Eğitim

Engellenen Mezuniyetin 50. Yılında Düziçi’nde Hüzünlü Buluşma: “Yarım Kalan Bir Kuşağın Hikâyesi”

Kimi köylerden, kimi küçük ilçelerden gelmişti. Hepsinin ortak hayali öğretmen olmak, ülkenin çocuklarına ışık taşımaktı.

Abone Ol

Yarım Kalan Mezuniyetin Ardından Yarım Asırlık Hasret

1970’li yılların başında Türkiye’nin dört bir yanından gelen yoksul ama başarılı çocuklar, parasız yatılı sınavlarını kazanarak Düziçi İlköğretmen Okulu’nun kapısından içeri girdi. Kimi köylerden, kimi küçük ilçelerden gelmişti. Hepsinin ortak hayali öğretmen olmak, ülkenin çocuklarına ışık taşımaktı. Ancak o kuşağın hikâyesi yalnızca bir okul hikâyesi olmadı; aynı zamanda yarım bırakılmış hayatların, sürgünlerin, baskıların ve engellenmiş mezuniyetlerin hikâyesine dönüştü.

Aradan geçen 50 yılın ardından eski öğrenciler yeniden Düziçi’nde buluştu. Bu buluşma yalnızca bir anma değil; yarım bırakılmış bir gençliğin, unutulmayan acılarının ve hâlâ içlerinde taşıdıkları aidiyetin sessiz ama güçlü bir haykırışı oldu.

“Öğretmen Okuluna Girmek Bir Hayaldi”

O yıllarda öğretmen okuluna kabul edilmek kolay değildi. İlkokulu bitiren öğrenciler önce kendi ilçelerinde sınava giriyor, başarılı olanlar ikinci aşama için öğretmen okulunda yeniden sınava alınıyordu. Bu zorlu süreci geçenler, velilerine imzalatılan yüklenme senetleri ve evraklarla birlikte kayıt yaptırıyor, yatılı öğrenciler olarak yeni yaşamlarına başlıyordu.

Düziçi İlköğretmen Okulu’nun ilk yılları öğrencilerin belleğinde hâlâ sıcaklığını koruyor. Gündüzlü ve yatılı öğrencilerin birlikte okuduğu, disiplinli ve başarılı bir eğitim ortamı vardı. Gençler yalnızca ders değil; dayanışmayı, paylaşmayı ve birlikte yaşamayı da öğreniyordu.

Modernleşme Deneyinin Gölgesinde Değişen Okul

Üçüncü sınıfa geldiklerinde öğrenciler ortaokul bitirme sınavlarına alındı. Sonuçlara göre yeni sınıflar oluşturuldu ve artık onlar Öğretmen Lisesi öğrencisiydi. Ancak aynı dönemde Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yabancı uzmanların etkisiyle eğitim sisteminde “modernleşme” adı altında yeni uygulamalar başladı.

Öğretmenler “Modern Matematik” ve “Modern Fen” kurslarına gönderildi. Ancak verilen eğitimin yetersizliği hem öğretmenleri hem öğrencileri zor durumda bıraktı. Öğrencilerin anlatımına göre, öğretmenlerin bile tam anlamıyla kavrayamadığı bu yeni sistem başarı düzeyini düşürdü; eğitimdeki belirsizlik okul disiplinini de olumsuz etkiledi. Yine de bazı öğretmenlerin çabalarıyla düzen yeniden kurulmaya çalışıldı.

Okullara Siyasetin Gölgesi Düştü

Birinci Milliyetçi Cephe hükümetinin kurulmasının ardından ülkedeki eğitim kurumlarında siyasi kadrolaşmanın hızlandığı belirtiliyor. Köy Enstitülerinin devamı olarak görülen öğretmen okulları da bu süreçten ağır biçimde etkilendi.

Düziçi Öğretmen Okulu’na başka okullardan militan faşist öğrencilerin getirildiğini anlatan dönemin öğrencileri, demokrat görüşlü arkadaşlarının ise sudan gerekçelerle sürgün edildiğini söylüyor. Sadece öğrenciler değil, demokrat öğretmenler de hedef haline geldi; pek çoğu Türkiye’nin farklı bölgelerine sürgün edildi.

Bir Gece Her Şey Değişti

1976 yılının ikinci yarısında yaşananlar ise hafızalara silinmeyecek biçimde kazındı.

Gece saatlerinde yatılı öğrencilerin kaldığı bölümlere saldırı düzenlendi. Öğrencilerin anlatımına göre saldırıya okul idaresiyle bağlantılı kişiler, faşist öğrenciler ve dışarıdan getirilen silahlı gruplar katıldı. Zincirler, muştalar, kamalar ve silahlarla gerçekleştirilen baskında çok sayıda öğrenci yaralandı. Bazı öğrenciler yatakhane pencerelerinden aşağı atıldı.

O gece yalnızca öğrenciler değil, bir dönemin umutları da ağır yara aldı.

Ancak o karanlık gecede unutulmayan bir dayanışma da yaşandı. Haruniye halkı, öğretmenler ve Haruniyeli ile Yeniköylü arkadaşlar kapılarını öğrencilere açtı. Kaçabilen gençler evlerde saklandı, korundu, kollandı.

Kasabanın Sinemasında Geçen Günler

Can güvenliklerinin olmadığını düşünen öğrenciler ertesi gün okula gitmeyerek boykot başlattı. Günlerce Haruniye halkının desteğiyle ayakta kaldılar. Kimi zaman kasabanın sinemasında topluca kaldılar, kimi zaman dost evlerinde sabahladılar.

Ancak baskılar giderek arttı. Sonunda öğrenciler dağılmak zorunda bırakıldı. Kimileri memleketine döndü, kimileri başka şehirlerde farklı işlerde çalışmaya başladı.

Ardından gelen karar ise hayatlarının yönünü tamamen değiştirdi.

İl disiplin kurulu kararlarıyla okulun yarısından fazlası, “Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamaz” hükmüyle okuldan uzaklaştırıldı. Çok sevdikleri okullarından koparılan öğrenciler, yalnızca eğitim haklarını değil, gençlik hayallerini de kaybetti.

Danıştay Kararı Geldi Ama Kayıplar Geri Dönmedi

Aylar sonra Danıştay verilen cezaların hukuksuz olduğuna karar verdi. Ancak geçen zamanın yarattığı tahribat kolay silinmedi. Milli Eğitim Bakanlığı öğrencileri Türkiye’nin farklı öğretmen liselerine dağıttı.

Öğrenciler gittikleri okullarda kısa süreler kalarak, eksik derslerini tamamlayıp mezun olmayı başardı. Fakat hiçbiri kendilerini ait hissettikleri Düziçi Öğretmen Okulu’ndan mezun olamadı.

Bugün geriye dönüp baktıklarında, yalnızca bir mezuniyetin değil; çok parlak bir kuşağın geleceğinin engellendiğini düşünüyorlar.

“İstediğimiz ve başarılarımızla layık olduğumuz yerlere gelemedik” diyen eski öğrenciler, yaşadıkları travmanın hayatlarının tamamını etkilediğini ifade ediyor.

“Affetmedik, Unutmadık”

Engellenen mezuniyetin 50. yılında yeniden Düziçi’nde bir araya gelen eski öğrenciler, yıllar geçse de yaşanan haksızlığı unutmadıklarını dile getirdi.

Birbirlerine sarılan, yıllar sonra aynı sıraların anısını paylaşan arkadaşlar; gelemeyenlerin gönderdiği mesajları da tek tek okudu. Kimi artık aralarında olmayan arkadaşlarını andı, kimi gençlik yıllarının yarım kalan düşlerini…

Yapılan ortak açıklamada şu duygular öne çıktı:

“Bugün bu haksızlığın ve hukuksuzluğun ellinci yılında Düziçi’nde buluşarak bize bu haksızlıkları yapanları affetmediğimizi gösterdik. Katılan, direnç gösteren, gelemeyip mesajlarıyla bizlere selam gönderen tüm arkadaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.”

Yarım asır sonra bile aynı okulun avlusunda yankılanan şey yalnızca geçmişin acısı değil; dayanışmanın, dostluğun ve yarım bırakılmış bir kuşağın hafızası oldu.