Gündem

Oya Tekin: "Aziz İhsan'la Görüşsen de Suç, Görüşmesen de"; Celal Tekin: "Yargılama Varsayımlara Dayanıyor"

Karar duruşmasında savunma yapan tutuklu Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ile avukat eşi Celal Tekin tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Abone Ol

Aziz İhsan Aktaş davasının karar duruşmasında savunma yapan tutuklu Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ile avukat eşi Celal Tekin, haklarındaki suçlamaların somut delillere dayanmadığını belirterek tahliye ve beraat talebinde bulundu. Oya Tekin, "Aziz İhsan'la görüşen de suçlu oldu, görüşmeyen de" derken; Celal Tekin ise "Bir suç örgütü davasında örgüt liderinin zorlandığını iddia etmek yargılamanın ruhuna aykırıdır" ifadelerini kullandı.

Bir yılı aşkın tutukluluğun ardından mahkemede savunma

İş insanı Aziz İhsan Aktaş'ın liderliğini yaptığı iddia edilen "çıkar amaçlı suç örgütü" ile bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla, 7'si tutuklu toplam 200 sanık hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasının dördüncü günü Silivri'de yeni inşa edilen duruşma salonunda gerçekleştirildi.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in de aralarında bulunduğu 7 CHP'li belediye başkanının yargılandığı duruşmada, önceki üç günde salona özel bölümden giriş yaptığı için "VIP sanık" eleştirilerine neden olan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş bu celseye katılmadı.

Bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasına geçildi. Yaklaşık bir saat süren savunmasına tutukluluk halini sorgulayarak başlayan Tekin, şöyle konuştu:

"Ben neden tutukluyum? Neden savunmamı kendi şartlarım altında, kaynaklarımı tarayarak bir çalışma ortamında yapamıyorum diye düşündüm."

"Vicdanınıza sesleniyorum"

Davanın başından itibaren tüm duruşmaları dikkatle takip ettiğini ve sürekli not aldığını belirten Oya Tekin, sanıklık sürecinin kendisi açısından adeta tanıklığa dönüştüğünü söyledi.

Aynı sevk maddeleriyle yargılanan, aynı delillerin bulunduğu bazı sanıkların hiç tutuklanmadığını ya da kısa süre sonra tahliye edildiğini belirten Tekin, şunları söyledi:

"Sanıklığım burada tanıklığıma dönüştü. Bir taraftan da mesleki bir tecrübem oldu; ben hukukçuyum. Aynı sevk maddesinden yargılanan, dosyanın kendi mantığına göre aynı deliller sunulan, gizli tanıkların, itirafçıların ve iftiraların bulunduğu, hatta benden daha ağır cezalandırılması talep edilen bazı sanıklar bu dosyada hiç tutuklanmadı. Bir kısmı ise kısa süre sonra tahliye edildi.

Bu kararlar bizi öyle bir noktaya getirdi ki, başından beri 'Tutuksuz yargılama esastır' dediğimiz halde neredeyse arkadaşlarımızın tahliyesine üzülüyor gibi bir çelişkiye düşecektik. Düşünün bizim yaşadığımız vicdan muhasebesini. Duruşmalar sonunda sesimizi çıkarmadık.

Şimdi burada sanık olarak oturuyoruz. Biz burada sadece göstermelik olarak oturuyoruz sanıyorum. Sevk maddelerimiz belli. Cezalandırmayı düşünüyorsanız bile -ki suç işlediğimizi asla kabul etmiyoruz- uygulanacak hükümler belli.

Ben neden hâlâ burada tutukluyum diye başlamak istiyorum.

Vicdanınıza sesleniyorum.

Gerçekten bu çok ağır bir yüktür."

"Kadın mücadelesi verdim, adalet bekledim"

Mahkeme heyetinde iki kadın hâkim bulunduğunu gördüğünde umutlandığını anlatan Tekin, bunu bir ayrıcalık beklentisi olarak değil, kadınların toplumsal duyarlılığına duyduğu güven nedeniyle hissettiğini ifade etti.

Konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Heyette iki kadın üye gördüğümde sevinmiştim. Bunu bir ayrıcalık olarak asla anlamayın. Ömrümü kadın mücadelesi içinde geçirdim. Kadınların iş yaşamında ve toplumun her alanında karar verici mekanizmalarda yer alması için mücadele ettim."

"Özgürlükten mahrum bırakılmak bu kadar önemsiz mi?"

Tutukluluğun değerlendirilme biçimini de eleştiren Tekin, özgürlüğün yeterince önemsenmediğini savundu.

Mahkeme heyetine şu sözlerle seslendi:

"Kadın bakış açısı, kadının vicdanı her zaman farklıdır. Daha çok empati kurabilir.

Burada tutuklu kalan sanıklardan aile olarak yalnızca ben ve eşim tutuklu kaldık.

Dün herkes size teşekkür etti. Elbette duruşma yönetimiyle ilgili teşekkür edilecek hususlar olabilir. Ancak tutukluluk değerlendirmesinde aynı yaklaşım devam etti.

Her konuda hızlı hareket edilirken tutukluluk söz konusu olduğunda inanılmaz bir sakinlik vardı.

Dün 'Karar için 10 gün ara veririz' dediniz.

Oysa bizim için cezaevinde geçen bir saniyenin, bir dakikanın, bir günün hesabı verilemez.

Biz bir yılı aşkın süredir hak etmediğimiz bir tutukluluğa katlanıyoruz.

Siz bunun görüşülmesini bile önemsemediniz.

İnsanların özgürlüğünden mahrum bırakılması bu kadar önemsiz midir?"

"Toplumun vicdanını temsil ediyorsunuz"

Mahkeme heyetine yalnızca hukuki değil, vicdani bir sorumluluk da düştüğünü vurgulayan Oya Tekin, verilecek kararın toplumun adalet duygusunu da etkileyeceğini belirtti.

Heyete seslenen Tekin, şu ifadeleri kullandı:

"Sizin de aileleriniz var, çocuklarınız var. Toplumun vicdanını temsil ediyorsunuz burada. Burada vereceğiniz kararlarla konuşuyorsunuz. Duruşma düzeniyle ilgili verdiğiniz kararları da görüyoruz ama asıl bu dosyaya nasıl baktığınızı verdiğiniz kararlarla anlayabiliyoruz.

Lütfen toplumun vicdanına kulak verin.

Kamuoyunda suçlu ya da suçsuz olduğumuz tartışılıyor. Dışarıda kalan çocuklarımız, ailelerimiz aylardır bunun yükünü taşımak zorunda kalıyor. Bu konuyu vicdanınıza bırakıyorum."

Tekin, duruşmalar boyunca en çok etkilendiği konulardan birinin de gizli tanık ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin ifadeleri olduğunu söyledi.

"Buraya geldiler, ellerindeki kâğıtlardan okuyarak 'Biz devletimize yardım ettik, devletimizle iş birliği yaptık' diye konuştular."

"Biz sayıdan ibaret değiliz"

Oya Tekin, yıllarını kamu hizmetine ve toplumsal sorunların çözümüne adadığını belirterek, sanıkların yalnızca dosya numarasından ibaret görülmesine tepki gösterdi.

Savunmasını şu sözlerle sürdürdü:

"Biz suç işlediğimizde devletini düşünen insanlar olmadık. Bizim ömrümüz devletimize, milletimize, ülkemize hizmet etmekle geçti.

Bu toplumun sorunlarını dert edinerek yaşadık.

İsteseydik kendi konforlu hayatlarımızı yaşayabilirdik.

Ama siz bizi burada sadece bir sayıdan ibaret gördünüz.

Oysa biz sayı değiliz.

Belediye başkanı olmadan önce de bir hayatımız vardı.

O hayatlarımızı yok saydınız.

Sanki devletimize karşı bir şey yapmışız gibi davranıldı.

Burada onların söyledikleri kural oldu.

Bizim söylediklerimizin hiçbir etkisi olmadı.

Bugün hâlâ tutuklu olarak savunma yapıyor olmam bunun en açık göstergesidir."

"Ya kendimizi anlatamadık ya da anlaşılmak istenmiyoruz"

Savunmasının devamında esas hakkındaki mütalaada Aziz İhsan Aktaş'a ilişkin değerlendirmeleri eleştiren Tekin, belediye başkanlarının ihale süreçlerine müdahale etme yetkisinin bulunmadığını vurguladı.

Şunları söyledi:

"Mütalaada Aziz İhsan Aktaş'ın ihalelerden dışlandığı için bana iftira attığı söyleniyor.

Ben hiçbir zaman 'dışlanma' ifadesini kullanmadım.

Çünkü böyle bir şey yok.

Bir belediye başkanının 'Sen ihaleye gir, sen girme' deme yetkisi yoktur.

İhaleler müdürlükler tarafından hazırlanır, ilan edilir.

Şartları taşıyan herkes katılır.

İhalelerden dışlanma diye bir kavram olamaz."

Tekin, mütalaada Aziz İhsan Aktaş'ın, ödemelerini alamadığı için Burhanettin Bulut aracılığıyla kendisiyle yalnızca bir kez görüştüğünü söylediğinin de yer aldığını hatırlatarak şunları kaydetti:

"Burada önemli olan ne söylediğiniz değil, karşınızdakinin ne anladığıdır.

Ya biz kendimizi anlatamadık ya da anlaşılmak istenmiyoruz.

Çok sanıklı, uzun süren bir duruşma.

Bir süre sonra insanlar söylenenleri gerçekmiş gibi kabul etmeye başlıyor.

Ben bu dosyada da bunun yaşandığını düşünüyorum."

"Aziz İhsan'la görüşsen de suç, görüşmesen de suç"

Savunmasının en dikkat çeken bölümünde Oya Tekin, dosyada çelişkili bir yaklaşım bulunduğunu söyledi.

Şöyle konuştu:

"Bu duruşmada benim gözlemim şu oldu:

Aziz İhsan'la görüşsen de suç.

Görüşmesen de suç.

Görüşen suçlu oldu.

Görüşmeyen de suçlu oldu.

Görüşen neredeyse 'Hiç görüşmedim' diyecek.

Görüşmeyen de 'İyi ki görüşmemişim' diye sevinecek."

Aziz İhsan Aktaş'ın belediyelerle iş yapan bir müteahhit olduğunu hatırlatan Tekin, belediye başkanlarının hizmet alınan firmaların temsilcileriyle görüşmesinin tek başına suç sayılamayacağını belirtti.

"Ben ilk belediye başkanı olduğum günlerde herkes gibi ayaküstü 'Hayırlı olsun' diyerek görüştüm.

İfademde de bunu söyledim.

Aziz İhsan Aktaş da aynı şeyi söyledi.

Burada amaç belli.

Varsayımlarla bir rüşvet anlaşması kurulduğunu ispatlamaya çalışıyorlar.

Oysa insanlar böyle bir anlaşmayı ayaküstü 'Merhaba' diyerek yapmaz."

"Ayrıcalık değil, adalet istiyorum"

Savunmasının son bölümünde cezaevinde hazırladığı metni okurken gözyaşlarına hâkim olamayan Oya Tekin, yaşadığı kişisel acılardan çok hukuk adına konuştuğunu söyledi.

"Bana güvenerek oy veren insanlardan ayrı kaldım.

Ama bugün burada yalnızca kendim için konuşmuyorum.

Bu davada verilecek karar yalnızca Oya Tekin'i ilgilendirmiyor.

Aynı zamanda seçilmiş bir belediye başkanının hangi gerekçelerle özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğini de belirleyecek."

Hukukçu kimliğine vurgu yapan Tekin, dosyada kendisi hakkında rüşvet aldığına ilişkin somut hiçbir delil bulunmadığını belirterek şöyle konuştu:

"Ben yalnızca herkes için geçerli olması gereken hukukun benim için de uygulanmasını istiyorum.

Bir yılı aşkın süredir özgürlüğümden mahrum bırakıldım.

Tutukluluk bir tedbirdir, hüküm değildir.

Eksik araştırmalar tamamlanmadan, lehimize olan deliller değerlendirilmeden verilecek kararın vicdanlarda da hukuk önünde de tartışılacağını düşünüyorum.

Ben bugün sizden ayrıcalık istemiyorum.

Lütuf istemiyorum.

Merhamet istemiyorum.

Dosyaya ve delillere bakarak karar vermenizi istiyorum.

Adalet istiyorum."

Celal Tekin: "Suç örgütü liderinin zorlandığını iddia etmek yargılamanın ruhuna aykırıdır"

Oya Tekin'in savunmasının ardından aynı davada tutuklu bulunan avukat eşi Celal Tekin de esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yaptı.

Celal Tekin, yargılamanın başından itibaren hukukun siyasi hesaplaşmanın aracı yapılmaması gerektiğini savunduklarını belirterek konuşmasına başladı.

Şöyle dedi:

"Biz baştan beri hukukun siyasi hesaplaşmanın bir aracı olarak kullanılmamasını, yargılamanın mesleki kariyer planlarının bir parçası hâline getirilmemesini istedik."

"Rüşvet iddiası kendi içinde çelişkiler taşıyor"

Celal Tekin, dosyada örgüt üyeliği ve rüşvet suçlamalarını destekleyen hukuki unsurların bulunmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Gelinen aşamada örgüt üyesi olmadığımız hâlde davanın bütün yükü üzerimize bırakıldı.

Oysa başından beri yetkisizlik kararı verilmesi ve tutuksuz yargılanmamız gerekiyordu.

Kamu görevlisiyle görüşme, yönlendirme, zorlama ya da anlaşma olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır.

Bir suç örgütü davasında örgüt liderinin zorlandığını iddia etmek hem ciddiyetten uzaktır hem de iddianamenin ve yargılamanın ruhuna aykırıdır."

Bilginay firmasına ilişkin değerlendirmelere de değinen Celal Tekin, rüşvet verdiği iddia edilen firma sahiplerinin sanık yapılmamasının hukuki bir çelişki oluşturduğunu söyledi.

Mahkemede firma temsilcilerinin Oya Tekin'i tanımadıklarını ve kendisiyle görüşmediklerini beyan ettiklerini hatırlatan Tekin, buna rağmen rüşvet anlaşması kurulduğu iddiasının hukuken açıklanamadığını ifade etti.

"Beraat kararı hukuki zorunluluktur"

Savunmasının sonunda dosyanın bütün olarak değerlendirildiğinde suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını belirten Celal Tekin, şu ifadeleri kullandı:

"Önceden nereye ödeneceği belli olan bir paranın rüşvet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Dekontlar sanki bize ait ödemelermiş gibi gösterildi.

Kısa bir görüşme suçun ikrarı gibi yorumlandı.

Oya Tekin'in olayın hiçbir aşamasında yönlendirme yaptığı ya da suç teşkil edecek bir eylem içinde bulunduğu ortaya konulamadı.

Sadece suç örgütü lideri olduğu iddia edilen kişinin sürekli değişen beyanlarıyla suç isnadı oluşturulamaz.

Dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır.

Bu nedenle öncelikle tutukluluğumuzun kaldırılmasını, ardından da beraat kararı verilmesini talep ediyoruz."