Çukurova Topraklarında Yapılması Planlanan Ekokırım Projeleri

Abone Ol

“AK Parti Adana İl Başkanı Tamer Dağlı, Ceyhan ve Yumurtalık ilçeleri sınırlarında yer alan bölgede ‘Kimya Endüstri Bölgesi’ kurulmasına dair yer belirleme aşamasının Cumhurbaşkanı Kararı ile belirlenerek Resmî Gazete’de yayımlandığını bildirdi.”

“Adana Sanayi Odası (ADASO) Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Ceyhan ve Yumurtalık ilçelerini kapsayan 2 bin 927,50 hektarlık alanın “Adana Ceyhan Kimya Endüstri Bölgesi” ilan edilmesini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Başkan Kıvanç, söz konusu kararın Adana’yı Türkiye’nin ikinci Marmara Bölgesi olma hedefine bir adım daha yaklaştırdığını vurgulayarak, Ceyhan–Yumurtalık hattının uzun süredir kimya ve petrokimya alanında bir üretim üssü haline gelmesi için yoğun bir diplomasi ve çalışma yürüttüklerini ifade etti. Ceyhan-Yumurtalık aksının Türkiye’nin stratejik sanayi rotası olduğunu belirten Kıvanç, bölgede Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi, SASA Özel Endüstri Bölgesi, Ceyhan OSB ve Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi gibi büyük yatırımların zaten önemli bir potansiyel oluşturduğunu ifade etti.

“Adana Ceyhan Kimya Endüstri Bölgesi kararı, bu büyük sanayi yapbozunun en kritik parçasını tamamlamıştır” diyen Kıvanç, enerji, kimya ve petrokimya yatırımlarının bütüncül şekilde gelişmesiyle bölgenin Akdeniz çanağının en büyük üretim üslerinden biri haline geleceğini vurguladı. Planlanan Adana Ana Konteyner Limanı’nın da hayata geçmesiyle kentin, Marmara Bölgesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci büyük üretim ve lojistik merkezi olacağını belirtti.”

Yaşadığımız topraklarda neler olacağını, başımıza neler geleceğini ancak bu şekilde, iktidar partisi il başkanı veya sanayi odası başkanının açıklamalarından öğrenebiliyoruz. Adana, Ceyhan ve Yumurtalık’ta yaşayanların ne düşündüğünü kimse umursamıyor, fikrini sormuyor ve önemsemiyor. Tek önemsedikleri sanayici, yatırımcı denilen sınıfın kâr etmesi. Dizginleyemedikleri bir hırsla kazanç peşinde koşuyorlar. İştahla açıklanan bu yatırımlara tek tek bakalım.

Ceyhan- Yumurtalık arasına 3 bin hektarlık alana kimya endüstri bölgesi kurulacakmış. Kimya sektörünün en kirletici ve tehlikeli sanayilerden olduğu biliniyor. İzmit-Gebze arasında Dilovası bunun en önemli örneğidir. Ülkede kanser hastalığının en yaygın olduğu yerlerinden birisidir Dilovası. Sektörün ana hammaddesi de petroldür. Ceyhan ve Yumurtalık ilçeleri Çukurova’nın en verimli tarım alanlarının bulunduğu yerdir. 3 bin hektara kurulacak olan kimya endüstri bölgesinin neden olacağı kirliliğin çevresindeki bütün tarım ve yaşam alanlarını kötü etkileyeceği kesin gibidir.

Gelelim SASA özel endüstri bölgesine. Yumurtalık şehir merkezinin hemen yanında ve deniz kenarında 1.090 hektar alana SASA şirketi petrol rafinerisi kurmaya hazırlanıyor. Büyük tankerlerin yanaşmasına imkan veren geniş bir liman çalışması da projenin bir parçası. ÇED raporunda tam kapasite çalışmaya başladığında 11 milyon ton petrol ithal edileceği yazıyor. Rafinerinin kurulacağı alan mutlak tarım arazisi, zeytinlik ve mera alanı. İşletme sırasında 1 ayda 331.200 ton su kullanacak ve bu suyu yeraltından çekecek. Liman için dip taraması yapılıp 8.820.315 ton atık çıkarılıp, açık denize dökülecek. Tesisin soğutma suyu denizden alınacak, 1 günde 1.305.000 ton su denizden alınıp, ısıtılmış olarak tekrar denize deşarj edilecek. İşletme sırasında NOx, SOx, Hcl, CO, HF, CO2 gibi atık gazlar atmosfere salınacak. Şimdi soralım: Yumurtalık balıkçılık ve tarım ile geçimini sağlayanların yaşadığı bir ilçe. Rafineri kurulursa halk nasıl yaşayacak? Deniz tarumar edileceği için balıkçılık biter. Yumurtalık Sugözü köyünde 2 büyük kömür santralinin çalıştığı ve bunların da her gün denizden milyonlarca ton suyu çekip, ısıtılmış halde tekrar denize boşalttığını hatırlatmak gerekir. Bütün yeraltı suyunu rafineri çekeceği için tarım da yapılamaz. Bir de, Yumurtalığa büyük bir konteyner limanı yapılacağından söz ediliyor. Bu konuda yöneticilerin kafa karışıklığı içinde olduğu, duruma göre karar değiştirdikleri belli oluyor. 10 yıl kadar önce yat limanı yapılacaktı. Hatta ÇED raporu bile hazırlanmıştı. Şimdi konteyner limanı diyorlar. Yumurtalık ilçesinin yakın geçmişte “turizm bölgesi” ilan edildiğini de bilenler vardır.

Bu iki konuya ilave olarak, Rönesans firmasının Ceyhan ilçesinde, deniz kıyısında bir petrokimya yatırımı için liman çalışması yürüttüğünü de unutmamak gerekir. Bu yatırımın amacı, plastiğin hammaddesi olan polipropilen üretmek olarak açıklanmıştı.

Birleşmiş Milletler iklim zirvesine bu yıl Kasım ayında Türkiye Antalya’da ev sahipliği yapacak. Temel amacı iklim değişimine neden olan kömür, petrol, gaz gibi fosil yakıtların kullanımını azaltarak, süreç içinde sonlandırmak olan veya olması gereken böyle bir toplantıya ev sahipliği yapacak ülkenin Ceyhan’da, Yumurtalık’ta petrole dayalı sanayi girişimlerine izin vermesi, hatta teşvik etmesi nasıl açıklanacaktır? Bütün dünya plastiğin yarattığı tehlikeleri konuşur, plastik kullanımının sınırlandırılması, giderek üretiminin yasaklanması için çareler ararken Türkiye hükümeti neden plastik hammaddesi üretimine izin verir, hatta teşvik eder? İhtiyacımız plastik hammaddesi ve plastik üretimi midir?

Açıkça görülüyor ki, bu yatırımlarda kamusal yarar yoktur. Aksine, bu yatırımların neden olacağı kirlilik ekokırım boyutlarındadır. Çukurova’nın verimli tarım alanlarında ve Akdeniz’de geri dönüşü mümkün olmayan ekolojik yıkımlara sebep olacaktır. Buralarda yaşayan halk zarar görecektir. İşlerini, geçim kaynaklarını kaybedecekler, göç etmek zorunda kalacaklardır.

Bu yatırımlara kimler, nasıl karar veriyor, sorusunun cevabını vermek gerekiyor. Yatırımcı denilen şirketler, sermaye sahipleri kâr edebilecekleri alanları seçiyor ve kararı veriyorlar, ilgili devlet kurumlarına bildiriyor ve onay alıyorlar. Bunun en kısa açıklaması budur. Çevre koruma mevzuatı, deniz ekosistemi, tarım alanlarının korunması, halkın nasıl yaşayacağı, iklimsel yıkımlar, bunların hepsi teferruat onların gözünde. Birileri para kazanacak diye bütün bu felaket senaryosuna seyirci kalmayacağımızı, “teferruat” olmadığımızı, topraklarımızı ve yaşamımızı korumaya kararlı olduğumuzu göstermenin zamanı gelmiş olmalıdır.

Sınırlı bir gezegende sonsuz büyümenin mümkün olmadığını bir türlü anlatamadık. Bu yüzden iklim krizi sadece ekolojik bir kriz değil. Politik ve ekonomik krizin getirdiği yıkım ile birlikte ele alınmalıdır.