ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, bölgesel dengeleri derinden etkileyebilecek yeni bir senaryo giderek daha fazla tartışılıyor: İran’daki Kürt silahlı gruplarının çatışmanın parçası haline gelmesi. Washington’da bazı çevrelerin İran rejimini içeriden zayıflatmak için Kürt güçlerini kullanabileceği yönündeki değerlendirmeler, özellikle Türkiye açısından ciddi güvenlik kaygılarını beraberinde getiriyor. Kürt meselesi, tarihsel, siyasi ve güvenlik boyutlarıyla yalnızca İran’ın iç dengelerini değil, aynı zamanda ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri de etkileyebilecek potansiyel bir gerilim hattı olarak öne çıkıyor.
İran Çatışmasındaki Bir Sonraki Tırmanış Neden ABD ile Türkiye Arasında Olabilir?
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana geçen iki haftada, Donald Trump'ın savaş hedefleri İran’ın askeri kapasitesini felç etmek ile 1979’dan bu yana iktidarda olan rejimi devirmek arasında gidip geldi. Ancak dini lider Ali Hamaney’i hedef alan ilk saldırıların başarılı olmasına rağmen, birçok analist rejim değişikliğini sağlamak için yalnızca hava gücünün yeterli olmayacağı görüşünde birleşiyor.
Analistlere göre bu hedefe sahada muharip birlikler olmadan ulaşmak neredeyse imkânsız. Ancak bu seçenek, ABD’li askeri ve siyasi liderlerin uzun süredir karşı çıktığı bir adım olarak görülüyor. Bu nedenle Washington’da dolaşan alternatif fikirlerden biri, Irak ve Batı İran’daki silahlı Kürt gruplarının İran’a karşı harekete geçirilmesi ve bu yolla İslam Cumhuriyeti’nin içeriden istikrarsızlaştırılmasıdır.
Trump ise 6 Mart’ta gazetecilere yaptığı açıklamada bu fikirden kamuoyu önünde geri adım atarak, “Kürtlerin İran’a girmesini istemiyorum… Savaş zaten yeterince karmaşık” ifadelerini kullandı. Buna rağmen Trump’ın sıklıkla değişen tutumu ve bölgedeki çatışmanın öngörülemez doğası dikkate alındığında, silahlı bir Kürt ayaklanması ihtimali hâlâ olası bir senaryo olarak görülüyor. Böyle bir gelişmenin sonuçları ise İran’ın çok ötesine uzanabilir.
Kürt Meselesinin Tarihsel Arka Planı
Kürtler, Orta Doğu’nun dağlık bölgelerinde yüzyıllardır yaşayan, kendilerine özgü dil ve kültüre sahip bir etnik topluluktur. Günümüzde sayılarının yaklaşık 30 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Kürtler Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bazı bölgelerine yayılan geniş bir coğrafyada yaşamaktadır.
Kendi devletlerine sahip olmamaları nedeniyle Kürtler genellikle dünyanın en büyük devletsiz halkı olarak tanımlanır. Bu durumun kökeni, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nın ardından çöküşüne kadar uzanır. O dönemde Kürt liderler, yaklaşık dört yüzyıllık Osmanlı yönetiminin ardından kendi devletlerini kurmayı umut ediyorlardı. Ancak bunun yerine Kürtlerin yaşadığı topraklar, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından ortaya çıkan yeni devletler arasında bölündü. Böylece Kürt toplulukları uluslararası sınırlar boyunca parçalanmış halde kaldı.
İran’daki Kürtler
İran nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu Kürtler oluşturmaktadır. Kürt nüfusun önemli bir kısmı, Irak ve Türkiye sınırlarına yakın olan ülkenin kuzeybatı bölgelerinde yaşamaktadır.
İran’daki Kürt bölgeleri uzun süredir ülkenin ekonomik açıdan en az gelişmiş bölgeleri arasında yer almaktadır. Kürt siyasi partileri ise yasaklıdır. Bu nedenle silahlı Kürt grupları, zaman zaman daha fazla özerklik veya bağımsızlık talebiyle İran devletiyle çatışmalara girmiştir.
Türkiye’de Kürt Sorunu
Dünyanın en büyük Kürt nüfusuna ev sahipliği yapan Türkiye’de ise Kürt sorunu daha hassas bir siyasi konu olarak varlığını sürdürmektedir. 1984 yılından bu yana Türkiye devleti, bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedeflediğini açıklayan silahlı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışma halindedir. Bu çatışma son kırk yılda 40 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştır.
Türk hükümeti açısından ABD’nin komşu İran’daki Kürt savaşçıları destekleme ihtimali yalnızca bir dış politika sorunu değildir. Ankara, bölgenin diğer bölgelerinde güçlenen Kürt silahlı hareketlerinin Türkiye içindeki benzer hareketleri de teşvik edebileceğinden endişe etmektedir.
Son yıllarda Türkiye, Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine askeri operasyonlar düzenlemiştir. Aynı zamanda ülke içinde PKK militanlarına karşı kapsamlı güvenlik operasyonları yürütmektedir. Bu politikalar, Türkiye’nin bölgede herhangi bir Kürt bağımsızlığı fikrine ne kadar güçlü şekilde karşı çıktığını göstermektedir.
ABD–Türkiye Gerilimi Riski
ABD’nin Kürt güçlerine verdiği destek geçmişte Washington ile Ankara arasında ciddi gerilimlere yol açmıştır. Türkiye, özellikle 2010’lu yılların sonlarında Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen mücadelede ABD’nin Suriyeli Kürt güçleriyle kurduğu ortaklığa sert tepki göstermiştir. Ankara, bu grupların bazılarını PKK ile bağlantılı olmakla suçlamaktadır.
Kürt meselesi Türkiye ile İsrail arasında da zaman zaman gerilim yaratmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu Suriye’deki bazı Kürt gruplarına destek vererek geçiş sürecindeki Suriye yönetimini zayıflatmakla suçlamıştır.
Bu gelişmeler Kürt sorununun NATO’nun önemli üyelerinden biri olan Türkiye ile Batılı müttefikleri arasında önemli bir gerilim kaynağı haline geldiğini göstermektedir.
Türkiye ve İran’ın Ortak Kaygıları
Türkiye, İran ile yaşanan savaşta şu ana kadar büyük ölçüde tarafsız bir pozisyon benimsemiştir. Bölgesel rekabete rağmen Ankara ve Tahran yönetimleri, Kürt ayrılıkçı hareketleri konusunda benzer güvenlik kaygılarını paylaşmaktadır.
Geçmişte iki ülkenin güvenlik güçleri, ortak sınır bölgelerinde faaliyet gösteren Kürt militan gruplara karşı koordineli operasyonlar yürütmüş ve istihbarat paylaşımında bulunmuştur. Her iki ülke de 2017 yılında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde yapılan bağımsızlık referandumuna sert şekilde karşı çıkmıştır. Bu referandumda oyların yüzde 92’den fazlası bağımsızlık lehine kullanılmıştır.
İran’da Rejim Değişikliği Senaryosu
İran’da devlet yapısının çökmesi ya da ülkenin parçalanması, Türkiye açısından ciddi güvenlik riskleri doğurabilir. Böyle bir senaryo, Ankara’nın en çok endişe ettiği durumu ortaya çıkarabilir: uzun ve istikrarsız bir sınır hattı boyunca faaliyet gösteren silahlı Kürt gruplarının güçlenmesi.
Bir diğer önemli endişe ise yeni bir mülteci krizi ihtimalidir. Türkiye, 2011’de başlayan Suriye iç savaşının ardından yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapmaktadır. Bu durum Türkiye içinde önemli bir siyasi tartışma konusu haline gelmiştir.
Suriye’den daha büyük ve siyasi açıdan daha karmaşık bir ülke olan İran’da geniş çaplı bir çatışma ya da devletin çöküşü yaşanması halinde çok daha büyük bir göç dalgası ortaya çıkabilir. Bu durumda yüzbinlerce, hatta milyonlarca insanın batıya doğru, yani Türkiye’ye yönelmesi ihtimali bulunmaktadır. Böyle bir gelişme Türkiye üzerinde ciddi siyasi ve ekonomik baskı yaratabilir.
Bölgesel Çatışmanın Yeni Cephesi
Washington yönetimi, Kürt gruplarını ABD askerlerini sahaya sürmeden İran rejimine karşı baskı kurmanın bir yolu olarak görebilir. Ancak böyle bir strateji, bölgedeki güç dengelerini daha da karmaşık hale getirebilir ve yeni gerilimlerin ortaya çıkmasına yol açabilir.
Türkiye açısından Kürt silahlı hareketleri yalnızca bir dış politika sorunu değil, doğrudan ulusal güvenlik meselesidir. İran’daki savaşın Kürt silahlı gruplarını güçlendirmesi ya da Türkiye sınırının istikrarını bozması halinde Ankara’nın askeri ve siyasi karşılık vermesi muhtemel olacaktır.
Bu da hâlihazırda genişlemekte olan bölgesel çatışmada yeni bir cephenin açılması anlamına gelebilir.
Ben Seymour
Uluslararası İlişkiler Doktora Adayı, Nottingham Trent Üniversitesi
Eszter Simon
Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Kıdemli Öğretim Görevlisi, Nottingham Trent Üniversitesi