Suriye hâlâ silah, milis, çete ve dış müdahale açısından fazlasıyla doygun bir ülke. Nüfusunun etnik ve mezhepsel çeşitliliği, merkezi hükümete olan güvensizlikle birleşince, halk kendi güvenliğini sağlamak için etnik ve dini kimliklerine daha fazla sarılıyor.
Rob Geist Pinfold – King's College London, Uluslararası Güvenlik Bölümü
Güney Suriye’de yaşanan mezhepsel çatışmalar, Suriye’nin yeni ve kırılgan yönetimini İsrail’le doğrudan bir savaşın eşiğine getirdi. 16 Temmuz’da İsrail savaş uçaklarının başkent Şam’daki devlet binalarına yönelik saldırıları bu gerginliği daha da artırdı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in “gerilimi tırmandıran hava saldırıları” olarak nitelendirdiği bu eylemler birçok ülke tarafından da kınandı. Ancak İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, sosyal medya platformu X’te bir Suriye haber spikerinin bombardıman sırasında siper alışını gösteren bir videoyu alaycı bir şekilde paylaştı.
Savaşın Kıvılcımı: Basit Bir Suçtan Mezhepsel Kırılmaya
Çatışmaların fitilini 11 Temmuz’da gerçekleştiği iddia edilen bir olay ateşledi. İddiaya göre bir Bedevi çetesi, Şam ile Süveyda arasındaki yolda bir Dürzi tüccarı kaçırıp soydu. Bu olay sonrası Dürzi ve Bedevi milisleri arasında karşılıklı adam kaçırma ve infazlar başladı.
BBC’ye göre şimdiye kadar 600’den fazla insan bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Ateşkes sağlama girişimleri başarısız olurken, mezhep çatışmaları yeniden alevlendi.
14 Temmuz’da bölgeye giren Suriye güvenlik güçleri Dürzi milislerin pusuya düşürmesiyle karşılaştı. Hükümet güçlerinin infaz edildiğine dair haberler ülke çapında büyük tepki yarattı. Bunun üzerine rejim, tanklar ve ağır silahlarla daha fazla asker gönderdi. Ancak bu güçler, bölgeye ulaştıklarında bu kez İsrail hava saldırılarıyla karşı karşıya kaldı.
Zayıf Merkezi Hükümet ve Güvenlik Açığı
Yaşanan çatışmalar, Suriye’nin mevcut hükümetinin ülke genelinde etkili bir otorite kurmaktaki yetersizliğini gözler önüne seriyor. Özellikle Süveyda bölgesi, yıllardır fiilen özerk bir yapıda yönetiliyor. İç savaş sırasında Esad rejiminin bölgeden büyük ölçüde çekilmesiyle yerel milisler yönetimi devraldı. Bugün bu grupların silahlarını bırakmaya yanaşmaması, istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri.
Devlet otoritesinden yoksun kalan Dürzi milisler, adaleti kendileri sağlama yoluna giderek masum Bedevileri hedef aldı. Bunun üzerine Bedeviler de kendilerini savunmak amacıyla silahlandı. Her iki tarafın da insan hakları ihlalleri, yargısız infazlar gerçekleştirdiği iddiaları mevcut.
Suriye Dürzileri, yeni rejime karşı güvensizlik içinde. Bu güvensizlik, rejimin cihatçı kökenlerine ve geçmişte Dürzilere yönelik saldırılarına dayanıyor. Venezuela doğumlu din adamı Hikmet el-Hici liderliğindeki Dürzi milis grubu Süveyda Askeri Konseyi (SMC), baştan itibaren rejime düşmanca bir tutum sergiledi. Ancak bazı diğer Dürzi gruplar, Şam yönetimiyle entegrasyon görüşmeleri yürütüyordu.
Bu görüşmeler, devlet otoritesini yeniden inşa etmek için önemli bir adımdı. Ancak rejimin bölgeye tanklar ve ağır silahlarla müdahalesi, hükümete yakın duran Dürzi grupların bile tepkisine yol açtı. Bazı gruplar doğrudan hükümet güçleriyle çatışmaya girdi. Son ateşkesin ardından devlet güçlerinin geri çekilmesiyle bölge yeniden düzensiz milis yönetimine teslim oldu. Bedevi gruplar ise ateşkesi tanımayarak saldırılarını sürdürmeye başladı.
İsrail’in Rolü ve Stratejik Tercihi
Suriye’deki bu gelişmeler yalnızca mezhepsel gerilimleri artırmakla kalmadı; aynı zamanda İsrail ile Suriye arasındaki barış sürecini de sekteye uğrattı. Oysa yalnızca bir hafta öncesine kadar, iki ülkenin diplomatik ilişkileri normalleştirebileceği konuşuluyordu.
2024 Aralık’ında Esad rejiminin devrilmesiyle birlikte İsrail, Suriye topraklarının büyük bir bölümünü işgal etmiş ve ülke genelinde yoğun hava saldırıları düzenlemişti. ABD’nin baskısıyla bu saldırılar durdurulmuş, hatta İsrail, yeni Suriye yönetimiyle doğrudan müzakerelere başlamıştı.
Ancak Süveyda’da çatışmaların artması üzerine İsrail, Suriye hükümetini bölgeye büyük ölçekli askerî sevkiyat yapması durumunda "kırmızı çizgiyi" aşacağı konusunda uyardı. İsrail hükümeti, Suriye’deki Dürzi nüfusu korumayı taahhüt ettiğini belirtiyor.
Fakat yeni Suriye yönetimi, etnik ya da mezhepsel federasyon değil, merkeziyetçi ve kapsayıcı bir devlet kurmayı hedefliyor. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için Dürziler ve Kürtler gibi azınlıkların devlet çatısı altına alınması ve mezhep savaşlarına son verilmesi gerekiyor.
İsrail ise 17 Temmuz’da Başbakan Binyamin Netanyahu’nun “güçlü adımlar” diyerek duyurduğu yeni saldırılarla Şam’daki hükümet kurumlarını hedef aldı, onlarca güvenlik görevlisini öldürdü ve rejimi açıkça aşağılayan görüntüler verdi. Netanyahu, bu saldırıları “Şam’ın güneyinin silahsızlandırılması ve Dürzi kardeşlerimizin korunması” politikasının bir parçası olarak nitelendirdi.
Güvensizlik, Silahlanma ve Kaos
İsrail, ya yeni rejimle iş birliği yaparak diplomatik bir çözüm arayacaktı ya da askeri baskıyla kendi çıkarlarını korumayı sürdürecekti. Görünen o ki ikinci seçeneği tercih etti.
Suriye hâlâ silah, milis, çete ve dış müdahale açısından fazlasıyla doygun bir ülke. Nüfusunun etnik ve mezhepsel çeşitliliği, merkezi hükümete olan güvensizlikle birleşince, halk kendi güvenliğini sağlamak için etnik ve dini kimliklerine daha fazla sarılıyor.
Bu güvensizlik ortamı, güneyde patlak veren son şiddet dalgası gibi yeni krizlere zemin hazırlamaya devam ediyor. Ve görünüşe göre, kırılgan merkezi hükümetin bu durumu değiştirecek gücü şimdilik yok.