Toplumu İncil ilkeleriyle yönetmeyi savunan Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığı, küçük bir takipçi kitlesine sahip olsa da, fikirleri kitaplar, kiliseler ve muhafazakâr Hristiyan ağları üzerinden geniş bir etki alanı yaratarak ABD siyasetinde ve kültüründe önemli bir tartışma başlığı haline geldi.
Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığı nedir ve ABD siyasetinde neden önemlidir?
Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığı, toplumun İncil ilkeleriyle yönetilmesi gerektiğini; İncil yasalarının hem kişisel hem de kamusal hayata uygulanmasını savunan, muhafazakâr Protestanlık içindeki teolojik ve siyasi bir harekettir.
1950’lerin sonlarında şekillenmeye başlayan Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığı, 1960’lar ve 1970’lerde daha örgütlü bir harekete dönüştü.
Bu fikir, Ermeni asıllı Amerikalı Kalvinist filozof, ilahiyatçı ve yazar R. J. Rushdoony’nin düşüncelerinden doğmuştur. Rushdoony, 1973 yılında yayımlanan “İncil Hukukunun Kurumları” adlı kitabında Eski Ahit yasalarının modern toplumda da uygulanması gerektiğini savundu. Sadece cinayet için değil; zina, küfür, eşcinsellik, büyücülük ve putperestlik gibi metinde listelenen suçlar için de ölüm cezasını destekledi.
Siyasi ve dini aşırıcılık üzerine çalışan bir akademisyen olarak bu hareketi yakından tanıyorum. Takipçi sayısı genellikle az olmuş, en yüksek dönemlerinde bile birkaç bin sadık taraftarı geçmemiştir. Ancak 1980’lerden itibaren fikirleri, kitaplar, kiliseler ve daha geniş muhafazakâr Hristiyan ağları aracılığıyla bu sınırlı kitlenin çok ötesine yayılmıştır.
Bu hareket, Hristiyanların toplum üzerinde “egemenlik kurmaya” çağrıldıkları; sivil toplum, hukuk ve kültür üzerinde otorite kullanmaları gerektiği inancını paylaşan teologlar, aktivistler ve siyasi düşünürlerden oluşan bir ağın oluşmasına katkı sağlamıştır.
Bu fikirler Amerikan dini ve siyasi yaşamının birçok alanında hâlâ yankı bulmaktadır.
Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığının kökenleri
Rushdoony’nin fikirleri, Reformcu Hristiyanlığın radikal bir yorumundan doğmuştur. Bu gelenek, John Calvin ve diğer reformcuların öğretilerini izleyen Protestan Hristiyanlığın bir koludur. Tanrı’nın otoritesini, İncil’in nihai rehber olmasını ve kurtuluşun insan çabasına değil Tanrı’nın lütfuna dayanmasını vurgular.
Rushdoony, 1965’te Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığını destekleyen bir düşünce kuruluşu ve yayınevi olan Chalcedon Vakfını kurdu. Vakıf, hareketin ana merkezi olarak hizmet verdi ve İncil hukukunun modern topluma uygulanmasına ilişkin kitaplar, politika metinleri, makaleler ve eğitim materyalleri üretti.
Bu program, Ortodoks Presbiteryen ilahiyatçı Greg Bahnsen ve Hristiyan yeniden yapılanmacı yazar-tarihçi Gary North’un yetişmesine katkı sağladı; her ikisi de hareket içinde önemli liderlik rollerini üstlendi.
Yeniden yapılanmacılığın özünde, siyaset, ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında ilahi otoritenin hüküm sürmesi gerektiği inancı vardır. Onlara göre laik demokrasi doğası gereği istikrarsızdır; çünkü ilahi hakikat yerine insan görüşüne dayanır.
Bu fikirler geçmişte olduğu gibi bugün de oldukça tartışmalıdır. Reform geleneği içindeki muhafazakârlar dâhil olmak üzere birçok teolog, Rushdoony’nin eski İsrail’in medeni kanunlarının modern devletlerde uygulanması gerektiği yönündeki argümanını reddetmiştir.
Hristiyan egemenliği ve farklı ağlar
Buna rağmen yeniden yapılanmacı fikirler, daha geniş anlamda egemenlikçilike inanan kişilerin benzer düşüncelerle bir araya gelmesiyle etkisini artırdı. Egemenlikçilik, İncil yasalarının bire bir uygulanmasını gerektirmeden kültür ve siyaset üzerinde Hristiyan etkisini savunan daha geniş bir ideolojidir.
Egemenlikçilik tek ve birleşik bir hareket olarak başlamadı. Aksine, Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığının geliştiği dönemle paralel şekilde, birbirini tamamlayan çeşitli akımlar halinde ortaya çıktı.
1960’lar ile 1980’ler arasında Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığı, egemenlikçi inançları teolojiye dayandırarak İncil hukukunun toplumu nasıl yönetmesi gerektiğini ana hatlarıyla belirleyen açık bir siyasi projeye dönüşmesine katkı sağladı. Din tarihçisi Michael J. McVicar, Rushdoony’nin çalışmalarının seküler yönetime hem teolojik hem de siyasi bir alternatif olarak uygulamalı İncil hukukunu savunduğunu belirtir. Bu yaklaşım, Hristiyan sağının yönelimini etkilemiştir.
Aynı dönemde özellikle karizmatik ve Pentekostal çevrelerde, farklı teolojik bir dille Hristiyanlığın toplum üzerindeki otoritesini savunan paralel akımlar ortaya çıktı.
Hristiyan egemenliğine inanan geniş ağ; Rushdoony’nin yeniden yapılanmacılığı ile karizmatik krallık teolojisi gibi çeşitli yaklaşımları kapsar.
Pentekostal ve karizmatik çevrelerde ortaya çıkan karizmatik krallık teolojisi, inananların Kutsal Ruh tarafından güçlendirilerek, Mesih’in dönüşünden önce siyaset, kültür ve toplumu şekillendirmesi gerektiğini öğretir.
Yeniden yapılanmacılıktan farklı olarak bu akım, biçimsel İncil yasalarından ziyade kehanet ve ruhani otoriteye vurgu yapar; hükümet, eğitim ve kültür gibi kurumlar üzerinde etki kurmayı amaçlar.
Onları birleştiren temel nokta, Hristiyan inancının ulusun ahlaki ve siyasi düzeninin temeli olması gerektiği düşüncesidir.
Özetle bu yaklaşımlar birbirini beslemekte ve tek başına elde edilemeyecek kadar büyük bir entelektüel ve aktivist hareket ortaya çıkarmaktadır.
Yeniden yapılanmacılıktan Yeni Apostolik Reformasyona
Yeniden yapılanmacı ve egemenlikçi fikirler, Hristiyan yeniden yapılanmacılığının unsurlarını uyarlayan karizmatik teolog C. Peter Wagner aracılığıyla daha geniş popülerlik kazandı. Wagner, Yeni Apostolik Reformasyon (NAR) olarak bilinen hareketin şekillenmesinde etkili oldu.
NAR, toplumu şekillendirmek için ruhsal armağanların ve apostolik liderliğin kullanımını vurgular ve egemenlikçi fikirler üzerine kurulu karizmatik bir harekettir.
Wagner, ruhsal savaş, kehanet ve modern havarilerin aile, kilise, hükümet, eğitim, medya, iş dünyası ve sanat olmak üzere yedi temel alanda kontrolü ele geçirerek toplumu İncil otoritesi altında yeniden şekillendirmesi gerektiğini savundu. Bu yaklaşım “Yedi Dağ Emri” olarak bilinir.
Hem yeniden yapılanmacı hem egemenlikçi hareketler, Hristiyanların kültürel kurumları yönetmesi gerektiği inancını paylaşmaktadır.
Ancak Wagner’in egemenlik teolojisi, Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığını karizmatik bir bağlama uyarlayarak Hristiyan toplum hedefini dünya çapında hükümetleri ve kültürleri etkilemeyi amaçlayan maneviyat odaklı bir harekete dönüştürmüştür.
Doug Wilson ve evde eğitim
Yeniden yapılanmacılık ile çağdaş egemenlikçi düşünce arasındaki bir diğer önemli köprü, Idaho’nun Moscow kentinde yaşayan papaz ve yazar Doug Wilsondır.
Wilson, yeniden yapılanmacılığın bazı sert yönlerinden uzak dursa da Rushdoony’nin entelektüel çerçevesinden büyük ölçüde yararlanmaktadır. Etkisi, İncil ilkelerinin hukuk, eğitim ve aile yaşamına uygulanmasını savunduğu yayınlarında görülür. Hristiyan okullarını, geleneksel aile rollerini ve günlük yaşamda “Hristiyan dünya görüşünü” savunarak yeniden yapılanmacı fikirleri yeni alanlara taşımaktadır.
Wilson, yazıları, öğretileri ve Reformcu Evanjelik Kiliseler Birliği (CREC) içindeki liderliği aracılığıyla Hristiyan değerleriyle şekillenen bir toplum vizyonunu desteklemekte ve yeniden yapılanmacı düşünceyi çağdaş kültürel etkileşimle birleştirmektedir.
Wilson’ın yayınevi Canon Press ve klasik okul hareketi, bu fikirleri ABD genelinde binlerce Hristiyan evine ve sınıfına ulaştırmıştır. Yerel cemaati olan Moscow’daki Christ Church’ün üye sayısı yaklaşık 1300’dür.
Hristiyan evde eğitim hareketi, ebeveynlere Reformcu teolojiye dayalı ve seküler eğitime eleştirel yaklaşan bir müfredat sunmaktadır.
Kalıcı etki
Bazı eleştirmenler, egemenlikçi ve yeniden yapılanmacı teolojinin siyasi eylemle birleşmesinin, yasaları ve politikaları tek bir dini dünya görüşünü yansıtacak şekilde baskı altına alarak çoğulculuğu ve demokratik normları zayıflatabileceği konusunda uyarıyor. Bu görüşlerin ılımlı biçimlerinin bile kilise-devlet ayrımını tehdit ettiğini; dini azınlıkların, dindar olmayan yurttaşların ve bu inançları paylaşmayan insanların haklarını zedeleme riski taşıdığını savunuyorlar.
Destekçileri ise misyonlarını, ahlaki bir toplumun yenilenmesi ve ilahi otoritenin insan refahının temeli olduğu bir düzenin kurulması olarak tanımlıyor.
Günümüzde Hristiyan Yeniden Yapılanmacılığı, kiliseler, Hristiyan evde eğitim dernekleri ve medya kuruluşlarından oluşan küçük ama etkili ağlar aracılığıyla varlığını sürdürmektedir. Etki alanı, orijinal hareketin çok ötesine uzanmıştır.
Rushdoony’yi hiç duymamış olanlar arasında bile, onun şekillenmesine katkıda bulunduğu siyasi ve teolojik düşünce kalıpları, modern Evanjelik aktivizmde ve Amerikan kamusal yaşamında dinin yeri üzerine süren tartışmalarda hâlâ görülebilmektedir.
Art Jipson
Sosyoloji Doçenti, University of Dayton