Çerçeve Yasa TBMM’den Geçerken KESK’li KHK’liler Görmezden Gelinmemeli

Komisyondan geçen teklifin önemli eksikliklerinden biri, KESK’li KHK’lilerin durumuna ilişkin açık ve doğrudan herhangi bir düzenleme içermemesidir.

Abone Ol

Türkiye Büyük Millet Meclisi, toplumun geleceği açısından son derece önemli bir düzenlemeyi görüşüyor. “Çerçeve yasa” olarak adlandırılan ve barış, toplumsal bütünleşme ve demokratik siyaset açısından önemli sonuçlar doğurması beklenen bu düzenleme, yalnızca bugün yaşanan sorunlara değil, geçmişte yaşanan ağır hak ihlallerine de cevap verebilmelidir.

Ancak komisyondan geçen teklifin önemli eksikliklerinden biri, KESK’li KHK’lilerin durumuna ilişkin açık ve doğrudan herhangi bir düzenleme içermemesidir.

Bu eksiklik basit bir teknik ayrıntı değildir.

Tam tersine, yıllardır devam eden ihraç ve yargılama süreçleri açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir hukuki belirsizlik yaratmaktadır.

KESK’li KHK’liler bu yasanın neresinde?

OHAL döneminde kamu görevlerinden ihraç edilen KESK üyelerinin önemli bir bölümü, sendikal faaliyetleri, demokratik eylemleri, açıklamaları ve barış talepleri nedeniyle soruşturmalara ve yargılamalara konu edildi.

KESK’li KHK’lilerin yargılama dosyalarına bakıldığında bunun somut örneklerini görmek mümkündür.

Bazı dosyalarda PKK, KCK, HDK ve Kobanê süreci gibi başlıklar suçlama konusu yapılırken, bazı dosyalarda ise sendikal faaliyetler ve demokratik eylemler soruşturma ve yargılama süreçlerinin parçası haline getirildi.

Bunlardan en çarpıcı örneklerden biri, KESK, DİSK ve TMMOB tarafından 29 Aralık 2015 tarihinde ülke genelinde gerçekleştirilen bir günlük ortak iş bırakma eylemidir.

“Savaş ve baskı politikalarına hayır, savaşa karşı barışı savunacağız” sloganıyla gerçekleştirilen bu eylem, bugün geriye dönüp bakıldığında son derece açık bir demokratik ve sendikal faaliyet olarak değerlendirilebilecek nitelikteyken, KESK’li bazı kamu emekçilerinin ihraç ve yargılama süreçlerinde suçlama unsurlarından biri haline getirildi.

Burada sorulması gereken soru açıktır:

Bir sendikanın savaşa karşı barışı savunması, demokratik bir eyleme katılması veya siyasal iktidarın politikalarını eleştirmesi nasıl olup da terör suçlamalarının parçası haline getirilebilmiştir?

İşte çerçeve yasa tam da bu sorularla yüzleşmek zorundadır.

“Terör” kavramının genişletilmesiyle oluşan mağduriyetler

Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde “terör” kavramının son derece geniş ve kimi zaman hukuki sınırları zorlayan biçimde kullanıldığına ilişkin çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Sendikal faaliyetler, basın açıklamaları, protestolar, barış çağrıları ve demokratik siyasal faaliyetler nedeniyle insanların soruşturulduğu, tutuklandığı, yargılandığı ve kamu görevlerinden ihraç edildiği bir dönem yaşandı.

KESK’li KHK’lilerin dosyaları bu tablonun en somut örneklerinden biridir.

Bu nedenle bugün “toplumsal bütünleşme”, “demokratik siyaset” ve “barış” hedefleriyle bir çerçeve yasa hazırlanıyorsa, geçmişte bu kavramların tam tersine işletildiği dosyalar da görülmek zorundadır.

Geçmişte yaşanan hukuksuzluklar görmezden gelinerek toplumsal bütünleşme sağlanamaz.

Yasa bu haliyle çıkarsa ne olacak?

Asıl tartışılması gereken nokta budur.

Komisyondan geçen metinde KESK’li KHK’lilerin durumunun açık biçimde tanımlanmaması, bu kişilerin mevcut ihraç ve yargılama süreçlerinin yeni düzenleme kapsamında nasıl ele alınacağı konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır.

Yasanın kabul edilmesinden sonra “Bu kişiler kapsamda mı, değil mi?” tartışmasının yaşanması, yeni hukuki sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Daha da önemlisi, yıllardır devam eden KHK hukuksuzluğunun önemli bir bölümünün yine belirsizlik içerisinde bırakılması anlamına gelebilir.

Oysa gerçek bir toplumsal bütünleşme yasası, kimlerin kapsamda olduğunu açıkça ortaya koymalı; geçmişte demokratik ve sendikal faaliyetleri nedeniyle suçlanan, ihraç edilen veya yargılanan insanların durumunu da hukuki güvence altına almalıdır.

Bu nedenle KESK’li KHK’lilerin yasa metninde açıkça tanımlanması ve yaşadıkları hukuki süreçlerin nasıl ele alınacağının netleştirilmesi gerekmektedir.

TBMM’deki bütün siyasi partilere çağrı

Buradan TBMM’de bulunan tüm siyasi partilere ve milletvekillerine açık bir çağrıda bulunmak istiyorum:

Çerçeve yasa Genel Kurul’da görüşülürken KESK’li KHK’lilerin durumunu gündeme getirin.

Sadece genel ifadelerle değil, somut dosyalardan örnekler vererek konuşun.

Bir kamu emekçisinin hangi sendikal faaliyet nedeniyle ihraç edildiğini, hangi demokratik eylemin nasıl suçlama konusu yapıldığını, hangi barış çağrısının nasıl terör suçlamasına dönüştürüldüğünü Meclis kürsüsünden anlatın.

KESK, DİSK ve TMMOB’un 29 Aralık 2015 tarihli ortak iş bırakma eylemini Meclis tutanaklarına taşıyın.

KESK’li KHK’lilerin dosyalarında sendikal faaliyetlerin, demokratik eylemlerin ve barış taleplerinin nasıl suçlama konusu haline getirildiğini anlatın.

Ve en önemlisi:

Çerçeve yasa içerisinde KESK’li KHK’lilerin neden açıkça tanımlanmadığını sorun.

Bu eksikliğin giderilmesini talep edin.

Çünkü mesele yalnızca geçmişte ihraç edilmiş birkaç bin kamu emekçisinin meselesi değildir.

Mesele, sendikal hakkın, demokratik siyasetin, ifade özgürlüğünün ve barış talebinin gelecekte nasıl değerlendirileceği meselesidir.

Siyasi partiler için bir sınav

Bugün TBMM’de bulunan bütün siyasi partiler açısından önemli bir sınavla karşı karşıyayız.

Eğer gerçekten toplumsal bütünleşmeden söz ediyorsak, bunun gereği geçmişte dışlananları ve hakları ihlal edilenleri de görmekten geçer.

Eğer gerçekten demokratik siyasetin önünü açmak istiyorsak, demokratik faaliyetlerin geçmişte nasıl suçlama konusu yapıldığını da tartışmalıyız.

Eğer gerçekten barıştan söz ediyorsak, barışı savunduğu için soruşturulan ve ihraç edilen kamu emekçilerinin hikâyelerini de dinlemek zorundayız.

Ve eğer gerçekten yeni bir sayfa açılacaksa, bu sayfa eski hukuksuzlukların üzerini örterek değil, onları açıkça tanımlayıp gidererek açılmalıdır.

KESK’li KHK’liler için açık bir düzenleme yapılmalıdır

Çerçeve yasa, KESK’li KHK’lilerin durumunu belirsiz bırakmamalıdır.

Bu kişilerin kapsam içinde olup olmadığı açıkça düzenlenmeli; ihraç ve yargılama süreçlerinin nasıl ele alınacağı konusunda herhangi bir hukuki boşluğa izin verilmemelidir.

TBMM Genel Kurulu’nda yapılacak her konuşma, verilecek her önerge ve yapılacak her değişiklik teklifi bu açıdan önemlidir.

Çünkü Meclis tutanakları yalnızca bugünün değil, geleceğin de kaydıdır.

Bugün KESK’li KHK’lilerin durumunu görmezden gelmek, yarın “Neden bu insanlar düzenlemenin dışında bırakıldı?” sorusunu beraberinde getirecektir.

Bu nedenle TBMM’deki tüm siyasi partileri ve milletvekillerini, siyasi farklılıklarını bir kenara bırakarak KESK’li KHK’lilerin yaşadığı hukuksuzluğun çerçeve yasa içerisinde açıkça ele alınması ve mevcut eksikliğin giderilmesi için sorumluluk almaya çağırıyorum.

Çerçeve yasa, yeni bir hukuki belirsizlik üretmemeli; yıllardır çözülemeyen KHK sorunlarının çözümüne kapı açmalıdır.

Barış, demokratik toplum ve toplumsal bütünleşme iddiasının samimiyeti, geçmişte bu kavramların bedelini ödeyenlerin hukukunun ne kadar gözetildiğiyle de ölçülecektir.

Güven Boğa