Bilimsel araştırma yayıncılığı, dünyanın en kârlı sektörlerinden biri hâline gelmiştir. Güncel tahminlere göre sektörün yıllık cirosu yaklaşık 19 milyar ABD doları (yaklaşık 16,7 milyar avro) düzeyindedir ve kâr marjı yüzde 40'a ulaşmaktadır. Bu dikkat çekici kazanç, büyük ölçüde Elsevier, Springer Nature, Wiley, Taylor & Francis ve SAGE gibi "Büyük Beş" ticari yayınevinin, çoğunlukla kamu kaynaklarıyla finanse edilen araştırmalardan gelir elde etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu ticarileşme, bilimsel makalelere erişimin ücretli aboneliklerle sınırlandırılması ya da yazarların çalışmalarını açık erişim olarak yayımlayabilmeleri için yayın ücreti ödemeye zorlanmaları yoluyla gerçekleşmektedir. Oysa bilimsel yayın sürecinin en önemli aşamaları olan makalenin yazımı, hakem değerlendirmesi ve editörlük çalışmalarının büyük bölümü araştırmacılar tarafından herhangi bir ücret alınmadan yürütülmektedir. Bunun doğal sonucu olarak, bilimsel bilgiye erişim hâlâ kurumların ve ülkelerin ekonomik gücüne bağlı kalmaktadır. Ücretli erişim engelleri Uzun yıllardır bilimsel araştırmaların büyük bölümü ücretli erişim duvarlarının arkasında yayımlanmaktadır. Bu durum, bilim insanlarının, üniversitelerin ve toplumun bilimsel bilgilere ulaşabilmek için ödeme yapmak zorunda kalması anlamına gelir. Bireysel bir araştırmacı, tek bir makaleye erişebilmek için onlarca hatta yüzlerce avro ödeyebilir. Üniversiteler ve araştırma kurumları ise araştırmacılarının bu yayınlara ulaşabilmesi için binlerce bilimsel dergiye milyonlarca avroluk abonelik ücretleri ödemektedir. İnternetin yaygınlaşmasından ve bilimsel dergilerin dijital ortama taşınmasından önce bu maliyetler belirli ölçüde anlaşılabilir görülebilir. Çünkü baskı, dağıtım ve üniversite kütüphanelerine ulaştırma süreçleri ciddi giderler oluşturuyordu. Ancak bugün bu gerekçelerin büyük ölçüde ortadan kalktığı söylenebilir. Dijital yayıncılık sayesinde üretim maliyetleri önemli ölçüde azalmış olmasına rağmen, bilimsel yayın ücretleri tersine sürekli artmıştır. Bilginin bu şekilde ticarileştirilmesine tepki olarak Aaron Swartz, 2008 yılında özellikle Küresel Güney ülkelerinde bilimsel yayınlara erişimde yaşanan eşitsizliğe dikkat çekmek amacıyla Gerilla Açık Erişim Manifestosu'nu yayımladı. Bu tartışmaların devamında Alexandra Elbakyan, 2011 yılında milyonlarca bilimsel yayına erişim sağlayan Sci-Hub platformunu kurdu. Platform, kısa sürede çağımızın en büyük bilimsel bilgi paylaşım girişimlerinden biri hâline geldi. Bilgiye evrensel erişim ilkesini savunmasına rağmen, birçok ülkede telif haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle yasa dışı kabul edilmekte ve bu nedenle bilimsel bilgiye erişim sorununa kalıcı bir çözüm olarak görülmemektedir. Açık erişim çözüm olabilir mi? Bilimsel araştırmaların ücretli erişim engellerinin arkasında kalması ve bunun bilime erişimde ciddi eşitsizlikler yaratması, Açık Erişim (Open Access - OA) modeline yönelik ilgiyi giderek artırmıştır. Bugün araştırma fon sağlayıcıları ve birçok hükümet, özellikle kamu kaynaklarıyla finanse edilen araştırmaların herkes tarafından ücretsiz erişilebilir olmasını istemektedir. Temel amaç, kamu kaynaklarıyla üretilen bilginin yeniden kamu yararına sunulmasını sağlamaktır. Her ne kadar açık erişim giderek yaygınlaşsa da, bu hedefe ulaşmak için kullanılan farklı modeller bulunmaktadır ve bunların her biri aynı soruna farklı çözümler önermektedir. Açık erişim modelleri Günümüzde açık erişim tek bir modelden oluşmuyor. Bilimsel yayıncılıkta en yaygın üç yaklaşım Yeşil Açık Erişim (Green Open Access), Altın Açık Erişim (Gold Open Access) ve Elmas Açık Erişim (Diamond Open Access) olarak öne çıkıyor. Yeşil Açık Erişim, araştırmacının çalışmasını önce geleneksel, çoğu zaman ticari bir dergide yayımlamasını; daha sonra ise makalenin hakem değerlendirmesinden geçmiş ancak yayınevinin son biçimini almamış sürümünü kurumsal arşivlere veya açık erişim depolarına yüklemesini esas alır. Altın Açık Erişim modelinde ise makalenin yayımlanan son hâli herkes tarafından ücretsiz okunabilir. Ancak bunun karşılığında araştırmacılar ya da bağlı oldukları kurumlar, çoğu zaman birkaç bin avroya ulaşabilen Makale İşleme Ücreti (Article Processing Charge-APC) ödemek zorundadır. Elmas Açık Erişim ise farklı bir anlayış benimser. Bu modelde bilimsel dergiler üniversiteler, bilimsel topluluklar veya kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından desteklenir. Böylece araştırmacılar makalelerini herhangi bir ücret ödemeden yayımlayabilir, okuyucular da içeriklere tamamen ücretsiz erişebilir. Yeşil ve Altın Açık Erişim modelleri, ticari yayınevlerine bağımlılığı büyük ölçüde sürdürmektedir. Bu nedenle görünürde ücretsiz olsalar bile araştırmacılar, üniversiteler veya araştırmayı finanse eden kuruluşlar açısından önemli maliyetler doğurmaktadır. Buna karşılık Elmas Açık Erişim, bilimsel bilginin ticari bir ürün değil, kamusal bir değer olduğu anlayışını temel alır. Hem yazarlar hem de okuyucular için ücretsiz olması nedeniyle bilginin paylaşımını teşvik eder. Yeşil Açık Erişim kısa vadede erişimi kolaylaştırsa da mevcut ticari yayın sistemini koruduğu için daha köklü yapısal dönüşümlerin önünü geciktirebilmektedir. Elmas Açık Erişimin yükselişi Son yıllarda teknolojide yaşanan gelişmeler, bilimsel yayıncılığı daha düşük maliyetlerle yürütmeyi mümkün hâle getirdi. Bilgisayar yazılımlarının açık kaynaklı olarak geliştirilmesi sayesinde bilim insanları ve kamu fon sağlayıcıları bir araya gelerek Open Journal Systems (OJS) adı verilen açık kaynaklı bir yayın yönetim sistemi geliştirdi. Bu yazılım; makale gönderiminden hakem değerlendirmesine, editörlük işlemlerinden yayımlamaya kadar bilimsel dergilerin tüm süreçlerini yönetebiliyor. Bugün OJS, 148 ülkede kullanılmakta ve bilim insanlarının herhangi bir ticari yayınevine ihtiyaç duymadan dergilerini yönetmelerine olanak sağlamaktadır. Bu girişimlerin örnekleri arasında, Kasım 2022'de kurulan ve sedimentoloji alanında kısa süre içinde ellinci makalesini yayımlamaya hazırlanan Sedimentologika ile gezegen bilimleri alanında ilk makalesini yayımlamaya hazırlanan Planetary Research dergileri yer almaktadır. Bu iki derginin kuruluş sürecine makalenin yazarları da katkı sunmuştur. Açık bilim için yeni platformlar Elmas Açık Erişim yalnızca yeni dergilerle sınırlı değildir. Başlangıçta fizik alanına odaklanan SciPost ve Episciences gibi platformlar zamanla beşeri bilimler ve sosyal bilimler de dâhil olmak üzere birçok disipline yayıldı. Üniversiteler de kendi akademik yayın girişimlerini oluşturmaya başladı. Örneğin Paris-Saclay Üniversitesi bünyesinde geliştirilen POPS projesi, üniversite temelli yayıncılığın başarılı örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bunun yanında bilim insanları, geleneksel yayın anlayışının dışında farklı paylaşım yöntemleri de geliştirdi. Dünyanın en büyük açık bilim arşivlerinden biri olan arXiv, bugün yaklaşık 2,4 milyon bilimsel makaleye ücretsiz erişim sağlıyor. Fransa'da ise benzer işlevi HAL platformu üstleniyor. Bu sistemlerde araştırmacılar çalışmalarını hakem değerlendirmesi tamamlanmadan önce, yani ön baskı (preprint) olarak paylaşabiliyor. Sisteme katkı sunabilmek için araştırmacının kurumsal bir e-posta adresine sahip olması veya bilim insanları tarafından doğrulanması gerekiyor. Bu uygulama özellikle yapay zekâ tarafından üretilen sahte makalelerin sisteme yüklenmesini önlemeyi amaçlıyor. Hakem değerlendirmesi yapılmadığı için bu platformlarda bilimsel kalite güvencesi geleneksel dergilere göre daha sınırlı olsa da en önemli avantajları araştırma sonuçlarının çok hızlı biçimde tüm dünyaya ulaştırılabilmesidir. Nitekim özellikle yapay zekâ alanındaki çok sayıda etkili çalışma ilk olarak bu platformlarda yayımlanmış, daha sonra hakem değerlendirme sürecini tamamlayarak bilimsel dergilerde yer almıştır. Bu nedenle arXiv ve benzeri platformlar, geleneksel bilimsel yayıncılığın yerine geçen yapılar değil; araştırmaların daha hızlı paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı araçlar olarak değerlendirilmektedir. Bilimsel yayıncılığın geleceği: Riskler ve fırsatlar Bazı bilimsel topluluklar uzun yıllardır Elmas Açık Erişim (Diamond Open Access) modeliyle yayın yapmaktadır. Örneğin Comptes Rendus de l'Académie des Sciences ile Amerikan Matematik Derneği'nin bazı dergileri bu yaklaşımı benimseyen yayınlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, Elmas Açık Erişim modelini sürdürülebilir hâle getirmek her zaman kolay değildir. Bu nedenle son yıllarda farklı finansman modelleri geliştirilmektedir. Bunlardan biri Abone Ol-Aç (Subscribe to Open – S2O) modelidir. Örneğin Bulletin de la Société Mathématique de France, bu yöntemi uygulayan dergilerden biridir. Sistemde kurumlar ve okuyucular yıllık aboneliklerini sürdürmeye devam eder. Ancak derginin yayın maliyetleri karşılandığında, o yıl yayımlanan tüm makaleler herkes için ücretsiz erişime açılır ve kalıcı olarak açık erişimde kalır. Süreç her yıl yeniden başlar. Bilimsel yayıncılıkta önerilen bir başka yöntem ise makalelerin yayımlandıktan sonra kamuoyuna açık biçimde tartışılmasıdır. Bu yaklaşım, bilimsel çalışmaların daha geniş bir uzman topluluğu tarafından değerlendirilmesini mümkün kılar. Ancak bugüne kadar bu yöntemin geniş ölçekte uygulanmasını sağlayacak sürdürülebilir bir model henüz geliştirilebilmiş değildir. Yine de umut veren örnekler bulunmaktadır. Bunlardan biri olan Peer Community In (PCI), bugün 21 farklı bilimsel alanda hakemli yayın faaliyetini yürütmektedir. Platform, hakem değerlendirmesini tamamladığı makaleleri ücretsiz olarak yayımlamakta; daha sonra bu çalışmaların geleneksel bilimsel dergilere gönderilip gönderilmeyeceğine ise yazarlar karar vermektedir. Ticari tekeller bilimi nasıl etkiliyor? Bilimsel yayıncılık bugün büyük ölçüde uluslararası ticari yayınevlerinin kontrolü altındadır. Bu şirketler, bilim insanlarının yıllar içinde oluşturduğu akademik saygınlıktan önemli ölçüde ekonomik kazanç sağlamaktadır. Bu düzeni değiştirmek ise oldukça güç görünmektedir. Çünkü alanında önde gelen araştırmacılar, yüksek prestije sahip dergilerde yayımlanmayı kariyerleri açısından önemli bir ölçüt olarak görmektedir. Bu durum, mevcut ticari yayın modelinin varlığını sürdürmesine katkı sağlamaktadır. Büyük yayınevleri yalnızca dergileri yayımlamakla kalmamakta; aynı zamanda bilimsel makalelerin aranması, dizinlenmesi ve birbirleriyle ilişkilendirilmesini sağlayan birçok dijital altyapıyı da kontrol etmektedir. Böylece kendi yayınlarının görünürlüğünü artırırken bilimsel iletişim üzerinde de önemli bir etki kurmaktadırlar. Sayılar bilimin kalitesini gerçekten ölçebilir mi? Bilimsel yayıncılıkta bir diğer tartışma konusu ise araştırmacıların başarılarının nasıl değerlendirileceğidir. Bugün atıf sayısı, etki faktörü ve benzeri nicel göstergeler akademik performansın temel ölçütleri olarak kullanılmaktadır. Oysa bu göstergelerin önemli sınırlılıkları olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Araştırma değerlendirme sisteminin yeniden düzenlenmesini savunan DORA (San Francisco Declaration on Research Assessment) gibi uluslararası girişimler de bu soruna dikkat çekmektedir. Buna rağmen birçok üniversite ve kamu kurumu araştırmacıları hâlâ büyük ölçüde yayımladıkları dergilerin prestijine göre değerlendirmektedir. Sonuç olarak, araştırmacıların kariyerleri çoğu zaman çalışmalarının bilimsel niteliğinden çok, hangi dergide yayımlandığına bağlı olarak şekillenmektedir. Bilginin geleceği ortak bir sorumluluk Dezenformasyonun ve gerçek dışı bilgilerin hızla yayıldığı günümüzde bilimin bağımsızlığını koruması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Öte yandan kamu kaynaklarının giderek daha dikkatli kullanılmasının gerektiği bir dönemde, bilimsel yayıncılık altyapısının daha düşük maliyetli, daha verimli ve sürdürülebilir biçimde yeniden yapılandırılması bilim dünyasının önündeki en önemli görevlerden biri olarak görülmektedir. Açık erişim yalnızca akademisyenlere değil; öğretmenlere, öğrencilere, sivil toplum kuruluşlarına, karar vericilere, özel sektöre ve bilimsel bilgiye ihtiyaç duyan tüm topluma önemli katkılar sağlamaktadır. Bilimsel gelişmelere kolay erişim, bilgi üretiminin daha geniş kesimlere ulaşmasını mümkün kılmaktadır. Sonuç olarak bilimi daha erişilebilir hâle getirmek, yalnızca daha fazla makalenin ücretsiz okunabilmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda şeffaflığı güçlendirir, eleştirel düşünmeyi teşvik eder ve toplumun güncel sorunlara bilimsel veriler ışığında daha bilinçli ve sağduyulu çözümler üretebilmesine katkı sağlar. Frédéric Schmidt Professeur, Planétologie, Université Paris-Saclay Camille Thomas Chercheur en géologie, University of Bern Romain Vaucher Senior Lecturer in Sedimentology, James Cook University