Aslında 14 Şubat Sevgililer Günü gelmeden bir şeyler yazmak istedim. Çevremde sıkça görmeye başladığım ve gözümü korkutan bütünleşme haliyle ilgili yazıyorum size.
Kendi penceremden bakacak olursam, modern ilişkilerde sık yapılan bir hata, aşkı “tamamlanma” üzerine kurmaktır. Bu algıya göre kişi diğerini tamamlamalı, eksik olanı doldurmalı, yapbozun o eksik parçası olduğunu hissettirmelidir. Oysa 1+1=11, tam tersini söylüyor. İki kişi bir araya geldiğinde birbirini tamamlamak zorunda kalmamalı. İki bağımsız varlık, yan yana durduğunda kendi ışıklarını yaymaktan çekinmemeli.
Bireysellik, modern ilişkilerin temel taşlarından biri olmalı. Batı toplumlarında sıkça gözlemlediğimiz bireysel yaşayış tarzı global bir konsept olarak çığ gibi büyümekte. Bu, ilişkilere nasıl yansımalı?
Bir ilişki içinde kendi hobilerinden, düşüncelerinden ve sınırlarından vazgeçmek, 1+1’in 11 olmasını engeller. Çünkü ancak her iki taraf da kendi varlığını koruduğunda, birlikte ortaya çıkan enerji gerçekten büyüyecek ve tatmin verici olacaktır. 11’i yaratmak için iki bağımsız ışığın yan yana parlaması gerekir. Gölgede kalan bir taraf varsa, sonuca varıldığında, toplam parlaklığı azaltacaktır. Zamanında dedemin söylemiş olduğu bir sözü geçiyor aklımdan. Tam hatırlamıyorum, ancak biriyle hayata tutunabilmenin takım işi olduğunu söylüyordu. Burada takım arkadaşlığını nasıl tanımladığımız oldukça önemli. İyi bir takım arkadaşı olmak için önce tamamlanmış olmak gerekir, tamamlayıcı olmak değil.
Şöyle detaylandırayım:
Takım arkadaşlığı, birinin eksik olduğu yeri diğerinin doldurmasıyla değil, iki kişinin kendi ayakları üzerinde dururken aynı yöne ilerleyebilmesiyle çalışır. Tamamlayıcılık, eğer “sensiz yapamam” noktasına kayıyorsa, bu bir takım değil, bağımlılık ilişkisi yaratır. Oysa gerçek takım arkadaşlığı, “sensiz de varım, ama seninle daha iyiyim” diyebilmektir. Tamamlayıcı olmak çoğu zaman katı roller yaratabiliyor.
Tabii ki bireysellik, sadece bunlarla sınırlı değildir. Düşünce yapısı, duygusal ihtiyaçlar, etikler, hatta kendi yalnızlıkla başa çıkabilme kapasitesi de buna dahildir. Modern ilişkilerde çiftler sık sık birbirinin alanını paylaşmak veya “her şeyi birlikte yapmak” ihtiyacına kapılabilir. Olabilir, çok kolay bir dünyada yaşamıyoruz doğrusu. Sürekli birbirine bağlı kalmak, zamanla bağımlılığa dönüşebilir ve ilişkideki enerjiyi tüketebilir. Bir kişi kendine, ruhuna yatırım yapmayı bıraktığında, diğerinin ışığı ne kadar güçlü olursa olsun, ortaya çıkan toplam enerji sınırlı kalacaktır.
Bu perspektiften bakıldığında modern aşk, bağımlılıktan ya da iç içe akmaktan, bütünleşmekten çok, işbirliği olmalıdır. Her iki kişi de kendi hayatını yaşarken, birlikte daha güçlü, daha yaratıcı ve daha canlı bir bütün oluşturacaktır. Modern ilişkilerde 1+1=11 olmanın bir diğer boyutu ise sınırlar meselesidir. Kendi sınırlarını belirleyebilen bireyler, karşı tarafın sınırlarına da saygı gösterir. Bu sayede ilişki, bir bağımlılık zinciri olmaktan çıkar, yan yana duran iki güçlü bireyin işbirliği ve uyumuna dönüşür. Sınırlar, özgürlüğün ve bireyselliğin göstergesidir.
Sonuç olarak, 1+1=11, klasik matematiğin ötesinde bir metafordur. Modern ilişkilerde aşk, birbirini tamamlamaktan ziyade, birbirini çoğaltmaktır. Bağımsızlığını koruyan iki insan, yan yana geldiğinde hem kendine hem de ilişkiye güç katacaktır. Belki de hatırlamamız gereken en önemli gerçek de gözümüzün önündedir: Yan yana durmak ama asla kendi olmayı kaybetmemek.
Kendi varlığını kaybetmeden, karşısındakinin ışığını söndürmeden yan yana durabilen çiftler, sadece aşkı yaşamaz; aynı zamanda birbirlerini büyütür, ilham verir ve gerçek bir çoğalmayı deneyimler. Bu yüzdendir ki, 1+1, 2’den çok daha fazlasıdır. 11’dir.