Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı tarafından düzenlenen 29. Ara Kurultay, 8-9-10 Mayıs tarihlerinde Adana’da gerçekleştirildi. Kurultaya ev sahipliği yapan AKDAM kapsamında yapılan basın açıklamasını AKDAM Başkanı Av. Dudu Büşra Maksutoğlu Karadeniz okudu.
Kurultay adına yapılan açıklamada, erkek şiddetinin kadınların yaşam hakkını hedef aldığı vurgulanarak kadınların kaybedilmesi, şüpheli biçimde yaşamını yitirmesi, cinsel şiddete maruz bırakılması ve faillerin korunmasının erkek egemen sistemin, militarizmin ve cezasızlık politikalarının sonucu olduğu ifade edildi.
“Kadınlara Yönelik Şiddet Münferit Değil, Politik Bir Sorundur”
Basın açıklamasında, kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bireysel suçlar olarak değerlendirilemeyeceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Bugün biliyoruz ki kadınlara yönelik şiddet yalnızca erkeklerin bireysel suçu değildir. Erkekleri koruyan hatta şiddete teşvik eden politikalar, erkek şiddetinin güç aldığı erkek egemenliğinin göstergesidir.”
Açıklamada, kadınları şiddete karşı korumak ve şiddeti önlemekle yükümlü devlet kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmediği, aksine kimi durumlarda şiddeti ve cinayetleri örtbas eden uygulamaların parçası haline geldiği vurgulandı. Kadın örgütleri, devlet gücünün kadınları korumak yerine faillere koruma sağlayan bir mekanizmaya dönüştüğünü ifade etti.
Şüpheli Kadın Ölümleri Tek Tek Hatırlatıldı
Kurultay açıklamasında, yıllardır kamuoyunun gündeminde yer alan kadın kayıpları ve şüpheli ölümler yeniden gündeme taşındı.
Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova, Rabia Naz Vatan, İpek Er ve Rojwelat Kızmaz dosyalarına dikkat çekilerek etkin soruşturma yürütülmediği ifade edildi.
Açıklamada şu sorular yöneltildi:
- “Gülistan Doku nerede?”
- “Rojin Kabaiş’e ne oldu?”
- “Nadira Kadirova’nın ölümü neden aydınlatılmadı?”
- “Rabia Naz’ın ölümündeki gerçekler neden açığa çıkarılmadı?”
- “İpek Er için adalet neden sağlanmadı?”
- “Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü neden etkin biçimde soruşturulmadı?”
Kadın örgütleri, delillerin karartılması, soruşturmaların sürüncemede bırakılması ve kamu gücüyle ilişkili kişilerin korunmasının sistematik bir cezasızlık politikasının sonucu olduğunu belirtti.
“Militarizm ve Savaş Politikaları Kadınların Yaşamını Hedef Alıyor”
Basın açıklamasında militarizm, savaş ve özel savaş politikalarının kadınların yaşam hakkını tehdit ettiği vurgulandı. Kadınların yaşamını savunan politikaların hayata geçirilmesi çağrısı yapılan açıklamada, erkek egemen sistemin şiddeti yeniden ürettiği ifade edildi.
Kurultay bileşenleri, kadın dayanışmasının savaş politikalarına ve erkek egemenliğine karşı en güçlü mücadele zeminlerinden biri olduğunu belirterek feminist mücadelenin büyütülmesi gerektiğini kaydetti.
İstanbul Sözleşmesi Çağrısı
Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi talep edildi. Kadınların yaşam hakkını esas alan mekanizmaların etkin biçimde uygulanması gerektiği belirtilirken şu talepler sıralandı:
- Şüpheli kadın ölümlerinin bağımsız ve etkin biçimde soruşturulması,
- Şiddet uygulayan erkekleri koruyan cezasızlık politikalarına son verilmesi,
- Militarizme ve savaş politikalarına karşı kadın yaşamını savunan politikaların uygulanması,
- İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi,
- Kadınların yaşam hakkını koruyan mekanizmaların etkin biçimde işletilmesi.
“Kadın Dayanışması Yaşatır”
Kurultay açıklamasının sonunda kadın örgütleri mücadeleyi büyütme çağrısı yaparak şu ifadeleri kullandı:
“Kadınların yaşam hakkı için, erkek-devlet şiddetine, militarizme ve cezasızlık politikalarına karşı feminist kadınlar olarak mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki kadın dayanışması; savaş politikalarına ve erkek egemenliğine karşı en güçlü mücadele zeminlerinden biridir.”
Açıklama, “Jin, Jiyan, Azadî” ve “Kadın dayanışması yaşatır” sloganlarıyla sona erdi.