Yeşil Sol Parti Ankara İl Eş Sözcüsü Aydın Şimşek, 6 Mayıs’ın yalnızca tarihsel bir kırılma değil, bugünün siyasal baskılarını ve direniş dinamiklerini anlamak için güçlü bir referans olduğunu vurguladı: “Denizlerin mirası ancak ortak, birleşik ve toplumsallaşmış bir mücadele hattıyla yaşatılabilir.”

6 Mayıs’ın tarihsel anlamı ile güncel siyasal mücadeleler arasındaki bağı değerlendiren Aydın Şimşek, Türkiye’de demokrasi, emek, ekoloji ve özgürlük mücadelelerinin ortak bir hatta buluşmasının zorunluluğuna dikkat çekti. Şimşek’e göre, 68 kuşağının bıraktığı miras bugün hâlâ canlı; ancak bu mirasın bütünlüklü ve stratejik bir hatta dönüştürülmesi, demokratik cumhuriyet hedefinin en temel koşulu olarak öne çıkıyor.

Röportaj
Konu: 6 Mayıs, Türkiye’nin Siyasal Gündemi ve Güncel Mücadeleler
Konuşan: Aydın Şimşek – Yeşil Sol Parti Ankara İl Eş Sözcüsü

Whatsapp Image 2026 05 05 At 19.38.43

– 6 Mayıs’ın tarihsel ve siyasal anlamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

6 Mayıs, Türkiye siyasal tarihinin en karanlık eşiklerinden biri olduğu kadar, aynı zamanda direnişin ve umut mirasının da en güçlü simgelerinden biridir. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan şahsında hedef alınan yalnızca üç genç değil; o dönemde yükselen eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık talebiydi.

Bu nedenle 6 Mayıs, yalnızca geçmişte yaşanmış bir adaletsizlik değil; bugün de süren siyasal baskı mekanizmalarını anlamak açısından önemli bir tarihsel referanstır.

– Bugün Türkiye’deki siyasal atmosferle 6 Mayıs arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Bugün Türkiye’de yaşanan tabloya baktığımızda, baskı mekanizmalarının biçim değiştirerek devam ettiğini görüyoruz. Gazetecilerin, siyasetçilerin, sendikacıların ve hak savunucularının yargı yoluyla susturulmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Örneğin, Gezi sürecine ilişkin davalarda verilen ağır cezalar ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran yargılamalar; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman gibi isimler üzerinden aslında toplumsal muhalefetin cezalandırılması anlamına geliyor.

Yine sendikal faaliyetler nedeniyle gözaltına alınan ve tutuklanan emekçiler, gazetecilere yönelik operasyonlar ve ifade özgürlüğüne dönük baskılar; 6 Mayıs’ın ruhunu bugüne taşıyan bir sürekliliği ortaya koyuyor.

6 Mayıs Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın şahadet yıldönümü. Öncelikle Denizlerin bıraktığı mirası nasıl görüyorsunuz? Sizce Türkiye ve Kürdistan devrimcileri bugün bu çizgiyi yeterince sahiplenebiliyorlar mı?

Bugün Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketlerinin Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mirasını tamamen sahiplendiğini söylemek güçtür. Ancak bu mirasın bütünüyle terk edildiğini ifade etmek de gerçekçi değildir. Daha doğru bir tespit, söz konusu mirasın parçalı ve eksik biçimde sahiplenildiğidir.

Denizlerin temsil ettiği anti-emperyalist duruş, halkçılık ve fedakârlık çizgisi, hem Türkiye’deki sol-sosyalist mücadelede hem de Kürt özgürlük mücadelesinde belirli ölçülerde yaşamaya devam etmektedir. Özellikle Kürt özgürlük hareketi, örgütlülük, süreklilik ve toplumsallaşma açısından bu mirasın bazı yönlerini daha güçlü bir şekilde sürdürebilmiştir. Türkiye solunda ise dönemsel çıkışlar olmakla birlikte, süreklilik ve geniş toplumsal tabana yayılma konusunda sınırlılıklar dikkat çekmektedir.

Ancak temel sorun, Denizlerin çizgisinin bütünlüklü bir politik hat olarak yeniden üretilememesidir. Günümüzde bu miras çoğu zaman parçalanmış biçimde ele alınmaktadır. Anti-emperyalist duruş ile demokratikleşme mücadelesi, sınıfsal perspektif ile özgürlük talepleri ve halkların eşitliği fikri ile ortak yaşam stratejisi arasında gerekli bütünlük yeterince kurulamamaktadır. Bu da mücadele dinamiklerinin ortak ve güçlü bir siyasal hatta birleşmesini zorlaştırmaktadır.

Yeşil sol perspektif açısından bakıldığında ihtiyaç duyulan şey, Denizlerin mirasını yalnızca tarihsel bir referans olarak anmak değil; onu günümüz koşullarında ekolojik, kadın özgürlükçü, çoğulcu ve halkların eşitliğine dayalı demokratik cumhuriyet hedefiyle yeniden kurmaktır.

Sonuç olarak; bugün ortada bir sahiplenme vardır, ancak bu sahiplenme yetersiz, dağınık ve stratejik bütünlükten uzaktır. Esas görev, bu tarihsel mirası ortak, birleşik ve toplumsallaşmış bir mücadele hattına dönüştürebilmektir. Denizlerin çizgisi, ancak böyle bir bütünlüklü yeniden kuruluşla gerçek anlamda bugüne taşınabilir.

Türkiye sol-sosyalist hareketleri, 68 kuşağının bıraktığı özgürlük mirasını ve Kürt özgürlük mücadelesiyle stratejik birlik imkanını yeterince değerlendirebildi mi; bu eksiklikler demokratik cumhuriyet ve özgür, eşitlikçi bir Türkiye perspektifinin oluşumunu nasıl etkilemiştir?

68 kuşağının açtığı mücadele hattı ile Kürt özgürlük hareketi arasında tarihsel olarak önemli kesişim noktaları olmasına rağmen, bu birliktelik çoğu zaman stratejik bir düzeye taşınamamıştır. Bunun temel nedenlerinden biri, ulus-devletçi bakış açısının aşılmasında yaşanan tereddütler ve demokratik çözüm perspektifinin yeterince derinleştirilememesidir. Bu eksiklik, demokratik cumhuriyet fikrinin toplumsallaşmasını geciktirmiştir. Oysa Yeşil Sol yaklaşım, tam da bu tarihsel kopukluğu aşmayı, Türk ve Kürt halklarının eşit, özgür ve gönüllü birlikteliğine dayanan demokratik bir cumhuriyeti inşa etmeyi hedeflemektedir.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının “halkların kardeşliği” fikri, bugünkü Barış ve Demokratik Toplum Sürecini tarihsel bağlam içinde nasıl okumak gerekiyor?

Denizlerin “halkların kardeşliği” vurgusu, bugün barış ve demokratik toplum tartışmalarının en temel dayanaklarından biridir. Bu fikir, tekçi ve inkârcı politikaların karşısında çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşamı savunur. Günümüzde barış süreci tartışmaları, yalnızca bir çatışmasızlık hali değil, aynı zamanda demokratik toplumun inşası olarak ele alınmalıdır. Yeşil sol çizgi, bu süreci tarihsel bir devamlılık içinde görür ve halkların ortak yaşam iradesini esas alır.

6 Mayıs’ın bıraktığı tarihsel hafıza, bağımsız ve demokratik cumhuriyetin inşası için bir ilham kaynağı olabilir mi?

6 Mayıs, yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda mücadele azminin, fedakârlığın ve bağımsızlık iradesinin sembolüdür. Bu tarihsel hafıza, demokratik cumhuriyet mücadelesi açısından güçlü bir ilham kaynağıdır. Ancak bu ilhamın anlamlı olabilmesi için geçmişin romantize edilmesi değil, bugünün koşullarında yeniden üretilmesi gerekir. Yeşil sol perspektif, bu mirası demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir toplum hedefiyle güncellemeyi esas alır.

– Emek mücadelesi açısından bugün nasıl bir tablo var?

Bugün Türkiye’de emek mücadelesi ciddi bir baskı altında ama aynı zamanda önemli bir direniş dinamiği de taşıyor.

Özellikle maden işçilerinin yürüyüşleri, düşük ücretlere ve güvencesizliğe karşı verdikleri mücadele, bu ülkenin emek gerçekliğini çok net ortaya koydu. İşçiler yalnızca ücret talep etmiyor; insanca yaşam, güvenli çalışma koşulları ve sendikal haklar istiyor.

Buna karşılık, bu hak arayışlarının çoğu zaman kolluk gücüyle bastırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Grevlerin yasaklanması, sendikalaşma süreçlerinin engellenmesi ve öncü işçilerin hedef haline getirilmesi, emek mücadelesinin önündeki en büyük engellerden biri.

Ama buna rağmen işçi sınıfı geri adım atmıyor. Bu da aslında toplumun en güçlü direniş damarlarından birinin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor.

– Ekoloji ve yaşam alanları mücadelesi açısından ne söylemek istersiniz?

Bugün Türkiye’de doğa sistematik bir şekilde talan ediliyor. Maden projeleri, enerji yatırımları ve rant odaklı kentsel dönüşüm politikaları, yaşam alanlarını doğrudan tehdit ediyor.

Örneğin Akbelen’de köylülerin verdiği mücadele ya da farklı bölgelerde taş ocaklarına, maden sahalarına karşı yürütülen direnişler; yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir yaşam hakkı meselesidir.

Bu alanlarda mücadele eden insanların gözaltına alınması, yargılanması ya da baskı altına alınması; aslında doğayı savunmanın bile kriminalize edildiğini gösteriyor.

– Kadınlar, gençler ve toplumsal kesimler açısından tablo nasıl?

Kadınlar açısından baktığımızda, hem ekonomik hem de sosyal anlamda derinleşen bir eşitsizlik söz konusu. Kadın cinayetleri, şiddet vakaları ve hak kayıpları ciddi bir sorun olmaya devam ediyor.

Gençler ise çok yönlü bir krizle karşı karşıya. İşsizlik, güvencesizlik, eğitimde nitelik kaybı ve ifade özgürlüğünün daraltılması gençliğin geleceğe dair umudunu zorluyor.

Ama tüm bu baskılara rağmen kadın hareketi de gençlik hareketi de geri çekilmiyor. Tam tersine, yeni mücadele biçimleriyle kendini yeniden üretiyor.

– Bu farklı mücadele alanları arasında nasıl bir ilişki kurulmalı?

Bugünün en kritik ihtiyacı, bu mücadelelerin ortak bir hatta buluşmasıdır.

İran, Hürmüz Boğazı'nda ABD savaş gemileri ile ticari gemilere saldırdı
İran, Hürmüz Boğazı'nda ABD savaş gemileri ile ticari gemilere saldırdı
İçeriği Görüntüle

Emek mücadelesi, kadın mücadelesi, ekoloji mücadelesi ve demokrasi mücadelesi aslında aynı zeminde kesişiyor. Hepsinin karşısında, yaşamı metalaştıran, emeği değersizleştiren ve toplumu baskı altına alan bir düzen var. Bu nedenle bu alanları birbirinden kopuk ele almak yerine, birbirini besleyen ve güçlendiren bir bütün olarak görmek gerekiyor.

Bizim burada önerdiğimiz yaklaşım, Yeşil Sol’un da savunduğu “demokrasi koalisyonu” fikridir. Yani farklı toplumsal kesimlerin—işçilerin, kadınların, gençlerin, ekoloji hareketlerinin, inanç gruplarının, hak savunucularının—kendi özgünlüklerini koruyarak ortak bir demokratik zeminde buluşması.

Bununla birlikte, bu koalisyonun güçlü ve yön verici bir hatta ilerleyebilmesi için bir “sol odak” ihtiyacı da vardır. Bu odak; emekten, eşitlikten, kamuculuktan ve özgürlükten yana net bir duruşu ifade eder. Yani sadece yan yana gelmek değil, aynı zamanda ortak bir yön ve program etrafında buluşmak gerekir.

Dolayısıyla mesele, parçalı mücadeleleri bir araya getirmek kadar; bu birlikteliği ilkesel, programatik ve sürdürülebilir bir zemine oturtmaktır.

6 Mayıs’ın bize bıraktığı en önemli miraslardan biri de tam olarak budur: Mücadele, ancak kolektif ve ortak bir hat üzerinden büyüyebilir.

– Son olarak ne söylemek istersiniz? Gelinen aşamada Denizlerin mirasını sahiplenenlere Demokratik Cumhuriyeti kurma bağlamında çağrınız var mıdır?

Bugün Denizlerin mirasına sahip çıkmak, sadece onları anmakla değil; onların uğruna mücadele ettiği değerleri büyütmekle mümkündür. Bu da güçlü bir demokratik birliktelik, ortak mücadele ve toplumsal örgütlenmeyi gerektirir. Çağrımız; tüm sol, sosyalist, demokratik ve özgürlükçü güçlerin dar örgütsel sınırları aşarak, halkların eşitliği ve özgürlüğü temelinde birleşmesidir. Demokratik cumhuriyet, ancak bu ortak mücadeleyle kurulabilir. Bu nedenle, Denizlerin mirasını sahiplenen herkesi, barıştan, demokrasiden ve halkların ortak geleceğinden yana aktif sorumluluk almaya davet ediyoruz.

6 Mayıs, yalnızca bir yas günü değil; aynı zamanda bir söz verme günüdür.

Bizler, bu topraklarda eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin devam edeceğini biliyoruz. Bugün yaşanan tüm baskılara rağmen, toplumun farklı kesimlerinde güçlü bir direnme iradesi var.

Başta Deniz, Yusuf ve Hüseyin olmak üzere; bu mücadelede yaşamını yitiren herkesi saygıyla anıyoruz.

Onların bıraktığı mücadele mirasını büyütmek, bugün hepimizin sorumluluğudur.

Muhabir: Güven BOĞA