ALİ İHSAN ABİ

"Ona yetişemezsiniz ama ailesinden çaldığı zamanı bir şekilde tamamlamaya çalışır, ailesine de Nehir’ine, Deniz’ine, Melda’sına da yetişir."

Abone Ol

Onun diline de yakışan ifadelerden biri olan “abi”yle söylersem Ali İhsan abi, soyadıyla söylersem Ali İhsan Ökten, bahçede, masada otururken birden ayağa kalktı ve ağaca çıkıp o yenidünya salkımını kopardı, ağaçtan inip masaya bıraktı.

Ali İhsan abi, yapan adamdır, yaptıktan sonra bu yazının sonundaki cümlemi söyleten adamdır.

Söyledikleriyle yaptıkları uyan insandır ya da daha doğru ifadeyle yaptıklarıyla söyledikleri uyan insandır.

Onunla tanıştığım gün, ailece bir araya gelişimizden sonra, Ebru’ya, eşime, şöyle demiştim: “Başka türlü bir” ülkede olsaydık Sağlık Bakanı olurdu.

O ilk görüşmeye dek Melda Hoca’nın eşi, beyin cerrahı ve fotoğraf sanatçısı bilgileriyle vardı bende. Başka şeyler de eklenecekti bu bilgilere çoğunlukla ailece bir araya geldiğimiz geride bıraktığımız yıllar boyunca.

Ülkemizden gittikçe uzaklaşırken, o uzaklaştığımız ülke de tam istediğimiz gibi değildi o ayrı konu, “başka türlü bir” güzel ülkenin doğmadığının aşikârlığı da gittikçe daha rahat görülebiliyordu.

Bu sahipsizlikte kimler uzatacaktı elini sahipsizlere? Ne partiler ne partizâdeler…

Uzun, sessiz yıllar boyunca ses olan ve beni nikbin kılan meslek örgütleri vardı sadece. Hekim, avukat, öğretmen, mühendis örgütleri. Parti kursalar onlara oy verirdim!

Ali İhsan abiyle ilgili bilgilerime, doçentliğe uzanan, profesörlüğünün önü kesilen akademik kimliği, yazarlığı ve hekim örgütlülüğü yöneticiliği eklenecekti zaman içinde.

Ali İhsan abi, ülkemiz, güzel ülkemiz başta olmak üzere hangi ülkede, gerek hekimlikle, sağlıkla ilgili gerek demokratik bir sorun varsa haklıdan, mazlumdan yana taraf olan yüzlerden biri oldu ve hâlen oluyor görüştüğümüz yıllar boyunca. Pandemide; demokratik, ekonomik taleplerde; deprem felaketinde, sözlerine kulak kesildiğimiz adımlarına baktığımız hekim örgütünün de en çok görünen konuşan yüzü oldu. Felaketzâdelere karşı durdu.

Ali İhsan abiyi bazen sabah erken saatlerde yürüyüş yaparken, bazen bir kafede -daha çok aynı kafede-, randevulaşmamıza hastaneden çıkıp arabadan inip gelirken, bazen hastane koridorunda bekleme salonunda otururken ben, revire doğru cam bölmeden yürürken görürüm. Hep dinç, atak, ayakları kendinden daha hızlı giden biri olarak… Beyni ayaklarından daha hızlıdır da ayaklarına yansır o. Muhtemelen ameliyathanede neşter tutan elleri ayaklarının yerini almaktadır.

Bu yürüyüş anlarında o günün bütün programlarının ritmi de kurulur. Hastalar muayene edilecek. Hekimler ve sağlık çalışanlarıyla ilgili sorunlar çözülecek, ilişkiler sürdürülecek, idari aksaklıklarla ilgili görüşmeler yapılacak, basın açıklaması için yazılan metin kontrol edilecek, basın açıklamasına katılınacak, ameliyatlar yapılacak, asistanlar yetiştirilecek, akşamki konsere gidilecek. Bu ay alınan kitaplar okunacak, şu fotoğraf albümüyle, şu kitapla ilgili yazı yazılacak, yeni kitabın yazımı sürdürülecek, yarınki canlı yayın bağlantısı için hazırlanılacak, ay sonunda Sinematek’te sunulacak film belirlenecek, hafta sonu Ankara’ya gidilip gelinecek. İstanbul, Samsun ve Bursa’daki etkinliklere gidilecek önümüzdeki hafta…

Bir ömürde kaç ömür yaşayabilir insan? Çok ömür…

Ona yetişemezsiniz ama ailesinden çaldığı zamanı bir şekilde tamamlamaya çalışır, ailesine de Nehir’ine, Deniz’ine, Melda’sına da yetişir; yetişme gayretini gösterir o.

Bir adamın araç plakasının harflerini ne olarak belirlediği önemlidir.

O kitap o uçakta giderken okunur, o yazı otelde kalınırken yazılır. O slayt, kafede, panelden 4 saat önce hazırlanır; panel bir düzenle başlar, sürer ve verimlilikle biter.

Hastane odasında masanın üstündeki kitaplar, evindeki kitaplar… Benim de okuduklarım, okumak istediklerimdir gördüklerim çoğu kez. Şiir bölümü bu kadar zengin olan kaç kitaplık vardır? Yeni çıkan aynı kitabı birbirimize hediye almışlığımız da olmuştur.

Bizim kitaplığımızda da Ali İhsan Ökten kitapları, onun çok yönlülüğünü de yansıtarak bir arada durur, bizim yazdığımız kitaplarla yan yana: Bir Cerrahın Kaleminden, Anadolu’nun Sırlı Aynası Arap Aleviler (Nusayriler), Mitoloji ve Tıp, İlk Çağlardan Günümüze Çukurova Tıp Tarihi (S. Haluk Uygur’la birlikte editörlüğünü yaptıkları ortak kitap), Tarih Boyunca Salgın Hastalıklar ve Resim Sanatı, Kilikya’da Antik Bir Kent Tarsus, Sanatın Kıyısında Fotoğraf Yazıları

Bu dünya denen kitabın bilmem kaçıncı sayfasının kaçıncı satırını yazıyoruz nefes alıp verme aralığında hepimiz, kimimiz daha yakın harfler olarak sürdürüyoruz ömrümüzü bazen uzaklaşarak bazen koparak, bazen yakınlaşarak yeni sözcükler de kurarak.

Ali İhsan abiyle sohbetlerimiz bugünle, gelecekle ilgili oldu daha çok. Gündem ve gündeme bakış, güncel edebiyat, sanat ve güncel sanata bakış merkezli sohbetler… Ben Ali İhsan abiyi; kendine göre ilkeleri olan, din farklı bilmeyen, dil farkı bilmeyen, cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenen, bununla birlikte eksikliklerini görmezden gelmeyen; bugünle ilgili söz söylemekten korkmayan biri olarak gördüm. Ezilenlerden yana mücadelesini ömrünün baharından bir hatıra olarak yad eden biri olarak görmedim hiç. Hep baharda olduğundan hep mücadelede ya da hep mücadelede olduğundan hep baharda gördüm Ali İhsan abiyi ben.

O da benim gibi ne yüz yüze ne telefonda genel olarak çok konuşmayı sevmeyenlerdendir. Böyle olan her iki insanın arkadaşlığında olduğu gibi telefonda az konuşmayı sürdürür, yüz yüze çok konuşuruz. Daha çok dinlemekten yana olsak da, birden konuşmayı kesip susmayı, kitaba dönmeyi ya da masadan kalkmayı biliriz.

Bu az telefon konuşmalarımızdan biri de “Ali, ne yazık ki Hasan amcayı kaybettik, üzgünüm.” olmuştur.

“O yenidünya orada bizi beklemektedir ve onu koparmak için ağaca çıkmak gerekir.”