Kelimelerin rafa kaldırıldığı bir dönemdeyim. Yazılamayan satırlarda yorgunluğumun izleri. Hevesim kalmamış hiçbir şeye ve ‘hevesi kalmamış biri için her şey biraz anlamsızdır’ Kalk diyorum bazen kendime hadi kalk, lakin mecalsizliğim vuruyor ayaklarıma, yetişemiyorum mısralara. Belki de yok yere harcandı zaman. Hiç olmadığım kadar sessizim yine bu ara.
Oysa diyordu Mevlana; “Unutmayın, dünyada yaşamıyorsunuz, dünyadan geçiyorsunuz” biz de geçerken takılmıştık birbirimize, ayağım mı dolanmıştı da üzerine düşmüştüm, yoksa sen mi çelme atmıştın da ben şimdi yerle yeksan! “Kadın aşkı yazan şairi değil, aşkı şiir gibi yaşatan erkeği severdi” oysa! Peki, biz hangisiydik? Belki de sadece tesadüfen karşılaştık, belki de sen dualarımın kabulüsün deyip fazla anlam yüklemiştim bize! Belki de olmazları oldurduğumuzdandır kim bilir? Belki de Tanrının bir bela vermesi gerekiyordu ikimizden birine! Sence bu hangimizdik? Canlı bombanın yanına oturup ne zaman patlayacağını bekliyor olmakta hangi içtiğimiz ilacın deli cesareti? Gerçi sen bu kadar cesur değildin, kendime haksızlık etmekten vazgeçmeliyim! Tek cesur olduğun nokta beni üzmekten hiç çekinmediğin. Gel zaman git zaman öyle bir çarptın ki sevgili, üzerime ayrılık döküldü. Her yanım yokluğun kokuyor, hangisi daha iyiydi? Varken mi yoktun yokken mi vardın? Yoksa bir hayalden mi ibaretti yaşadığımı sandığım masal. Gerçi her şey bir gün biter bir yerlerde yeniden başlamak için. Bazen canını sıktığına değmiyor işte hiçbir şey, ölene dek yaşamak zorunda olduğun gerçeği var çünkü. Pişmanlıkla geçirilmiş zaman, harcanmış zamandan sayıldığı için bunu insan kendine yapmamalıydı. Elbette sevilmek güzel bir duyguydu ama sevgi çok çabuk nefrete dönüşen bir şeydi. O yüzdendir en çok ihtiyaç duyduğun şeyin en çok korktuğun şeye dönüşebileceğini görmek ürkütüyor insanı! Keşke nefretini bastıracak kadar çok sevseydin beni. Sana bir sır vereyim mi? Ben buna değerdim… Sense kalbinin en ücra köşelerine fırlatıp attın beni, yolumu bulamıyorum. Yazık.
Bayraklarını yarıya indir yüreğim, bugün içimde bir yerlerde bir şeyler öldü. Hiçbir şey daim değildi oysa biliyordum. Aşkta bitecekti başka mevsimlerde yeniden yeşermek için.
Aynı hayatta bambaşka hayatlar yaşanırken aynı ana denk gelebilmek için çırpınan saatler bazen acı bazen mutluluk verebiliyor işte. Aynı anda paralel hayatlar yaşayıp asla yolların kesişmeyeceğini bildiğin saatlerde seni sen olmaktan alı koyuyor yine de beynimde dolaşan düşünceler! Sen bilmezsin yalnızlığın koyu tarafını, sensizliğin verdiği acıyı. Belki de ben fazla büyüttüm gözümde seni, ondandır taşıyamıyorum kirpiklerimde biriken koca koca damlaları! Her dilden küfür bilirdim ama hiçbirini yüzüne söyleyecek kadar cesur değildim. Öylece bakakaldım giderken ardından, oysa güvenilir bir liman yoktu bana gözlerinden başka; bilerek mi ağladın?
Hani diyor ya bir şair, ‘Herkes gider ben kendime gelirim. Gemi de benim liman da.’ Oysa ben sensiz hiçbir şey değildim. Senden önce hiç yaşamamış, hiç kendimle bile tanışmamıştım! Öyle sevmiştim yazık.
“Neyse artık birileri beni kötü anlatırsa onlara inanın, beni de rahat bırakın.”
Gülay MORGÜL