Kadınların eşitliği ve özgürlüğü için Yaşasın 8 Mart, Yaşasın Sosyalizm!

Dünyada reel sosyalizmin çözülüşünün ardından emekçi sınıfların kazanımlarına dönük saldırılar hız kesmedi. En temel yurttaşlık hakları olarak kabul edilen kamu hizmetleri birer ticari faaliyete dönüştü. Sermaye sınıfının doymak bilmeyen kâr hırsı emekçilere işsizlik, yoksulluk, esnek ve güvencesiz çalışma, düşük ücretler olarak yansıdı.

Piyasacılığın tek geçer akçe kabul edildiği bütün bu dönem boyunca kadınların payına düşen ise daha fazla yoksulluk, daha yaygın güvencesiz çalışma ve gerici tahakküm oldu. Bugün dünyada ve ülkemizde kadınlar en temel haklarından mahrum bırakılıyor. Kadına yönelik şiddet artıyor. Cinsiyet ayrımcılığını körükleyen gerici politikalar kadın cinayetlerine adeta davetiye çıkarıyor.

Sosyalizmin çözülüşünün ardından emperyalizmin artan savaş politikaları nedeniyle milyonlarca kadın ve çocuk, göçmen, sığınmacı ya da mülteci olarak yaşam mücadelesi veriyor.  Emperyalist ülkelerin, kadınların haklarına ilişkin söylemleri riyakârlıktan öte değildir. Bu devletler bugün Filistin’de İsrail Devleti’nin katliamlarına sadece seyirci kalmıyor, aynı zamanda on binlerce kadın ve çocuğun katledilmesine, yerinden sürülmesine ortak oluyor.

"Kadının İnsanca Yaşama ve Var Olma Mücadelesinin Bir Zaferi" "Kadının İnsanca Yaşama ve Var Olma Mücadelesinin Bir Zaferi"

Dünyada yaşanan bu dönüşümün bir uzantısı olarak ülkemizde AKP eliyle kurulan gerici rejim büyük bir tahribat yarattı, kadınların ikincilleştirildiği söylem ve politikaların önü açıldı. Kadınları sosyal yaşamda, eğitimde, üretim sürecinde görmeye tahammülü olmayan tarikat ve cemaatler baş tacı edildi, iktidar ortağı haline getirildi. Bu gerici örgütlenmelerin talebi doğrultusunda kadına yönelik şiddetin önlenmesini düzenleyen İstanbul Sözleşmesi bir gecede rafa kaldırıldı. Yetinmediler, şimdi de Medeni Kanun’u, 6284 sayılı kanunu tartışmaya açıyorlar, kadınların nafaka hakkına göz dikiyorlar. Temel yurttaşlık haklarının ve kadınların özgürlüğünün güvencesi olan, anayasanın ve hukukun temelini oluşturan laiklik ilkesi ayaklar altına alınıyor. AKP iktidarı tarikat ve cemaatlerden aldığı güçle seçimlerden sonra yeni anayasa yapmaya hazırlanıyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı, kadınların hem çalışıp hem de ev içi rollerini aksatmayacak esnek ve uzaktan çalışma modellerini büyük bir müjde gibi sunuyor. Oysa esnek çalışma, uzaktan çalışma güvencesizlik ve ucuz iş gücü demektir.

AKP’nin bütün süslü laflarına karşın gerçekler gün gibi ortada. Patronlara teşvik adı altında aktarılan yüklü kaynaklara rağmen kadın istihdamı yüzde 30’larda kalmıştır. Öte yandan bakım hizmetleri ve ev içi roller kadınların asli işi olarak tanımlanmaya devam ediyor. Kadınlar ise her gün şiddete uğruyor öldürülüyor.

Bütün bu tabloda kadınların mücadelesinin ve 8 Mart’ın dar kimlik siyasetine sıkıştırılması kabul edilemez. Bugün emperyalizmin savaş ve yıkım politikalarına dur demeden; sermayenin kâr hırsının, sömürü düzeninin karşısına dikilmeden ve gerici tahakküme meydan okumadan eşitlikten söz edilemez. 8 Mart’ın mirası ve geleneği tam da budur. 8 Mart’ın mirası kapitalizme ve emperyalizme meydan okuyan, ilk işçi devletini emekçi sınıflarla birlikte kuran sosyalist kadın hareketinin mücadelesidir. 8 Mart’ın mirası kadınların gerçek anlamda eşit ve özgür yaşadıkları bir düzenin, sosyalizmin inşasıdır. Bu mirasın izinde, kadınların kurtuluşu ve eşitliği için örgütlenen ilerici kadınların mücadelesi mücadelemizdir.

Emperyalistler, asalak patron sınıfı ve gericiler yenilecek, kadınlar kazanacak. Karanlığa meydan okuyan bütün ilerici, emekçi kadınların 8 Mart mücadele günü kutlu olsun.

Yaşasın kadınların eşitlik, özgürlük ve laiklik mücadelesi.

Editör: Haber Merkezi