DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, avukatlara yönelik artan şiddet, savunma faaliyetinin kriminalize edilmesi ve cezasızlık politikalarına karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde girişimde bulundu. Aslan, Meclis Araştırması açılması talebiyle TBMM Başkanlığı’na başvurduklarını, ayrıca Adalet Bakanlığı’na yazılı soru önergesi sunduklarını açıkladı.
Savunma hakkının adil yargılanmanın vazgeçilmez unsuru olduğuna dikkat çeken Aslan, avukatlığın yalnızca bir meslek değil, yurttaşların hak arama özgürlüğünün ve hukukun kamusal güvencesi olduğunu vurguladı. Ancak Türkiye’de avukatların sistematik biçimde fiziki saldırılara, yargısal baskılara, kriminalizasyon politikalarına ve kurumsal müdahalelere maruz kaldığını belirtti.
“182 şiddet vakası tespit edildi”
Diyarbakır Barosu Avukat Hakları Merkezi’nin bölgesel raporuna atıf yapan Aslan, son beş yıl içinde en az 182 şiddet vakasının tespit edildiğini, bu saldırıların önemli bir bölümünün adliyelerde, kolluk birimlerinde ve kamu otoritesiyle doğrudan temas alanlarında yaşandığını ifade etti. Bu durumun, savunmanın kamusal alanının fiilen güvencesizleştirildiğini gösterdiğini söyledi.
Cezasızlık vurgusu: “Devlet pratiği haline geldi”
Avukatlara yönelik tehdit ve saldırılar karşısında etkin soruşturma yürütülmemesinin cezasızlığı kalıcı bir devlet pratiğine dönüştürdüğünü belirten Aslan, görev başında katledilen ya da ağır yaralanan avukatlara ilişkin dosyalarda dahi adli süreçlerin sürüncemede bırakıldığını kaydetti. Tahir Elçi dosyasının yıllardır aydınlatılamamış olmasını bu cezasızlık rejiminin en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterdi.
Savunma faaliyeti kriminalize ediliyor
Aslan, savunma makamının yalnızca fiziki şiddetle değil, yargı eliyle yürütülen kriminalizasyon yoluyla da hedef alındığını belirtti. Avukatların üstlendikleri dosyalar, müvekkilleriyle yaptıkları görüşmeler ve savunma faaliyetlerinin suçlama ve mahkûmiyet gerekçesine dönüştürüldüğünü ifade eden Aslan, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar ile kapatılan TUAD üyelerinin yargılandığı ve yaklaşık on yıl süren davanın 28 Ocak 2026’da ağır hapis cezalarıyla sonuçlanmasının, savunma faaliyetinin doğrudan ceza hukuku alanına taşındığını gösterdiğini söyledi.
Barolar da hedefte
Baroların kurumsal varlığının da sistematik biçimde hedef alındığını dile getiren Aslan, baro yöneticilerinin mesleki ve kamusal açıklamaları nedeniyle ceza soruşturmalarına maruz kaldığını, beraatle sonuçlansa dahi bunun savunma üzerinde sürekli bir yargı tehdidi yarattığını belirtti. Aynı ilde birden fazla baro kurulmasının önünü açan düzenlemelerin ise savunmanın tarihsel ve kurumsal bütünlüğünü zayıflattığını ifade etti.
Uluslararası yükümlülükler hatırlatıldı
Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen “Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Dair Sözleşme”nin Türkiye tarafından hâlâ imzalanmadığını hatırlatan Aslan, avukatların korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerin bilinçli biçimde askıda tutulduğunu söyledi.
Açıklamasının sonunda Aslan, şu ifadeleri kullandı:
“Savunma susturulamaz. Avukatlık faaliyeti suç değildir. Şiddet ve cezasızlık hukuk düzeni olamaz. Bu karanlık tablo dağıtılana, savunma hakkı güvence altına alınana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”