Diyarbakır’da basın toplantısı düzenleyen Amed Emek ve Demokrasi Platformu, barış sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen hukuki düzenlemenin çatışmasızlık ortamı açısından kıymetli bir ilk adım olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını vurguladı. Platform, kalıcı barışın ancak anayasal statü, eşit yurttaşlık, anadil hakkı ve sendikal özgürlüklerin sağlanmasıyla mümkün olacağını ifade etti.
Amed Emek ve Demokrasi Platformu, Türkiye’de yürütülen barış ve demokratikleşme sürecine ilişkin görüş, eleştiri ve taleplerini kamuoyuyla paylaşmak amacıyla Eğitim Sen Diyarbakır 1 No’lu Şube binasında geniş katılımlı bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
Türkçe ve Kürtçe olarak iki dilde hazırlanan ortak metin, platform üyeleri Şerefhan Aydın ve Saliha Zorlu tarafından okundu.
"Çerçeve Yasa Kıymetli Bir İlk Adımdır Ama Yetersizdir"
Açıklamada, Kürt sorununun çözümü ve çatışmasızlık zemininin sağlanması adına çıkarılan yasal düzenlemenin tarihi bir önem taşıdığı kabul edilmekle birlikte, yasanın mevcut haliyle sorunun köklü nedenlerine temas etmediği kaydedildi.
Metinde öne çıkan değerlendirmeler şu şekilde sıralandı:
Tarihi Fırsat ve Çatışmasızlık: Yüzyıllık inkar/isyan diyalektiği ile 50 yıllık çatışmalı sürecin hukuki zemine taşınması, yoksul emekçiler ve halklar için büyük bir umut kaynağı olmuştur. Silahların susması ve yeni acıların yaşanmaması sürecin en önemli kazanımıdır.
Toplumsal Beklentiler ve Kapsam Eksikliği: Mevcut yasa; Kürt halkının temel haklarının tanınması, anayasal statüye kavuşması, anadil hakkı, yerel demokrasi ile düşünce ve ifade özgürlüğü gibi temel başlıklarda kapsayıcı bir güvence sunmamaktadır.
Baskı Politikaları ve KHK İhraçları: Düzenleme; siyasetçiler, gazeteciler, sendikacılar ve hak savunucuları üzerindeki yargı baskısını sona erdirecek bir reform içermediği gibi, KHK'lerle ihraç edilen kamu emekçilerinin mağduriyetini de gidermemektedir.
"Çatışmalı Ortam Emekçileri Bölüyor ve Örgütsüzleştiriyor"
Çatışma ve savaş politikalarının en büyük bedelini yoksul emekçi kesimlerin ödediğine dikkat çekilen açıklamada, sermaye ve iktidarın bu ortamdan beslendiği ifade edildi. Kutuplaşmanın derinleşmesiyle emekçilerin ortak haklar etrafında birleşmesinin zorlaştırıldığı, bunun sonucunda ise asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ve yoksulluğun derinleştiği belirtildi.
Çatışmasızlık ortamının tek başına kendiliğinden demokrasi veya ekonomik refah getirmeyeceği hatırlatılarak, kaynakların savaştan alınıp eğitime, sağlığa ve kamu hizmetlerine aktarılmasının ancak emekçilerin örgütlü mücadelesiyle sağlanacağı vurgulandı.
Kalıcı Barış İçin Somut Talepler
Amed Emek ve Demokrasi Platformu, Meclis çatısı altında daha önce kurulan komisyonlara da sunmuş oldukları raporların arkasında durduklarını belirterek kalıcı toplumsal barış için şu acil adımların atılması gerektiğini bildirdi:
Kayyım Rejimine Son Verilmesi: Kayyım uygulamalarından derhal vazgeçilmeli ve yerel demokrasi güçlendirilmelidir.
Yargı Kararlarının Uygulanması: Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları eksiksiz biçimde yerine getirilmelidir.
Hak İadeleri ve Mağduriyetlerin Giderilmesi: KESK’e bağlı sendikalardan ihraç edilen emekçiler ile Barış İmzacıları akademisyenlerin hakları iade edilmelidir.
Temel Özgürlüklerin Güvencesi: Düşünce, ifade, basın, örgütlenme, gösteri ve yürüyüş hakkı güvence altına alınmalı; kadınların eşit ve özgür yaşamı desteklenmelidir.
Sendikal Haklar: Sendikal hak ve özgürlükler uluslararası standartlara ve normlara uygun hale getirilmelidir.
Platform üyeleri, barışın iktidarın tek taraflı tasarrufundan çıkarılarak toplumun ortak meselesi haline getirilmesi gerektiğini ve bu yöndeki kararlı mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek açıklamayı sonlandırdı.
Okunan Basın Bülteninin Tamamı Şu şekilde:
Barış Emekçilerin Ortak Mücadelesi ile Gelecek!
Yaklaşık 2 yıl önce Türkiye halklarının tamamı için beliren barış umudu, tarafların karşılıklı iradesi ve kararlılığı ile devam etmiş, bu süre içinde Kürt sorunu çatışma zemininde tartışılmaktan uzaklaşmış ve nihayet geçtiğimiz hafta hukuki zemine taşınmıştır. 100 yıllık inkar/isyan diyalektiği ve 50 yıllık çatışmalı sürecin hukuki zeminde tartışılmasına olanaklar sunan bu yasa tüm eksikliklerine rağmen halklara ve yoksul emekçilere umut olmuştur. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin ilk kez yasal bir düzenleme yapılmış olması, Türkiye’nin yakın siyasal tarihi bakımından kuşkusuz önemli bir gelişmedir. Değişen dünya ve Ortadoğu konjonktürü kalıcı barış ortamını zorunlu kılıyor. Kısmen konoktürün dayatması kısmen toplumsal ihtiyaçlar göz önüne alınarak girilen bu süreç her halukarda kıymatli bir süreçtir ve tüm emek örgütleri, sivil toplum alanları olarak destek verilmesi, güçlendirilmesi, olumlu sonuçlanması için çaba ve mücadele sahibi olunması gereken bir süreçtir.
On yıllardır süren çatışmalı ortamda yaşamını yitirenlerin, evlatlarını kaybeden ailelerin, yerinden edilenlerin, yaşamlarının önemli bir bölümünü cezaevlerinde ve sürgünde geçirenlerin, savaş politikalarının ekonomik ve toplumsal sonuçlarını taşıyan milyonların bulunduğu bir ülkede silahların susmasının önemi tartışmasızdır. Bu yasayla birlikte çatışmasızlığın yasal bir zemine kavuşturulmak istenmesi de bu açıdan önemlidir.
Ancak bu yasa Kürt halkının temel haklarının,tanınması, anayasal statüye kavuşması ve bir bütünen Türkiye nin demokratikleşmesinin yasası olmaktan uzaktır. Ancak içinde bulunulan otoriter yönetim biçiminin imkansız hale getirdiği diyalog ortamının oluşmasına zemin hazırlaması , ihtiyaç duyulan demokratikleşme adımlarının ifade bulmasına kapı aralaması çok yönlü fırsatlar da sunmaktadır.
Bir ilk adım yasası olarak bu yasa mevcut haliyle, Kürt sorununun tarihsel, siyasal, toplumsal ve kültürel nedenlerine ilişkin bütünlüklü bir yaklaşım ortaya koymamaktadır. Yerel demokrasi, anadil hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü gibi temel başlıklarda kapsamlı bir düzenleme getirmemektedir.
Dolayısıyla Çerçeve Yasa olarak da ifade edilen bu yasa, Türkiye’nin bugün yaşadığı ağır demokrasi ve hukuk sorunlarının çözümüne ilişkin bir güvence sunmamaktadır.
Siyasetçiler, gazeteciler, sendikacılar, öğrenciler ve hak savunucuları üzerindeki yargı baskısını ortadan kaldıracak herhangi bir demokratikleşme düzenlemesi bulunmamaktadır. Aynı şekilde KHK’lerle hukuksuz biçimde kamu görevinden çıkarılan binlerce kamu emekçisinin yaşadığı adaletsizlik de giderilmemektedir.
Çatışmasızlık zemininin kalıcı ve kapsayıcı bir barış ortamına dönüşmesi için gerekli demokratikleşme adımları bir an önce atılmaya başlanmalıdır..
Çatışmalı Ortamın Emekçiler Açısından Karşılığı Kutuplaşma ve Örgütsüzlüktür
Yıllardır çatışmalarda kaybettiklerimizin büyük çoğunluğunun yoksul emekçi halkların çocukları olduğuna dikkat çektik. Bu süreçte yoksul hanelere yeni acıların düşmüyor olması, emekçiler ve halklarımız açısından sürecin en önemli kazanımıdır.
Çatışmalı dönemler, benzer süreçlerin yaşandığı pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de toplumsal ayrışmayı ve kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Aynı işyerinde, aynı koşullarda çalışan ve aynı sömürü düzeninin sonuçlarını yaşayan emekçilerin ortak hak ve çıkarları etrafında buluşması zorlaşmış; kutuplaştırıcı politikalar zemin bulmuş, sınıf dayanışmasını zayıflatmıştır. Sonuç olarak örgütsüz bırakılan emekçiler kaybetmiştir. Bugün asgari ücret yalnızca açlık sınırının altında kalmamış, milyonlarca çalışan için ortalama ücrete dönüşmüştür. Kamu emekçileri yoksulluk sınırının altında ücretlerle yaşamaya mahkûm edilirken, emekli aylıkları ortalama bir ev kirasını dahi karşılayamayacak düzeye gerilemiştir.
Elbette çatışmaların sona ermesiyle kendiliğinden demokrasi gelmeyeceği gibi emek sömürüsü de kendiliğinden sona ermeyecektir. Neo-liberal ekonomi politikalarının dayattığı otoriter rejimler savaşların yarattığı ortamlardan beslenmektedir.
Ancak çatışmasızlık ortamı, emekçilerin ortak mücadele zeminlerini güçlendirebilecek önemli imkânlar yaratabilecektir. Kutuplaşmanın gerilemesi, emekçilerin ortak sorunlarını ve sınıfsal çıkarlarını daha görünür hale getirebilir; birlikte örgütlenmenin ve mücadele etmenin koşullarını güçlendirebilecektir.
Yıllardır savaş ve güvenlik politikalarına ayrılan devasa kamu kaynaklarının toplum üzerinde yarattığı ekonomik yük de ortadadır. Elbette ki, silaha ve çatışmaya ayrılan kaynakların AKP iktidarı tarafından kendiliğinden eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe, istihdama ve nitelikli kamu hizmetlerine aktarılacağını düşünmek gerçekçi değildir.
Bu kaynakların sermayenin ihtiyaçlarına değil halkın ihtiyaçlarına, kamusal hizmetlere ve emekçilere ayrılmasını sağlayacak olan yine emekçilerin örgütlü ve kararlı mücadelesidir.
Bugünkü iktidarın demokrasi sicili ortadadır. Yargının siyasallaştırılmasından kayyım politikalarına, laik ve seküler yaşam tarzına yönelik müdahalelerden grev yasaklarına ve sendikal baskılara, KHK rejiminden düşünce, ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğünün sınırlandırılmasına kadar uzanan antidemokratik uygulamalar önümüzde durmaktadı
Ancak buradan çıkarılması gereken sonuç, emekçilerin, emek örgütlerinin, sendikaların barış ihtimaline sırt çevirmesi değil, oluşabilecek zemini emek ve demokrasi mücadelesini büyütme fırsatına dönüştürmektir.
Esas olan, barışı iktidarın tasarrufundan çıkarıp toplumun meselesi haline getirmek; barış mücadelesini demokrasi, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle birlikte büyütmektir.
Amed emek ve demokrasi platformu olarak kalıcı ve toplumsal bir barışın nasıl tesis edilebileceğine ilişkin eleştirilerimizi ve her biri hayati öneme sahip önerilerimizi içeren raporlarımız ilgili merkezi yönetimlerimiz tarafından daha önce meclis çatısı altında oluşturulmuş olan komisyonlara iletilmişti. Sunmuş olduğumuz raporlarımızın bugün de arkasında olduğumuzu belirtiyoruz.
Kayyım rejiminin sona erdirilmesi; AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması; düşünce, ifade, basın, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüklerinin güvence altına alınması; KESK iş kollarına bağlı sendikalarda emek , barış ve demokrasi mücadelesi yürüttüğü için ihraç edilmiş KESK li ihraçların bir an önce işlerine iade edilmeleri; Barış imzacısı akademisyenlerin mağduriyetlerinin ortadan kaldırılması; demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması; eşit yurttaşlık ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi; kadınların eşit ve özgür yaşamının güvence altına alınması; sendikal hak ve özgürlüklerin uluslararası normlara uygun hale getirilmesi başlıklarında düzenlemeler olmadan emekçiler barışın gerçek kazanımlarını gündelik yaşamlarında hissedemeyeceklerdir.
Bunu sağlayacak esas güç ise emekçiler, halklar, kadınlar ve ortak mücadelemizdir.
Emek, demokrasi ve barış mücadelemizi birlikte ve kararlılıkla sürdüreceğiz
AMED EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU