Laiklik tartışmalarına ilişkin yazılı bir açıklama yapan Yıldırım Kaya, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 24. yılında laikliğin yeniden hedef hâline getirilmesini “ciddi bir siyasal yönelim sorunu” olarak değerlendirdi. Kaya, uzun yıllardır eğitim politikalarını belirleyen iktidarın ortaya çıkan sonuçlardan muhalefeti ya da toplumu sorumlu tutamayacağını ifade etti.
“Laiklik isteyenlere suçlu muamelesi yapmak; Anayasa’nın 2., 24., 25. ve 42. maddelerine, Milli Eğitim Temel Kanunu’nun açık hükümlerine ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine meydan okumaktır” diyen Kaya, anayasal güvence altındaki bir ilkenin kamu gücü eliyle tartışmalı hâle getirilmesinin hukuk devleti açısından gerileme anlamına geldiğini vurguladı.
“Laiklik İnanç Özgürlüğünün Teminatıdır”
Tartışmanın bilinçli şekilde “inananlar–inanmayanlar” eksenine çekildiğini belirten Kaya, laikliğin inanç özgürlüğünü güvence altına alan bir ilke olduğunu söyledi.
“Ramazan ayında buluğ çağına ermiş her birey inanıyorsa orucunu tutar, namazını kılar, ibadetini özgürce yerine getirir. Bugüne kadar buna engel olan bir düzen olmamıştır. Dolayısıyla laikliğe yöneltilen eleştiriler somut bir mağduriyete değil, siyasal bir algı üretimine dayanmaktadır” ifadelerini kullandı.
“Sorun, Kamusal Eğitimin Bilimsel Niteliğinin Aşındırılmasıdır”
Kaya, esas sorunun okulların mezhepçi anlayışlara ve tarikat–cemaat protokollerine açılması olduğunu belirtti. Demokratik toplumlarda dini yapıların varlığının doğal olduğunu ancak bu yapıların kamusal eğitim alanında yönlendirici aktör hâline gelmesinin devletin tarafsızlığı ilkesini zedelediğini ifade etti.
Eğitim politikalarının referansının pedagojik bilimler ve anayasal ilkeler olması gerektiğini vurgulayan Kaya, pedagojik yeterliliği ve akademik niteliği denetlenmeyen yapıların eğitim alanında etkinlik kazanmasının çocukların eşit ve nitelikli eğitim hakkını riske attığını kaydetti.
Yusuf Tekin Eleştirisi
Kaya, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitime mesafeli açıklamalar yaptığını ve laik–bilimsel eğitim ilkesini zedeleyen uygulamalara göz yumulduğunu savundu. Bir eğitim bakanının toplumu birleştirmek yerine ayrıştıran bir dil kullanmasının eğitim yönetiminde tarafsızlık ilkesine zarar verdiğini dile getirdi.
“Eğer bugüne kadar uygulanan eğitim politikaları yanlış idiyse, 24 yıldır iktidarda olanlar neden sustu? Eğer bugün yapılanlar doğruysa, parti yöneticileri neden açık savunmaktan kaçınıyor?” sorularını yönelten Kaya, eğitim politikalarının pedagojik ihtiyaçlardan çok siyasal konjonktürden beslendiği izlenimi oluştuğunu söyledi.
“Okullar Tarikatların Değil, Cumhuriyet’indir”
Kaya, laiklik karşıtı her adımın Cumhuriyet’in temel direklerine vurulmuş bir darbe olduğunu ifade ederek şu mesajı verdi:
“Bizim savunduğumuz laiklik; kimsenin inancına müdahale etmeyen ama devletin hiçbir inanç yorumunun arka bahçesi olmasına da izin vermeyen laikliktir. Bu anlayış, Mustafa Kemal Atatürk’ün laiklik anlayışıdır.”
Bilimsel eğitimin zayıflamasının yalnızca laikliği değil, ülkenin ekonomik rekabet gücünü ve toplumsal barışı da zayıflatacağını belirten Kaya, “Laiklik talebi suç değildir. Laiklik bu ülkenin ortak yaşam sözleşmesidir. Okullar tarikatların değil, Cumhuriyet’indir. Eğitim mezhepçi değil, bilimsel olmak zorundadır ve biz bu mücadeleden geri adım atmayacağız” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.