SARI KAFAYI KİM ÜRETTİ?

Abone Ol

Geçenlerde televizyonda bir Drakula filmine denk geldim. Filmi on dakika kadar izledim. Çocukluğumda ve gençliğimde çok sık karşılaştığımız bir edebiyat kahramanıydı Drakula. Mahalle arkadaşlarıyla, kont Drakula figürünün de içinde bulunduğu oyunlar oynardık. Kostümlerini ise kendi çabamızla üretirdik. O zamanlar her şeyi emeğimizle yapardık. Bizim için, dönemin bilinciyle, masum bir oyun kahramanıydı Kont Drakula.

Peki, gerçekte mitolojide ve edebiyatta büyük bir yeri olan Feodal Drakula nasıl bir vampirdi?

Ölmüş ama tamamen yok olmamış; aristokrat, kont ve toprak sahibi bir edebiyat figürüydü. Zamana direnir, başkalarının kanıyla gençleşirdi. Bu yüzden Drakula, çürüyen ama ölmemekte direnen eski düzenin bedenleşmiş hâlidir. Drakula tesadüfen bir köylü ya da sıradan biri değildir. Şatoda yaşayan, toprağa hükmeden, başkasının bedeni üzerinden varlığını sürdüren feodal ve aristokrat sömürünün metaforudur.

Modern burjuva düzenine geçilirken, eski iktidar biçiminin “kan emerek” ayakta kalma çabasının çok daha gelişmiş bir biçimi olan modern Drakula’ya da değinmek gerekir.

Modern Drakula artık şatolarda yaşamayan, köşk ya da saraylarda yaşayan, pelerin taşımayan ama smokin ya da takım elbise giyen biridir ve mezardan çıkmaz. O, modern burjuva düzeninin içinden doğan, sistemin ürettiği bir figürdür. Bu nedenle modern vampir, yalnızca bir metafor değil; ete kemiğe bürünmüş, siyasal ve toplumsal bir karakter olarak karşımıza çıkar.

Dünyanın en büyük emperyalist güçlerinden biri olan bir ülke, burjuva sınıfından çıkan bu karakterle meşgul oluyor. Üstelik bu karakterin delilik hâli yalnızca o ülkeyi değil, tüm dünyayı meşgul ediyor. Son zamanlarda televizyonda ve sosyal medyada abuk sabuk konuşmalarıyla sık sık karşımıza çıkan, saldırgan, narsist, yüksek özgüven sahibi, kendini “tarihi bir figür” olarak gören, en küçük eleştiriyi bile kişisel bir saldırı olarak algılayan Sarı Kafa’dan.

Sarı Kafa’nın ruh hâli, sakin bir lider psikolojisini değil; sürekli savaş hâlinde tutulan bir bilinç durumunu yansıtıyor.

Elbette bu bilincin oluşumu kişisel bir sapmadan ibaret değil; tarihsel bir sürecin ürünü ve yansımasıdır. Emperyalist güçler ve onların ortakları, tarihsel olarak vampiri andıran bir devlet biçimine sahiptir. Günümüz emperyalist ülkeleri de böyledir: Bedenleri çürümüştür ama mitolojik olarak mezarda değillerdir. Vampirleşmişlerdir. Başka ülkelerin kaynaklarıyla, başka halkların kanıyla yaşar ve beslenirler.

Emperyalist vampirin bedeni çürümüş, ama yaşar gibi kalmıştır. Sarı Kafa da bu çürümenin sonucunda; travmayla baş edememiş, ölümü kabullenememiş, zaman içinde donmuş bir bilinçten doğmuştur.

Bu bilinç yaşamı sevemez; ama ölümü de göze alamaz.

İşte bu arada kalmışlık, vampir Sarı Kafalı Drakula’yı yarattı