AİHM’den kritik “Yasak” kararı sonrası KHK’lı Platformları Birliği: Sorun iç hukukta çözülmeli
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’nin “Şaban Yasak v. Türkiye” kararında verdiği ihlal hükmü, yalnızca bir davayı değil, binlerce KHK dosyasını etkileyebilecek yeni bir içtihat oluşturdu. KHK’lı Platformları Birliği, kararı “yapısal bir hukuk devleti sorununun göstergesi” olarak değerlendirerek çözümün Türkiye’nin kendi hukuk mekanizmalarında olduğunu vurguladı.
“KHK meselesi artık ertelenemez”
KHK’lı Platformları Birliği, AİHM Büyük Daire’nin son kararı üzerine yaptığı değerlendirmede şu tespitte bulundu:
“KHK meselesi, bugün Türkiye’nin önündeki en köklü hukuk devleti sorunlarından biridir. Artık çözüm zamanıdır.”
Açıklamada, Yalçınkaya v. Türkiye kararının ardından:
- Demirhan
- Bozyokuş
- Karslı
- Seyhan
davalarında da benzer ihlal tespitlerinin yapıldığı hatırlatıldı ve “Şaban Yasak v. Türkiye” kararıyla bu içtihat çizgisinin güçlendiği vurgulandı.
AİHM kararı ne diyor?
Büyük Daire, “Şaban Yasak v. Türkiye” davasında iki temel ihlal tespit etti:
Madde 7: Kanunsuz ceza olmaz
Mahkeme, Türk yargısının:
- başvurucunun örgütün “terör niteliğini bildiğini”
- bu bilinçle hareket ettiğini
somut biçimde ortaya koyamadığını belirledi.
Ayrıca şu delillerin tek başına yeterli olmadığına hükmetti:
- Bank Asya hesap hareketleri
- Tanık beyanları
- HTS kayıtları
Madde 3: Kötü muamele yasağı
Mahkeme, cezaevi koşullarını da ihlal saydı:
- Aşırı kalabalık
- Hijyen eksikliği
- Mahremiyet sorunları
Bu koşulların aşağılayıcı muamele düzeyine ulaştığı belirtildi.
Kararın anlamı: Yapısal bir sorun tespiti
KHK’lı Platformları Birliği’ne göre karar:
- Sadece bireysel bir ihlal değil
- on binlerce insanın hayatını etkileyen yapısal bir sorunun tespiti
Açıklamada şu vurgu yapıldı:
“Bu kararlar, teknik hukuki tartışmaların ötesinde; bireylerin sosyal güvencesini, mesleki geleceğini ve aile yaşamını doğrudan etkileyen bir tabloyu ortaya koymaktadır.”
“Çözüm uluslararası değil, iç hukukta”
Birlik, AİHM kararlarının bağlayıcı olduğunu hatırlatmakla birlikte şu uyarıyı yaptı:
“Çözümü yalnızca uluslararası yargı baskısına bırakmak, sorunun iç hukuk boyutunu göz ardı etmek anlamına gelir.”
Bu nedenle:
- KHK mağduriyetlerinin
- öncelikle Türkiye’nin kendi hukuk sistemi içinde çözülmesi gerektiği belirtildi.
Adres gösterildi: TBMM ve yargı
Çözüm için şu mekanizmalar işaret edildi:
- Türkiye Büyük Millet Meclisi
- yargı organları
- idari süreçler
Önerilen adımlar:
- Bağımsız inceleme mekanizması kurulması
- Etkili başvuru yollarının yeniden açılması
- Şeffaf ve denetlenebilir süreçler oluşturulması
Mağduriyetin boyutu: Çok katmanlı etkiler
Açıklamada KHK sürecinin etkileri şöyle sıralandı:
- İş kaybı
- Sosyal güvencenin ortadan kalkması
- Aile bütünlüğünün zarar görmesi
- Toplumsal dışlanma
Bu durumun, etkili iç hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle derinleştiği ifade edildi.
Çarpıcı örnek: Yusuf Tarık Gül
Açıklamada, Kahramanmaraş’taki olayda hayatını kaybeden Yusuf Tarık Gül’ün cenazesi üzerinden yaşanan tartışmaya da yer verildi:
- Devlet protokolü uygulanmaması
- KHK’lılık nedeniyle farklı muamele iddiaları
Bu durumun TBMM gündemine taşındığı hatırlatıldı.
“Bir idari tedbirin, ölüm sonrasında dahi etkisini sürdürmesi hukuk devleti açısından ciddi bir sorundur.”
AİHM içtihadının çizdiği çerçeve
Birliğe göre AİHM kararları şu temel ilkeleri yeniden teyit ediyor:
- Savunma hakkı
- Kanunilik ve öngörülebilirlik
- Masumiyet karinesi
- Etkili yargı denetimi
- Ayrımcılık yasağı
Bu ilkelerin KHK uygulamalarında yeterince gözetilmediği ifade edildi.
Yeni standartlar: Ne değişmeli?
AİHM içtihadına göre:
- Bireyselleştirilmiş delil zorunlu
- Suç kastı somut biçimde ispatlanmalı
- Geriye dönük cezalandırma yapılamaz
Son söz: “Asıl çözüm bu topraklarda”
KHK’lı Platformları Birliği açıklamasını şu ifadeyle tamamladı:
“AİHM süreci Türkiye için bir fırsattır. Asıl çözüm, iç hukuk mekanizmalarıyla ve bu topraklarda üretilmelidir.”
Genel çerçeve
“Şaban Yasak v. Türkiye” kararı:
- AİHM içtihadını genişleten
- “kanunsuz ceza olmaz” ilkesini güçlendiren
- Cezaevi koşullarını ihlal alanı olarak netleştiren
bir karar olarak öne çıkıyor.
➡️ Ancak asıl mesele şu:
Bu karar, yalnızca bir ihlal tespiti değil; Türkiye’de KHK sürecine ilişkin kapsamlı bir hukuk reformu ihtiyacının açık ilanıdır.
KHK’lı Platformları Birliği Tarafından Yapılan Açıklamanın Tamamı
KHK Meselesi: Artık Çözüm Zamanı
AİHM Büyük Dairesi’nin 2023 tarihli Yalçınkaya kararının ardından Demirhan, Bozyokuş, Karslı ve Seyhan davalarında da benzer ihlal tespitlerine yer verildi. Bu içtihat çizgisine bugün bir yenisi daha eklendi: Büyük Daire, Şaban Yasak / Türkiye davasında AİHS’nin 7. maddesi kapsamında ihlal tespit etti. Mahkeme, Türk yargısının başvurucunun örgütün terör niteliğini bildiğini ve bu bilinçle hareket ettiğini somut biçimde ispatlayamadığını; Bank Asya, tanık beyanı ve HTS gibi delillerin örgüt üyeliği kastını ortaya koymak bakımından yeterli olmadığını hükme bağladı. Aynı kararda, aşırı kalabalık ve yetersiz koşullardaki cezaevi uygulamasının AİHS’nin 3. maddesi anlamında aşağılayıcı muamele oluşturduğu da saptandı. Bu kararlar, teknik hukuki dilin ötesinde, on binlerce vatandaşın hukuki statüsünü, sosyal güvencesini ve mesleki geleceğini doğrudan etkileyen yapısal bir sorunun göstergesidir: KHK meselesi, bugün Türkiye’nin önündeki en köklü hukuk devleti sorunlarından biri konumundadır. Bu noktada önemli bir saptama yapmak gerekir. AİHM kararları, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan bağlayıcı yükümlülükleri yansıtmaktadır. Ancak çözümü yalnızca uluslararası yargı baskısına bağlamak, sorunun iç hukuk boyutunu göz ardı etmek anlamına gelir.
KHK mağduriyetleri, önce ve öncelikle Türkiye’nin kendi hukuk düzeninin çözmesi gereken bir sorundur. Gerekli adımların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, yargı salonlarında ve idari mekanizmalar aracılığıyla atılması, hem hukuki zorunluluk hem de kamu yararının bir gereğidir. Bugün ülkemizde KHK sürecinin yarattığı mağduriyet tablosu çok boyutludur. Eğitimden kamu hizmetine, sosyal güvenlikten aile bütünlüğüne kadar uzanan bu mağduriyetler, yıllardır bireysel başvuru mekanizmalarının yetersizliği, yargısal denetimin etkin işlememesi ve iddia edilen ihlallere karşı etkili bir iç hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle derinleşmektedir. Bir kişinin uzun yıllar boyunca herhangi bir bireysel eylem tespiti yapılmaksızın toplu ihraç kararnamelerine muhatap kılınması; ardından işini, sosyal güvencesini ve toplumsal statüsünü yitirmesi, yalnızca o kişiyi değil, aile bireylerini de doğrudan etkileyen ağır bir hak ihlaline zemin hazırlamaktadır. Bu etkilerin çocuklara kadar sirayet ettiği son olayda somut biçimde görüldü. Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden KHK’lı bir babanın oğlu Yusuf Tarık Gül’ün cenazesi, devlet protokolünden yoksun bırakıldı. Çocuğun babasının KHK’lı olmasının bu farklı muameleye yol açtığı tartışmaları TBMM gündemine taşındı. Bir hukuk devletinde idari bir tedbirin, bireyin ölümünden sonra dahi etkisini sürdürmesi, o tedbirin kapsamının ve uygulanma biçiminin ciddi biçimde sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Hukuki açıdan değerlendirildiğinde, AİHM içtihadının altını çizdiği ilkeler, Türkiye’nin kendi hukuk sisteminin de benimsediği değerlerden ibarettir: savunma hakkı, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkesi, etkili yargı denetimi, masumiyet karinesi, ayrımcılık yasağı. Bu ilkelerin KHK uygulamalarında sistematik biçimde gözetilmediğine dair AİHM tespitleri, Türkiye’nin iç hukuktaki boşlukları kendi mekanizmalarıyla gidermesini zorunlu kılmaktadır. Yalçınkaya ve ardından gelen kararlarda belirlenen ölçütler; bireyselleştirilmiş delil değerlendirmesi, suç kastının somut olgulara dayanması ve geriye dönük cezalandırma yasağı, iç hukuk uygulamasında da karşılık bulmalıdır. Çözüm, bağımsız ve etkin bir inceleme mekanizmasının yeniden kurulmasını, bireysel başvuru yollarının işlevsel hale getirilmesini ve mağduriyetlerin giderilmesine yönelik şeffaf ve denetlenebilir bir hukuki sürecin tesisini gerektirmektedir. Kapatılan komisyon sürecinin ardından ihraç kararlarına karşı etkili bir iç hukuk yolunun fiilen ortadan kalkmış olması, bu ihtiyacı daha da acil kılmaktadır.
KHK mağduriyetleri, çözümsüz kaldığı her yıl daha derin hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurmaktadır. AİHM sürecinin Türkiye’ye sunduğu fırsat, kendi hukukunu kendi değerleriyle uyumlu hale getirme fırsatıdır. Asıl kararın bu topraklarda, iç hukuk mekanizmaları aracılığıyla verilmesi hem hukuki zorunluluk hem de uzun vadeli kamu yararının bir gereğidir.