Kavganın Haziranı: Nazım’dan Gezi’ye Bir Umut Estetiği

Abone Ol

Haziran, Türk edebiyatının ve toplumsal hafızasının en derin sızılarını koynunda taşır. Takvimin yaprakları 2 Haziran’ı gösterdiğinde Orhan Kemal’in emekçi kalemini ve Ahmed Arif’in dağ kokan feryadını; 3 Haziran’da ise Nâzım Hikmet’in o devasa mavi yüreğini sonsuzluğa uğurladık.


Haziran sadece şairlerin gitme vakti değildi; o aynı zamanda sokakları nehre dönüştüren bir direnişin, Gezi’nin de ayıydı. Ömürlerinin baharında, bir halkın onur çığlığında toprağa düşen Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert ve Medeni Yıldırım bu ayda katledildiler.

Kalemini özgürlüğe adayan ustaların ve adalet arayışında katledilen o güzel çocukların anısı önünde saygıyla eğiliyorum.


***

Avrupa’da Rimbaud ve Lautréamont ile esen modern rüzgârlar, Türkiye’de Nâzım Hikmet’in sesiyle bir fırtınaya dönüştü. Şiiri hecenin dar kalıplarından, uyağın ve klasik koşuklama kurallarının prangalarından ilk kurtaran odur. Ne ironiktir ki, Türk şiirinde "nazım" kelimesi, adıyla müsemma bir şairle kabuk değiştirmiş ve geleneksel nazımdan serbest nazma geçişin miladı olmuştur.

Nâzım Hikmet’in zamana meydan okuyan büyüklüğü, yalnızca ideolojik çizgisiyle sınırlandırılamaz. Bugün onunla aynı dünya görüşünü paylaşmayan yazar, şair ve eleştirmenlerin bile onu Türkçenin en görkemli burçlarından biri olarak kabul etmesi, estetik dehasının bir sonucudur. Ancak egemen düzenin ve bilhassa banka sermayeli yayınevlerinin sansürcü hafıza kırımına inat, onun şu haykırışını akıllara kazımak boynumuzun borcudur: "Sevdalınız Komünisttir."

Onun getirdiği yenilik sadece biçimsel değildi; toplumcu gerçekçiliğin felsefesiyle şiirin kalbini sokakla birleştirdi. Modern şiir artık aşkı sadece "aşk", barışı sadece "barış" kelimesine hapsederek anlatmıyor. Çağdaş poetika, bu kavramları imgelerin, simgelerin ve çok katmanlı sembollerin diliyle yeniden kuruyor.

Nâzım’ın imge işçiliğini ve umut estetiğini anlamak için onun ölümsüz eseri "Nikbinlik" (İyimserlik) şiirine bakmak yeterlidir. Bu dizeler, çarkların arasında sapsarı birer iskelete dönen, fabrikalarda ömürleri öğütülen çocukların trajedisini betimler. Şairin, bu ağır toplumsal eşitsizliği ve acıyı işlerken aynı zamanda ufuktaki aydınlığı işaret etmesi bir çelişki değil, bilakis diyalektik bir sentezdir. Bu köklü iyimserlik, onun sarsılmaz sosyalizm ütopyasından ve insana olan inancından beslenir.

"Güzel günler göreceğiz çocuklar, / güneşli günler / göreceğiz… / Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar, / ışıklı maviliklere süreceğiz çocuklar, / Açtık mıydı hele bir / son vitesi, / adedi devir / Motorun sesi. / Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir / ne harikûlâdedir / 160 kilometre giderken öpüşmesi… / Hani şimdi biz / bir peri masalı dinler gibi seyrederiz / ışıklı caddelerde mağazaları, / hani bunlar / 77 katlı yekpare camdan mağazalardır. / Hani şimdi biz haykırırız / Cevap: / açılır kara kaplı kitap: / zindan… Kayış kapar kolumuzu / kırılan kemik / kan. / Hani şimdi bizim soframıza / haftada bir et gelir. / Ve / çocuklarımız işten eve / sapsarı iskelet gelir… / Hani şimdi biz…/ İnanın: /güzel günler göreceğiz çocuklar / güneşli günler / göreceğiz. / Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar, / ışıklı maviliklere / süreceğiz…”

Sonsöz


Tarihin akışı, fabrikaların kararttığı çocuk yüzleri ile meydanlarda susturulan gençlerin çığlığını aynı trajik nehirde buluşturuyor. Nâzım’ın "sapsarı iskelet" dediği işçi çocuklar ile Haziran’ın göğü altında toprağa verilen Gezi’nin çocukları, aynı sömürü düzeninin ve aynı amansız karanlığın kurbanlarıdır.

Fakat şairin felsefesi bize saf bir ağıt yakmayı değil, diyalektik bir direnişi de miras bırakmıştır.

Karartmalar, kapatmalar, tutuklamalar, doğa ve insan katli dün olduğu gibi bugün de gerçektir; ancak en az onun kadar gerçek olan bir şey daha vardır: İnsanlığın bitmeyen özgürlük ve eşitlik arayışı. Sermayenin sansürüne, tarihin tahrifine ve egemenlerin şiddetine karşı şiir, her zaman sokakların ve ezilenlerin sığınağı olacaktır. Çünkü o büyük ustaların ve katledilen genç hayatların bizlere bıraktığı asıl miras; her şeye rağmen motorları o muazzam maviliklere sürme iradesidir.

Selam olsun Haziran’da gidenlere, selam olsun güneşi zapt edecek çocuklara...