Bilim - Teknoloji

Taş Baltadan AlphaGo’ya: Yapay Zekâ İnsanlığın Yenilik Ateşini Büyütecek mi, Söndürecek mi?

R. Alexander Bentley: Sorun yapay zekânın zekâsı değil. Sorun, onu hangi kültürel evrim zincirine ekleyeceğimizdir.

Abone Ol

Yenilik, insanlığın bireysel dehasından çok; gelenek, uzmanlık ve iş birliğinin ürünüdür. Peki yapay zekâ, bu binlerce yıllık kolektif öğrenme zincirini hızlandıracak mı, yoksa uzmanlığı sulandırarak teknolojik ilerlemeyi kendi içinde mi tüketecek?

Yapay zekâ, insanların her zaman yaptığı yenilik yapma biçimini hızlandıracak mı, yoksa baltalayacak mı? Bu soru yalnızca teknik değil; aynı zamanda antropolojik ve tarihsel bir sorudur. Çünkü teknolojik yenilik, her zaman zaman ve coğrafya sınırlarını aşan uzman iş birliklerine dayanmıştır.

Lisansüstü eğitimim sırasında, deneysel arkeoloji profesörüm bir öğrenciye yuvarlak bir taşla kumtaşı bir levhaya vurarak bir kapı sürgüsü yuvası – yani kapı çerçevesindeki sürgünün girdiği deliği – oluşturmasını söylemişti. Haftalar sonra öğrenci sınıfa döndü ve şöyle dedi:
“Kumtaşına yaklaşık 10.000 kez vurdum ve sonunda kırıldı.”

Bu deneyim, bireysel öğrenmenin özünü gösterir: deneme ve yanılma. Psikolojide pekiştirmeli öğrenme olarak bilinen bu yöntem; çocukların, şempanzelerin, kargaların ve bugün yapay zekânın basit bir alet yapmayı ya da bir bulmacayı çözmeyi öğrenme biçimidir.

Ancak bireysel öğrenmenin sınırları vardır. Ne kadar deneme yapılırsa yapılsın, performans sonunda bir tavan noktasına ulaşır. İnsanlar yüz bin yıldır cirit atıyor, fakat performans büyük ölçüde durağanlaşmıştır. 2024 Paris Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan sporcu, Jan Železný’nin 1996’daki dünya rekorunun yaklaşık %5 altında kalmıştır. Benzer biçimde, strateji oyunu Go’da insan uzman seviyesi, 1950’lerden 2016’ya kadar büyük ölçüde sabit kalmıştır; ta ki yapay zekâ devreye girene kadar.

Buna karşılık teknoloji aynı şekilde tıkanmamıştır. IBM’in geliştirdiği Deep Blue, 1997’de dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov’u yendi. O tarihten bu yana süper bilgisayarlar milyonlarca kat hızlandı ve bugün satrançta ve pek çok başka alanda insanları düzenli biçimde geride bırakıyor.

Teknolojik gelişim neden bireysel performanstan bu kadar farklı ilerliyor?

Teknolojinin Gerçek Motoru: Birleşme ve İş Birliği

Antropolojik araştırmalarım, kültürel evrim ve yenilik üzerine yaptığım çalışmalar, teknolojinin bireysel performanstan farklı olarak birleşme ve iş birliği yoluyla ilerlediğini gösteriyor. İnsan sayısı ve fikir çeşitliliği arttıkça, olası kombinasyonların sayısı doğrusal değil, katlanarak artıyor. Yenilik, iş birliği yapanların sayısıyla orantılı biçimde büyüyor.

Antropolog Michael J. O'Brien ile birlikte kaleme aldığım Zaman İçinde İşbirlikçiler adlı çalışmada, insanlık tarihinin 2 milyon yıllık teknolojik geleneklerini izliyoruz. Bu uzun tarih, uzmanlar arası, kuşaklar arası ve hatta türler arası iş birliğinin ilerlemeyi nasıl mümkün kıldığını ortaya koyuyor.

Uzmanlık her zaman kilit rol oynamıştır. Geleneksel topluluklar, kimlerin uzman olduğunu bilir ve bu bilgiyi korur. Uzmanlaşma ve iş birliği, insan türünün başarısının temelini oluşturur.

Özetle teknolojik ilerlemenin dört temel unsuru vardır:
Gelenek, uzmanlık, iş birliği ve insanlık.

Aşölyen El Baltası: Bir Milyon Yıllık Sabır

Paleoantropologların belgelediği en uzun teknolojik gelenek, **Aşölyen el baltası**dır. Bu çok amaçlı taş alet, hominin atalarımız tarafından yaklaşık bir milyon yıl boyunca üretilmiştir; bunun 700.000 yılı Doğu Afrika’daki tek bir bölgede geçmiştir.

Nesiller boyunca aktarılan teknikler sayesinde Aşölyen aletler gelişmiş, incelmiş ve standardize edilmiştir. Bu, bireysel keşif değil; kolektif sürekliliktir.

Daha sonraki küçük tarih öncesi topluluklar ise müzikten sazdan çatılara, tohum yetiştirmeden mumyalara darı eriştesi koymaya kadar uzmanlaşmış bilgileri sayesinde gelişti. Peynir üretimi, cenaze ritüelleri, şifa pratikleri – hepsi uzmanlık gerektiriyordu.

Yaklaşık 22.000 yıl önce Celile Gölü çevresindeki topluluklar yüzden fazla bitki türünü depoluyor ve kullanıyordu. Şifalı bilgi konusunda uzmanlaşmış şamanlar, toplulukların hayatta kalmasında kritik rol oynuyordu. İsrail’de bir mağarada bulunan bir şaman kadının mezarına kaplumbağa kabukları, altın kartal kanadı ve kesilmiş bir insan ayağı gömülmüş olması, uzmanlığa verilen saygının göstergesidir.

Tekerlekten Mumyalara: Dağıtılmış Uzmanlık Ağları

Teknoloji, tek bir dehanın ürünü değildir; farklı uzmanlıkların birleşmesidir.

Tekerlek, muhtemelen bakır madenciliği yapan toplulukların bilgi ağlarından doğdu. Balkanlardan bakır çıkaran, taşıyan, eriten ve nihayetinde balmumu kalıplar kullanarak erken dönem tekerlek biçimli muskalar üreten farklı uzmanlar vardı. MÖ 4000’e gelindiğinde bu teknikler gelişmişti.

Antik Mısır’da hiçbir topluluk tek başına mumya üretemezdi. Saqqara’daki mumyalama uzmanları; kıtasal ticaret ağlarından gelen yağlar, reçineler ve katranları özel tekniklerle birleştiriyordu.

Benzer biçimde İndus Vadisi Medeniyeti, Vikingler, Moğollar ve İnkalar; ham maddelerin ve bilginin değişimini koordine eden ağlar kurdu. 12. yüzyılda Çin porseleni, İslam İspanyası’ndaki saraylara Orta Doğulu tüccarlar aracılığıyla ulaşıyor ve üzerine altın varaklı Arapça yazılar ekleniyordu.

Bugün de ölçek değişmiş olsa da yapı aynıdır. Bir iPhone, dünyanın dört bir yanındaki uzmanlık merkezlerinin katkısıyla ortaya çıkar. Yenilik hâlâ dağıtılmıştır.

Yapay Zekâ: Uzmanlığı Sulandırma Riski

Günümüzde yapay zekâ bu binlerce yıllık modeli bozma potansiyeline sahiptir. Büyük dil modelleri çoğu zaman istatistiksel olarak yaygın yanıtlar üretir. Bu durum kültürü düzleştirebilir, özgünlüğü ve uzmanlığı sulandırabilir.

Yüksek kaliteli, özgün eğitim verileri azaldıkça risk artar. Düşük kaliteli içerikle eğitilen modeller zamanla muhakeme yetilerini kaybedebilir. Bilim insanları, insanların ve modellerin geri dönüştürülmüş, ortalama içerik döngüsüne kilitlenebileceği bir “model çöküşü” riskinden söz ediyor.

Ancak burada asıl mesele yapay zekânın “insan düzeyinde zekâya ulaşıp ulaşamayacağı” değildir. Asıl mesele, insan uzmanlığının sistemin içinde tutulup tutulmayacağıdır.

AlphaGo ve Çift Yönlü Öğrenme

2010’larda DeepMind tarafından geliştirilen AlphaGo, yüzyıllardır biriken Go bilgisini yeniden keşfetti ve ardından insanın hiç oynamadığı stratejiler geliştirdi. İnsan Go ustaları bu stratejileri kendi oyunlarına entegre etti.

Bu, çift yönlü öğrenmenin örneğidir.

Benzer biçimde, iyi eğitilmiş büyük dil modelleri bilimsel bilgi yığınlarını özetleyebilir, komplo teorilerini çürütebilir ve farklı gruplar arasında fikir birliği oluşmasına katkı sunabilir. Ancak bunun için insan uzmanlığının süreçte aktif rol oynaması gerekir.

Tarihte küçük ama bilgili azınlıkların tüm sistemi yönlendirdiğini biliyoruz. Robotik bir balığın peşinden sürü halinde giden lepistesler ya da trafikte yalnızca %5 oranında bulunan otonom araçların sıkışıklığı azaltması gibi örnekler, bilinçli azınlığın etkisini gösterir.

Yapay zekâ da bu tür bir “bilgili azınlık” etkisi yaratabilir — ama yalnızca doğru yönlendirilirse.

Sonuç: Uzmanlığı Merkeze Alan Bir Yapay Zekâ

Aşölyen el baltalarından süper bilgisayarlara uzanan insanlık tarihi, bize şunu söylüyor: Yenilik; gelenek, uzmanlık, iş birliği ve insanlık üzerine kuruludur.

Yapay zekâ, uzmanlığı sulandırmak yerine onu bulup güçlendirecek şekilde tasarlanırsa; eski yazı sistemleri, pazar ekonomileri ve ilk hükümetler kadar dönüştürücü bir teknoloji olabilir.

Sorun yapay zekânın zekâsı değil.
Sorun, onu hangi kültürel evrim zincirine ekleyeceğimizdir.

R. Alexander Bentley

Professor of Anthropology, University of Tennessee