Gündem

Şırnak’ta Eğitim Sen ve SES Üyelerine Yönelik İhraç Girişimi Meclis Gündeminde

DEM Parti’den Eğitim Sen ve SES Üyelerine Yönelik Soruşturmalara Tepki: “Barışçıl Hak Kullanımı Cezalandırılıyor”

Abone Ol

DEM Parti’den Şırnak’taki Eğitim Sen ve SES Üyeleri İçin Bakanlıklara Soru Önergesi

DEM Parti Şırnak milletvekilleri Ayşegül Doğan, Nevroz Uysal Aslan ve Mehmet Zeki İrmez, Şırnak’ta üçü Eğitim Sen, biri ise SES üyesi dört kamu emekçisi hakkında yürütülen ihraç süreçlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu tarafından yanıtlanması istemiyle verilen soru önergelerinde, sendikal faaliyetlerin, barışçıl protestolara katılımın ve taziye ziyaretlerinin “ihraç gerekçesi” yapılmasının ağır hak ihlalleri doğurduğu vurgulandı.

Milletvekilleri, kamu emekçilerinin anayasal haklarını kullanmaları nedeniyle disiplin soruşturması ve ihraç tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının yalnızca bireysel hak ihlali değil, aynı zamanda demokratik siyaset alanına yönelik baskının yeni bir örneği olduğunu belirtti.

“KHK Rejimi Sonrasında Baskılar Derinleşti”

TBMM Başkanlığı’na sunulan önergelerde, özellikle 2016 sonrası yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu emekçilerine yönelik baskı politikalarının sistematik hale geldiği ifade edildi. Açıklamada, kamu çalışanlarının sendikal faaliyetlerinin, demokratik eylemlerinin ve toplumsal olaylara ilişkin barışçıl tutumlarının idari soruşturma konusu yapılmasının hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı kaydedildi.

Milletvekilleri, Şırnak’ta yürütülen sürecin “olağan bir disiplin incelemesi” olmaktan çıktığını, yerel idarenin baskısı ve yönlendirmesiyle ilerlediğine dair ciddi iddialar bulunduğunu ifade etti. Henüz kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmamasına rağmen bakanlıkların “ihraç yönünde tavsiye niteliğinde görüş” verdiği belirtilerek bunun telafisi güç mağduriyetlere yol açabileceği vurgulandı.

“Barışçıl Protestolar İhraç Gerekçesi Yapılıyor”

Soru önergelerinde, kamu emekçilerinin Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan sivil can kayıplarına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen yürüyüş ve protestolara katılmalarının suç unsuru gibi değerlendirildiği ifade edildi. Oysa söz konusu etkinliklerin, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında resmi başvuru ve bildirim süreçleri işletilerek gerçekleştirildiği, eylemlerin tamamının barışçıl şekilde başlayıp sona erdiği hatırlatıldı.

DEM Parti milletvekilleri, buna rağmen bu etkinliklere katılımın ihraç tehdidine dönüştürülmesini “barışçıl toplantı hakkının cezalandırılması” olarak değerlendirdi. Önergelerde şu vurgu dikkat çekti:

“Kamu görevlisi olmak, yurttaşlık haklarından vazgeçmek anlamına gelmez.”

Milletvekilleri, kamu emekçilerinin sendikalarının çağrısıyla ya da demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği etkinliklere katılmasının anayasal güvence altında olduğunu belirterek ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve toplantı hakkının idari baskıyla sınırlandırıldığını savundu.

DEM Parti’nin Yasal Siyasi Parti Olduğu Hatırlatıldı

Önergelerde, protestoların DEM Parti tarafından düzenlenmiş olmasının soruşturma dosyalarında “suçlayıcı unsur” gibi gösterilmesine de tepki gösterildi. DEM Parti’nin TBMM’de grubu bulunan yasal bir siyasi parti olduğu vurgulanarak, bir siyasi partinin çağrısıyla gerçekleştirilen barışçıl etkinliklere katılımın demokratik hak olduğu ifade edildi.

Milletvekilleri, “Yasal bir siyasi partinin etkinliğiyle temas kurmayı disiplin soruşturması konusu haline getirmek çoğulcu demokratik siyaseti daraltmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

“Taziyeye Gitmek İhraç Gerekçesi Olamaz”

Soru önergelerinde en dikkat çeken başlıklardan biri de kamu emekçilerinin taziyelere katılımının soruşturma konusu yapılması oldu. DEM Parti milletvekilleri, taziye ziyaretinin evrensel ve insani bir sorumluluk olduğuna dikkat çekerek, bunun devlet memurluğundan çıkarma cezasına dayanak yapılmasının hukuki temelinin açıklanmasını istedi.

Önergelerde şu sorular yöneltildi:

  • Taziyeye katılmak hangi mevzuata göre ihraç gerekçesi sayılıyor?
  • Barışçıl protestolara katılım hangi somut fiil üzerinden suç olarak değerlendiriliyor?
  • Sendikal faaliyetler disiplin suçu olarak mı görülüyor?
  • Yerel idarenin baskı iddiaları araştırıldı mı?
  • Bakanlıklar savunma hakkını güvence altına almak için herhangi bir işlem yaptı mı?

Eğitim Emekçileri İçin Bakanlığa 8 Maddelik Soru

Milli Eğitim Bakanlığı’na yöneltilen önergede özellikle eğitim emekçilerinin örgütlenme özgürlüğüne dikkat çekildi. Eğitim Sen üyeleri hakkında yürütülen süreçte, sendikal faaliyetlerin ve demokratik hak kullanımının “ihraç sebebi” olarak değerlendirilmesinin açık bir hak ihlali olduğu belirtildi.

Milletvekilleri ayrıca, il milli eğitim müdürlükleri ve valilikler nezdinde kamu emekçilerinin barışçıl toplantı hakkını güvence altına alacak genelgeler hazırlanıp hazırlanmayacağını da sordu.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Milli Eğitim Bakanı Yusuf TEKİN tarafından Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 96’ncı maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Türkiye’de iktidarın kamu emekçilerine yönelik hukuksuzlukla bezeli baskı ve sindirme politikaları, 2016 yılında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle zirveye ulaşmış; kamu emekçilerinin sendikal faaliyetleri, demokratik hak kullanımları, toplumsal olaylara ilişkin barışçıl tutumları ve yurttaşlık sorumlulukları idari soruşturma konusu yapılmaya devam etmiştir.

Bu tablonun son örneklerinden biri Şırnak’ta yaşanmaktadır. Üçü Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Eğitim Sen, biri ise Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olan toplam dört kamu emekçisi hakkında ihraç süreci yürütülmektedir. Söz konusu sürecin, olağan bir disiplin incelemesinden çok, yerel idarenin ısrarı ve baskısıyla başlatıldığı; bugünkü yürütülme biçiminin de aynı siyasal ve idari baskı hattı üzerinden sürdürüldüğü iddia edilmektedir.

Henüz kesinleşmiş bir yargı kararı veya idari karar bulunmamasına rağmen Bakanlığınız tarafından ihraç yönünde tavsiye niteliğinde görüş verilmesi, kamu emekçileri açısından telafisi güç hak kayıplarına yol açabilecek ağır bir idari tasarruf niteliği taşımaktadır. Kamu görevlilerinin savunmaları alınmadan, somut ve kesinleşmiş hukuki tespitler ortaya konulmadan, demokratik hak kullanımlarının “ihraç” gerekçesine dönüştürülmesi; masumiyet karinesi, savunma hakkı, ifade özgürlüğü, sendikal özgürlükler ve toplantı hakkı bakımından ciddi bir hukuk sorunu yaratmaktadır.

Kamu emekçilerinin taziyeye katılması; sivil toplum örgütlerince düzenlenen, üyesi oldukları sendikanın çağrıcısı olduğu, Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye bölgesindeki sivil can kayıplarını protesto etmek ve barış çağrısında bulunmak amacıyla gerçekleştirilen etkinliklerde yer alması, kamudan ihraç gerekçesi yapılmaktadır. Oysa söz konusu yürüyüş ve protestolar, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında, resmî başvuru, bildirim ve izin süreçleri işletilerek, idarenin bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiştir. Bu eylemler barışçıl biçimde başlamış, barışçıl biçimde sonlanmıştır. Buna rağmen bu eylemlere katılımın kamu emekçileri açısından ihraç gerekçesine dönüştürülmesi, barışçıl toplantı hakkının cezalandırılması anlamına gelmektedir. Rojava’da yaşanan sivil can kayıplarına karşı barış çağrısı yapmak; sendikal, demokratik ve insani bir tutumdur. Kamu görevlisi olmak, yurttaşlık haklarından vazgeçmek anlamına gelmez. Bir kamu emekçisinin sendikasının, demokratik kitle örgütlerinin ya da yasal bir siyasi partinin başvurusu ve çağrısı ile düzenlenen barışçıl bir etkinliğe katılması; Anayasa’nın güvence altına aldığı ifade özgürlüğünün, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ve örgütlenme özgürlüğünün doğal sonucudur.

Ayrıca söz konusu protesto eyleminin DEM Parti tarafından düzenlendiği belirtilerek suçlayıcı bir unsur gibi sunulması başlı başına sorunludur. DEM Parti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan yasal bir siyasi partidir. Bir siyasi partinin yaptığı başvuru ve bildirim sonucunda gerçekleşen barışçıl yürüyüş veya protestoya katılmak, kamu emekçisi olup olmamasına bakılmaksızın tüm yurttaşların demokratik hakkıdır. Yasal bir siyasi partinin etkinliğiyle temas kurmayı, disiplin soruşturması veya ihraç gerekçesi hâline getirmek, çoğulcu demokratik siyaset alanını daraltmaktadır.

Taziyeye gitmenin, sendikal çağrıya uymanın, barışçıl yürüyüşe katılmanın ve sivil ölümlere karşı ses çıkarmanın ihraç tehdidiyle karşılanması; kamu emekçilerinin toplumsal meselelere dair söz kurma hakkının idari baskıyla bastırılması anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda;

1. Bakanlığınız, kamu emekçilerinin demokratik etkinliklere, sendikal çağrılara, taziyelere ve barışçıl protestolara katılmasını hangi mevzuat hükmü uyarınca “ihraç” gerekçesi olarak değerlendirmektedir?

2. Şırnak’ta yürütülen bu sürecin yerel idarenin ısrarı ve baskısıyla başlatıldığı iddiaları Bakanlığınız tarafından araştırılmış mıdır? Araştırılmışsa hangi bulgulara ulaşılmıştır?

3. Şırnak Valiliği eliyle yürütülen soruşturma sürecinde Bakanlığınız, kamu emekçilerinin savunma hakkını, sendikal haklarını ve barışçıl toplantı hakkını güvence altına almak için herhangi bir işlem tesis etmiş midir?

4. Kamu emekçilerinin katıldığı Rojava’ya ilişkin yürüyüş ve protestoların 2911 sayılı Kanun kapsamında, DEM Parti’nin resmî başvuru, bildirim ve izin süreçleri işletilerek, idarenin bilgisi dahilinde ve barışçıl biçimde gerçekleştiği dikkate alındığında; bu etkinliklere katılım hangi somut fiil üzerinden ihraç gerekçesi yapılmaktadır?

5. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan sendikal faaliyetlere katılım hakkı, Bakanlığınızca disiplin suçu veya ihraç nedeni olarak mı görülmektedir? Bu yaklaşım eğitim emekçilerinin örgütlenme özgürlüğüne açık bir müdahale anlamına gelmez mi?

6. Bir kamu emekçisinin, evrensel bir hak ve insani bir yükümlülük olan taziyeye katılması hangi mevzuat uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezasına dayanak oluşturmaktadır?

7. Bakanlığınız, kamu emekçilerinin barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılımını güvence altına almak amacıyla il milli eğitim müdürlükleri ve valilikler nezdinde herhangi bir genelge, yazı veya talimat yayımlamayı planlamakta mıdır?

8. İçinde bulunulan barış arayışları dikkate alındığında; Rojava’da sivil can kayıplarına karşı barış çağrısı yapan kamu emekçilerinin ihraç tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının toplumsal barışa zarar vereceği Bakanlığınız tarafından değerlendirilmiş midir?

Sağlık Emekçileri İçin Ayrı Vurgu

Sağlık Bakanlığı’na sunulan önergede ise SES üyesi sağlık emekçisinin durumu ayrıca ele alındı. Sağlık çalışanlarının yalnızca bireysel çalışanlar değil, aynı zamanda toplumun sağlık hakkını koruyan meslek grupları olduğu vurgulandı.

Milletvekilleri, sağlık emekçilerinin demokratik hak kullanımları nedeniyle baskı altına alınmasının sağlık hizmetinin niteliğini ve çalışanların mesleki bağımsızlığını zedelediğini belirtti. Sağlık Bakanlığı’na yöneltilen sorularda şu başlıklar öne çıktı:

  • Sağlık emekçilerinin sendikal ilişkileri neden disiplin konusu yapılıyor?
  • Yerel idare kaynaklı baskılar için idari denetim yürütülecek mi?
  • İhraç süreci durdurulacak mı?
  • Sağlık çalışanlarının demokratik haklarını güvence altına alacak bir adım atılacak mı?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Kemal MEMİŞOĞLU tarafından Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 96’ncı maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Türkiye’de iktidarın kamu emekçilerine yönelik hukuksuzlukla bezeli baskı ve sindirme politikaları, 2016 yılında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle zirveye ulaşmış; kamu emekçilerinin sendikal faaliyetleri, demokratik hak kullanımları, toplumsal olaylara ilişkin barışçıl tutumları ve yurttaşlık sorumlulukları idari soruşturma konusu yapılmaya devam etmiştir.

Bu durumun son örneklerinden biri Şırnak’ta yaşanmaktadır. Üçü Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Eğitim Sen, biri ise Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olan toplam dört kamu emekçisi hakkında ihraç süreci yürütülmektedir. Bu süreç içinde bir sağlık emekçisinin de yer alması, konuyu doğrudan Sağlık Bakanlığının sorumluluk alanına taşımaktadır.

Söz konusu sürecin, olağan bir disiplin incelemesinden çok, yerel idarenin ısrarı ve baskısıyla başlatıldığı; bugünkü yürütülme biçiminin de aynı siyasal ve idari baskı hattı üzerinden sürdürüldüğü iddia edilmektedir. Henüz kesinleşmiş bir yargı kararı veya idari karar bulunmamasına rağmen ihraç yönünde tavsiye niteliğinde görüş verilmesi, kamu emekçileri açısından telafisi güç hak kayıplarına yol açabilecek ağır bir idari tasarruf niteliği taşımaktadır.

Sağlık emekçileri, toplumun yaşam hakkına, sağlık hakkına ve kamusal hizmete erişimine doğrudan temas eden meslek gruplarıdır. Bu nedenle sağlık emekçilerinin sendikal faaliyetleri, demokratik hak kullanımları ve barışçıl toplantılara katılımları üzerinden baskı altına alınması yalnızca bireysel bir hak ihlali yaratmakla kalmamakta; kamusal sağlık hizmetinin niteliğini, çalışan güvenliğini ve mesleki bağımsızlığı da zedelemektedir.

Kamu görevlilerinin demokratik hak kullanımlarının “ihraç” gerekçesine dönüştürülmesi; masumiyet karinesi, savunma hakkı, ifade özgürlüğü, sendikal özgürlükler ve toplantı hakkı bakımından ciddi bir hukuk sorunu yaratmaktadır.

Kamu emekçilerinin taziyeye katılması; sivil toplum örgütlerince düzenlenen, üyesi oldukları sendikanın çağrıcısı olduğu, Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye bölgesindeki sivil can kayıplarını protesto etmek ve barış çağrısında bulunmak amacıyla gerçekleştirilen etkinliklerde yer alması, kamudan ihraç gerekçesi yapılmaktadır. Oysa söz konusu yürüyüş ve protestolar, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında; bildirim ve izin süreçleri işletilerek, idarenin bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiştir. Bu eylemler barışçıl biçimde başlamış, barışçıl biçimde sonlanmıştır.

Buna rağmen bu eylemlere katılımın kamu emekçileri açısından ihraç gerekçesine dönüştürülmesi, barışçıl toplantı hakkının cezalandırılması anlamına gelmektedir. Rojava’da yaşanan sivil can kayıplarına karşı barış çağrısı yapmak; sendikal, demokratik ve insani bir tutumdur. Kamu görevlisi olmak, yurttaşlık haklarından vazgeçmek anlamına gelmez. Bir sağlık emekçisinin sendikasının, demokratik kitle örgütlerinin ya da yasal bir siyasi partinin başvurusu ve çağrısı ile düzenlenen barışçıl bir etkinliğe katılması; Anayasa’nın güvence altına aldığı ifade özgürlüğünün, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ve örgütlenme özgürlüğünün doğal sonucudur.

Ayrıca söz konusu Rojava protesto eyleminin DEM Parti tarafından düzenlendiği belirterek suçlayıcı bir unsur gibi sunulması başlı başına sorunludur. DEM Parti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan yasal bir siyasi partidir. Bir siyasi partinin yaptığı başvuru ve bildirim sonucunda gerçekleşen barışçıl yürüyüş veya protestoya katılmak, kamu emekçisi olup olmamasına bakılmaksızın tüm yurttaşların demokratik hakkıdır. Yasal bir siyasi partinin etkinliğiyle temas kurmayı, disiplin soruşturması veya ihraç gerekçesi hâline getirmek, çoğulcu demokratik siyaset alanını daraltmaktadır.

Taziyeye gitmenin, sendikal çağrıya uymanın, barışçıl yürüyüşe katılmanın ve sivil ölümlere karşı ses çıkarmanın ihraç tehdidiyle karşılanması; kamu emekçilerinin toplumsal meselelere dair söz kurma hakkının idari baskıyla bastırılması anlamına gelmektedir. Sağlık emekçisi bakımından bu tablo, mesleğin insan yaşamına ve toplumsal iyiliğe dönük etik sorumluluğuyla da açık bir çelişki yaratmaktadır.

Bu bağlamda;

1. Bakanlığınız, sağlık emekçilerinin demokratik etkinliklere, sendikal çağrılara, taziyelere ve barışçıl protestolara katılmasını hangi mevzuat hükmü uyarınca “ihraç” gerekçesi olarak ele almaktadır?

2. Şırnak’ta yürütülen bu sürecin yerel idarenin ısrarı ve baskısıyla başlatıldığı iddiaları Bakanlığınız tarafından araştırılmış mıdır? Araştırılmışsa hangi bulgulara ulaşılmıştır?

3. Şırnak Valiliği eliyle yürütülen soruşturma sürecinde Bakanlığınız, sağlık emekçisinin savunma hakkını, sendikal haklarını ve barışçıl toplantı hakkını güvence altına almak için herhangi bir işlem tesis etmiş midir?

4. Kamu emekçilerinin katıldığı Rojava’ya ilişkin yürüyüş ve protestoların 2911 sayılı Kanun kapsamında, DEM Parti’nin resmî başvuru, bildirim ve izin süreçleri işletilerek, idarenin bilgisi dahilinde ve barışçıl biçimde gerçekleştiği dikkate alındığında; bu etkinliklere katılım hangi somut fiil üzerinden ihraç gerekçesi yapılmaktadır?

5. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan sendikal faaliyetlere katılım hakkı, Bakanlığınızca disiplin suçu veya ihraç nedeni olarak mı görülmektedir? Bu yaklaşım sağlık emekçilerinin örgütlenme özgürlüğüne açık bir müdahale anlamına gelmekte midir?

6. Bir sağlık emekçisinin, evrensel bir hak ve insani bir yükümlülük olan taziyeye katılması hangi mevzuat uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezasına dayanak oluşturmaktadır?

7. Bakanlığınız, sağlık emekçilerinin meslek örgütleri, sendikaları ve demokratik kitle örgütleriyle kurduğu ilişkiyi disiplin soruşturması konusu yapan uygulamalara karşı il sağlık müdürlükleri nezdinde herhangi bir denetim yürütmekte midir?

8. Sağlık hizmetinin niteliği, çalışanların mesleki bağımsızlığı ve kamu hizmetinin sürekliliği dikkate alındığında; sağlık emekçilerinin demokratik hak kullanımları nedeniyle ihraç tehdidiyle karşı karşıya bırakılması Bakanlığınızca kabul edilebilir bir uygulama olarak mı görülmektedir?

9. Bakanlığınız, Şırnak’ta yürütülen bu ihraç sürecini durdurmak, sağlık emekçisinin haklarını korumak ve yerel idare kaynaklı baskı iddialarını incelemek üzere herhangi bir idari denetim mekanizması işletecek midir?

10. İçinde bulunulan barış arayışları dikkate alındığında; Rojava’da sivil can kayıplarına karşı barış çağrısı yapan sağlık emekçisinin ihraç tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının toplumsal barışa zarar vereceği Bakanlığınız tarafından değerlendirilmiş midir?

“Toplumsal Barışa Zarar Verir”

Her iki önergede de “barış arayışları” vurgusu dikkat çekti. Milletvekilleri, Rojava’daki sivil ölümlere karşı barış çağrısı yapan kamu emekçilerinin ihraç tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının toplumsal barış açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını ifade etti.

DEM Parti milletvekilleri, demokratik hakların cezalandırılmasının yalnızca ilgili kamu emekçilerini değil, tüm toplumu ilgilendiren bir mesele olduğunu belirterek, hükümeti anayasal haklara ve uluslararası sözleşmelere uygun davranmaya çağırdı.