Kültür Sanat

Süleymaniye ve Çevresi: Tepedeki Mahalleyi Yürüyerek Gezmek

Abone Ol

Tarihi yarımadada gezenlerin çoğu Sultanahmet tarafında kalır ve Süleymaniye’yi uzaktan, siluetin içinde görüp geçer. Oysa burası şehrin en yüksek tepelerinden birinin üzerinde kurulu, kendi sokakları ve kendi sessizliği olan bir mahalle. Birkaç yüz metre yürüdüğünüzde turist kalabalığı arkada kalır, yerini kedilere, çamaşır iplerine ve kapı önünde çay içen esnafa bırakır.

Tepedeki mahallenin dokusu

Süleymaniye, adını 16. yüzyılda Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman için yaptığı külliyeden alır. Külliye yalnızca bir camiden ibaret değildir. Etrafında medreseler, bir darüşşifa, imaret, hamam ve kütüphane yer alır. Yani burası tasarlandığı dönemde bir ibadet yapısı değil, bir mahalle merkeziydi ve bugün sokakların düzeni hâlâ o mantığı taşıyor.

Caminin çevresinde dolaştığınızda ahşap cumbalı evlerin bir kısmının restore edildiğini, bir kısmının hâlâ kendi haline bırakıldığını görürsünüz. Aradaki bu düzensizlik semtin karakterini oluşturuyor. Sokaklarda kâğıt, matbaa ve ciltle uğraşan küçük esnaf da var. Bir dükkânın önünden geçerken içeriden gelen mürekkep kokusu, buranın hâlâ çalışan bir mahalle olduğunu hatırlatıyor.

Yürüyüş rotası: Beyazıt’tan Haliç’e doğru

Rotayı Beyazıt tarafından başlatıp Haliç’e doğru inmek en rahat seçenek, çünkü bu yön boyunca yol hep aşağı gider. Beyazıt Meydanı’ndan çıkıp üniversitenin duvarını takip edin, kitapçıların olduğu küçük çarşıdan geçin ve Süleymaniye Camii’nin bulunduğu tepeye yönelin.

Bu ilk bölüm on beş dakika sürer ama acele edilmeyecek kısımdır. Meydanın kenarındaki eski kitap tezgâhlarında ikinci el baskılar, gravür kopyaları ve haritalar bulunur. Biraz ilerlediğinizde sokak dokusu değişir, kalabalık seyrelir ve ses seviyesi düşer. Beyazıt tarafında hâkim olan uğultunun yerini birkaç yüz metre sonra kapı önü sohbetleri alır. Bu geçişin bu kadar ani olması, semtin en tuhaf ve en hoş yanlarından biri.

Külliyeye vardığınızda önce dış avluyu dolaşmanızı öneririm. Caminin arka bahçesindeki hazirede Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın türbeleri bulunur. Mimar Sinan’ın kendi türbesi ise külliyenin köşesinde, cami avlusunun dışında, şaşırtıcı derecede mütevazı bir yapı olarak durur. Şehrin en görkemli yapılarını tasarlayan adamın kendisi için seçtiği ölçü, gezinin en akılda kalan ayrıntısı olabilir.

İçeri girdiğinizde ilk dikkat çeken şey büyüklük değil, ışığın dağılma biçimi olur. Pencerelerden gelen aydınlık tek bir noktada toplanmaz, kubbe boyunca yayılır ve mekânın sınırlarını yumuşatır. Akustik de aynı şekilde çalışır, içeride konuşulanlar yankılanmadan söner. Bunların hiçbiri tesadüf değil, hepsi tasarımın parçası.

Caminin arka tarafındaki set, Haliç’e bakan asıl noktadır. Buradan köprüler, karşı yakadaki tepeler ve limana giren tekneler tek bir çerçevede görünür. Yürüyüşe devam etmek isterseniz Vefa yönüne inip Bozdoğan Su Kemeri’nin altından geçebilir, oradan Zeyrek’e uzanabilirsiniz. Diğer seçenek yokuşu Haliç’e doğru sürdürüp Küçük Pazar ve Tahtakale üzerinden Eminönü’ne inmek. Bu ikinci rota daha gürültülü ama şehrin ticaret damarını görmek isteyenler için daha canlı.

Nerede mola verilir

Rota bir buçuk iki saat sürer ve arada oturmadan bitirmek zordur, çünkü yokuşlar kısa ama diktir. Semtin en bilinen mola alışkanlığı, cami çevresindeki caddede sıralanmış kuru fasulyecilerdir. Öğle saatinde buradaki tabaklar hem hızlı hem doyurucudur. Kışın sokak aralarında boza ve salep satan yerlere de rastlarsınız.

Daha uzun bir mola, özellikle de manzaraya bakarak oturulacak bir yer arıyorsanız tepenin Haliç’e bakan tarafındaki mekânlar bunun için uygun. Semtte hem yemek hem de akşamüstü oturmak için tercih edilen mekanlardan biri Moss Lounge, yüksek noktada olmasının avantajını manzara açısına yansıtan yerlerden. Yürüyüşü ikindi civarında bitirip böyle bir noktada oturmak, günün geri kalanını da doğal biçimde çözer.

Hangi saatte gitmeli

Zamanlama bu semtte sonucu belirgin biçimde değiştirir. Sabah dokuzla on bir arası avlu neredeyse boştur, ışık cami duvarlarına yandan vurur ve fotoğraf çekmek en rahat bu saatlerde olur. Öğleden sonra kalabalıklaşır. Cuma günleri öğle namazı çevresinde avlu ve sokaklar dolar, o saatlerde ziyaret planlamamak daha iyi.

Ulaşım tarafı da planı kolaylaştırıyor. Tramvayla Beyazıt tarafına inip yukarı yürümek ya da Eminönü’nden başlayıp yokuşu tırmanmak iki yaygın seçenek, ancak ikincisi yaz sıcağında zorlayıcı olabilir. Otoparkı dert etmemek için semte araçla girmemek en rahatı, çünkü sokaklar dar ve çoğu tek yön.

İkindi ile gün batımı arası ise manzara açısından en iyi aralık. Güneş batıya doğru alçaldıkça Haliç’in suyu renk değiştirir, karşı yakadaki camlar parlamaya başlar. Ziyaret sırasında namaz vakitlerine denk gelmemeye çalışmak, cami içine girerken ayakkabıları çıkarmak ve uygun kıyafetle gitmek de bu semtte gezinin doğal bir parçası.

Süleymaniye’yi bir saatte görüp çıkmak mümkün ama semtin asıl karakteri, planı biraz gevşettiğinizde ortaya çıkıyor. Bir sokağın sonunda beklenmedik bir manzara açılıyor, bir başkasında yüzyıllık bir duvarın dibine kurulmuş bir sandalye buluyorsunuz. Şehrin bu kadar merkezinde böyle bir tempo bulmak da kolay değil.