Gündem

Eğitim-İş'ten LGS sonuçlarına tepki: "Değişen sayılar, değişmeyen eşitsizlikler"

Abone Ol

ANKARA – Eğitim-İş Sendikası, 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı değerlendirmede, tam puan alan öğrenci sayısındaki değişimin eğitim sisteminin niteliğini göstermediğini belirterek, asıl sorunun milyonlarca öğrencinin geleceğinin tek bir sınava bağlanması olduğunu vurguladı.

Sendika tarafından "LGS'de Değişen Sayılar, Değişmeyen Eşitsizlikler" başlığıyla yapılan açıklamada, bu yıl 452 öğrencinin 500 tam puan aldığı, geçen yıl ise bu sayının 719 olduğu hatırlatıldı. Açıklamada, tam puan alan öğrenci sayısının artmasının ya da azalmasının eğitim sisteminin başarısını tek başına ortaya koymadığı ifade edildi.

Eğitim-İş, çocukların ortaokul çağından itibaren yoğun sınav baskısı altında yetiştirildiğini belirterek, eğitimin çok yönlü gelişimi destekleyen kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp eleme ve sıralama mekanizmasına dönüştürüldüğünü savundu.

"LGS toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretiyor"

Açıklamada, sınav sonuçlarının yalnızca öğrencilerin bilgi düzeyini değil; ailelerinin ekonomik koşullarını, yaşadıkları bölgenin imkânlarını, okulların fiziki şartlarını, öğretmen sayılarını ve nitelikli eğitime erişim düzeyini de yansıttığı belirtildi.

Özel ders, kurs ve özel okul olanaklarına erişebilen öğrencilerin avantajlı durumda olduğuna dikkat çekilen açıklamada, devlet okullarındaki sınırlı imkânlarla eğitim gören milyonlarca öğrencinin aynı yarışta dezavantajlı koşullarda mücadele etmek zorunda bırakıldığı ifade edildi. Bu nedenle LGS'nin çocukları değil, toplumsal eşitsizlikleri ölçen bir sistem haline geldiği öne sürüldü.

"Kamusal eğitim zayıflatıldı"

Sendika, yıllardır uygulanan eğitim politikalarının kamusal eğitimi güçlendirmek yerine özel okul ve özel kurs sektörünü büyüttüğünü, devlet okulları arasındaki fırsat eşitsizliğinin ise giderek derinleştiğini savundu.

Açıklamada ayrıca, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamalarıyla çok sayıda çocuğun eğitim hakkından uzaklaştırılarak erken yaşta iş gücü piyasasına yönlendirildiği belirtilirken; müfredatta yapılan değişiklikler, bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaşılması, öğretmenlerin mesleki güvencelerinin zayıflatılması ve kamusal eğitime ayrılan kaynakların yetersizliği de eleştirildi.

Bakanlığa dört soru

Eğitim-İş, Milli Eğitim Bakanlığı'na şu soruları yöneltti:

  • Çocukların geleceğini tek bir sınava mahkûm eden sistem ne zamana kadar sürdürülecek?

  • Devlet okulları arasındaki derin eşitsizliklerin giderilmesi için hangi somut adımlar atılacak?

  • Her çocuğun eşit, nitelikli, parasız, bilimsel ve laik eğitim hakkını güvence altına alacak politikalar neden hayata geçirilmiyor?

  • Çocukları küçük yaşlardan itibaren sınav baskısı altında bırakan anlayıştan ne zaman vazgeçilecek?

Merkezi sınav sistemi kaldırılsın çağrısı

Eğitim-İş, merkezi sınavlara dayalı seçme ve eleme sisteminin kaldırılarak öğrencilerin akademik başarılarının yanı sıra sanatsal, kültürel ve sosyal gelişimlerini de dikkate alan okul temelli bir yerleştirme modeline geçilmesini istedi.

Açıklamada ayrıca, kamusal eğitime daha fazla kaynak ayrılması, eğitimin ticarileştirilmesine son verilmesi, okullar arasındaki fiziki ve akademik farklılıkların giderilmesi, çocuk işçiliğine yol açan uygulamaların terk edilmesi, müfredatın bilimsel ve laik ilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi ve öğretmenlerin mesleki güvencelerinin güçlendirilmesi çağrısında bulunuldu.

Sendika, eğitim sisteminin başarısının yalnızca tam puan alan öğrenci sayısıyla ölçülemeyeceğini belirterek, gerçek başarının her çocuğun nitelikli eğitime eşit koşullarda erişebildiği, ekonomik nedenlerle hiçbir öğrencinin geride kalmadığı ve çocukların mutlu, özgür bireyler olarak yetişebildiği bir eğitim düzeninin kurulması olduğunu vurguladı.

Açıklamanın sonunda Eğitim-İş, mücadelelerinin yalnızca sınav sistemine değil, eğitimde eşitsizliği üreten tüm politikalara karşı sürdüğünü belirterek, "Çocuklarımızın geleceği rekabetin değil dayanışmanın, piyasanın değil kamusal sorumluluğun, ayrıcalığın değil eşitliğin üzerine kurulmalıdır" ifadelerine yer verdi.