi Gösteriyor”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anket sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan Melih Güner, ortaya çıkan tablonun toplumdaki öncelik algısını yansıttığını belirterek, Meclis’in gündeminde mağduriyetlerin çözümüne yönelik adımların daha güçlü biçimde ele alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>12 bin 848 kişinin katıldığı anket, özellikle <strong>KHK mağduriyetlerinin çözümüne yönelik beklentinin geniş bir kesimde güçlü şekilde dile getirildiğini</strong> ortaya koydu.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 03 10 062622" class="detail-photo img-fluid" height="1083" src="https://habereguvencom.teimg.com/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-10-062622.png" width="1288" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/meclisin-oncelikle-cozmesi-gereken-magduriyet-hangisi-anketinde-khk-yuzde-58-ile-ilk-sirada</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 06:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-10-063050.png" type="image/jpeg" length="51839"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Af Örgütü’nden ABD-İsrail ve İran çatışmalarında tüm taraflara çağrı:  Sivilleri koruyun ve uluslararası hukuka uyun]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/af-orgutunden-abd-israil-ve-iran-catismalarinda-tum-taraflara-cagri-sivilleri-koruyun-ve-uluslararasi-hukuka-uyun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/af-orgutunden-abd-israil-ve-iran-catismalarinda-tum-taraflara-cagri-sivilleri-koruyun-ve-uluslararasi-hukuka-uyun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası Af Örgütü’nden ABD-İsrail ve İran çatışmalarında tüm taraflara çağrı:</strong></p>

<p><strong>Sivilleri koruyun ve uluslararası hukuka uyun</strong></p>

<p></p>

<p>İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının ve sonrasında İran’ın bölge genelinde seri şekilde gerçekleştirdiği misillemelerin ardından Orta Doğu’da bölgesel çatışmalar hızla genişliyor. Askeri operasyonlar bölge geneline yayıldı ve şu an 10’dan fazla ülkeyi kapsıyor. Uluslararası Af Örgütü tüm tarafların, özellikle sivillere ve sivil yapılara yönelik kasıtlı, gelişigüzel ve orantısız müdahaleler gibi hukuka aykırı saldırıları durdurarak, sivilleri korumaları ve uluslararası insancıl hukuka uymaları için acil bir çağrı yayımladı.</p>

<p><strong>Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard</strong>, “<em>Uluslararası barış ve güvenliğin temellerini tehdit eden çatışma taraflarının hukuka aykırı eylemlerinin bedelini siviller ödememeli. Bölge genelinde siviller zaten art arda gelen çatışma döngülerine ve uluslararası hukuk suçlarına maruz kaldı. Sivilleri korumak şu an en yüksek öncelik olmalıyken, daha da anlamsız öldürmelere ve baskılara maruz kalıyorlar</em>” dedi.</p>

<p>“<em>Çatışmanın tarafları acilen, sivilleri hedef alan saldırılar, gelişigüzel ve orantısız müdahaleler ve yoğun nüfuslu bölgelerde geniş alan etkili patlayıcı silahların kullanımı da dahil, hukuka aykırı saldırılardan kaçınmalı ve bunlara son vermeli” </em>diyen Callamard, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p><em>“Uzun süreli uluslararası çatışma tehdidi güçlenirken, uluslararası insan hakları hukukuna ve uluslararası insancıl hukuka uyulması şimdi her zamankinden daha acil bir zorunluluk. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinde gösterilecek başarısızlık, zaten yıkıcı boyutlardaki insani bedeli daha da artıracak ve bölgeyi bir başka insani ve insan hakları felaketine sürükleyecek. Çatışmanın taraflarının hukuksuz eylemleri, özellikle de etkili devletlerce gerçekleştirilenler birçok ülkede sivilleri tehlikeye atmakla kalmıyor, insan haklarının, küresel barış ve güvenliğin korunması için elzem olan küresel normların aşınmasını da hızlandırıyor. Uluslararası toplumu, askeri gerilimin daha da tırmanmasını önlemek, sivillerin daha fazla zarar görmesini engellemek ve onlarca yıldır baskılara maruz kalan halklara karşı uluslararası hukuk kapsamında başka suçların işlenmesini durdurmak için diplomatik çabaları artırmaya çağırıyoruz.”</em></p>

<p></p>

<p><strong>Okula yönelik bombalama için soruşturma çağrısı</strong></p>

<p></p>

<p>3 Mart’ta İran Kızılayı, saldırıların başlamasından bu yana İran’da 787 kişinin öldürüldüğünü açıkladı. 28 Şubat’ta İran yetkililerinin açıkladığına göre, Minab kentinde bir okulun vurulması sonucu öldürülen 165 kişiden yaklaşık 150’si ilkokul öğrencileriydi. BM, okulun bombalanmasını “<a href="https://news.un.org/en/story/2026/03/1167063" rel="nofollow" target="_blank">insancıl hukukun ağır ihlali</a>” olarak tanımladı. UNESCO ise eğitim kurumlarına yönelik saldırıların öğrencileri ve öğretmenleri tehlikeye attığı ve uluslararası insancıl hukuk kapsamında garanti edilen korumaları zayıflattığı uyarısında bulundu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, bu “korkunç” olaya ilişkin hızlı, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma çağrısı yaptı. Uluslararası Af Örgütü, okulu vuran saldırıdan sonra kaydedilen altı videoyu doğruladı. Videolar, kısmen çöken binadan yükselen siyah dumanları, enkazda ölü ve yaralıları arayan kurtarma görevlilerini ve kazı makinelerini göstermektedir. Okulun girişinden çekilen görüntüler, okul bahçesinin çevresini belirleyen duvarları ve okul binasını gösteriyor ve arka planda, yakındaki İran Devrim Muhafızları Yerleşkesi yönünde dumanlar yükseldiği görülüyor. İran Sağlık Konseyi Başkanı’nın açıklamasına göre, İsrail ve ABD saldırılarında 10 sağlık merkezi hasar gördü.</p>

<p>İran yetkilileri, 28 Şubat’ta bir kez daha internet erişimini keserek, milyonlarca kişinin silahlı çatışmalarla ilgili önemli bilgilere erişimini, yakınlarıyla iletişim kurmalarını engelledi, uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku kapsamındaki ihlallerle ilgili bilgi akışını durdurdu. Silahlı çatışmalar, Ocak 2026 ayaklanması bağlamında gözaltına alınan binlerce protestocu ve muhalif de dahil, İran genelindeki tutukluların akıbeti ve güvenliği konusundaki kaygıları artırdı. Bu kaygılar; insan hakları savunucularının, cezaevlerinin ve mahkumların tutulduğu diğer merkezlerin yakınındaki patlamaların yanı sıra İsrail’in 12 günlük savaş sırasında Tahran’daki Evin Cezaevi’ne yönelik saldırısına ilişkin raporlardan kaynaklanıyor. Uluslararası Af Örgütü, İran yetkililerini, keyfi olarak alıkonulan herkesi derhal serbest bırakmaya ve tüm mahkumların güvenliğini sağlamak için insani gerekçelerle geçici tahliye de dahil olmak üzere etkili tedbirler almaya çağırıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>İsrail, Gazze Şeridi’nin tamamını etkin biçimde kuşatma altına aldı</strong></p>

<p></p>

<p>Medya ve kurtarma kuruluşlarının açıkladığına göre, İsrail’de İran saldırıları sonucu en az 10 kişi öldürüldü, onlarca kişi yaralandı. Yerel yetkililerin açıklamalarına göre, İran saldırıları aynı zamanda Tel Aviv’de en az 40 binaya zarar verdi. Ayrıca Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine yönelik, Hamaney’in öldürülmesine karşı misilleme olduğunu açıkladığı roket saldırılarının ardından, İsrail ordusu 2 Mart gecesi, Beyrut’un dış mahalleleri de dahil Lübnan’daki saldırılarını ciddi şekilde artırdı. Lübnan yetkililerinin açıkladığına göre, 3 Mart itibariyle İsrail’in Lübnan’daki hava saldırılarında en az 40 kişi öldürüldü, 246 kişi yaralandı. Çatışmaların son günlerde şiddetlenmesinden önce, İsrail Kasım 2024’teki ateşkes anlaşmasından bu yana Lübnan’ın güneyine neredeyse her gün saldırı düzenledi ve <a href="https://www.amnesty.org/en/latest/news/2026/02/lebanon-deliver-justice-truth-reparations-for-war-crimes-victims/" rel="nofollow" target="_blank">127’si sivil en az 380 kişiyi öldürdü</a>.</p>

<p>İsrail yetkililerinin 2 Mart gece yarısından sonra yayımladıkları yeni toplu “tahliye” uyarısı, Lübnan genelinde yüz binlerce sivili bir kez daha yerinden etti. Muğlak ifadeler içeren geniş kapsamlı uyarı paniğe, yolların tıkanmasına ve birçok kişinin bir kez daha yerinden edilmesine yol açtı. 2 Mart’ta İsrail ordusu, Hizbullah bağlantılı finans kuruluşlarını vurdu. İsrail, Ekim 2024’te de Hizbullah bağlantılı finans kuruluşlarının şubelerini hedef almış; Uluslararası Af Örgütü saldırıların uluslararası insancıl hukuk ihlali olabileceğini <a href="https://www.amnesty.org/en/latest/news/2024/10/israel-lebanon-branches-of-hezbollah-affiliated-financial-institution-not-military-targets/" rel="nofollow" target="_blank">açıklayarak</a>, bu tür saldırıların savaş suçu olarak soruşturulması çağrısı yapmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan İsrail, İşgal Altındaki Filistin Toprağı genelinde seyahat özgürlüğü üzerindeki aşırı sert kısıtlamaları daha da artırarak, Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Batı Şeria’daki köyler ve kasabalar arasında dolaşımı bilfiil engelliyor. Yetkililer, Kerem Şalom/Kerem Ebu Salim ve Refah sınır kapıları da dahil İşgal Altındaki Filistin Toprağı’na giriş-çıkışları sağlayan tüm sınır kapılarını kapatarak, hayat kurtarıcı insani yardımları da engelledi ve Gazze Şeridi’nin tamamını etkin bir biçimde kuşatma altına aldı. Kerem Şalom/Kerem Ebu Salim sınır kapısı 3 Mart’ta tekrar açıldı. Bu keyfi uygulamalar, İsrail’in hukuksuz işgali ve apartheid sistemi altında yaşayan Filistinlilerin ızdırabını vahim bir şekilde artırıyor ve Filistinlilerin hâlâ İsrail’in devam eden soykırımına maruz kaldığı Gazze’deki çok katmanlı insani krizi daha da derinleştiriyor.</p>

<p>Ayrıca Irak’ta, <a href="https://www.basnews.com/en/babat/907821" rel="nofollow" target="_blank">kendisini İslami Direniş olarak tanımlayan İran yanlısı milis gruplarından Seraya Evliya El Dam</a>, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Erbil kentinde ve sonra başkent Bağdat’ta özellikle ABD askeri tesislerini hedef alan insansız hava aracı saldırılarının sorumluluğunu üstlendi. İranlı Kürt muhalif grupların açıklamalarına göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun uyarılarının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki konumları insansız hava aracı saldırılarıyla hedef alındı. Uluslararası Af Örgütü taraflarla ilgili süreci yakından takip ediyor ve tüm tarafları uluslararası insancıl hukuka bağlı kalmaya çağırıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/af-orgutunden-abd-israil-ve-iran-catismalarinda-tum-taraflara-cagri-sivilleri-koruyun-ve-uluslararasi-hukuka-uyun</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2025/05/af-orgutu.jpeg" type="image/jpeg" length="49707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHD: “Okulların Duvarlar ve Dikenli Tellerle Örülmesi Güvenli Eğitim Ortamı Yaratmaz”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/ihd-okullarin-duvarlar-ve-dikenli-tellerle-orulmesi-guvenli-egitim-ortami-yaratmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/ihd-okullarin-duvarlar-ve-dikenli-tellerle-orulmesi-guvenli-egitim-ortami-yaratmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İHD, şiddetin yaşamın birçok alanında yaygınlaşmasının temel nedenlerinden birinin şiddeti normalleştiren politik dil olduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İstanbul Çekmeköy’de bir öğretmenin yaşamını yitirdiği bıçaklı saldırının ardından yaptığı açıklamada, yayın yasağı kararını eleştirdi; şiddetin yalnızca fiziki önlemlerle değil, toplumsal barış ve eşitlik temelli politikalarla önlenebileceğini vurguladı.</p>
</blockquote>

<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bir öğrencinin gerçekleştirdiği bıçaklı saldırıda eğitim emekçisi öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybetmesi ve bir öğretmen ile bir öğrencinin yaralanmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, yaşanan olayın okullarda şiddetin ulaştığı boyutu ve güvenlik sorununu bir kez daha gözler önüne serdiği belirtildi.</p>

<p><strong>“Yayın yasağı, sorumluluğun üzerini örter”</strong></p>

<p>İHD, olaya ilişkin yayın yasağı getirilmesini eleştirerek, bunun şiddetin önlenmesine dair yükümlülüklerin tartışılmasını engellediğini ve esas nedenlerin konuşulmasının önüne geçtiğini ifade etti. Açıklamada, “Yayın yasağı, şiddetin önlenmesi yükümlülüğünün üstünün örtülmesi anlamına gelmekte olup kabul edilemez niteliktedir” denildi.</p>

<p><strong>“Şiddeti besleyen politik dil ve kültürel iklim”</strong></p>

<p>Dernek, şiddetin yaşamın birçok alanında yaygınlaşmasının temel nedenlerinden birinin şiddeti normalleştiren politik dil olduğuna dikkat çekti. Kitle iletişim araçları ve dijital platformlarda şiddetin sürekli görünür kılınmasının, kimi zaman kahramanlık ya da güç göstergesi olarak sunulmasının özellikle çocuklar ve gençler üzerinde normalleştirici bir etki yarattığı vurgulandı.</p>

<p>Uyuşturucu kullanım yaşının ortaokul seviyelerine kadar düştüğüne ve okullara sirayet eden çeteleşme olgularına işaret edilen açıklamada, öğrenciler ve öğretmenler açısından can güvenliği risklerinin ciddi boyutlara ulaştığı ifade edildi.</p>

<p><strong>“Güvenli eğitim yalnızca fiziki önlemle sağlanamaz”</strong></p>

<p>İHD İstanbul Şubesi, okulların demir kapılarla kapatılması, duvarların dikenli tellerle çevrilmesi gibi uygulamaların tek başına güvenli eğitim ortamı yaratamayacağını belirtti. Güvenliğin ancak psikolojik, sosyal ve pedagojik boyutları kapsayan bütüncül politikalarla sağlanabileceği kaydedildi.</p>

<p>Okullarda yaşanan şiddetin toplumdan bağımsız bir olgu olmadığına dikkat çekilen açıklamada, günlük siyasal söylemlerde üretilen şiddet dilinin ve medyada yeniden üretilen toplumsal şiddetin okul ortamına da yansıdığı ifade edildi. Bu nedenle şiddet vakalarının yalnızca bireysel davranış sorunları olarak değil, daha geniş bir toplumsal bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p><strong>“Devletin yükümlülüğü bütüncül politikalar üretmektir”</strong></p>

<p>Açıklamada, şiddetin tekrar eden bir döngü haline gelmesinin engellenmesinin başta devletin sorumluluğunda olduğu belirtilerek, yalnızca güvenlik tedbirleri değil; toplumsal barışı, toplumsal cinsiyet eşitliğini, diyaloğu ve güven kültürünü inşa edecek politikaların hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı.</p>

<p>Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere seslenen İHD İstanbul Şubesi, okullarda şiddeti önlemeye yönelik somut, etkili ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmesini istedi.</p>

<p>Dernek, kamuoyunu da şiddet dilini yeniden üreten kültürel kalıplarla yüzleşmeye, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı söylemlere karşı ortak bir duruş sergilemeye davet ederek, “Şiddeti normalleştiren her sözün ve pratiğin karşısında şiddetsiz bir dünyayı hep birlikte savunalım” çağrısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/ihd-okullarin-duvarlar-ve-dikenli-tellerle-orulmesi-guvenli-egitim-ortami-yaratmaz</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/03/ekran-goruntusu-2026-03-03-161222.png" type="image/jpeg" length="64216"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Amnesty International: Orta Doğu’da Tırmanan Çatışmalar Sivil Riskleri Artırıyor]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/amnesty-international-orta-doguda-tirmanan-catismalar-sivil-riskleri-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/amnesty-international-orta-doguda-tirmanan-catismalar-sivil-riskleri-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Amnesty International, Birleşik Devletler ve İsrail tarafından İran’a yönelik saldırılar ve İran’ın karşılık vermesi sonrası Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde tırmanan çatışmaların sivilleri büyük risk altına soktuğunu açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuruluşun bildirisinde, artan askeri gerilimin uluslararası insani hukuk ve insan hakları normları açısından ciddi endişeler doğurduğu vurgulandı. Açıklamada, tüm taraflara sivillerin korunması ve uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısı yapıldı.</p>

<p>Amnesty International yetkilileri, gelişmeleri yakından izlediklerini ve sivil kayıplar ile insan hakları üzerindeki etkileri değerlendirdiklerini bildirdi. Bölgedeki çatışmaların yayılmaması ve insani durumun kötüleşmemesi için uluslararası çağrılar sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/amnesty-international-orta-doguda-tirmanan-catismalar-sivil-riskleri-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/02/h-c-qz-rat-wk-a-i0q-o-x.png" type="image/jpeg" length="84139"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Volker Türk: “İnsan hakları, güçlülerin istediklerini yapmalarını engeller”]]></title>
      <link>https://www.habereguven.com/volker-turk-insan-haklari-guclulerin-istediklerini-yapmalarini-engeller</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.habereguven.com/volker-turk-insan-haklari-guclulerin-istediklerini-yapmalarini-engeller" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Volker Türk, İnsan Hakları Konseyi'nde yaptığı konuşmada, "Seçimlerimiz, seslerimiz, oylarımız geleceğimizi belirliyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İnsan Hakları Konseyi’nde yaptığı kapsamlı konuşmada dünyada artan çatışmalar, otoriterleşme, nükleer silahlanma, iklim krizi ve yapay zekâ risklerine dikkat çekti. “Seçimlerimiz, seslerimiz, oylarımız geleceğimizi belirliyor” diyen Türk, uluslararası hukukun gözler önünde aşındırıldığını vurguladı.</p>
</blockquote>

<p><strong>“Dünya altüst oldu”</strong></p>

<p>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Konsey kürsüsünden yaptığı konuşmada küresel sistemin derin bir krizden geçtiğini belirtti. Güç mücadelesinin arazi, enerji ve teknoloji üzerinde yoğunlaştığını ifade eden Türk, asıl sorunun “gücün ne için kullanılacağı” olduğunu söyledi.</p>

<p>Dünyanın dört bir yanında insanların iktidardan beklentisinin barış, güvenlik ve insanca bir yaşam standardı olduğunu dile getiren Türk, “İnsan hakları popülizmden daha popülerdir” dedi.</p>

<p>Türk’e göre insan hakları ve hukukun üstünlüğü, tahakkümü reddeden bir çerçeve sunuyor:</p>

<p>“İnsan hakları, güçlülerin istediklerini yapmalarını engeller.”</p>

<p><strong>Çatışmalar artıyor, siviller hedefte</strong></p>

<p>2010’dan bu yana silahlı çatışmaların neredeyse iki katına çıkarak 60’a ulaştığını belirten Türk, sivillere yönelik saldırıların üçte bir oranında arttığını söyledi. Sağlık hizmetlerine yönelik saldırıların artık günde ortalama 10’a ulaştığını vurguladı.</p>

<p>Sudan’dan Ukrayna’ya, İşgal Altındaki Filistin Toprakları’ndan Myanmar’a kadar pek çok bölgede uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğini belirten Türk, özellikle nükleer silahlanma yarışının yeniden hız kazanmasından duyduğu kaygıyı dile getirdi.</p>

<p>Dünyanın en büyük iki nükleer gücü olan Rusya Federasyonu ve ABD arasında bağlayıcı sınırlamaların olmamasına dikkat çekerek, Yeni START’ın yerine geçecek bir anlaşmanın acilen yürürlüğe konulması çağrısında bulundu.</p>

<p><strong>“Dünya hukukun çöküşüne seyirci kalamaz”</strong></p>

<p>Türk, uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun yapısının gözler önünde aşındırıldığını belirterek şu uyarıda bulundu:</p>

<p>“Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun yapısının gözlerimizin önünde yıkılmasına dünya seyirci kalamaz.”</p>

<p>Vahşet suçlarının görmezden gelinmesinin daha büyük kan dökülmesine yol açacağını söyleyen Türk, devletleri silah satışlarını sınırlandırmaya, nefret söylemine karşı önlem almaya ve evrensel yargı yetkisini daha etkin kullanmaya çağırdı.</p>

<p><strong>Otoriterleşme ve sivil alanın daralması</strong></p>

<p>Konuşmasında birçok ülkede otoriter eğilimlerin güç kazandığını belirten Türk, hükümetlerin “ulusal güvenlik” gerekçesiyle muğlak yasalar çıkardığını, muhalefeti kriminalize ettiğini ve bağımsız medyayı baskı altına aldığını söyledi.</p>

<p>Belarus, Mısır, Hindistan, Rusya Federasyonu, Tunus ve Türkiye dahil birçok ülkede terörle mücadele yasaları kapsamında sivil toplum aktörlerinin yargılandığını ifade etti.</p>

<p>Son üç buçuk yılda 310 gazetecinin öldürüldüğünü ve cinayetlerin yüzde 85’inin cezasız kaldığını belirten Türk, kadın gazetecilerin özellikle çevrimiçi şiddete maruz kaldığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği</strong></p>

<p>Kadınlara yönelik şiddetin küresel bir acil durum haline geldiğini belirten Türk, 2024 yılında yaklaşık 50 bin kadın ve kız çocuğunun öldürüldüğünü açıkladı.</p>

<p>Afganistan’daki uygulamaları “cinsiyete dayalı apartheid rejimini andıran bir sistem” olarak tanımlayan Türk, kamusal hayatta yer alan kadınların sistematik çevrimiçi saldırılarla karşı karşıya kaldığını söyledi.</p>

<p><strong>Ekonomik eşitsizlik ve yaptırımlar</strong></p>

<p>2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin rayından çıktığını belirten Türk, uluslararası kalkınma yardımlarındaki kesintilerin 2030’a kadar 22 milyondan fazla önlenebilir ölüme yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Geçen yıl milyarderlerin, aşırı yoksulluğu 26 kez ortadan kaldırabilecek kadar servet biriktirdiğini ifade eden Türk, bazı ülkelerde uygulanan ekonomik ablukaların sıradan insanları hedef aldığını belirtti.</p>

<p>Küba’daki insani durumun ABD’nin son yakıt kısıtlamalarıyla daha da ağırlaştığını vurguladı.</p>

<p><strong>İklim krizi ve yapay zekâ uyarısı</strong></p>

<p>İklim değişikliğinin insan hakları üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Türk, mevcut sıcaklık eğiliminin yüzyıl sonuna kadar en az 2,3 derecelik bir artışa yol açabileceğini belirtti. Fosil yakıtların aşamalı olarak terk edilmemesinin küresel bir başarısızlık olduğunu söyledi.</p>

<p>Yapay zekâ konusunda ise denetimsiz gelişimin ciddi riskler barındırdığını ifade eden Türk, savaş alanında ölümcül kararları etkileyen yapay zekâ sistemlerinden duyduğu endişeyi dile getirdi. İnsan haklarının yapay zekâ tasarımına ve uygulamasına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>“Gelecek bize bağlı”</strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda otoriter rejimlerin insanları güçsüz olduklarına inandırmaya çalıştığını belirten Türk, insan haklarının bunun aksini hatırlattığını söyledi:</p>

<p>“Seçimlerimiz, seslerimiz, oylarımız bundan sonra ne olacağını belirliyor. Gelecek her birimize bağlı.”</p>

<p>Türk, daha adil ve barışçıl bir dünya için “Küresel İnsan Hakları İttifakı” girişimini başlatacaklarını da duyurdu.</p>

<p>Konuşma, artan küresel belirsizlik ortamında insan haklarının yalnızca bir ilke değil, uluslararası düzenin ayakta kalması için zorunlu bir çerçeve olduğunu vurgulayan güçlü bir çağrı olarak kayda geçti.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Güven BOĞA</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnsan Hakları</category>
      <guid>https://www.habereguven.com/volker-turk-insan-haklari-guclulerin-istediklerini-yapmalarini-engeller</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://habereguvencom.teimg.com/crop/1280x720/habereguven-com/uploads/2026/02/ekran-goruntusu-2026-02-27-130009.png" type="image/jpeg" length="69365"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
