Muhalif Sanatçı Nasıl Ehlileştirilir?

Yeni Dünya Düzeni’nin ideologları da bu yalın gerçeğin farkında. Bu yüzden sanatçıya "muhalif olmayı" değil, "muhalif görünmeyi" vaaz ediyorlar.

Abone Ol

“İstenen, muhalefetin kendisi değil; ehlileştirilmiş, ambalajlanmış ve serbest piyasada pazarlanabilir bir "muhaliflik illüzyonu"dur. Bunun en güncel örneklerinden birini yakın zamanda yaşadık: Yönetmen Bingöl Elmas’ın Kapadokya’daki çevre tahribatını belgeselleştirmesi üzerine, daha önce verilen bakanlık desteğinin "film politik bulundu" gerekçesiyle geri istenmesi, sektördeki bu kurumsal kuşatmanın ve kaba sansürün somut bir kanıtıdır.”

MUHALİF SANATÇI NASIL EHLİLEŞTİRİLİR?

Mesele iki sayfaya sığmayacak kadar derin. Benim derdim, neoliberal politikaların sanattaki yıkıcı etkilerini ve sanatı nasıl dönüştürüp ehlileştirdiğini irdelemek. Dünün egemenleri, muhalif sanatçıları zindanlara atarak, sürgüne yollayarak susturmaya çalışırlardı. Bugünün egemenleri ise dönem dönem eski yöntemleri kullanmanın yanı sıra çok daha sinsi yöntemler ile devrede: Sanatı ve edebiyatı, genetiğinde var olan o "muhalif" özden soyundurmak.

Oysa sanat, doğası gereği kurucu güce karşı bir itirazdır, muhaliftir.

Yeni Dünya Düzeni’nin ideologları da bu yalın gerçeğin farkında. Bu yüzden sanatçıya "muhalif olmayı" değil, "muhalif görünmeyi" vaaz ediyorlar. Söylenen kabaca şudur: “Bizim banka yayınevlerimizde, bizim bienallerimizde, bizim şaşaalı salonlarımızda, gazete ve dergilerimizde 'ılımlı' bir muhalif olmanıza izin var.”

İstenen, muhalefetin kendisi değil; ehlileştirilmiş, ambalajlanmış ve serbest piyasada pazarlanabilir bir "muhaliflik illüzyonu"dur. Bunun en taze örneklerinden birini yakın zamanda yaşadık: Yönetmen Bingöl Elmas’ın Kapadokya’daki çevre tahribatını belgeselleştirmesi üzerine, daha önce verilen bakanlık desteğinin "film politik bulundu" gerekçesiyle geri istenmesi, sektördeki bu kurumsal kuşatmanın ve kaba sansürün somut bir kanıtıdır.

Konuya ilişkin Birgül Elmas da şu açıklamayı yaptı:

“Süreç içerisinde başka yönetmenlerin de benzer uygulamalarla karşılaştığını öğrendiğini belirten Elmas, bazı filmlerin belirli sahneler çıkarılması koşuluyla kabul edildiğini, bazı yönetmenlerin ise yaşadıkları sorunları kamuoyuna taşımadığını söyledi. Sinemacıların yaşadıkları süreçleri paylaşmasının önemli olduğunu vurgulayan Elmas, “Daha fazla geri çekilmemiz isteniyor, çekildikçe bize alan kalmıyor” dedi.[i]

Egemenler, buyurganlığa boyun eğen uysal sanatçılar ister. Hatta Kültür Bakanlığı yanı sıra tekelci sermaye de, muhalif isimlere ödüller dağıtarak, kitaplarını yayımlayarak, filmlerini fonlayarak onları kendi bünyesinde eritmeyi, yani ehlileştirmeyi dener. Nazım Hikmet’in tüm telif haklarının bir banka yayınevi (Yapı Kredi Yayınları) tarafından satın alınması bu açıdan semboliktir. YKY, ilk iş olarak Nazım’ı sansürlemeye kalkışmış, sosyal ağlarda şiirlerinin paylaşılmasını engellemeye çalışmıştır. Ancak kamuoyundan gelen sert tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmıştır. Bugünkü telif rejimi ve sermaye kuşatması ise kültürün endüstrileştirildiği, sanatın metalaştırıldığı bir düzene hizmet eder. Sanatçı, eser üreten özne olmaktan çıkarılıp, kirli banka sermayesi ile kurulan yayınevleri arasında "transfer edilen" bir piyasa emtiasına dönüştürülmektedir

Peki, sanatçı duyarlılığı nedir?

Bir sanatçı beste veya belgesel yaparken, tuvale dokunurken, heykeli yontarken ya da sevdasına şiir yazarken kazanacağı parayı veya telif haklarını düşünmez. Sanatçı, varoluşsal bir dürtüyle üretir. Paylaşılmak, anlaşılmak, yankı bulmak zaten o üretimin doğal karşılığıdır.

Sosyal Ağlar: Yeni Bir Nefes Alanı mı?

Teknolojik gelişmelere arkaik bir muhafazakarlıkla yaklaşacak değilim. İnternet ve dijital ağlar, bilgi üzerindeki tekelci denetimi kırdı; kitlelerin sokak muhalefetini, örgütlenmesini ve sesini duyurmasını kolaylaştırdı. Arada türeyen sahte peygamberlere ve popülist kirliliğe rağmen, bu mecraların yararı zararından fazladır. Bu dijital ağlar edebiyata da yeni bir soluk aldırdı. Enformasyon bombardımanı -çoklu gerçeklik- arasında bazen kaybolsalar da muhalif ve direnen edebiyat örnekleri okurla doğrudan buluşabiliyor. Otoritelerin zaman zaman dijital platformları kapatmak için girişimde bulunması da bundandır: Çünkü bilgi dolaşımda olduğu ve kontrol edilemediği sürece egemenlerin uykusu kaçar.

Son Söz

Kapitalist sistem havayı, suyu, dağları ve ormanları yağmaladığı gibi sanatı da metalaştırıp satışa çıkarıyor. Edebiyatı ehlileştirmek, sanatçıyı paketleyip vitrine süs diye koymak istiyor.

Oysa sanatın gerçek ve yıkıcı gücü, hiçbir vitrine sığmamasındadır.


[i] https://bianet.org/haber/gercekligi-anlattim-politik-dediler-bakanlik-yonetmene-verdigi-destegi-faizi-ile-geri-istedi-322285