Gündem

“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın 1. Yılında Abdullah Öcalan’ın Yeni Mesajları

DEM Parti’den 27 Şubat Çağrısının Yıl Dönümünde Net Mesaj: “Somut ve Güven Verici Adımlar Atılmalı”

Abone Ol

"27 Şubat 2025 çağrımız demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır."

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgütüne fesih çağrısı yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın birinci yılında açıklama etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, çağrının gereklerine uygun somut adımlar atılması ve demokratik entegrasyon sürecinin gecikmeden başlatılması gerektiğini vurguladı.

DEM Parti İmralı heyeti ile DEM Parti yönetimi, 27 Şubat 2025’te yapılan ve kamuoyunda “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” olarak anılan açıklamanın birinci yıl dönümünde bir etkinlik gerçekleştirdi.

Etkinlik, 3 Mayıs 2025’te hayatını kaybeden siyasetçi ve sinemacı Sırrı Süreyya Önder anısına saygı duruşuyla başladı. Önder’in barış ve demokrasi mücadelesindeki rolüne vurgu yapıldı.

Hatimoğulları: “Tarihsel bir eşik aşıldı”

Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 27 Şubat 2025’in Türkiye ve Orta Doğu siyasi tarihi açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “O gün yalnızca bir açıklama yapılmadı; tarihsel bir eşik aşıldı, yeni bir dönemin kapısı aralandı” dedi.

Hatimoğulları, geçen yıl aynı karede yer alan ve ömrünü barış mücadelesine adayan Sırrı Süreyya Önder’i anarak, “Sayın Öcalan’ın cesaretli çağrısına örgütü olumlu yanıt vermiş, fesih kararı almış, silah yakma ve diğer pratiklerle bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmiştir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti olarak bir yıldır bu sürecin “onurlu bir barışa” dönüşmesi için sahada yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirten Hatimoğulları, mahalle mahalle, sokak sokak halk buluşmaları gerçekleştirdiklerini ve yaklaşık 2 bin 500 toplantı düzenlediklerini açıkladı.

“Net yol haritası ve kurumsal güvence şart”

Hatimoğulları, 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel kararlılığına uygun kararların artık gecikmeden alınması gerektiğini söyledi.

“Politikalar üretilmeli, net bir yol haritası belirlenmeli ve somut, güven verici adımlar atılmalıdır” diyen Hatimoğulları, barış iradesinin kurumsal karşılığını açık biçimde bulması gerektiğini ifade etti.

27 Şubat çağrısının demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde Türkiye siyasetine sunulmuş açık bir program olduğunu dile getiren Hatimoğulları, mücadelenin silahla değil siyasetle yürütüleceğinin güçlü bir beyanı olduğunu kaydetti.

“Demokratik entegrasyon asimilasyon değildir”

Konuşmasında “demokratik entegrasyon” vurgusu yapan Hatimoğulları, bunun ne asimilasyon ne de teslimiyet anlamına geldiğini belirtti.

Demokratik entegrasyonu, “her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşam” olarak tanımlayan Hatimoğulları, bu aşamanın hayata geçirilmesinin artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğu olduğunu söyledi.

“Çatışmadan beslenen korkuların ve geçmişin travmalarının arkasına sığınma dönemi kapanmalıdır” diyen Hatimoğulları, demokratik entegrasyonun yalnızca Kürtlerin tanınması değil, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesi anlamına geldiğini ifade etti. “Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalı” dedi.

Bakırhan: “27 Şubat, yüzyıllık düğümün çözüm iradesidir”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise konuşmasında 27 Şubat öncesinde Türkiye’nin derin bir umutsuzluk, kriz ve çözümsüzlük içinde olduğunu savundu.

“Tarih bazen kendini tekrar eder. Bazen çok önemli çıkışlar tarihi hızlandırır” diyen Bakırhan, 27 Şubat’ta yapılan çağrının Türkiye’yi yeni bir tarihsel eşiğe taşıdığını ifade etti.

Bakırhan, “27 Şubat, yüzyıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel iradenin adıdır” sözleriyle, çağrının yalnızca bir örgütsel karar değil, daha geniş bir siyasal dönüşüm perspektifi sunduğunu dile getirdi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları kaydetti:

Tarih bazen kendini tekrar eder. Bazen çok önemli çıkışlar, açıklamalar tarihi hızlandırır. 27 Şubat öncesi Türkiye büyük bir umutsuzluk içerisindeydi. Bir kaos, kriz ve çözümsüzlük ülkede hüküm sürüyordu. 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın yapmış olduğu barış ve demokratik toplum çağrısıyla yeni bir tarihi eşiğe geldik. 27 Şubat yüzyıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel iradenin adıdır.

Bu irade çatışmanın değil müzakerenin, ayrılığın değil bütünleşmenin manifestosudur. Fakat siz de çok iyi biliyorsunuz biz de, gece gündüz sokaklarda halklarımızla yaptığımız toplantılarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var. Hakiki barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz. Tek taraflı talepkârlıklarla barış inşa edilemez. Devlet de bu barış iradesinin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olması gerektiğini bir kez daha yineliyoruz. 1 yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz, barış içinde birlikte yaşam kararını artık pratiğe dönüşmelidir. Mesele Türkiye'nin hukuk, adalet, birlikte ortak ve eşit yaşam meselesidir. Bizler DEM Parti olarak her türlü provokasyona, baskıya rağmen demokratik siyasetteki ısrarımızı devam ettireceğiz.

Ankara’daki Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte Abdullah Öcalan’ın sürece dair yeni mesajı okundu.

Kürtçe, Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak paylaşılan mesajın Kürtçe'sini Veysi Aktaş; Türkçe'sini ise DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan okudu.

Abdullah Öcalan'ın mesajı şöyle:

“27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.

Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.

Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.

Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.

Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.

Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.

Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.