İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi, kamuoyunda tartışılan silahsızlanma odaklı yasa hazırlığına ilişkin yaptığı değerlendirmede, kalıcı barışın yalnızca silahların bırakılmasıyla sağlanamayacağını vurguladı. Uluslararası barış süreçlerinden örnekler veren İHD, kapsamlı bir "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR)" modelinin hukuki güvenceler, demokratik reformlar, geçiş dönemi adaleti ve toplumsal uzlaşıyla birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye'de Kürt meselesinin çözümüne ilişkin yeniden canlanan tartışmalar ve gündemde olduğu belirtilen "çerçeve yasa" hazırlığına ilişkin açıklama yapan İHD Adana Şube Başkanı Av. Yasemin Dora Şeker silahsızlanmanın tek başına kalıcı barışı tesis etmeyeceğini ifade etti. Dernek, Haziran ayında Ankara'da düzenlenen "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR) Çalıştayı" ile Temmuz ayında Diyarbakır'da gerçekleştirilen "Türkiye'de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri Konferansı" sonuçlarına dikkat çekerek, Türkiye'nin ihtiyacının yalnızca teknik bir silahsızlanma programı değil; hukuki güvence, demokratikleşme, bağımsız denetim mekanizmaları, geçiş dönemi adaleti ve toplumsal uzlaşıyı esas alan bütüncül bir barış mimarisi olduğunu kaydetti. Açıklamada, hazırlanacak olası çerçeve yasanın ancak bu ilkeler doğrultusunda şekillenmesi halinde toplumsal güveni tesis edebileceği vurgulandı.
Şeker açıklamasına şu şekilde devam etti;
Türkiye'de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin tartışmalar gündeme gelen yasa hazırlığı nedeniyle yeniden canlandı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hazırlanan yasa taslağı daha çok silahsızlanmayı kapsayacak. Ancak uluslararası deneyimler dikkate alındığında bunun yeterli olmadığını açık biçimde gösteriyor. Kolombiya'dan Kuzey İrlanda'ya, Nepal'den Endonezya'nın AÇE bölgesine kadar farklı barış süreçleri incelendiğinde hepsinin kalıcı barış için, silahsızlanma ile eşzamanlı olarak hukuki güvencelerin sağlanması, siyasi reformların yapılması gerekliliği ve toplumsal uzlaşma ve güvenilir kurumların oluşturulmasının önemine vurgu yapıldığı görülüyor.
İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) 27–28 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlediği "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR)" çalıştayı ve 11 Temmuz 2026 tarihinde Diyarbakır’da düzenlediğimiz “Türkiye’de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri Konferansı” nda tam olarak bu noktalara dikkat çekildi. Birleşmiş Milletler bünyesinde daha önce farklı ülkelerdeki barış süreçlerinde görev yapmış uluslararası uzmanların katkılarıyla gerçekleştirilen çalıştayda, akademisyenler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, araştırmacılar ve sivil toplum temsilcileri Türkiye açısından uygulanabilir bir DDR modelini tartıştı. Her iki çalışmanın ulaştığı temel sonuç ise oldukça netti: Türkiye'de güvenilir bir DDR süreci, yalnızca teknik bir silahsızlanma programı olarak değil, kapsamlı bir demokratik dönüşüm sürecinin parçası olarak tasarlanmalıdır.
Silahsızlanma Güven Oluşturucu Adımlara İhtiyaç Duyar
Dünya örneklerinin en önemli ortak noktası, silah bırakmanın hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülememesidir. Tarafların geleceğe güven duymadığı, haklarının nasıl korunacağının belirsiz olduğu bir ortamda silahsızlanma kalıcı sonuç üretmiyor.
Bu nedenle söz konusu çalışmalarda, sürecin temelini oluşturacak kapsamlı bir DDR Yasası ya da ulusal politika belgesinin hazırlanmasının önemi ve böyle bir düzenlemenin yalnızca silahların teslim edilmesini değil; şeffaflık, hesap verebilirlik, hukuki güvence, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık ilkelerini de içermesini gerektirdiği vurgulandı.
Yasanın yalnızca örgüt mensuplarını değil, çatışma döneminde oluşturulan köy koruculuğu sistemi ve diğer paramiliter yapıları da kapsaması tek taraflı bir silahsızlanmanın, yeni güvenlik riskleri ve çatışma sürecinde oluşmuş husumetlerin yeniden canlanması riskine dikkat çekildi.
Barış yalnızca güvenlik meselesi değildir
DDR'nin açılımı "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon" olsa da uluslararası literatürde bunun yalnızca güvenlik politikası olmadığı kabul ediliyor. Başarılı örneklerde süreç aynı zamanda demokratikleşme, hukuk devleti normlarının güçlendirilmesi ve siyasi katılım reformlarıyla birlikte ilerliyor.
Her iki çalışmanın dikkat çektiği önemli noktalardan biri de Türkiye'de son yıllarda uygulanan kayyum politikalarının sona erdirilmesi ve görevden alınan belediye başkanlarının durumunun yeniden değerlendirilmesinin AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasının sürece güven oluşturabilecek adımlar arasında görülmesi oldu. Bu tür düzenlemeler doğrudan DDR'nin teknik konusu olmasa da taraflar arasında güven inşasına katkı sağlayabilecek siyasi adımlar olarak değerlendirildi.
Hukuki güvence olmadan geri dönüş mümkün değil
Silahlı yapıların tasfiyesi kadar önemli olan bir diğer konu ise insanların normal yaşama nasıl döneceğidir.
Çalıştayda, hazırlanacak yasal çerçevenin silahlı militanlar, cezaevindeki hükümlü ve tutuklular ile yurtdışında bulunan kişiler dahil olmak üzere tüm hedef grupların hukuki statüsünü açık biçimde düzenlemesi gerektiği vurgulandı. Geri dönüşlerin tek taraflı "pişmanlık" beyanı gibi şartlara bağlanmasının sürecin toplumsal kabulünü zorlaştırabileceği değerlendirildi.
Benzer şekilde, sürecin önemli siyasi aktörlerinin müzakerelere fiilen katılabilmesi, hukuki statüsünün tanımlanması, dış dünya ile iletişim imkanlarının sağlanması için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmasının da barış sürecinin ilerleyebilmesi açısından kritik olduğu ifade edildi.
Bağımsız kurumlar olmadan güven oluşmaz
Uluslararası deneyimler gösteriyor ki taraflardan yalnızca birinin denetlediği süreçler toplum nezdinde yeterince güven üretmiyor. Şeffaf raporlama, itiraz mekanizmaları ve kamuoyunun düzenli bilgilendirilmesi ise sürecin meşruiyetini güçlendiriyor
Çalıştayın üzerinde en fazla durduğu konulardan biri sürece özgü kurumsal yapılardı.
Yapılan öneride; Türkiye'de bağımsız bütçeye sahip, teknik kapasitesi güçlü ve farklı toplumsal kesimleri temsil eden bir Ulusal DDR Komisyonu kurulmalı. Bunun yanında, yalnızca devlet kurumlarının değil; muhalefetin, sivil toplumun ve gerektiğinde uluslararası teknik uzmanların da katkı sunabileceği bağımsız bir izleme ve doğrulama mekanizması oluşturulmalıdır.
Yeniden entegrasyon sosyal ve siyasal yönleri ağır basan bir süreçtir
Silah bırakan kişilerin yalnızca ekonomik destek alması yeterli görülmüyor. Çalıştayda yeniden entegrasyonun ekonomik, psikolojik, sosyal ve siyasi boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi. Geri dönüşlerde, kadınların, gençlerin ve engelli bireylerin farklı ihtiyaçları gözetilmeli; psikososyal destek, kültürel ve siyasal hassasiyetleri dikkate alan bir yaklaşımla sunulmalı.
Aynı zamanda mesleki eğitim, sağlık hizmetleri, geçim desteği ve uygun durumlarda sosyal güvenlik haklarına erişim sağlanması gerektiği vurgulandı. Uluslararası örneklerde de yeniden dışlanma ve damgalanmanın, örgütlü suç ya da yeni şiddet döngülerine zemin hazırlayabildiği görülüyor.
Geçiş dönemi adaleti ihmal edilmemeli
Belki de çalıştayın en önemli mesajlarından biri hesap verebilirlik konusunda ortaya çıktı.
Geçiş dönemi adaletinin yalnızca silahlı örgüt mensuplarını değil, kamu görevlileri dahil çatışmanın bütün taraflarını kapsaması gerektiği ifade edildi. Aksi halde toplumda "galibin adaleti" algısı oluşabileceği ve bunun yeni kutuplaşmaları besleyebileceği uyarısı yapıldı.
Hakikatin ortaya çıkarılması, mağdurların onarılması ve gerektiğinde tazmin mekanizmalarının işletilmesi, yalnızca geçmişle yüzleşmenin değil, gelecekte benzer çatışmaların önlenmesinin de önemli araçları arasında görülüyor.
Reformların sıralaması hayati önemde
Uluslararası örneklerin tamamı, yanlış zamanlanan reformların en iyi tasarlanmış barış süreçlerini bile başarısızlığa uğratabileceğini gösteriyor.
Bu nedenle çalıştayda silahsızlanma, siyasi reformlar, güvenlik sektörü reformu ve geçiş dönemi adaletinin birbirini bekleyen aşamalar olarak değil, eş zamanlı ilerleyen bütüncül bir süreç şeklinde planlanması gerektiği ifade edildi.
Özellikle hukuki güvenceler sağlanmadan gerçekleştirilecek bir silahsızlanmanın ciddi güven krizleri yaratabileceği; buna karşılık yalnızca reform vaat edilip uygulamaya geçilmemesinin de süreci kırılgan hale getireceği değerlendirildi.
Sivil toplum neden vazgeçilmez?
Çalıştayda, insan hakları örgütleri, meslek kuruluşları, kadın örgütleri ve yerel sivil toplumun yalnızca gözlemci değil, sürecin aktif bir bileşeni olması gerektiğini savunuyor. İzleme, doğrulama, toplumsal iletişim ve yeniden entegrasyon çalışmalarında sivil toplumun kurumsal olarak sürece dahil edilmesi, hem şeffaflığı, hem de toplumsal güveni artırabileceğine özel vurgu yapıldı.
Barış süreçlerinde devletler kadar sivil toplumun rolü de belirleyici oluyor. Ancak bunun için sivil toplum kuruluşlarının hukuki güvenceye, operasyonel bağımsızlığa ve güvenlik korumasına sahip olması gerekiyor.
Sonuç: Çerçeve yasa kritik eşik olabilir
Türkiye'de yeniden hareketlenen çözüm tartışmaları önemli bir dönemece girmiş durumda. Çalıştayın genel değerlendirmesine göre, sürecin yeniden ivme kazanabilmesi için kapsamlı bir çerçeve yasa kritik önem taşıyor. Ancak yasa çıkarmanın tek başına yeterli olmadığı da özellikle vurgulanıyor.
Taraflarla yeterince müzakere edilmeden, asgari toplumsal ve siyasal uzlaşma sağlanmadan hazırlanacak bir düzenleme, beklenen güveni üretmek yerine süreci daha da kırılgan hale getirebilir. Bu nedenle önemli olan yalnızca yasal düzenlemenin varlığı değil; uygulanabilirliği, taraflarca benimsenmesi ve bağımsız kurumlar tarafından denetlenebilmesidir.
Bugün Türkiye'nin önündeki temel soru artık yalnızca "Silahlar nasıl bırakılacak?" değildir. Asıl soru, silahların bırakılmasını mümkün kılacak güvenin, hukukun ve demokratik kurumların nasıl inşa edileceğidir.
Kalıcı barışın anahtarı da tam burada yatmaktadır.
Öcalan’dan “Yasal Zemin” Çağrısı: Süreçte Kritik Eşik, Çerçeve Yasa Meclis Gündemine Geliyor
Spot: DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile gerçekleştirilen görüşmenin ardından kamuoyuyla paylaştığı mesajda, "karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti geldiğini" belirtti. Mesajda, TBMM'de hukuki ve yasal sürecin başlatılması çağrısı yapılırken, kulislerde PKK'nın silahsızlanma sürecine ilişkin "çerçeve yasa" üzerindeki anlaşmazlıkların büyük ölçüde giderildiği ve düzenlemenin kısa süre içinde Meclis gündemine gelebileceği konuşuluyor.
DEM Parti İmralı Heyeti'nin Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği yaklaşık beş saatlik görüşmenin ardından kamuoyuna aktardığı mesaj, çözüm süreci tartışmalarını yeniden siyaset gündeminin ilk sıralarına taşıdı. Heyetin paylaştığı açıklamada, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılabilmesi için hukuki zeminin oluşturulmasının tarihi bir gereklilik olduğu vurgulandı.
Öcalan'ın mesajında, karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal düzenlemelerin artık ertelenmemesi gerektiği belirtilerek, sürecin ortak yaşamı güçlendirecek bir perspektifle ele alınması çağrısı yapıldı.
"Hukuki ve yasal sürecin başlaması gerekiyor"
DEM Parti İmralı Heyeti tarafından paylaşılan mesajda şu ifadeler yer aldı:
"Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır."
Mesajın devamında ise Kürt-Türk ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunularak şu görüşlere yer verildi:
"Kürt-Türk ittifakı, Anadolu'nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir."
Gözler Meclis'te: Çerçeve yasa gündemde
İmralı görüşmesinin ardından Ankara kulislerinde hareketlilik yaşanırken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un siyasi parti liderleriyle gerçekleştireceği temasların merkezinde, kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak adlandırılan düzenlemenin yer aldığı ifade edildi.
Edinilen bilgilere göre, uzun süredir hazırlıkları devam eden yasa taslağı üzerindeki görüş ayrılıklarının önemli ölçüde giderildiği ve düzenlemenin kısa süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine taşınmasının beklendiği belirtildi.
Kulislerde, söz konusu düzenlemenin yalnızca PKK'nın silahsızlanma sürecine ilişkin hukuki çerçeveyi oluşturacağı, diğer silahlı örgütleri kapsamayacağı değerlendirmesi yapılıyor.
İmralı görüşmesinin ardından süreç hızlandı
DEM Parti İmralı Heyeti'nin Abdullah Öcalan ile yaklaşık beş saat süren görüşmesinin ardından sürecin hız kazandığı ifade edildi.
Ankara kulislerine yansıyan bilgilere göre, devlet ile Kürt siyasi hareketi arasında yasa taslağına ilişkin yaşanan anlaşmazlıkların büyük ölçüde giderildiği ve düzenlemenin ağustos ayı başında uygulamaya geçebilecek bir takvimle ilerleyebileceği değerlendiriliyor.
Yasanın ardından dönüşler gündeme gelebilir
Kulislerde dile getirilen değerlendirmelere göre, yasal düzenlemenin kabul edilmesinin ardından ilk aşamada Avrupa'da yaşayan eski belediye başkanları, milletvekilleri ve parti yöneticilerinden oluşan bazı isimlerin Türkiye'ye dönüşünün önü açılabilir.
Bu dönüşlerin, eylül ayında yapılması beklenen DEM Parti kongresi öncesinde parti çalışmalarına katılımı kolaylaştırabileceği ifade ediliyor.
İlerleyen aşamalarda ise Kandil'de bulunan bazı isimlerin de kademeli olarak Türkiye'ye dönüşünün gündeme gelebileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Siyasi destek arayışı sürüyor
Kulis bilgilerine göre, çerçeve yasanın Meclis'te AKP ve MHP'nin yanı sıra Yeni Yol Grubu'nun desteğiyle kabul edilme ihtimali üzerinde duruluyor. CHP içinde de düzenlemeye ilişkin farklı değerlendirmeler bulunduğu belirtilirken, İYİ Parti'nin düzenlemeye karşı çıkmasının beklendiği ifade ediliyor.
Ankara'da yapılan son değerlendirmelerde ise yasa taslağına ilişkin teknik anlaşmazlıkların büyük ölçüde giderildiği ve sürecin hızla yasama aşamasına taşınabileceği yönünde görüşler öne çıkıyor. Ancak söz konusu düzenleme henüz TBMM gündemine resmen sunulmuş değil; yasa teklifinin içeriği ve kapsamına ilişkin nihai çerçeve, Meclis'e sunulmasının ardından netlik kazanacak.