DEM Partili İki Vekilden TBMM’ye “Hakikat ve Yüzleşme” Başvurusu
DEM Parti milletvekilleri Nevroz Uysal Aslan ile Cengiz Çiçek, Türkiye’de faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler, yargısız infazlar ve cezasızlık politikalarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iki ayrı Meclis Araştırması başvurusu yaptı. Başvurularda, geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesi, devlet arşivlerinin açılması ve hakikat mekanizmalarının oluşturulması talep edildi.
Nevroz Uysal Aslan: “Türkiye’nin yakın tarihi ağır yaşam hakkı ihlalleriyle doludur”
Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde; faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, zorla kaybetmeler, toplu mezarlar, şüpheli ölümler, sınır hattında yaşanan sivil ölümleri ve kadınların “intihar” denilerek kapatılan ölüm dosyalarının araştırılması istendi.
Önergede, özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun gündeme geldiği dosyalarda cezasızlık politikalarının sistematik hale geldiği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal hafızaya kazınmış ağır yaşam hakkı ihlalleriyle doludur.”
Aslan, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul dosyalarına ilişkin yeni inceleme birimi kurulduğu yönündeki açıklamalarını da hatırlatarak, yalnızca dosyaların yeniden incelenmesinin yeterli olmayacağını belirtti. Açıklamada, hangi dosyaların hangi kriterlere göre seçildiğinin, kamu görevlileri hakkında nasıl soruşturma yürütüleceğinin ve devlet arşivlerinin açılıp açılmayacağının kamuoyuna açıklanmadığı kaydedildi.
Gülistan Doku’dan Roboskî’ye kadar çok sayıda dosya hatırlatıldı
Araştırma önergesinde, Gülistan Doku dosyasındaki delil kayıpları ve soruşturma süreçlerine dikkat çekilerek, benzer karartma ve cezasızlık pratiklerinin birçok olayda yaşandığı ifade edildi.
Önergede ayrıca; Roboskî Katliamı, Tahir Elçi cinayeti, Kemal Kurkut olayı, sokağa çıkma yasakları dönemindeki ölümler, zırhlı araç çarpmaları sonucu yaşamını yitiren çocuklar ve sınır hattında öldürülen sivillerin de aynı cezasızlık zincirinin parçaları olduğu belirtildi.
1990’lı yıllarda Kürt illerinde yoğunlaşan faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve JİTEM bağlantılı davalara da dikkat çekilen başvuruda; Musa Anter, Vedat Aydın, Nezir Tekçi, Vartinis ve JİTEM Ana Davası gibi dosyalarda hakikatin ortaya çıkarılamadığı ifade edildi.
“Meclis halk adına denetim yetkisini kullanmalı”
Başvuruda, TBMM’nin geçmişte hazırlanan faili meçhul cinayetler raporlarını etkili biçimde ele almadığı belirtilerek, sorunun yalnızca adli değil aynı zamanda siyasal ve tarihsel bir yüzleşme meselesi olduğu kaydedildi.
Kurulması talep edilen komisyonun;
- cezasızlıkla kapatılan dosyaların dökümünü çıkarması,
- soruşturma eksikliklerini belirlemesi,
- toplu mezar iddialarını araştırması,
- kamu görevlilerinin sorumluluk zincirini ortaya koyması,
- mağdur aileleri, insan hakları örgütleri ve Cumartesi İnsanları’nın beyanlarını dinlemesi gerektiği ifade edildi.
Cengiz Çiçek: “Zorla kaybetmeler tüm boyutlarıyla araştırılsın”
İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek’in TBMM’ye sunduğu ikinci araştırma önergesinde ise özellikle 1990’lı yıllarda sistematik hale gelen gözaltında kaybetmelerin araştırılması istendi.
Çiçek, zorla kaybetmelerin yalnızca münferit olaylar olmadığını belirterek, İnsan Hakları Derneği verilerine göre Türkiye’de kayıplara ait olduğu belirtilen 253 toplu mezarın bulunduğunu hatırlattı.
Önergede, JİTEM yapılanması etrafında şekillenen yasa dışı yapıların işkence, gözaltında kayıp ve yargısız infazlarda rol aldığına ilişkin çok sayıda bilgi ve belgenin daha önce TBMM komisyon raporlarına da yansıdığı ifade edildi.
Cumartesi Anneleri ve Galatasaray Meydanı vurgusu
Başvuruda, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yıllardır sürdürdüğü hakikat mücadelesine dikkat çekildi. 700. hafta eyleminin yasaklanması, Galatasaray Meydanı’ndaki polis müdahaleleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarının tam uygulanmaması da önergenin önemli başlıkları arasında yer aldı.
Çiçek’in önergesinde, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Herkesin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ne taraf olması ve zorla kaybetme suçunun Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak düzenlenmesi çağrısı yapıldı.
“Toplumsal barış için hakikat mekanizmaları kurulmalı”
Cengiz Çiçek, başvurusunda geçmişle yüzleşmenin demokratikleşme ve toplumsal barış açısından zorunlu olduğunu belirterek, özellikle Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrasında başlayan tartışmaların bu ihtiyacı yeniden görünür hale getirdiğini ifade etti.
Önergede, hakikat komisyonları kurulması, devlet arşivlerinin açılması, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve cezasızlık politikalarının sonlandırılması gerektiği vurgulanarak Meclis’in bu konuda sorumluluk üstlenmesi çağrısı yapıldı.