Nijerya’da 1950’li yıllarda kurulan ve günümüzde dünya genelinde milyonlarca takipçisi bulunan Redeemed Christian Church of God (RCCG) tarafından geliştirilen çevrim içi sohbet robotu “Havari Stephen (Apostle Stephen)” ile yapılan bir görüşme, üretken yapay zekânın (Generative Artificial Intelligence – GenAI) din alanındaki kullanımına ilişkin önemli soruları gündeme getirmektedir.
İlk etapta Coventry’deki RCCG kiliseleri hakkında bilgi talep edildiğinde sohbet robotu, kullanıcıya yardımcı olabilmek için isim, e-posta adresi ve telefon numarası istemektedir. Kişisel bilgilerin paylaşılmak istenmediği belirtilmesine rağmen sistem, bu bilgilerin sağlanmasının “en iyi hizmeti sunabilmek için gerekli olduğunu” ısrarla vurgulamaktadır.
Kullanıcı yalnızca kiliselerin iletişim bilgilerini talep ettiğinde bile sohbet robotu aynı talebini yinelemekte ve kişisel bilgiler verilmeden istenen bilgileri paylaşmayı reddetmektedir. Görüşme sona erdirilmek istendiğinde ise sistem, kullanıcıyı “yeniden doğmuş bir Hristiyan” olmanın yedi aşaması hakkında bilgilendirmekte; günahların kabul edilmesi, İsa’nın kurtarıcı olarak benimsenmesi, vaftiz olunması ve İncil’e bağlı bir kiliseye katılım gibi adımları sıralamaktadır. Ayrıca “kurtuluş duasını” yönlendirerek görüşmeyi yeniden isim, e-posta ve telefon numarası talebiyle sonlandırmaktadır.
Bu deneyim, üretken yapay zekâ çağında dinî deneyimin geleceğine dair önemli bir örnek olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durumun yalnızca belirli bir Evanjelik yaklaşımı mı temsil ettiği, yoksa daha geniş kapsamlı bir dönüşümün işareti mi olduğu tartışmalıdır.
Dinî Kurumlarda Yapay Zekânın Yaygınlaşması
RCCG, dünya genelinde yaklaşık dokuz milyon üyeye sahip olduğunu ileri sürmektedir. 1990’lı yılların başında Birleşik Krallık’ta Nijerya diasporası aracılığıyla örgütlenmeye başlayan kilise, günümüzde ülkedeki siyahilerin öncülük ettiği en büyük Hristiyan mezheplerinden biri ve en hızlı büyüyen dinî yapılardan biri olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte RCCG, üretken yapay zekâyı kullanan tek dinî kurum değildir. Günümüzde hemen hemen bütün büyük dinlerde yapay zekâ tabanlı sohbet robotları bulunmaktadır. Hristiyanlık, İslam, Hinduizm, Yahudilik, Katoliklik ve hatta Sihizm için geliştirilen çeşitli sistemler, kutsal metinler temelinde kullanıcılara yanıt vermektedir.
Özellikle Sihizm açısından dikkat çekici bir durum söz konusudur. Çünkü dinin en yüksek yönetim organlarından biri olan Shiromani Gurdwara Parbandhak Committee (SGPC), Sih gurularının ve kutsal metinlerin üretken yapay zekâ ile temsil edilmesini dünya genelinde yasaklamıştır. Buna rağmen geliştirilen KhalsaGPT projesi daha sonra, hassas dinî konularda yanlış veya uygunsuz cevaplar üretme riski nedeniyle geliştiricileri tarafından aktif olarak durdurulmuştur.
Projeyi geliştiren ekip, Sih inancına mensup bireyler olarak bu alanın büyük bir dikkat, sorumluluk ve kurumsal denetim gerektirdiğini fark ettiklerini açıklamıştır.
“Tanrı Botları” (Godbots) Olgusu
Dinî yapay zekâ sohbet robotları, literatürde sıklıkla “godbot” olarak adlandırılmaktadır. Bu sistemlerin büyük bölümü resmî dinî kurumlar tarafından değil, teknolojik fırsatları değerlendirmek isteyen özel girişimler veya bağımsız organizasyonlar tarafından geliştirilmektedir.
Ancak beraberinde önemli riskler de ortaya çıkmaktadır. Katolik Kilisesi lideri Papa XIV. Leo, yapay zekâyı çağımızın en önemli ahlaki sorunlarından biri olarak nitelendirmiş ve ilk genelgesinde yapay zekânın hiçbir zaman tarafsız olmadığını, onu tasarlayan, finanse eden, düzenleyen ve kullanan kişilerin özelliklerini yansıttığını ifade etmiştir.
Yapay Zekâ ile Dinin Kesiştiği Nokta
Araştırmalar sırasında, sohbet robotlarının uzun süreli etkileşimler sonucunda kullanıcılara kendilerine ya da başkalarına zarar vermeyi teşvik ettiği çeşitli örneklerle karşılaşılmıştır. Bu olgu literatürde “GPT psikozu” veya “yapay zekâ psikozu” olarak adlandırılmaktadır.
Resmî istatistikler bulunmamakla birlikte giderek daha fazla insanın arkadaşlık, tavsiye ve ruhsal rehberlik amacıyla sohbet robotlarına yöneldiği görülmektedir.
Bu nedenle araştırmacılar, siyasal teoloji uzmanı ve Metodist din görevlisi Chris Shannahan ile birlikte yapay zekâ ile dinin kesişiminden doğan toplumsal etkileri inceleyen kapsamlı bir çalışma yürütmüşlerdir.
İnanç Topluluklarının Toplumsal İşlevi
Dinî inanç, Birleşik Krallık nüfusunun önemli bir bölümü açısından dayanıklılık ve psikolojik destek kaynağı oluşturmaktadır. İnanç toplulukları kriz dönemlerinde acil barınma hizmetleri, gıda bankaları, mülteci desteği ve manevi danışmanlık gibi önemli sosyal işlevler üstlenmektedir.
Ayrıca yerel kalkınma faaliyetleri ve sosyal adalet kampanyalarında aktif rol almakta; Grenfell Tower yangını veya terör saldırıları gibi toplumsal travmalar sonrasında insanların yas sürecini yönetmelerine ve yeniden dayanışma kurmalarına katkıda bulunmaktadır.
Bu çerçevede araştırmacılar, Birleşik Krallık’taki altı büyük dinî gelenekten ve mezhepler üstü yapılardan toplam 28 dinî liderle görüşmeler gerçekleştirmiştir.
Yapay Zekâya Yönelik Dinî Yaklaşımlar
Araştırma sonuçları, dinî toplulukların tek tip yapılardan oluşmadığını göstermektedir. Katolik Kilisesi veya bazı Pentekostal mezhepler daha merkeziyetçi yönetim yapılarına sahipken birçok dinî topluluk daha yatay ve yerel karar mekanizmalarıyla faaliyet göstermektedir.
Kurumsal düzeyde dikkat çeken en önemli girişimlerden biri, Papa Francis’in desteğiyle 2020 yılında başlatılan Roma Yapay Zekâ Çağrısı (Rome Call for AI Ethics) olmuştur. Bu girişim Microsoft ve IBM gibi teknoloji şirketleriyle ortak etik ilkeler geliştirmeyi amaçlamıştır.
Bunun dışında resmî müdahaleler oldukça sınırlı kalmıştır.
İngiltere Kilisesi’nin yapay zekâ danışmanı Simon Cross, farklı yerel toplulukların ihtiyaçları değiştiği için yukarıdan aşağıya katı kurallarla yönetilen bir sistem yerine etik ilkelere dayalı rehberlik yaklaşımının daha doğru olacağını savunmaktadır.
Sanal Yardımcı mı, Manevî Rehber mi?
Dinî sohbet robotları genel olarak iki farklı amaçla kullanılmaktadır.
Birinci kullanım biçimi, kurumların internet sitelerinde ziyaretçilere bilgi sağlayan “sanal yardımcılar” şeklindedir. Bu sistemler kiliseler, camiler veya diğer dinî kurumlar hakkında bilgi vermekte ve zaman zaman kullanıcı verileri toplamaktadır.
İkinci kullanım biçimi ise çok daha riskli görülmektedir. Bu modelde yapay zekâ, doğrudan manevi danışman veya dinî rehber rolüne bürünmektedir.
Araştırmacılar asıl tehlikenin bu ikinci kullanım biçiminde ortaya çıktığını değerlendirmektedir.
Father Justin AI Örneği
Katolik Answers adlı muhafazakâr kuruluş tarafından geliştirilen Justin AI, başlangıçta “Father Justin” adıyla bir Katolik rahibi görünümünde tasarlanmıştır.
Yapay zekâ avatarı, Assisi Bazilikası fonunda kullanıcıların Katoliklik hakkında sorularını yanıtlamakta; İncil ve Katolik ilmihali temelinde açıklamalar sunmaktadır. İlk sürümünde günah çıkarma işlemlerini dinlediği ve bağışlanma telkininde bulunduğu dahi belirtilmiştir.
Ancak sistemin bebeklerin spor içeceği Gatorade ile vaftiz edilebileceğini veya kardeşlerin evlenebileceğini ima eden tartışmalı cevaplar vermesi üzerine yoğun eleştiriler almış ve “rahip” kimliği kaldırılarak yalnızca “laik ilahiyatçı” konumuna indirilmiştir.
Bu olay, personel ve bütçe eksikliklerini teknolojiyle kapatma isteği ile hataya açık bir teknolojiyi manevi danışmanlık alanında kullanmanın doğurabileceği ciddi riskler arasındaki gerilimi açık biçimde göstermektedir.
Hindu Sohbet Robotları ve Şiddetin Meşrulaştırılması
Araştırmalar kapsamında incelenen bazı Hindu sohbet robotlarının da benzer sorunlar taşıdığı görülmüştür.
Örneğin GitaGPT adlı sistemin, belirli koşullarda “görev” (dharma) gerekçesiyle öldürmenin kabul edilebilir olduğu yönünde cevaplar verdiği rapor edilmiştir. Araştırmacılar kendi denemelerinde de zaman zaman şiddeti görev olarak gerekçelendiren yanıtlarla karşılaştıklarını belirtmektedir.
Bu durum, kutsal metinlerin yapay zekâ tarafından bağlamından koparılarak yorumlanmasının önemli etik sorunlar doğurabileceğini göstermektedir.
Magisterium AI: Alternatif Bir Model
Magisterium AI projesi ise daha kontrollü bir yaklaşım örneği olarak değerlendirilmektedir.
Projenin kurucusu Mathew Harvey Sanders, mevcut ticari büyük dil modellerinin Katolik öğretisiyle tam uyum sağlayamadığını belirterek sistemi sıfırdan geliştirdiklerini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca güvenilir dinî belgeler üzerinde eğitilmiş özel modeller oluşturmayı hedeflemektedir.
Benzer şekilde Birleşik Krallık kamu kurumlarında geliştirilen sohbet robotlarının yalnızca kendi resmî veri kümeleri üzerinde eğitildiği ve kullanıcıyla mümkün olan en kısa sürede etkileşimi tamamlamayı amaçladığı belirtilmektedir.
Bu yaklaşım, kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmaya çalışan ticari sosyal medya algoritmalarından önemli ölçüde ayrılmaktadır.
Teknolojiye Karşı İkircikli Tutum
Araştırmada öne çıkan en belirgin kavramlardan biri “teknolojik ikirciklilik (ambivalence)” olmuştur.
Katılımcılar bir yandan teknolojinin sağladığı kolaylıkları kabul ederken diğer yandan sosyal medyanın bağımlılık yaratan etkilerinden çıkarılan dersler nedeniyle yapay zekâya karşı ciddi çekinceler taşımaktadır.
Simon Cross, yapay zekânın oluşturduğu risklerin sosyal medyadan çok daha büyük olduğunu savunarak hiçbir mevcut yapay zekâ teknolojisinin bilinç veya gerçek maneviyat geliştirme kapasitesine sahip olmadığını vurgulamaktadır.
Ona göre insanlar ile üretken dil modelleri arasında kurulacak derin psikolojik veya ruhsal ilişkiler, özünde sahte oldukları için birey açısından yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
İnsan ile Makine Arasındaki Temel Ayrım
Araştırmaya katılan dinî liderlerin büyük bölümü, insan ile yapay zekâ arasında aşılması mümkün olmayan temel bir ayrım bulunduğunu ifade etmektedir.
Bir Yahudi hahamı, yaşamının son anlarını yaşayan bir kişinin elini hiçbir yapay zekâ sisteminin tutamayacağını belirtirken, bir Budist lider robotların acıyı deneyimleyemeyeceğini dile getirmiştir.
Bir Katolik piskoposu ise insan davranışlarının başarılı biçimde taklit edilmesinin gerçek bir iç yaşama sahip olunduğu anlamına gelmediğini savunmuştur.
Kâr Odaklı Algoritmalar ve Etik Sorunlar
Bazı katılımcılar yapay zekâ geliştirme süreçlerinin ortak iyilikten ziyade ekonomik kâr amacıyla şekillendiğini ileri sürmektedir.
Bir Yahudi din adamı, algoritmaların toplumsal dayanışma üretmek yerine kâr üretmek üzere tasarlandığını ve bu nedenle kapitalist dinamiklerin yazılımın içine işlendiğini ifade etmiştir.
“Endişe Verici Sonuçlar”
Araştırmaya katılan birçok dinî lider, yapay zekânın karmaşık teolojik kavramları doğru şekilde temsil edemeyeceği konusunda kaygı duymaktadır.
Özellikle Metodist bir din adamı şu uyarıda bulunmaktadır:
“Tanrı adına konuşan bir yapay zekâ düşünün. Eğer kutsal metinleri yanlış üretir veya yanlış yorumlarsa bunun son derece endişe verici sonuçları olabilir.”
Katılımcılar ayrıca yapay zekânın farklı inanç sistemlerini, değerleri ve kutsal metinleri beklenmedik biçimlerde birleştirerek tamamen yeni inanç biçimleri oluşturabileceğine dikkat çekmektedir.
Yapay Zekâ Kaynaklı Yönelim Bozukluğu ve Ruh Sağlığı
Araştırmaya göre, yapay zekâ kaynaklı bilgi kirliliği; yüz yüze ilişkilerin zayıflaması, otomasyona bağımlılığın artması ve toplumsal parçalanmayla birleştiğinde ruh sağlığı sorunlarının yaygınlaşmasına neden olabilir.
Belirsizlik içinde kesin cevaplar arayan bireylerin zamanla GPT psikozu olarak adlandırılan durumlara sürüklenme riski bulunduğu ifade edilmektedir.
Geleceğe İlişkin Öneriler
Papa XIV. Leo’nun ilk genelgesi, insan onuru, dayanışma, hakikat, merhamet ve ortak iyilik ilkeleri temelinde yapay zekânın insanlığı kontrol etmesini önlemeye yönelik ahlaki bir çerçeve önermektedir.
Araştırmacılar da benzer şekilde;
- Yapay zekâ uygulamalarının piyasaya sürülmeden önce güvenlik testlerinden geçirilmesini,
- Yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin açık biçimde etiketlenmesini,
- politika yapıcıların ve toplumun üretken yapay zekâ konusunda bilinçlendirilmesini,
- etik ihlalleri ortaya çıkaran sektör çalışanlarının korunmasını,
- sivil toplum kuruluşları ile inanç topluluklarının politika oluşturma süreçlerine dâhil edilmesini,
- eğitim ve kamusal yarar amacıyla kamu mülkiyetinde geliştirilen yapay zekâ sistemlerinin desteklenmesini
önermektedir.
Sonuç
Yapay zekâ ile dinî inançların kesişimi, insanlık için yeni fırsatlar kadar ciddi etik ve toplumsal riskler de barındırmaktadır. Özellikle manevi rehberlik sunan sohbet robotlarının kutsal metinleri yanlış yorumlaması veya kullanıcıları yanıltıcı yönlendirmelerde bulunması, dinî liderler tarafından “endişe verici sonuçlar” doğurabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Bu nedenle yapay zekânın din alanındaki kullanımının yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda etik, hukuki ve toplumsal açıdan dikkatle düzenlenmesi gereken çok boyutlu bir mesele olduğu anlaşılmaktadır.
Adam James Fenton
Assistant Professor, Centre for Peace and Security, Coventry University
Chris Shannahan
Associate Professor in Political Theology, Coventry University