Yıllar yalnızca takvim yapraklarında ilerlemez; insanların hayatlarında da derin izler bırakır.
KHK'lerle görevlerinden uzaklaştırılan arkadaşlarımız için geçen yıllar, sadece işlerini kaybettikleri bir dönem olmadı. Aynı zamanda umutlarını, mesleklerini, sosyal çevrelerini ve gelecek planlarını yeniden kurmaya çalıştıkları ağır bir sınavın adı oldu. Kimileri emekliliğe ulaşamadan yaşamını yitirdi, kimileri çocuklarını büyütürken işsizliğin ve dışlanmışlığın yükünü omuzladı, kimileri ise hâlâ bir gün adaletin tecelli edeceği umuduyla beklemeye devam ediyor.
Arkadaşlarımızın yaşadıklarını gördükçe hayatın ne kadar acımasız ve adaletsiz olabileceğini daha iyi anlıyorum. İnsan, yaşamadığı acıyı tam anlamıyla hissedemiyor. Bizler de KESK'li arkadaşlarımızın yaşadıklarının ancak çok küçük bir bölümünü anlayabiliyoruz. Zaman ve sistem, ne yazık ki çoğumuzu duyarsızlaştırdı; yaşanan haksızlıklar ise sıradanlaştırılmaya çalışıldı.
Artık yeter.
KHK'de adalet bekleyişi sona ermeli.
Yıllardır süren hukuksuzluk, belirsizlik ve mağduriyet daha fazla uzatılmamalıdır. Adalet, geciktirildikçe adalet olmaktan çıkmaktadır.
Çerçeve Yasa Umudu Yeniden Gündemde
Şimdi ise uzun yılların ardından yeniden bir umut filizleniyor.
Önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmesi beklenen Çerçeve Yasa çalışması, KHK'lı kamu emekçilerinin yaşadığı hak kayıplarının giderilmesine yönelik yeni bir tartışma zemini oluşturma potansiyeli taşıyor. Elbette hiçbir yasa, tek başına yılların yarasını bir anda saramaz. Yaşanan süreçlerin bıraktığı izler kolay silinmez.
Ancak bu süreç, yıllardır beklenen adaletin gecikmeden hayata geçirilmesi için önemli bir fırsattır. Bu fırsatın kaçırılmaması, KHK mağduriyetlerinin kalıcı biçimde çözüme kavuşturulması artık ertelenemez bir sorumluluktur.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey ise daha güçlü bir dayanışma, daha örgütlü bir mücadele ve adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da karşılık bulacağına dair ortak bir inançtır.
Ortak Mücadele Zamanı
Bu nedenle KESK bünyesinde örgütlü KHK'lı kamu emekçilerinin, Çerçeve Yasa sürecinde ortak bir mücadele programı oluşturması büyük önem taşıyor.
Özellikle yasa görüşmelerine kadar geçecek süreçte illerde eş zamanlı basın açıklamaları yapılması, kamuoyunu bilgilendiren etkinliklerin düzenlenmesi ve sosyal medya çalışmalarının güçlendirilmesi demokratik katılımın doğal araçları olarak değerlendirilmelidir. Genel Merkez ile şubelerin eş güdüm içinde hareket etmesi ise ortak sesin daha görünür ve daha etkili olmasını sağlayacaktır.
Son dönemde bazı siyasi partilerin KHK meselesini yeniden gündeme taşıması da dikkat çekici bir gelişmedir. DEM Parti'nin KHK sorununu grup toplantısında ele alması, konunun yeniden TBMM gündemine taşınması açısından önemlidir. KHK mağduriyetinin Meclis'te daha görünür hale gelmesi, çözüm beklentisini de güçlendirmektedir.
Mesele Sadece Göreve Dönüş Değil, Hukuk Devletidir
Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli konu, hazırlanacak olası yasal düzenlemenin kapsamı ve içeriğidir.
Arkadaşlarımızın beklentisi yalnızca teknik bir düzenleme yapılması değildir. Beklenen; yıllardır süren hak kayıplarını gerçekten giderecek, hukuk devleti ilkesini güçlendirecek ve benzer mağduriyetlerin bir daha yaşanmaması için kalıcı güvenceler oluşturacak bir düzenlemedir.
Çünkü KHK meselesi yalnızca işini kaybeden insanların sorunu değildir. Aynı zamanda hukuk devletinin, adil yargılanma hakkının, çalışma hakkının ve demokratik kamu yönetiminin geleceğiyle doğrudan ilgilidir.
Önümüzdeki dönemde alınacak kararlar yalnızca geçmişin muhasebesini yapmayacak; Türkiye'nin gelecekte nasıl bir hukuk anlayışıyla yoluna devam edeceğini de belirleyecektir.
Belki yıllardır beklediğimiz adalet bir günde gelmeyecek.
Belki bütün yaralar aynı anda sarılmayacak.
Ama biliyoruz ki hiçbir hak mücadelesi kendiliğinden kazanılmadı.
KHK'de adalet bekleyişi artık sona ermelidir.
Çünkü adalet, en çok da onu yıllardır sabırla bekleyenlerin hakkıdır.