“Çocukluğu Savunmak, Eğitim Hakkı, Çocuk İşçiliği ve Suça Sürüklenen Çocuklar” başlıklı panel, 28 Şubat 2026 tarihinde Eğitim Sen Adana Şubesi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Panel, Çağdaş Hukukçular Derneği Adana Şubesi ile Eğitim Sen Adana Şubesi tarafından ortaklaşa düzenlendi.
Panelde; Prof. Dr. Adnan Gümüş “Çocuğun eğitim hakkı ve özgürlüğü”, İSİG Temsilcisi Kansu Yıldırım “Türkiye kapitalizminin çocuk işçilikle büyüme stratejisi”, gazeteci Filiz Gazi ise “Çocuk işçiliği ve suça sürüklenen çocukların Türkiye'deki karşılığı ve sonuçları” başlıklı sunumlar yaptı. Moderatörlüğü Av. Cemre Topal üstlendi.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Temsilcisi Kansu Yıldırım, konuşmasında Türkiye’de çocuk işçiliğinin yalnızca yoksullukla açıklanamayacağını, bunun doğrudan doğruya üretim modelinin bir sonucu olduğunu vurguladı.
“Çocuk işçilik kapitalizmin ilk gününden beri var”
Yıldırım, 2011 yılında İstanbul’da kurulan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin tamamen gönüllülük esasına dayandığını, hiçbir devlet ya da şirket fonu almadan iş cinayetleri ve işçi ölümlerini takip ettiklerini belirtti. Türkiye’de resmi istatistiklerin şeffaf olmadığını ifade eden Yıldırım, verileri basın taramaları, sendika ağları ve yerel kaynaklardan derlediklerini, bu nedenle açıkladıkları sayıların “en az” olduğunu vurguladı.
Çocuk işçiliğinin yeni bir olgu olmadığını söyleyen Yıldırım, “Kapitalizmin ortaya çıktığı ilk andan itibaren çocuklar en ucuz, en savunmasız ve en kolay sömürülebilir iş gücü olarak görüldü” dedi. Türkiye’de çocuk işçiliği tartışmalarının 1980’lerin sonlarından itibaren daha sistematik biçimde ele alınmaya başlandığını hatırlattı.
Türkiye çocuk yoksulluğunda Avrupa’nın ilk sıralarında
Konuşmasında TÜİK ve OECD verilerine atıfta bulunan Yıldırım, Türkiye’de çocuk yoksulluğunun Avrupa’nın en yüksek oranlarından birine sahip olduğunu söyledi. TÜİK verilerine göre her 10 çocuktan 4’ünün yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olduğunu belirtti.
OECD’nin 2024 tarihli “Yaşam Nedir?” raporuna değinen Yıldırım, “Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 20’si maddi imkânsızlık nedeniyle en az bir öğün yemek yiyemiyor. Yani her beş çocuktan biri okula aç gidiyor” dedi.
Yıldırım’a göre çocukların okuldan kopuşu ve işçileşmesi bu tabloyla doğrudan bağlantılı:
“Çocuklar aç gitmemek, aile bütçesine katkı sunmak ya da hayatta kalmak için okuldan kopuyor ve çalışma yaşamına dahil oluyor.”
Çocuk işçilik oranı pandemiden sonra yüzde 20’yi aştı
TÜİK’in 2006, 2012 ve 2019 çocuk işgücü araştırmalarına dikkat çeken Yıldırım, çocuk işçiliğinin uzun yıllardır yüzde 16–17 bandında seyrettiğini, ancak pandemi sonrası dönemde yüzde 20’nin üzerine çıktığını ifade etti.
Çocuk işçilerin iki ana kategoride yoğunlaştığını belirtti:
- Ücretli, yevmiyeli ve geçici işler
- Ücretsiz aile işçiliği (özellikle mevsimlik tarım)
“Çocuk işçiliği yalnızca yoksulluğun sonucu değil; üretim ilişkilerinin doğrudan bir çıktısıdır” diyen Yıldırım, çocukların sendikalaşma hakkının olmaması ve güvencesiz çalıştırılmaları nedeniyle en savunmasız kesimi oluşturduğunu söyledi.
“Çalışma yaşı fiilen 5–6’ya kadar indi”
Yıldırım’ın aktardığı İSİG verilerine göre son yıllarda yüzlerce çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 4–14 yaş aralığında yüzlerce, 15–17 yaş aralığında ise daha fazla sayıda çocuk işçi hayatını kaybetti.
“Yasalara göre 15 yaşın altındaki çocuklar çalıştırılamaz. Ancak fiilen çalışma yaşı 5–6 yaşlara kadar inmiş durumda” diyen Yıldırım, özellikle mevsimlik tarım işçisi çocukların trafik kazaları, boğulmalar ve denetimsiz servis taşımacılığı nedeniyle yaşamlarını yitirdiğini belirtti.
Sanayi ve inşaat sektöründe ise en sık ölüm nedenlerinin yüksekten düşme, ezilme, patlama ve yanma olduğunu ifade etti.
Çocuk işçiliğinin yoğunlaştığı dört havza
Yıldırım, çocuk işçiliğinin özellikle dört bölgede yoğunlaştığını söyledi:
- Marmara havzası (İstanbul–Kocaeli)
- Urfa–Antep hattı
- Konya–Aksaray hattı
- Adana–Mersin hattı
Bu bölgelerde tarım, inşaat, metal, tekstil, kimya, taşımacılık ve madencilik sektörlerinde çocuk işçiliğinin yaygın olduğunu belirtti.
“İş cinayetlerinin yoğunlaştığı illerle organize sanayi bölgelerinin yoğunlaştığı iller neredeyse birebir örtüşüyor” diyen Yıldırım, bunun ihracata dayalı, ucuz emek temelli büyüme modelinin sonucu olduğunu söyledi.
“Mesleki eğitim ucuz emek deposuna dönüştü”
Yıldırım, özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve özel meslek liseleri üzerinden çocuk emeğinin sistematik biçimde üretime dahil edildiğini belirtti.
2019 yılında mesleki eğitim döner sermaye gelirlerinin 356 milyon TL iken, son yıllarda 7,1 milyar TL’ye yükseldiğini aktaran Yıldırım, özel meslek liselerinde okuyan yaklaşık 151 bin öğrenci için devletin okul başına yıllık yaklaşık 50 bin TL teşvik verdiğini söyledi.
“Son üç yılda meslek liseleri ve mesleki eğitim üzerinden patronlara aktarılan kaynak 1,8–1,9 milyar doları buldu” diyen Yıldırım, bu sistemin iş gücü piyasasına ucuz, güvencesiz ve tazminatsız emek sunduğunu ifade etti.
“Meslek lisesi öğrencisi fiilen işçi ama hukuken işçi değil. Bu yüzden iş güvencesi, kıdem tazminatı gibi haklardan yararlanamıyor” dedi.
“3 milyon genç ne eğitimde ne istihdamda”
Türkiye’nin Avrupa’da “ne eğitimde ne istihdamda” (NEET) genç oranında ilk sırada olduğunu belirten Yıldırım, yaklaşık 3 milyon gencin ne okuduğunu ne de çalıştığını söyledi.
Meslek liselerinden mezun olan yaklaşık 550 bin gencin de bu kategoride yer aldığını belirten Yıldırım, “Meslek liseleri gençlere altın bilezik takmıyor; tersine işsizliği yeniden üretiyor” dedi.
OECD’nin 2023 raporlarında da Türkiye’deki yapısal reformların yetersizliğine dikkat çekildiğini ifade etti.
“Çocukların ölmemesi basit önlemlere bağlı”
Konuşmasının sonunda Yıldırım, bugüne kadar yüzlerce çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini belirterek şunları söyledi:
“Çocukların ölmemesi çok basit düzenlemelere ve etkin denetime bağlı. Ancak bu denetimler bilinçli biçimde yapılmadığı için çocuklar aramızda değil. Bu model sürdüğü sürece çocuk işçilik de, çocuk ölümleri de sürecektir.”
Panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.