Türkiye, uzun yıllardır KHK'lerle ihraç edilen kamu emekçilerinin yarattığı büyük bir hukuki ve toplumsal sorunu taşımaya devam ediyor. Bugün artık tartışılması gereken konu, bu sorunun varlığı değil; nasıl çözüleceğidir.
Çerçeve yasa hazırlıkları kamuoyunda farklı başlıklar üzerinden tartışılırken, KHK'lilerin işe iadesi meselesi de bu sürecin en önemli gündemlerinden biri olmak zorundadır. Çünkü bu sorun, yalnızca binlerce kamu emekçisinin meselesi değil; hukuk devleti ilkesinin, kamu vicdanının ve toplumsal barışın da bir sınavıdır.
Oysa çözüm sanıldığından çok daha yakındır.
Bugün hakkında beraat kararı verilen, takipsizlikle sonuçlanan ya da herhangi bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan binlerce kişinin kamu görevine dönüşünün önünde hukuki değil, idari ve siyasi engeller bulunmaktadır. Bu dosyaların önemli bir bölümü için yeni ve uzun yasal düzenlemelere ihtiyaç yoktur. Siyasi irade gösterildiği takdirde, idari işlemlerle ve kısa süre içinde göreve iadeler gerçekleştirilebilir.
Yargılaması devam eden dosyalar açısından da tablo farklı değildir. Hukukun temel ilkesi olan makul sürede yargılanma hakkı işletildiğinde ve süreçler gereksiz biçimde uzatılmadığında, yıllardır belirsizlik içinde bekletilen binlerce dosya kısa sürede sonuçlandırılabilir. Adaletin gecikmesi, yalnızca bireylerin değil, devletin de itibarını zedelemektedir.
Çerçeve yasa hazırlanırken bir başka önemli adım daha atılabilir. Geçmişte "münfesih örgüt yöneticiliği, üyeliği, propagandası ile irtibat ve iltisak" gerekçeleriyle kamu görevinden çıkarılanların da düzenlemenin açık kapsamına alınması, sorunun önemli ölçüde çözülmesini sağlayacaktır. Böyle bir düzenleme, binlerce KHK'linin hukuki durumunun tek seferde yeniden değerlendirilmesinin önünü açabilir.
Aslında burada cevap bekleyen soru, "KHK'liler işe iade edilebilir mi?" değildir.
Asıl soru şudur:
İstenildiğinde yapılabilecek bir düzenleme neden hâlâ yapılmıyor?
Hukukçuların uzun süredir dile getirdiği gibi, işe iadeler yalnızca yeni bir kanunla değil; uygun görülecek bir genelge, idari düzenleme veya farklı bir hukuki mekanizma ile de gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla çözüm araçları bilinmektedir. Eksik olan şey, bu araçları kullanacak siyasi iradedir.
Bugün çerçeve yasa üzerinde çalışanların önünde önemli bir fırsat bulunmaktadır. Atılacak adım yalnızca KHK'lilerin işe dönüşünü sağlamayacaktır. Aynı zamanda yıllardır tartışılan "irtibat" ve "iltisak" gibi hukuk güvenliğini zedeleyen uygulamaların yeniden değerlendirilmesine, kamu yönetiminde hukuki öngörülebilirliğin güçlenmesine ve toplumsal normalleşmeye de katkı sunacaktır.
Bu mesele herhangi bir siyasi partinin ya da belirli bir toplumsal kesimin sorunu değildir. Bu mesele, hukuk devleti ilkesine bağlı herkesin ortak meselesidir. Çünkü hukukun temel amacı yalnızca cezalandırmak değil, haksızlıkları giderebilmektir.
Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni mağduriyetler üretmek değil, geçmişte yaşanan mağduriyetleri ortadan kaldıracak cesur adımlardır.
KHK'lilerin işe iadesi için gerekli hukuki araçlar büyük ölçüde mevcuttur.
İhtiyaç duyulan tek şey, bu sorunu gerçekten çözmeye karar verecek bir siyasi iradedir.
Güven Boğa olarak, 20 yıl öğretmenlik yaptım. Bu süreçte Eğitim Sen Adana Şubesi'nde, şube başkanlığı da dahil olmak üzere uzun yıllar yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundum.
18 Kasım 2014 tarihinde Seyhan Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü olarak göreve başladım. Ancak 22 Kasım 2016 tarihinde yayımlanan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edildim.
Göreve iadem için sürdürdüğüm hukuk mücadelesi kapsamında yaptığım bireysel başvuru, 3 Haziran 2024 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi'nde karara bağlanmayı bekliyor.