Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Adana Barış Mitinginde Ortak Slogan; “Savaşları Halklar Değil, Devletler Çıkarmıştır.”

| 18:43
A+ | A-

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri: “Tarih boyunca savaşları Halklar değil, Devletler çıkarmıştır.”

Adana’da 1 Eylül Mitingiyle ilgili değişik kurum ve siyasi partilerin içinde yer aldığı tertip komitesi tarafından, “Bölgede Barış, Ülkede Demokrasi, Hak ve Özgürlükler İçin 1 Eylül’de Alanlardayız” şiarıyla yüzlerce insanın katıldığı miting coşkulu bir şekilde gerçekleştirildi.

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından organize edilen mitinge birçok siyasi parti, dernek, oda katılım sağladı.

CHP Adana Milletvekilleri Orhan Sümer, Müzeyyen Şevkin, HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları da mitinge katılanlar arasındaydı.

Mitinge destek veren ve katılan kurumlar; İnsan Hakları Derneği, Halkların Demokratik Partisi İl ve İlçe örgütleri, Cumhuriyet Halk Partisi İl ve İlçe örgütleri, KESK Şubeler Platformu, Birleşik Mücadele Güçleri, Birleşik Gençlik Meclisleri, Emek Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Demokratik Alevi Dernekleri, Halkevleri, Halkların Demokratik Kongresi, Akdeniz Kültür ve Sanat Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Dersimliler Derneği, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, DİSK, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi, ESP, Adana Barosu, Adana Tabip Odası ve Sosyalist Gençlik Dernekleri

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri adına İHD Adana Şube Başkanı Avukat Yakup Ataş Miting Tertip Komitesi adına Konuşma Gerçekleştirdi. Ataş’ın ardından sırasıyla HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları ve CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin birer konuşma gerçekleştirdi.

Ataş; “Bugün 1 Eylül Dünya BARIŞ günü, yüreği kardeşlik ve sevgi için atanların, Hak ve adalet mücadelesi yürütenlerin, Yaşamı ve doğayı, kardeşçe, eşitçe paylaşmayı inanç olarak görenlerin, Zorba, despot, savaştan, kandan beslenen iktidarlara karşı Barış için direndiği gündür” dedi.

İHD Adana Şube Başkanı Avukat Yakup Ataş konuşmasına şu şekilde devam etti;

1 Eylül 1939 yılında Nazi Almanya’sının, Polonya’ya saldırmasıyla İkinci Dünya savaşı başlamış ve Milyonlarca İnsanın ölmesine, doğanın tahrip edilmesine, İnsanlık tarihinin en acımasız vahşetlerinin yaşanmasına sebep olmuştur. 1 Eylül, Dünya tarihinde bir milat olmuş ve tekrar aynı acıların yaşanmaması için 1 Eylül Dünya Barış günü olarak ilan edilmiştir. Savaş, sadece insanların ölmesi değil, İnsanlığın yarattığı tüm kültürel değerlerini, birikimini, tarihini, geçmiş ile bağlarını kopardığı gibi toplumsal hafızayı da ortadan kaldırmaktadır. Her savaş ile İnsanlığın yarattığı uygarlık  bir kez daha  yok edilmeye çalışılmaktadır.

Bugün gelinen noktada İnsanlık değerlerini yok eden savaşlar halen devam etmektedir. 1 Eylül, Dünya Barış Günü; İnsanlığın ikinci Dünya savaşının yıkıntıları arasında ulaştığı bir derstir. Ancak gelinen nokta insanlığın bu dersi unuttuğunu göstermektedir. 1 Eylül Dünya Barış gününde, savaşı, çatışmayı, kavgayı yerinden yurdundan edilen ve yollara düşen mülteci sorununu ve bunun yarattığı yoksulluğu tahribatı konuşuyoruz.

Tarih boyunca savaşları Halklar değil, Devletler çıkarmıştır. Bugün yine, geçmişin katliamcı, sömürgeci, kandan beslenen iktidarlarının ardılları olan Devletler, varlık sebeplerini ve varlıklarının devamı için savaşı, ölmeyi ve öldürmeyi kutsamaya devam etmektedirler. Vatan, bayrak kutsiyeti söylemleri adı altında İnsanlığın ortak mirası olan tüm değerleri, tarihi, kültürü, yaşamı doğayı yok etmeye devam etmektedirler.

Bu savaşlar, onlara yeni pazarlar, daha çok egemenlik ve kar getiriyor. Halklar içinse ölüm, yurtsuzluk, yoksulluk ve kölelik üretiyor. Emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin bu itiş-kalkışının bizi bölmesine izin vermeyelim. Suriyeli, Afganlı deniliyor, bölünüyoruz. Kürt-Türk deniliyor bölünüyoruz. Alevi-Sünni deniliyor bölünüyoruz. Egemenlerden, sermayeden ve onun savaşçı politikalarından ayrılmadan, kendimiz için örgütlenmedikçe, kendimiz için mücadele etmedikçe her kavganın, her savaşın kaybedeni bizler olacağız. Aynı tezgâhta alın teri döküyoruz, aynı Odaklar tarafından sömürülüyoruz. O halde tüm bu sömürü politikalarına karşı da birlikte mücadele etmek tek çaremizdir. Ancak Halklar işçi ve emekçiler bu gidişata el koyarak hem ülkeyi yuvarlandığı bu bilinmezlikten kurtarabilir hem de kendi lehine bir gelecek yaratabilir. Sokakların korku yoksulluk ve ölümle mühürlendiği bir ortamda yitirdiğimiz barışı yeniden kurmalıyız.

BM Genel Kurulunun 19 Aralık 2016 tarihli kararı ile Barış Hakkı Bildirisi kabul ve ilan edilmiştir. BM İnsan Hakları Konseyinin 22 Haziran 2017 tarihli kararı ile de barış hakkının desteklenmesi gerektiği üye ülkelere hatırlatılmıştır. Ancak; bir insan hakkı olarak kabul edilen Barış Hakkı başta imzacı devletler tarafından ihlal edilmiştir.

Savaşların mağduru olan mülteciler üzerinden, temel insan hakları, insani yaklaşım ve değerlerden uzak politikalarla pazarlıklar yürütülmekte ve mülteciler, Devletlerin birbirlerine karşı kullandığı en önemli uluslararası pazarlık meselesi haline getirilmektedir. Savaş ve sömürü düzeni olarak yaşadığımız bugünkü dünya, emek ve doğanın talanı, dünyayı İnsansızlaştırma üzerine kurulu bir yok etme düzenidir.

Bölgede bunlar olurken ülkemiz kırk yıldır adı konulmamış bir savaşın içindedir. Bin yıldır birlikte yaşayan Kürt ve Türk halklarının barış içinde çözemeyeceği hiçbir sorunu yoktur. Kürtlerin yok sayılması Türk emekçilerinin yararına değildir. Kürtler kendi dili ve kimliğiyle demokratik bir kardeşlik talep etmektedir. Bu, Türk emekçilerin de talebidir. Çünkü özgürlük ve demokrasi ancak bütün ülke için var olabilir. Ülkenin bir yanında zorbalık varsa bu bütün ülkeyi egemenliği altına alır. İki halkın arasına cenazelerden oluşan duvar yükseldikçe, bir bütün olarak ülkenin emekçileri kaybediyor. Kürt sorunun demokratik, barışçıl çözümünün sağlanmamasının faturasını Halklar işçi ve emekçiler ödüyor. Birileri cenaze sayısı ile övünebilir, ancak emekçiler bunun ülkeye yaydığı zehirden boğulmak istemiyor.

Toplumsal Barış sadece Silahlı çatışmaların durması ile değil, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, Kadına karşı taciz ve şiddetin son bulması,  çocukların üstün yararı gözetilerek, çocuklara karşı her türlü taciz ve şiddetin sonlandırılması, farklı toplumsal grupların kimlik ve farklılıkların tanınması, Din ve vicdan, İfade özgürlüğünün sağlanması, Adil yargılanma hakkı ve adaletin tesisi, emekten yana ekonomik düzenin varlığı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının sağlanması, eşit ve özgür yurttaş olmanın tüm hukuki-ekonomik ve sosyal güvencelerinin sağlanması, evrensel hukuk ve insan hakları ilkelerine dayalı demokratik çoğulcu bir siyasal ve sosyal yapının tesisi ile mümkündür .

Vahşi kapitalist egemen dünyasının ürünü olan ulus devlet anlayışı nedeniyle, halklar arasında çizilen yapay sınırlar, İnsanlığın yarattığı uygarlığı yok etmeye devam etmektedir.  Bugün dünyamızda ve özelde Ortadoğu coğrafyasında yaşanılan ve yaşatılan tüm insanlık dışı vahşetlerin temel amacı; kapitalist hegomonyanın kaynakları paylaşmasından başka bir şey değildir. Doğal kaynakları ve yeryüzü zenginliklerini paylaşma savaşı aynı zamanda İnsanlığın temel evrensel değerlerini yok etmiş ve yok etmeye devam etmektedir. Rojava’da, Filistin’de, Şengal’de, Afganistan da yaşanan insanlık dramı, İnsani değerleri hiçe sayan Kapitalist egemen anlayışın sonucudur. İnsani öz değerlerden uzaklaştırılıp insanoğlu kendi ırkının kurdu haline getirilmiştir.

Bu nedenle savaşa, ölüme, yoksulluğa karşı;  barışı, yaşamı, demokrasiyi savunmalıyız. Orta Doğu’yu kana bulayanlara, insanlığı savaş batağına sürükleyenlere karşı ortak mücadele etmeliyiz. Tüm farklılıklarımızla yan yana durarak savaşa hayır deyip barışı birlikte örmeliyiz. Barış işçi sınıfı ve ezilen halkların emperyalizme ve işbirlikçi kapitalist gericiliğe karşı mücadelesiyle gelir.

İnsani ve Vicdani iradeyi kendisine şiar edinenler olarak; BARIŞ, BİR İNSAN HAKKIDIR diyoruz. Bölgemiz ve Dünyanın neresinde olursa olsun, SAVAŞA HAYIR demeye, BARIŞI haykırmaya devam edeceğiz.

“Dağlar, insanlar ve hatta

ölüm bile yorulduysa,

şimdi en güzel şiir, barıştır.”

Bütün Dünya Halklarının 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü selamlıyoruz.

ADANA EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ

deneme