Cezaevlerinde artan ölümler Meclis gündeminde
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Beritan Güneş Altın, Nevroz Uysal Aslan, Ömer Faruk Hülakü ve Serhat Eren, cezaevlerinde artan hak ihlalleri ve ölümlerle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na kapsamlı bir başvuru yaptı.
Başvuruda, özellikle S Tipi ve Yüksek Güvenlikli cezaevlerinde uygulanan ağır tecrit koşullarının derinleştiği, mahpusların sağlık hakkına erişiminin engellendiği ve insan onuruna aykırı infaz uygulamalarının sistematik hale geldiği vurgulandı. Vekiller, 2026 yılı başından bu yana farklı cezaevlerinden gelen ölüm haberlerinin “tekil değil, yapısal bir soruna işaret ettiğini” belirtti.
TBMM İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA
(Tutuklu ve Hükümlü Haklarını İnceleme Alt Komisyonu’na)
Türkiye’de özellikle S Tipi ve Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumlarında tutulan mahpuslara yönelik hak ihlalleri, ağır tecrit uygulamaları, sağlık hakkına erişimin fiilen engellenmesi ve insan onuruyla bağdaşmayan infaz koşulları giderek derinleşmektedir. Bu koşullar altında yaşanan ölümler ise artık tekil olaylar olarak değerlendirilemeyecek bir boyuta ulaşmıştır. 2026 yılı başından itibaren farklı ceza infaz kurumlarından art arda gelen ölüm haberleri, ceza infaz sisteminde yaşam hakkı, sağlık hakkı ve kötü muamele yasağı bakımından çok daha ağır bir yapısal sorunun bulunduğunu göstermektedir.
Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan ağır hasta mahpus Mehmet Edip Taşar, Adli Tıp Kurumu’nun “hapishanede kalamaz” yönündeki raporuna rağmen tahliye edilmemiş, 24 Mart 2026 tarihinde yaşamını yitirmiştir. 1 Nisan 2026 tarihinde ise Kırşehir S Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Rojhat Babat’ın, daha önce intihar girişiminde bulunduğu, en son, ölümünden bir hafta önce tekrar intihara kalkıştığı bilinmesine rağmen gerekli önlemler alınmayarak Kayseri’de kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiği bilgisi ailesine aktarılmıştır. Son olarak 2 Kasım 2020 tarihinden bu yana Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Mehmet Çeviren’in 13 Nisan 2026 günü öğle saatlerinde intihar ettiği ve yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir. Son on beş gün içerisinde “kuyu tipi” olarak anılan S Tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerde gerçekleşen ikinci ölüm olan bu olay, söz konusu hapishanelerde uygulanan ağır infaz rejiminin mahpusların yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisini bir kez daha açığa çıkarmıştır.
Bahse konu ceza infaz kurumlarında mahpusların günde en fazla bir buçuk saat havalandırmaya çıkarıldığı, hücre pencerelerindeki tel örgüler nedeniyle güneş ışığına yeterli düzeyde erişemedikleri, mahrem alan ayrımı gözetilmeksizin 7/24 kamera ile gözetim altında tutuldukları ve mutlak bir sosyal izolasyon içinde yaşamaya zorlandıkları bilinmektedir. Bu koşullar, mahpusların hem fiziksel hem de ruhsal sağlıklarını ağır biçimde tehdit etmekte; uzun süreli tecrit ve yalıtım, kişide ciddi psikolojik tahribat yaratmakta, yaşamla bağı zayıflatmakta ve intihar riskini artırmaktadır. Ağırlaştırılmış müebbet rejimiyle birleşen bu yapılar ve cezaevlerinde artan baskı ve hukuksuzluklar; insan onurunu aşındıran, umut hakkını ortadan kaldıran ve yaşamı adım adım söndüren insanlık dışı bir infaz düzenini oluşturmaktadır.
Nitekim Mehmet Çeviren’in, ölümünden yaklaşık on gün önce, 3 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirdiği avukat görüşmesinde dile getirdiği hususlar ise olayın arka planına dair çok ciddi şüpheler doğurmaktadır. Çeviren bu görüşmede; hapishane idaresinin baskısının arttığını, zor uygulamalarının yoğunlaştığını ve tecrit koşullarının katlanılamaz bir seviyeye ulaştığını ifade etmiştir. Ayrıca mahpusların besleyici ve hijyenik gıdaya erişemediği, spor ve sosyal faaliyetlerin çeşitli gerekçelerle engellendiği, mahrem alanların dahi 7/24 kamera ile izlendiği, arama adı altında koğuş baskınlarının rutin haline getirildiği ve sağlık hizmetlerine erişimin “ağız içi arama” dayatmasıyla fiilen engellendiği yönünde beyanda bulunmuştur. Ölümden kısa süre önce dile getirilen bu tespitler, Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesine giden sürecin yalnızca ölüm anıyla sınırlı değil, öncesindeki infaz ve idari uygulamalarla birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Nitekim mevcut Türkiye cezaevleri tablosu, yaşananların münferit olmadığını göstermektedir. Adalet Bakanlığı’nın TBMM’ye sunduğu 30.05.2025 tarihli yazılı cevapta, 2024 yılında ceza infaz kurumlarında farklı sebeplerle hayatını kaybeden toplam 818 hükümlü ve tutuklu bulunduğu belirtilmiştir. Aynı döneme ilişkin bu ölümlerden 68’inin “intihar” olarak kayıtlara geçtiği bilinmektedir. İnsan Hakları Derneği’nin 5 Ağustos 2025 tarihli 2024 Yılı Türkiye Hapishaneleri Hak İhlalleri İzleme Raporu ise 28 Nisan 2025 itibarıyla cezaevlerinde en az 1.412 hasta mahpus bulunduğunu; bunların 335’inin ağır hasta olduğunu, 230’unun tek başına yaşamını sürdüremediğini, 105’inin desteğe ihtiyaç duyduğunu ve yalnızca sağlık hakkı başlığı altında 5.526 ihlal tespit edildiğini ortaya koymuştur. Bu veriler, cezaevlerindeki ölüm ve ağır sağlık risklerinin istisnai bir alana değil, süreklilik kazanan yapısal bir insan hakları krizine işaret ettiğini açıkça göstermektedir.
Devletin mutlak gözetim ve denetimi altında bulunan bir kişinin yaşamını yitirmesi, tek başına çok ağır bir kamusal sorumluluk doğurmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma hakkına sahip olduğunu; aynı maddede kimsenin işkenceye, eziyete veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutulamayacağını düzenlemektedir. Anayasa’nın 40. maddesi etkili başvuru hakkını, 56. maddesi ise devletin herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama yükümlülüğünü güvence altına almaktadır. Anayasa’nın 90. maddesi gereğince temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler de iç hukukun bağlayıcı bir parçasıdır. Buna paralel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi yaşam hakkını, 3. maddesi ise işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağını düzenlemektedir. Bu güvenceler, cezaevinde tutulan kişiler bakımından öngörülebilir riskleri önleme, yaşamı koruma, sağlık hizmetine etkili erişimi sağlama, intihar riskini ciddiyetle değerlendirme ve ölüm halinde bağımsız, hızlı, etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü de içerir.
Öte yandan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesi, hastalık nedeniyle infazın ertelenmesine ilişkin güvenceleri düzenlemekte; kişinin hayatı bakımından ciddi tehlike oluşturan durumlarda infazın ertelenebilmesine imkan tanımaktadır. Aynı yasal çerçeve, hükümlü ve tutukluların sağlık hizmetlerine erişiminin cezaevi idaresinin keyfi takdirine bırakılamayacağını da göstermektedir. Ağır tecrit koşulları, sağlık hizmetlerine erişimde fiili engeller, psikolojik çöküşe ilişkin belirtiler ve ölümden kısa süre önce dile getirilen ağır şikayetler birlikte değerlendirildiğinde, Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesine giden süreçte gerekli koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığının tüm yönleriyle araştırılması zorunludur.
Komisyonunuzun görev ve yetkisi de tam olarak bu noktada devreye girmektedir. 3686 sayılı İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kanunu’nun 4. maddesi Komisyonun insan hakları ihlallerini inceleme, mevzuat ve uygulama arasındaki uyumsuzlukları tespit etme ve gerekli yasal-idari önlemleri önerme görevini; 5. maddesi ise bilgi isteme, inceleme yapma ve ilgilileri çağırarak bilgi alma yetkisini düzenlemektedir.
Bu itibarla, Mehmet Çeviren’in ölümünün basit bir “intihar” vakası olarak kayda geçirilmesiyle yetinilmesi kabul edilemez. Etkili soruşturma yükümlülüğü, yalnızca ölüm nedeninin teknik olarak belirlenmesini değil; ölüm öncesi risk işaretlerinin bilinip bilinmediğinin, hangi koruyucu tedbirlerin alındığının ya da alınmadığının, sağlık hizmetlerine erişimin neden engellendiğinin, tecrit ve baskı koşullarının ölüm üzerindeki etkisinin ve sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin rolünün açığa çıkarılmasını gerektirir. Aynı şekilde delillerin eksiksiz toplanması, kamera kayıtlarının korunması, görevli personelin tamamının belirlenmesi, aile ve avukatların sürece etkili biçimde katılımının sağlanması da bu yükümlülüğün ayrılmaz parçasıdır.
Açıklanan nedenlerle;
● Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesine ilişkin tüm sürecin Komisyon gündemine alınmasını,
● Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumu idaresi, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı, ilgili adli tıp birimleri ve varsa müdahalede bulunan sağlık kuruluşlarından tüm bilgi ve belgelerin ivedilikle istenmesini,
● Mehmet Çeviren’in ölümünden önceki son altı aya ilişkin revir başvuruları, hastane sevkleri, psikolojik ve psikiyatrik değerlendirmeler, ilaç kayıtları, disiplin ve gözlem notları, oda yerleştirme kayıtları ile tüm idari tutanakların temin edilmesini,
● 3 Nisan 2026 tarihli avukat görüşmesinde dile getirilen baskı, tecrit, 7/24 kamera ile izleme, koğuş baskınları, sosyal faaliyetlerin engellenmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin “ağız içi arama” dayatmasıyla fiilen sınırlandırıldığı yönündeki iddiaların tüm yönleriyle araştırılmasını,
● Ölüm olayının tarihi, saati, yeri, gerçekleşme koşulları ve ilk müdahale zincirinin ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılmasını,
● Olay anına ve öncesine ilişkin kamera kayıtlarının, hücre/oda yerleşim planlarının, nöbet çizelgelerinin, sayım kayıtlarının, sevk kayıtlarının, görevli personel listelerinin ve tüm tutanakların gecikmeksizin muhafaza altına alınıp alınmadığının tespit edilmesini,
● Cezaevi idaresi, sağlık personeli ve olay günü ile öncesinde görev yapan kamu görevlileri hakkında idari soruşturma başlatılıp başlatılmadığının araştırılmasını,
● İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın kapsamının, toplanan delillerin, ifadeleri alınan kişilerin ve talep edilen uzman incelemelerinin Komisyon tarafından izlenmesini,
● Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na ivedilikle yerinde ziyaret gerçekleştirilmesini; mahpuslarla, idareyle, sağlık personeliyle, aile ve avukatlarla doğrudan görüşmeler yapılmasını,
● Mehmet Edip Taşar, Rojhat Babat ve Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan süreçlerin birlikte değerlendirilerek S Tipi ve Yüksek Güvenlikli ceza infaz kurumlarında yaşam hakkı ve sağlık hakkı bakımından ortaya çıkan ortak ihlal örüntüsünün raporlaştırılmasını,
● S Tipi ve Yüksek Güvenlikli ceza infaz kurumlarında uygulanan tecrit koşullarının, sağlık hizmetine erişimin önündeki engellerin, mahremiyet ihlallerinin ve psikolojik yıkım yaratan infaz uygulamalarının mahpusların yaşamı üzerindeki etkilerinin özel bir Komisyon incelemesine konu edilmesini,
● Komisyonunuz tarafından yapılacak inceleme sonucunda, ceza infaz kurumlarında yaşam hakkı, sağlık hakkı ve etkili soruşturma güvenceleri bakımından gerekli yasal ve idari değişikliklerin tespit edilerek kamuoyuyla paylaşılmasını talep ederiz.14.04.2026
Beritan GÜNEŞ ALTIN Nevroz UYSAL ASLAN
Mardin Milletvekili Şırnak Milletvekili
Ömer Faruk HÜLAKÜ Serhat EREN
Bingöl Milletvekili Diyarbakır Milletvekili