MİZAH ve SİYASET

Abone Ol

MİZAH ve SİYASET

Mizah-Hiciv

Mizah; gerek hayatta gerekse sanat ve edebiyatta kullanımı itibarıyla yaşanan gerçekliğe farklı bir bakış açısıyla bakabilen, sorgularken gülümseten, gülümsetirken düşündüren, düşündürürken farklı noktalara dikkatleri çekebilen bir anlatım tarzıdır (1).

Mizah veya eskilerin deyişi ile hiciv, demokratik toplumların vazgeçilmez ifade biçimlerinden biridir ve doğası gereği sarsıcı, rahatsız edici ve kışkırtıcıdır. Mizahın temel amacı toplumsal aksaklıkları, siyasal iktidarı ve yerleşik kabulleri eleştirmektir. Mizah ile siyaset arasındaki ilişki, iktidar ile yurttaş arasındaki mesafeyi ölçen görünmez bir cetvel gibidir; mizah özgürse toplum da kendini daha özgür ifade edebilir. Mizah; siyasal kararları, yöneticileri, kurumları ve toplumsal alışkanlıkları eleştirel bir gözle değerlendirme olanağı sunar. Bu yönüyle yalnızca eğlendiren değil, aynı zamanda düşündüren ve kamusal tartışmayı zenginleştiren bir araçtır (2).

Bir toplumda mizah varsa korkmamak gerekir çünkü o toplum yaşar. Ama zekası bir tür damar sertleşmesine uğratılıp, mizah yaratamayan bir toplum haline dönüştürülmek isteniyorsa o zaman korkmamız gerekir (3). Mizahsız bir toplum esnekliğini kaybeder ve bazen çok acı biçimde kırılır. Şu an mizah-siyaset-toplum üçgeninde bir kırılma anı yaşıyoruz.

Mizah ve İnsan

Mizahın insan ile olan ilişkisine baktığımızda; mizahın iyileştirici gücü, kişinin kendi eksiklikleriyle, hatalarıyla, göremedikleriyle, duyamadıklarıyla, dokunmadıklarıyla yüzleşebilmesini kolaylaştırmasından gelir. Kendine gülebilen birey ve toplumlar daha az dogmatik olurlar, yaşamla daha barışıktırlar. Buna karşılık, kimliğini, inançlarını veya siyasal görüşlerini sürekli tehdit altında hisseden kişiler mizahı bir saldırı olarak algılarlar. Burada sorun gülmenin kendisinden çok, ortaya çıkardığı öz eleştiri imkânıdır.

Mizah ve Kamusal Alan

Eğer gülmek insanları rahatlatıyor, eleştirel düşünmeyi güçlendiriyor ve toplumsal yaraları görünür kılarak iyileştirici bir işlev görüyorsa, otoriter rejimler bundan rahatsız olur. Otoriter yönetimlerin mizahı bir tehdit olarak görmesi tesadüf değildir. Çünkü mizah görünmeyeni ortaya çıkararak yalnızca bir eğlence biçimi değil, aynı zamanda demokratik yaşamın ve özgür yurttaşlığın bir göstergesi olarak kamusal alanı ve kitleleri harekete geçirebilir (2).

Hannah Arendt, kamusal alanı insanların özgürce konuşup eyleyebildiği bir alan olarak tanımlar (4). Mizahın kamusal alan ile olan ilişkisinde ise bu alan en önemli ifade biçimlerinden biridir. İnsanların gülme, eleştirme ve sorgulama hakkına duyulan tahammülsüzlük, kamusal özgürlüklerin daralmasının işaretlerinden birisidir. Otoriter iktidarlar mizahtan ve kamusal alandan çok korktukları için yine kamusal alanları yasaklama yoluna giderler.

Mizah ve iktidar ilişkisinde mizahın kamusal alanda sergilenme cesareti ve eleştirel tavrı iktidar veya egemenlerin konfor alanlarını bozar ve her zaman risk taşır. Bu nedenle iktidarlar en kısa sürede bunu bastırmak ister. Mizahtan rahatsız olma halinin çoğulculuk ve demokrasi ile bağlantılı bir yönü de vardır. Demokratik toplumlarda farklı düşüncelerin yan yana yaşayabilmesi için siyasal erkin insanların kendileriyle, kurumlarla ve yönetenlerle ilgili eleştirilere hoşgörü gösterebilmesi ve bunun için demokratik kanalları açması gerekir. Mizah bu hoşgörünün önemli araçlarından biridir. Gülmeye yönelik tepki bazen farklı görüşlere tahammülsüzlüğün önemli bir belirtisi olabilir. Çünkü mizah, tek ve mutlak bir hakikat iddiasını sorgular.

Türkiye’de Siyasi Mizah ve İktidarlarla İlişkisi

Mizah, eleştiri gücünü en çok siyaset üzerine yaptığı hicivlerle elde eder. Siyaset alanındaki politik gündeme dair konuların veya siyasi figürlere yönelik, hiciv yüklü eleştirel dokundurmaların, söylemlerin ve çizimlerin hepsi “Siyasi Mizah” kavramıyla nitelendirilmektedir (5).

Türkiye, sanıldığının aksine siyasi mizaha yabancı bir ülke değildir. Tam tersine, Osmanlı’nın gölge ve orta oyunlarından başlayarak Cumhuriyet’in karikatür dergilerine, kabare tiyatrolarına, televizyon skeçlerine ve stand-up’lara kadar uzanan çok güçlü bir siyasi mizah geleneğine sahiptir (6). Bu mizah geleneğine sahip olmasında Osmanlı’dan beri var olan 1960 Anayasası’ndan sonraki 10 yıllık sürede görece özgürlük ve demokratik ortamı haricinde sürekli olarak antidemokratik uygulamaların, askeri ve sivil darbelerin, sıkıyönetimlerin, OHAL’lerin, KHK’lerin yarattığı baskıcı etkinin rolü olsa gerektir. Baskının ve özgürlüklerin yok edilmeye çalışıldığı dönemlerde veya sistemlerde mizah yeşerir.

Karikatürler, taslamalar, taklitler, siyasi fıkralar, skeçler, stand-uplar yalnızca insanları güldürmez, aynı zamanda iktidarı denetleyen görünmez bir toplumsal mekanizma işlevi görür. Mizah özellikle kutuplaşmış toplumlarda en etkili toplumsal iletişim araçlarından biridir. İnsanların konuşma kanallarının daraldığı dönemlerde mizahın devreye girmesi son derece normal olup bu siyaseti ve toplumu da normalleştirebilir. Ancak hemen tüm otoriter rejim buna izin vermez. Oysa ki toplumun farklı kesimlerini ortak bir mizah çerçevesinde buluşturmak politik açıdan iyileştirici ve dönüştürücü bir özellik taşır.

Günümüzde iktidarın muhalefeti ve toplumu kutuplaştırıcı politikası, iktidarın siyasi erk gücünü kendisinden olmayanlara karşı acımasız uygulaması sonucu oluşan tablo siyasi mizahın sözel ve görsel alanını da oldukça olumsuz etkilemiştir. Muhalefetin bu kadar ezildiği bir ortamda “muhalif olma, varolan duruma karşıt fikirler yaratarak sürekli devinim sağlama, zıtlıkların bir araya gelip birlik oluşturabilmesi gibi protest bir tutum” olan siyasi mizahın böyle bir ortamda kendine yer açma çabası takdir edilmesi gereken bir durumdur.

Siyasi Mizahın Toplumsal Etkileri

Mizah bir ifade biçimidir. Toplumsal açıdan mizah çok çeşitli etkiler yaratır: Gerilimi azaltır; çatışmaların ve kutuplaşmanın arttığı dönemlerde insanlar arasındaki duvarları yumuşatır. Eleştiriyi görünür kılar; doğrudan söylenemeyen ya da söylenmesi zor olan gerçekler mizah yoluyla ifade edilebilir. Empatiyi güçlendirir; insanların kendi hatalarına ve zaaflarına da gülebilmesini sağlar, başkalarını anlamayı kolaylaştırır. Dayanışma yaratır; ortak bir espriye gülmek, ortak bir deneyimi paylaşmak anlamına gelir. Düşünmeyi teşvik eder; iyi mizah yalnızca güldürmez, aynı zamanda “Neden güldüm?” sorusunu da sordurur (2).

Mizahın en önemli eylemsel biçimi gülmedir. Gülmek sadece bir eğlenme biçimi değildir; aynı zamanda korkuyu ve dokunulmazlığı azaltan bir eylemdir. İktidarlar hemen her zaman ciddiyet, saygınlık ve otorite üzerine kurulur. Mizah ise bu görüntüyü ters yüz eder, güçlü olanı sıradanlaştırır ve yurttaşlara eleştirel bir mesafe kazandırır. Bu nedenle mizaha yönelik rahatsızlık bazen yalnızca bir espriye değil, esprinin yarattığı özgürleşme alanına yöneliktir. Çünkü mizahin olduğu yerde korku azalır, eleştiri nefes alır ve siyaset kendisini toplumun aynasında görmek zorunda kalır. Bir ülkede siyasetçiler mizahtan korkmaya başlamışsa, mesele artık mizah değil, demokrasinin nefes alanıdır. Bir toplumun özgürlük seviyesi bazen gazetelerin manşetlerinden değil, karikatür sayfalarından anlaşılır. Demokrasilerde mizahın sınırı, iktidarın rahatsız olduğu nokta değil; ifade özgürlüğünün ve hukukun çizdiği çerçevedir. Bir toplumun sağlığı bazen seçim sonuçlarından önce, neye gülebildiğine bakılarak anlaşılabilir. İnsanlar korkmadan gülebiliyorsa, siyasetçiler kendileriyle ilgili her türlü mizahı tebessümle karşılayabiliyorsa ve karikatüristler kalemlerini çekinmeden kullanabiliyorsa, orada demokratik refleksler hala canlıdır (2,3).


Türkiye’nin bugün belki de yeniden hatırlaması gereken şey tam olarak budur: Mizah devleti yıkmaz, kurumları zayıflatmaz, toplumu bölmez. Tam tersine, mizah gerilimi azaltır, kutuplaşmayı yumuşatır ve siyasetçileri halka yaklaştırır. Çünkü bazen bir karikatürün anlattığını, uzun siyasi nutuklar anlatamaz.
Ve belki de asıl soru şudur: Siyaset neden eleştiriden değil de kahkahadan bu kadar korkar? Çünkü alkış iktidarı güçlendirir, ama kahkaha onu insanlaştırır. Gücün en zor kabullendiği şey de çoğu zaman budur.

Sonuç

Dünden bugüne karikatürler, taşlamalar, tiyatro oyunları, televizyon skeçleri ve stand-up gösterileri gibi mizahın her türü kendilerini ve yönetenleri eleştirme ve değerlendirme biçimlerinden biri olarak yaşamda yer kaplar. Mizah, siyasal eleştiriyi ve sorunları daha geniş kesimlere ulaştırmakla birlikte görünmeyen çelişkileri görünür kılar. Bu nedenle gündelik hayatta mizah, sadece eğlence değil; bireysel iyilik halinin, toplumsal diyaloğun ve demokratik kültürün önemli bir parçası olabilir. Özellikle farklı görüşlerin bir arada yaşadığı toplumlarda mizah, insanları birbirine yaklaştıran ortak bir dil haline gelebilir. Gülmenin birleştirici dili, sanatın insanlar arasında kurduğu en sağlam köprülerden biridir. Çünkü sanat, farklılıklarımızı inkâr etmeden, onları ortak bir yaşam deneyiminin parçası hâline getiren bütünleştirici bir güçtür. Bunun sağlıklı işleyebilmesi için siyasetin de çoğulculuğa ve eleştiriye açık olması gerekir. Siyasetin mizah üzerindeki baskıcı etkisi azaldıkça iktidarlar daha demokratik, daha özgürlükçü olacaktır.

KAYNAKLAR

1-Okan Alay. Mizah Kavramı ve Mizahın Tarihsel Süreci. Türk Dili. Nisan 2029. Sayfa 22-30.

2-Nejla Kurul. Yeniden Mizahı Anımsadık, Teşekkürler Deniz Göktaş. https://t24.com.tr/yazarlar/nejla-kurul/yeniden-mizahi-animsadik-tesekkurler-deniz-goktas,

3-Çetin Altan. Mizah ve Siyaset. https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/cetin-altan/mizah-ve-siyaset

4-Nermin Urgancı. Hannah Arendt’te Görünümler Alanı Olarak Kamusal Alan ve Genişletilmiş Zihin. ViraVerita E-Journal: Interdisciplinary Encounters / Vol. 10 Vol. 10, December, 2019, pp. 250-267

5-Kadir Talip Türk, İrfan Paçacı. Türk Siyasal Hayatında Politik Mizah. The Journal of Academic Social Science Yıl:11, Sayı: 139, Nisan 2023, s. 198-203

6-Müjgan Suver. Siyasetin Mizah Korkusu. https://www.gozlemgazetesi.com/haber/siyasetin-mizah-korkusu

Dr. Ali İhsan ÖKTEN

Hekim-Yazar