SİVİL ÖLÜM DE ÖLDÜRÜR

Abone Ol

İstanbul Çekmeköy’de öğrencisi tarafından uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren öğretmen Fatma Nur Çelik’in ölümü, yalnızca bir bireyin kaybı değil; eğitim ortamlarında giderek artan şiddetin ve toplumsal duyarsızlığın da acı bir göstergesidir. Türkiye genelinde Eğitim Sen, Eğitim-İş, Hurriyetci Egitim Sen, TECSEN ve TOBSEN bir günlük iş bırakma kararı alarak eğitim emekçilerine yönelik şiddete karşı ortak bir duruş sergiledi.

Bu eylem, öğretmenlerin yalnız olmadığını, şiddetin normalleştirilemeyeceğini ve eğitim emekçilerinin onurunun sahipsiz olmadığını göstermesi bakımından kıymetlidir. Eğitim alanında artan güvencesizlik ve değersizleştirmeye karşı güçlü bir vicdan çağrısıdır. İş bırakma kararı sadece bir protesto değil; aynı zamanda toplumun eğitim emekçilerine verdiği değerin yeniden hatırlatılmasıdır.

Ancak burada daha derin bir hakikati görmek zorundayız: Sivil ölüm de öldürür. İnsan yalnızca fiziksel olarak hayatını kaybettiğinde değil; toplumsal yaşamdan, mesleğinden, kimliğinden ve aidiyetinden koparıldığında da ağır bir ölüme sürüklenir. İşinden edilen, mesleğini icra edemeyen, sosyal güvenlik ve ekonomik yaşamdan dışlanan bireyler her gün biraz daha eksilerek yaşamaktadır. Bu durum, görünmeyen fakat derinden yaralayan bir şiddet biçimidir.

İhraç edilen eğitim emekçileri yıllardır bu sivil ölümle mücadele ediyor. Mesleklerinden koparıldılar, öğrencilerinden uzaklaştırıldılar, ekonomik ve psikolojik olarak ağır bedeller ödediler. Bir kısmı geçim mücadelesi verirken, bir kısmı toplum içinde görünmez hale geldi. Bu yalnızca bir iş kaybı değildir; aidiyet ve değer kaybıdır.

Bir sendikanın gücü, üyelerinin yalnızca çalıştığı günlerde değil, en zor zamanlarında da yanında olabilmesiyle ölçülür. İş bırakma eylemi nasıl ki şiddete karşı güçlü bir sesse, ihraç edilen üyeler için sürdürülen kararlı ve görünür mücadele de aynı derecede önemlidir. Çünkü dayanışma bölünebilir bir şey değildir; ya vardır ya yoktur.

Bugün bir öğretmenin fiziksel şiddet sonucu hayatını kaybetmesine karşı ayağa kalkmak ne kadar doğruysa, yıllardır sivil ölüme terk edilenlerin unutulmasına karşı ses yükseltmek de o kadar gereklidir. Şiddet sadece bıçakla, silahla olmaz; unutmak, dışlamak ve görünmez kılmak da bir şiddet biçimidir.

Bu nedenle çağrım şudur: Eğitim emekçilerinin yanında duran sendikalar, ihraç edilen üyeleri için de aynı görünürlük ve kararlılığı sürdürmelidir. Sosyal dayanışma ağları, kamuoyu çalışmaları ve örgütsel sahiplenme yalnızca sembolik değil; fiili bir mücadeleye dönüşmelidir. İhraç edilenler geçmişin değil, bugünün parçasıdır. Onlar unutulursa sendikal hafıza eksilir.

Bu yazı bir kırgınlık değil; bir hatırlatmadır. Bir karşı duruş değil; sorumluluk çağrısıdır. Çünkü dayanışma seçmeli değildir. Dayanışma, hayatı birlikte savunmaktır. Şiddete karşı ses yükseltirken, sivil ölüme terk edilenlere de aynı sesle sahip çıkmak gerekir.

Eğitim emekçisinin onuru bölünemez. Ya hep birlikte savunulur ya da eksik kalır.

Nezir Dorak