· Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara derhal son verilmeli,
· Kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar geliştirilip uygulanmalı,
· Kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilmeli,
· Yargı reformları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle planlanmalıdır.
KESK KADIN SEKRETERİ DÖNE GEVHER: NAFAKAYI DEĞİL YOKSULLUĞU BİTİR!
KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher tarafından yapılan basın açıklamasında şunlar ifade edildi; Günde üç kadın katledilirken iktidar AYM aracılığıyla, “aile kurumunun saygınlığını koruma”yı gerekçe göstererek nafaka hakkını hedef alan bir karar açıkladı. Hemen ardından Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklamadan da bu kararın hükümetin bu yöndeki hazırlıklarının habercisi olduğunu anlıyoruz. Benzer dosyalarda daha önce kadınların lehine karar veren AYM kararı bu hazırlıktan bağımsız değil. Görünen o ki bundan sonra birbiri ardına gelecek yargı reformlarıyla ve yargı paketleriyle kadınlar şiddete, yoksulluğa ve güvencesizliğe daha fazla mahkûm edilecek.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının ardından kadınlara yönelik politikalar da giderek aileyi merkeze alan uygulamalara indirgeniyor. Kadın istihdamı hâlâ yüzde otuzlar seviyesinde seyrediyor. Çalışan kadınların yalnızca yaklaşık yüzde yirmisi tam zamanlı ve güvenceli işlerde çalışabiliyor. Engelli, yaşlı, hasta ve çocuk bakımı büyük ölçüde kadınların sorumluluğuna bırakılıyor; kadın yoksulluğu, kadın emeğinin görünmezliği ve kadınların yaşadığı zaman yoksunluğu görmezden geliniyor. Kadın istihdamı, eşitlikçi politikalar yerine “aile dostu politikalar” adı altında şekillendiriliyor.
“Ailenin korunması” odaklı politikalar, aile içinde yaşanan kadına yönelik şiddeti görünmez kılıyor. Güvenli, güvenceli, tam zamanlı işlerde çalışma olanakları sistematik olarak sınırlandırılan kadınlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gereken iktidar ise şimdi de boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafı koruyan nafaka hakkını ortadan kaldırmaya hazırlanıyor.
Ekonomik bağımsızlığı elinden alınan kadınların boşanma süreçlerinde talep ettikleri nafakanın, aileyi koruma iddiasıyla kısıtlanması ya da ortadan kaldırılması; kadınların yaşadıkları şiddete, eşitsizliğe ve ekonomik baskıya rağmen aile içinde kalmaya zorlanması anlamına geliyor. Bu yaklaşım, aile içi şiddete maruz bırakılan kadınları aynı şiddet döngüsü içinde yaşamaya mahkûm ediyor.
Nafaka ile ilgili veriler, boşanma ve nafaka davaları ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddet arasında önemli bir ilişki olduğunu gösteriyor. Nafaka davalarının yaklaşık yüzde 25’inde konu, kadına yönelik şiddet veya ev içi şiddet vakalarıyla bağlantılı.
Nafaka davalarının tarafı olan kadınların önemli bir bölümünü işsiz kadınlar oluşturuyor. Ayrıca çocukların velayeti büyük ölçüde kadınlara verildiğinden, nafaka talepleri çoğunlukla çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik oluyor.
Kadın istihdamını artıracak politikalar hayata geçirilmeden; güvenceli ve tam zamanlı çalışma olanakları yaratılmadan; kadına yönelik şiddetle etkili biçimde mücadele edilmeden; erişilebilir başvuru mekanizmaları ve önleyici tedbirler güçlendirilmeden; bakım hizmetleri kamusal bir sorumluluk olarak ele alınmadan; yeterli sayıda sığınma evi, barınma ve kreş desteği sağlanmadan nafaka hakkının ortadan kaldırılması, kadınları şiddete daha açık hâle getirmekten, yoksulluğu derinleştirmekten ve güvencesizliği artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
· Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara derhal son verilmeli,
· Kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar geliştirilip uygulanmalı,
· Kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilmeli,
· Yargı reformları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle planlanmalıdır.
Sorun nafaka değil, kadınları yoksulluğa, güvencesizliğe ve şiddete açık hâle getiren politikalardır!
Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!