31 Mart yerel seçim süreci, seçim yasaklarını yok sayan faaliyetler, seçim günü yaşanan antidemokratik uygulamalar ve hukuksuzluklar, halkın iradesini yok sayan uygulamalar eşliğinde tamamlanmıştır. İktidar ve muhalefet partileri açısından başından sonuna eşitsiz ve adaletsiz koşullarda gerçekleşen yerel seçim süreci siyasi iktidarın merkezi ve yerel politikalarına güçlü bir itiraz şeklinde sonuçlanmıştır.

 Toplumun önemli bölümü açısından geleceğe yönelik en küçük olumlu beklentilerin bile ‘tek adam rejimi’ politikalarıyla birer birer yok edildiği koşullarda yapılan yerel seçimler seçim sürecinde ve sonrasında yaşanacak ekonomik ve siyasi gelişmeler açısından ilk sonuçlarını vermeye başlamıştır. Yıllardır her fırsatta ‘milli irade’ vurgusu yapan siyasi iktidar, 31 Mart seçimlerinde onlarca merkezde kolluk güçlerini ‘taşımalı seçmen’ olarak kullanarak seçim sonuçlarını doğrudan etkilemiş ve halkın yöneticilerini özgürce seçme iradesine büyük bir gölge düşürmüştür.

Yerel seçim sürecinde yaşanan hukuksuzluklar ve anti demokratik uygulamalar seçim sonrasında da devam etmektedir. Bu durumun son örneği Van’da yaşanmaktadır. Van Büyükşehir Belediye Başkanlığını yüksek bir oyla kazanan Abdullah Zeydan’ın 2022 yılında mahkeme kararıyla aldığı memnu hakları, Adalet Bakanlığı’nın 29 Mart Cuma günü mesai bitimine 5 dakika kala yaptığı itiraz üzerine aynı mahkeme tarafından geri alınmıştır. Bir ülkede demokrasinin varlığının temel koşulu halk iradesine saygı duymaktır, aksi her türlü karar veya müdahale halkın demokratik iradesinin gasp edilmesi anlamına gelmektedir. Kendilerini en temel hukuk kuralları başta olmak üzere, her şeyin üzerinde gören mevcut ‘kayyum zihniyeti’nin devamı niteliğindeki bu tür hukuksuzluklara derhal son verilmeli, halkın iradesine saygı gösterilmelidir.

Yerel seçim sonuçları, yaşanan tüm hukuksuz ve anti demokratik müdahalelere rağmen, ülkenin tamamında iktidarın merkezi ve yerel politikalarına karşı güçlü bir itiraz ortaya çıkmış ve halkın değişim isteğinin somut bir göstergesi olarak çok sayıda belediye el değiştirmiştir.

Ülkemizde uzun süredir etkisini hissettiren piyasa merkezli uygulamaların kamusal eğitimi büyük bir çöküş ile karşı karşıya bıraktığı bilinmektedir. Siyasal iktidarın uyguladığı eğitim politikaları ile okullar ve üniversiteler, çocuklar ve gençleri geliştirmek, güçlendirmek ve özgürleştirmek yerine çocuk ve gençlerimizi iktidarın siyasal-ideolojik ihtiyaçları doğrultusunda “tek tip” bireyler olarak yetiştirmeyi hedeflemiştir. Bu konuda siyasi iktidar ve iktidarın yerel yöneticileri ile tarikat ve cemaatleri yıllardır yakın iş birliği içinde hareket ettikleri bilinmektedir.

Eğitim, öğrenciler, veliler ve eğitim emekçileri ile eğitim kurumlarında, evlerde ve sokaklarda tüm yurttaşlar ile etkileşen kamusal bir hizmettir. Eğitim ve bilim emekçileri, toplumun diğer kesimleri gibi, yıllardır uygulanan piyasa merkezli politikalar sonucunda yoksullaşmış, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle pek çok sorunla karşı karşıya bırakılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) öğrencilere yönelik bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su talebini görmezden gelirken, siyasi iktidarın yerel yönetim adayları öğrencilere ücretsiz yemek vaadinde bulunmaktan geri durmamıştır.

İktidarın uzun süredir uyguladığı kutuplaştırma politikaları nedeniyle ülkemizde ne merkezi ne de yerel düzeyde düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere, demokratik ve özgürlükçü bir yaşam için gerekli olan en asgari koşullar bile oluşturulabilmiş değildir. Bugüne kadar toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, etnik ve dinsel anlayış farklılıkları ve siyasal görüş ayrılıkları toplumsal ve kültürel bir zenginlik olarak değil, açık bir tehdit olarak algılandığından ayrımcı ve ayrıştırıcı politikalar yaşamın her alanında kendisini göstermektedir.  

Yerel yönetimler, halka hizmet anlayışıyla geleneksel yerel hizmetleri sunmanın yanı sıra kendi bölgelerinde yaşayan yurttaşların eğitim, sağlık vb. gibi temel sosyal sorunlarıyla da ilgilenmek durumundadır. Belediyeler gibi halkla doğrudan temas kurabilen birimlerin örgün eğitimde öğrencilerin kişilik ve akademik gelişimlerine doğrudan destek veren uygulamalar yapması önemlidir. Bu nedenle eğitim gibi önemli bir alanda yerel düzeyde belediyeler eliyle hayata geçirilecek politikalar önem taşımaktadır.

Yerel yönetimler, halkın yönetime demokratik katılımını sağlayarak demokrasinin güçlenmesini sağlaması açısından önemlidir. Hizmetlerin halka en yakın birimlerce görülmesi yerel demokrasinin güçlenmesi açısından ayrıca önem taşımaktadır. Bu anlamda yerel yönetimlerin eğitim hizmetlerine yönelik destek politikalarıyla eğitimin niteliğini arttırmak, çocuk ve gençlerin eğitime sağlıklı erişimini kolaylaştırmak açısından yerel yönetimlerden beklentimiz başlıklar halinde şu şekildedir:

ü Bütün çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması ve herkes için eğitim hedefinin gerçekleştirilmesi devletin öncelikli görevidir. Ancak bu görevin yerine getirilmesinde yerel yönetimler de önemli roller üstlenmelidir.

ü Yerel yönetimlerin eğitim hakkının gerçekleştirilmesinde ve herkes için eğitim hedefine ulaşma çabasında toplumun çeşitli kesimleriyle iş birliği yapması önemlidir. Bunu yaparken yerel yönetimlerin eğitim alanındaki politika ve uygulamaları arasında eşgüdüm sağlamalı, eğitimin niteliği ve standartlarını güçlendiren adımlar atılmasına dikkat edilmelidir.

ü Yerel yönetimler okul öncesi eğitimden başlayarak çocuklarla ilgili bütün politika ve uygulamalarında Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel ilkelerinin gözetilmesine özen gösterilmelidir.

ü Yerel yönetimler toplumdaki farklı dil ve kültürleri yok sayan, tekçi ideolojinin yansıması olarak ‘yerli ve milli’ tanımı altında toplumu aynılaştıran baskıcı otoriter politikaları reddetmeli, eşit, özgür ve demokratik bir yaşamı temel alan politikaları benimsemelidir.

ü Yerel yönetimler, kamusal eğitimi ağır tahribata uğratan, bilimsel ve laik eğitimi yok sayan, cemaat ve tarikatları ekonomik ve siyasi olarak destekleyen politikalara derhal son vermelidir.

ü Yerel yönetimler tarafından tarikat ve cemaatlere yapılan bütün ekonomik ve siyasal destekler derhal kesilmeli, yerel yönetimler mali kaynaklarının bir bölümünü çocuk ve gençlerin ulaşım, barınma, sağlıklı beslenme ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanmalıdır.

Beta Enerji'nin Geleceğe Işık Tutan Vizyonu, Çukurova Üniversitesi Kariyer Günleri'nde Parladı Beta Enerji'nin Geleceğe Işık Tutan Vizyonu, Çukurova Üniversitesi Kariyer Günleri'nde Parladı

ü Yerel yönetimler, merkezi yönetimin başta ÇEDES ve MESEM olmak üzere, eğitimi dinselleştiren ve çocukları patronlar için ucuz işgücü kaynağı haline getiren politikalarına kesinlikle destek vermemeli, çocuk haklarını ve çocukların üstün yararını temel alan yerel yönetim politikaları hayata geçirilmelidir. 

ü Yerel yönetimler, eğitimde yaşanan dinselleşme ve eğitimi piyasalaştırma uygulamalarına destek anlamına gelecek her türlü politika ve uygulamalardan uzak durmalıdır.

ü Eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme politikalara, doğa sömürüsünün önünü açan merkezi ve yerel politikalara son verilmeli, kamusal, bilimsel, demokratik laik, parasız, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim hakkı yaşama geçirilmelidir.

ü Yıllardır deprem vergisi alınmasına karşın güvenli olmayan ve sağlıksız yapılaşmaya izin verilmiş, 6 Şubat depremleri sonrasında yurttaşlarını enkazdan çıkaracak önlemleri alamayan politikalar nedeniyle büyük can kayıpları yaşanmıştır.

ü Yerel yönetimler keyfi ve liyakat aramayan rant, faiz ve kar üçgenine sıkıştırılmış kent politikalarını terk etmeli, ayrım yapmaksızın toplumun tümüne ulaşmayı hedefleyen nitelikli ve eşit kamu hizmeti, sosyal konut ve doğadan yana yerel yönetim politikaları benimsenmelidir.

Eğitim Sen olarak, merkezi yönetimin, halkın iradesine uygun olarak seçilen belediye yönetimlerine yönelik her türlü hukuk dışı müdahalesinin karşısında olduğumuzu belirtiyor, belediyelerin demokratik yerel yönetim anlayışı doğrultusunda halka hizmet etmesinin önündeki tüm yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz. 

Editör: Haber Merkezi