Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

SINIRLI BARIŞ GÜNÜ ETKİNLİĞİ ADANA EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİNCE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

A+ | A-

Adana Emek ve Demokrasi Güçlerince Taşköprü’de yapılması planlanan ve içeriğinde bir çok etkinliklerinde gerçekleştirilmesi planlanan 1 Eylül Dünya Barış Günü Etkinliğine izin verilmemesinin ardından Atatürk Parkında basın açıklaması yapıldı.

Atatürk Parkında ki etkinliğe HDP Milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları ve Kemal Peköz’ün yanısıra, CHP Önceki Dönem Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer, CHP İl Başkanı Mehmet Çelebi ve yönetim kurulu üyeleri, bir çok siyasi parti temsilcisi, sendikalar, odalar, derneklerin temsilci ve üyeleri katıldı.

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını İHD Adana Şube Başkanı Avukat İlhan Öngör gerçekleştirdi. Öngör’ün ardından DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu ve ÇHD Genel Başkan Yardımcısı Ümit Büyükdağ’da birer konuşma yaptı.

Kurumlar adına okunan basın metni şu şekildedir;

Barış dedik bunca yıl
Kardeşlik dedik-sevgi dedik
Yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden
Düştük peşlerine korkusuz
Aç-susuz
Ve en dikenli yollarda yalınayak
Gelecekleri kapkara
Dilleri yumuşak
Yalanları güzel ve ak
Girdiler dünyamıza alkışlanarak

Bugün 1 eylül Dünya BARIŞ günü, yüreği kardeşlik ve sevgi için atanların, Hak ve adalet mücadelesi yürütenlerin, Yaşamı doğayı kardeşçe eşitçe paylaşmayı inanç olarak görenlerin, Zorba, despot, savaştan, kandan beslenen iktidarlara karşı Barış için direndiği gündür.

Dünya coğrafyamız geçmişten bugüne değin acımasız katliamlara savaşlara maruz kalmıştır. İnsanlık tarihinin yarattığı değerler, Savaştan kandan beslenen iktidarlar tarafından yok edilmeye çalışılmıştır. Buna karşın Dünyayı bir kardeşlik bahçesi olarak görenlerin mücadelesi ve Barışa olan inançlarının bizlere bıraktığı miras ile bu kardeşlik bahçesinde Barış umudunu ve mücadelesini yükseltmeye devam ediyoruz.

Barış Hakkı başta  imzacı devletler tarafından ihlal edilmiştir.

Bugün yine, geçmişin katliamcı, sömürgeci, kandan beslenen iktidarlarının ardılları olan Devletler, varlık sebeplerini ve varlıklarının devamı için savaşı, ölmeyi ve öldürmeyi kutsamaya devam etmektedirler. Vatan, bayrak kutsiyeti söylemleri adı altında  İnsanlığın ortak mirası olan tüm değerleri, tarihi, kültürü, yaşamı doğayı yok etmeye devam etmektedirler.

Dünyanın bir çok bölgesinde  halen sıcak savaşlar devam etmekte, katliamlar yaşanmaktadır. Suriye’de , Irak’ta, Yemen’de, Afganistan’da, Myanmar’da, Nijerya’da, Filistin’de ve daha dünyanın bir çok ülkesinde sıcak çatışmalar devam etmektedir. Bu savaşların en büyük mağduru ise Çocuklar kadınlar ve siviller olmaktadır.  Yaşanan bu çatışmaların durdurulması ve Dünyada Barış’ın tesisi için uluslararası sözleşmelere imza atan taahhütte bulunan Devletler bizzat bu savaşların tarafları veya bu savaşların ortaya çıkma sebeplerini yaratanlardır. İnsanlık tarihinin kara lekesi olan savaşları durdurmak yerine, bugünde, bu devletler ekonomisi savaş üzerine, haliyle insan canı üzerine kurulu savaş baronu ülkeler ve emperyalistler dünyayı kendi hakimiyet esaslarına göre yeniden dizayn etme çabaları çerçevesinde yeni savaşların yeni katliamların olması için büyük bir çaba ve gayret içerisindeler. 

BM Genel Kurulunun 19 Aralık 2016 tarihli kararı ile Barış Hakkı Bildirisi kabul ve ilan edilmiştir. BM İnsan Hakları Konseyinin 22 Haziran 2017 tarihli kararı ile de barış hakkının desteklenmesi gerektiği üye ülkelere hatırlatılmıştır. Ancak; bir insan hakkı olarak kabul edilen Barış Hakkı başta  imzacı devletler tarafından ihlal edilmiştir.

Savaşların mağduru olan mülteciler üzerinden temel insan hakları, insani yaklaşım ve değerlerden  uzak politikalarla pazarlıklar yürütülmekte ve mülteciler, Devletlerin birbirlerine karşı kullandığı en önemli uluslararası pazarlık meselesi haline getirilmiştir. Savaş ve sömürü düzeni olarak yaşadığımız bugünkü dünya, emek ve doğanın talanı, dünyayı insansızlaştırma üzerine kurulu bir yok etme düzenidir.

“HERKES FARKLI, HERKES EŞİT”

Yaşadığımız Ortadoğu ve Türkiye Coğrafyası bu savaş ve sömürü düzeninin bir parçası olup hatta bu düzenin içinde başat rol oynamaktadır. Etnik, dini ve kültürel olarak çoğulcu bir yapıya sahip olan Coğrafyamızın kadim halkları, etnik ve dini kimlikleri ile ötekileştirilmekte, geçmişten bugüne Halkların Kardeşliği şiarı ile yaratılan beraber yaşama duygusu ve arzusu, savaş ve rant ekonomisine dayalı iktidarlar tarafından yok edilmeye çalışılmaktadır.  

Türkiye’nin, Kürt meselesini diyalog ve müzakere ile çözememiş olması, bu çözümsüzlüğün yarattığı silahlı çatışma hali toplumsal barışın ve ekonomik krizlerin, Türkiye içinde ve Türkiye dışındaki olumsuz politik sonuçların en başat nedenini oluşturmaktadır. Türkiye halklarının talebi, savaş ve rant ekonomisine dayalı sömürü düzeninde yok edilmek istenen gelecekleri değil, “HERKES FARKLI, HERKES EŞİT” şiarıyla  eşit ve kardeşçe beraber yaşama arzusudur.

ADALETE VE BARIŞIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ

Toplumsal Barış sadece Silahlı çatışmaların durması ile değil, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, Kadına karşı taciz ve şiddetin son bulması,  çocukların üstün yararı gözetilerek  çocuklara karşı her türlü taciz ve şiddetin sonlandırılması, farklı toplumsal grupların kimlik ve farklılıkların tanınması, Din ve vicdan, İfade özgürlüğünün sağlanması, Adil yargılanma hakkı ve adaletin tesisi, emekten yana ekonomik düzenin varlığı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının sağlanması, eşit ve özgür yurttaş olmanın tüm hukuki-ekonomik ve sosyal güvencelerinin sağlanması, evrensel hukuk ve insan hakları ilkelerine dayalı demokratik çoğulcu bir siyasal ve sosyal yapı ve devlet aklı ile ancak toplumsal barışın tesisi mümkündür.

Türkiye’nin bugünkü siyasal iktidarı ve Devlet aklı, bu toplumsal barışı sağlayacak yetkinliğe ve şiara sahip değildir. Ki; Türkiye’nin bu devlet aklı ve mevcut iktidar, bizzati bu toplumsal barışı ortadan kaldıran, emek ve sömürü düzeninin, ötekileştirici  eylem ve söylemlerin sahibi ve uygulayıcısıdır. Özellikle son dönemde yaşanan toplumsal olaylarda iktidar yetkililerinin söylemleri ve cezasızlık hukukunu uygulamaları bu otoriter ve baskıcı düzenin somut göstergeleridir.

Bizler, bu Coğrafyanın vicdanları, barış, eşitlik, kardeşlik ve özgürlük mücadelesinin tarihi mirasçıları ve savunucuları olarak  bir kez daha diyoruz ki; “Coğrafya Kader dir” diyenlere inat, BİZİ SÖMÜREN SAVAŞLARINIZA, ZÜLMÜNÜZE   KARŞI, KARDEŞLİĞİMİZE, EMEĞİMİZE, TARİHİMİZE, DOĞAMIZA, ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE, ADALETE VE BARIŞIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ.  Çünkü biliyoruz ki; geleceğimize bırakacağımız en yüce değer, İnsanlığın eşit ve kardeşçe beraber yaşadığı BARIŞIN olduğu bir dünyadır.